SON DAKİKA

#Nükleer Program

HABER DEĞER - Nükleer Program haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Nükleer Program haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İran ve ABD arasında tarihi günler : "Barış hiç bu kadar yakın olmamıştı" Haber

İran ve ABD arasında tarihi günler : "Barış hiç bu kadar yakın olmamıştı"

İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, savaşı tamamen bitirecek bir mutabakat zaptının önümüzdeki günlerde dijital ortamda imzalanacağını duyururken, sürece arabuluculuk yapan Pakistan’dan da sürecin tamamlandığına dair teyit geldi. Dijital imza ile yeni dönem İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, devlet televizyonunda yaptığı açıklamada, ABD ile yürütülen müzakerelerde mutabakat zaptına son şeklinin verildiğini belirtti. Her iki ülkenin kendi topraklarından dijital ortamda imzalayacağı bu metinle, taraflar karşılıklı olarak yeni bir savaş başlatmama taahhüdünde bulunacak. İmzaların atılmasının ardından, nükleer program ve yaptırımların kaldırılmasını kapsayan ikinci aşama müzakerelerin ise 60 gün içerisinde başlatılması hedefleniyor. Lübnan'dan Hürmüz Boğazı'na geniş kapsam Mutabakat zaptı, bölgedeki çatışma alanlarını kökten değiştirecek hükümler barındırıyor. Erakçi, anlaşmanın Lübnan dahil tüm cephelerde savaşı sona erdireceğini ve İsrail'in işgal altındaki bölgelerden çekilmesini öngördüğünü ifade etti. Aynı zamanda ABD'nin İran'a yönelik deniz ablukasının kaldırılması ve dondurulmuş varlıkların serbest bırakılması da metnin kritik maddeleri arasında yer alıyor. Hürmüz Boğazı’nın yönetimi konusunda da önemli bir uzlaşıya varıldı. Erakçi, İran'ın askeri varlığını ve egemenliğini koruyacağını, boğazda uluslararası hukuka uygun yeni bir yasal sistemin kurulacağını belirtti. Boğazdan geçişler için doğrudan ücret alınmayacağını ancak hizmet bedeli uygulamasına geçileceğini dile getirdi. Pakistan'dan "sabotaj" uyarısı Sürece arabuluculuk yapan Pakistan'ın Başbakanı Şahbaz Şerif, anlaşma metninin tamamlandığını resmen doğruladı. Sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, barış sürecini sabote etmeye yönelik dezenformasyon kampanyalarının farkında olduklarını belirten Şerif, "Gürültüyü bir kenara bırakırsak, barış anlaşmasının nihai ve üzerinde uzlaşılan metnine ulaşıldığını teyit edebiliriz. Barış daha önce hiç bu kadar yakın olmamıştı" ifadelerini kullanarak sürecin nihai aşamaya ulaştığını vurguladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Donald Trump’tan İran’a nükleer tehdit: "Onları havaya uçururuz" Haber

Donald Trump’tan İran’a nükleer tehdit: "Onları havaya uçururuz"

ABD Başkanı Donald Trump, katıldığı bir televizyon programında İran’ın nükleer programı ve uranyum stoklarına ilişkin Washington’ın stratejisini sert bir dille kamuoyuna duyurdu. Trump, Tahran yönetiminin nükleer faaliyetlerinin Uzay Kuvvetleri aracılığıyla anlık olarak izlendiğini vurgulayarak, olası bir sevkiyat veya kullanım girişimine karşı saldırı tehdidinde bulundu. "Uzay Kuvvetleri ile sürekli gözetim altındalar" İran’da yer altında gizlendiği öne sürülen zenginleştirilmiş uranyum stoklarının her an ele geçirilebilecek bir konumda olduğunu savunan Trump, gözetleme faaliyetlerinde kendi döneminde kurulan ABD Uzay Kuvvetleri'nin (Space Force) kritik rol oynadığını ifade etti. Trump, "Uzay Kuvvetleri diye bir yapı kurdum ve gözetlemeyi sürdürüyorlar. Bunu istediğimiz zaman ele geçirebiliriz; sürekli kontrolümüz altında" şeklinde konuştu. Müdahale mesajı: "Yaklaşırlarsa biliriz" Tahran yönetiminin yer altındaki uranyumu tesis dışına çıkarması veya nükleer bir adım atması durumunda teknolojik takip sistemlerinin anında devreye gireceğini belirten ABD Başkanı, müdahale konusundaki kararlılığını şu sözlerle dile getirdi: "Eğer biri oraya yaklaşırsa bunu biliriz ve onları havaya uçururuz." Trump’ın bu ifadeleri, bölgede devam eden gerilimin askeri çatışma riskini tırmandırdığı bir dönemde doğrudan bir uyarı niteliği taşıyor. Uranyum ve nükleer program krizi Washington yönetimi, İran’ın elindeki tüm zenginleştirilmiş uranyumun ülke dışına çıkarılmasını ve nükleer programın tamamen sonlandırılmasını talep etmeye devam ediyor. Tahran ise uluslararası baskılara rağmen uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin "barışçıl amaçlar" taşıdığını ve bu haktan vazgeçmeyeceğini yineleyerek müzakere kapılarını kapalı tutuyor. Karşılıklı restleşmelerin, Basra Körfezi ve Orta Doğu genelindeki güvenlik dengelerini nasıl etkileyeceği yakından takip ediliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

ABD–İran hattında kritik gün: Heyetler İslamabad’da masada Haber

ABD–İran hattında kritik gün: Heyetler İslamabad’da masada

ABD ile İran arasında uzun süredir beklenen kritik müzakere süreci başladı. Amerika Birleşik Devletleri ve İranheyetleri, görüşmeler için İslamabad’da buluştu. Sürecin, 40 gün süren savaşın ardından ilan edilen ateşkesi kalıcı bir anlaşmaya dönüştürmesi hedefleniyor. ABD heyeti Pakistan’a ulaştı ABD heyetine, Başkan Yardımcısı JD Vance liderlik ediyor. Heyette ayrıca Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve eski Başkan Donald Trump’ın damadı Jared Kushner da yer alıyor. ABD’li müzakereciler, görüşmeler öncesinde Pakistan’a ulaştı. İran heyeti 4 isimden oluşuyor İran tarafında ise Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf başkanlığında bir heyet İslamabad’a geldi. Heyette Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Ulusal Güvenlik yetkilisi Ali Ekber Ahmediyan ve Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti yer alıyor. Washington’un ilk talebi: Mahkumlar serbest bırakılsın ABD basınına yansıyan bilgilere göre Washington yönetimi, müzakerelerde öncelikli olarak İran’da tutuklu bulunan ABD yurttaşlarının serbest bırakılmasını talep edecek. İran’da en az 6 ABD’linin tutuklu olduğu biliniyor. Ancak bu talebin, müzakerelerin seyrine göre ertelenebileceği de ifade ediliyor. Trump: Tek şart nükleer silah olmaması ABD Başkanı Donald Trump, müzakereler öncesinde yaptığı açıklamada anlaşmanın temel şartını net bir şekilde ortaya koydu. Trump, İran’ın nükleer silah geliştirmemesi gerektiğini vurgulayarak, “Anlaşmanın yüzde 99’unu bu madde oluşturuyor” dedi. Hürmüz Boğazı’na ilişkin de açıklamalarda bulunan Trump, uluslararası geçişlerin engellenmesine izin vermeyeceklerini belirtti. Olası bir anlaşma sonrası boğazın yeniden tam kapasiteyle açılacağını ifade etti. Gözler İslamabad’daki görüşmelerde Taraflar arasında güvenlik, nükleer program ve bölgesel dengeleri kapsayan geniş başlıkların ele alınması bekleniyor. Müzakerelerin sonucu, yalnızca iki ülke ilişkilerini değil, Orta Doğu’daki güç dengelerini de doğrudan etkileyecek. İslamabad’da başlayan bu kritik süreç, bölgesel gerilimin düşürülmesi ve kalıcı barış ihtimali açısından yakından takip ediliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Trump’tan İran mesajı: Anlaşma olmazsa kötü bir gün olacak Haber

Trump’tan İran mesajı: Anlaşma olmazsa kötü bir gün olacak

ABD Başkanı Donald Trump, İran’la yürütülen gerilime ilişkin yaptığı açıklamada diplomatik çözümü tercih ettiğini ancak anlaşma sağlanamaması halinde İran ve halkı için “kötü bir gün” yaşanabileceğini ifade etti. Trump, İran politikası konusunda son kararın kendisine ait olduğunu vurguladı. Trump, Genelkurmay Başkanı hakkındaki iddiaları yalanladı Trump, sanal medya hesabından yaptığı paylaşımda ABD Genelkurmay Başkanı Dan Caine’in İran’la savaşa karşı olduğu yönündeki haberleri “yalan” olarak nitelendirdi. Söz konusu iddiaların gerçeği yansıtmadığını belirten Trump, Caine’in olası bir askeri kararda ordunun başında görevini yerine getireceğini söyledi. “Kararı ben veririm” mesajı İran’a yönelik olası askeri adım konusunda nihai kararın başkanlık makamında olduğunu dile getiren Trump, bir saldırı kararı alınması halinde bunun uygulanacağını ifade etti. Trump, Caine’in savaş görmek istemediğini ancak askeri bir karar alınırsa ordunun bunu yönetebileceğini düşündüğünü aktardı. Diplomasi vurgusu, askeri seçenek uyarısı Trump açıklamasında diplomasiye öncelik verdiğini belirterek, İran’la anlaşma sağlanmasının tercih edilen yol olduğunu söyledi. Ancak anlaşma olmaması halinde İran ve halkı açısından ağır sonuçlar doğabileceği uyarısında bulundu. Gerilim yeniden gündemde Trump’ın açıklamaları, Washington ile Tahran arasındaki nükleer program ve bölgesel güvenlik başlıklarında süren gerilimin yeniden yükseldiği bir dönemde geldi. ABD yönetiminin hem diplomatik temasları hem de askeri seçenekleri birlikte değerlendirdiği yorumları yapılıyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Ortadoğu’nun bitmeyen krizi: 11 Eylül’le kurulan düzen, 7 Ekim’le sarsıldı Haber

Ortadoğu’nun bitmeyen krizi: 11 Eylül’le kurulan düzen, 7 Ekim’le sarsıldı

Ortadoğu’nun “savaşlar bitse bile huzurun gelmediği” coğrafya olarak anılmasının arkasında ne var? Akademisyen ve yazar Mehmet Akif Koç, bölgedeki kırılmaların sadece sahadaki çatışmalarla değil; rejim biçimleri, toplum yapıları, dış müdahaleler ve jeopolitik rekabetle örülü bir “uzun kriz düzeni” yarattığını vurguluyor. Koç’a göre bu düzenin iki ana dönüm noktası bulunuyor: 11 Eylül 2001 saldırıları ve 7 Ekim 2023 saldırıları. İki tarih de “saldırı” olsa da, asıl belirleyici olanın bu olaylardan sonra bölgeye dönük kurgu ve müdahale biçiminin değişmesi olduğunu söylüyor. 11 Eylül’ün ardından: ABD’nin müdahaleci dönemi ve ‘iki kamp’ siyaseti Koç, 11 Eylül sonrasında ABD’nin Ortadoğu’ya bakışında belirgin bir dönüşüm yaşandığını; 1990’ların “küresel liberal demokrasi” idealinin geriye düştüğünü ve Washington’un daha doğrudan müdahaleci bir hatta savrulduğunu belirtiyor. Bu dönemin yalnızca askeri müdahalelerle değil, siyasal dizayn ve ittifak mühendisliğiyle de ilerlediğini savunuyor. Koç’un çerçevesinde ABD’nin bölgede kurduğu temel yaklaşım şu: “Ya bizimlesin ya değilsin.” Bu bakışın içeriğini de şöyle özetliyor: ABD’yle aynı çizgideysen mezhebinin, ideolojinin ya da rejiminin ne olduğunun ikincil hale geldiği; fakat ABD’nin yanında değilsen, sistemin dışına itildiğin ve hedefe dönüşebildiğin bir denge. Arap ayaklanmaları: Soğuk Savaş’tan kalan yapılar tasfiye edildi Koç, 11 Eylül sonrası şekillenen dönemin ikinci büyük kırılmasını Arap ayaklanmalarıyla ilişkilendiriyor. Libya’da Kaddafi, Mısır’da Mübarek, Yemen’de Ali Abdullah Salih, Tunus’ta Bin Ali gibi yönetimlerin devrilmesini “Soğuk Savaş bakiyesi yapıların tasfiyesi” olarak okuyor. Suriye’de Baas rejiminin düşüşünü de aynı hat içinde değerlendiriyor; bu tasfiyelerin bölgeyi daha istikrarlı değil, daha kırılgan hale getirdiğini savunuyor. 7 Ekim sonrası: İran’ın yükselişi durdu, dengeler yeniden kuruldu Koç’a göre 2003 Irak işgali ile 7 Ekim 2023 arasındaki 20 yıllık dönem, İran’ın bölgesel etkisinin büyüdüğü bir zaman aralığıydı. İran’ın bir dönem Bağdat, Şam, Beyrut ve Sana üzerindeki nüfuzuyla “4 başkent” etkisine ulaştığını; Gazze’yi de ekleyerek bunu “4,5 başkent” diye tarif ettiğini aktarıyor. Ancak Koç, 7 Ekim sonrası sürecin İran’ın bu bölgesel momentini tersine çevirdiğini düşünüyor. Kendi “Ortadoğu okumasında” bölgeyi şekillendiren dört ana aktörü Türkiye, İran, İsrail ve Körfez Arapları (Suudi Arabistan, BAE, Katar) olarak tanımlıyor; diğer Arap ülkelerinin ise daha sınırlı bir etkiye sahip olduğunu söylüyor. Koç’un iddiası şu: 2003-2023 arasında İran, bu üç aktörü aynı anda karşısına aldı; buna karşılık diğer üç aktör ABD’yle birlikte hareket ederek İran’ın etkisini kıran bir çizgiye geldi. Bu süreçte Suriye’de yaşanan gelişmelerin de İran’ın alan kaybını hızlandırdığı görüşünde. “Suriye’de savaş bitti demek kolay, ama çatışma dinamikleri sürüyor” Koç, Suriye’de rejimin düşmüş olmasının ülkede iç çatışmaların biteceği anlamına gelmediğini savunuyor. Bunun temelini iki “makro çerçeve” ile açıklıyor: 1) Tarihsel-sosyolojik yarılma: Koç, Osmanlı’nın son döneminden beri Suriye’de bir yarılma bulunduğunu söylüyor. Bir yanda Halep-Hama-Humus-Şam-Dera hattında yoğunlaşan Sünni Arap merkez aks; diğer yanda Kuzeydoğu’daki Kürtler, güneyde Dürziler, sahilde Aleviler/Nusayriler, ayrıca Hristiyanlar, Türkmenler ve diğer toplulukların oluşturduğu periferik yapı. Bu iki eksenin farklı dönemlerde birbirini tasfiye ederek ilerlediğini; darbeler, rövanşlar ve kırılmaların bu gerilimi derinleştirdiğini belirtiyor. 2) “Beşli çatışma dinamiği” uyarısı: Koç, Suriye’de önümüzdeki dönemi şekillendirebilecek beş çatışma hattı öngörüyor: Sünni İslamcılar ile Aleviler arasındaki tarihsel kan davası; Sünni İslamcılar ile Dürziler arasındaki gerilim; Şam’daki yönetim ile Kürt yapıların (YPG/SDG) kontrol ve yetki mücadelesi; Şii ağlar (Hizbullah, Haşdi Şaabi ve İran bağlantılı gruplar) ile Sünni selefi unsurlar arasındaki derinleşmiş çatışma; son olarak da HTŞ’nin kendi içindeki farklı fraksiyonların, liderliğe ve dış ilişkiler tercihlerine dair üretebileceği iç gerilim. Koç, bu tablo nedeniyle “rejim değişse bile” Suriye’de kısa ve orta vadede çatışma potansiyelinin canlı kaldığını vurguluyor. İran’da neden gerilim bitmiyor? ‘Yapısal kriz + yarılmış sosyoloji + konjonktürel baskı’ İran başlığında Koç, sokak protestolarının arkasındaki gerilimi üç ana kümede topluyor: Yapısal kriz: “Seçilmişler ile atanmışlar” arasındaki yetki uçurumu. Koç, halkın sandığa giderken “Seçtiğim kişiler gerçekten yönetebiliyor mu?” sorusunu daha yüksek sesle sormaya başladığını; buna bağlı olarak seçim katılım oranlarının düştüğünü söylüyor. Yarılmış sosyoloji: Etnik/mezhepsel periferi (Azeri Türkleri, Kürtler, Araplar, Beluçlar, Türkmenler vb.) ile merkez arasındaki tarihsel gerilimler; ayrıca toplumun dindar-seküler ayrışması ve özellikle kadın hareketlerinin baskı mekanizmalarına tepkisi. Konjonktürel krizler: Nükleer program ve balistik füze tercihinin yaptırımları büyütmesi; yaptırımların ekonomi üzerinde ağır basınç üretmesi; bölgesel hegemonya kaybının ve dış baskının iç gerilimi daha kırılgan hale getirmesi. Koç, bu üç başlığın üst üste binmesinin İran’da “sönümlense bile geri gelen” kriz dalgaları ürettiğini savunuyor. “İran’da devrim olur mu?”: Koç’un üç senaryosu Koç, İran’da kısa vadede rejim değişikliğini mümkün kılacak üç senaryo dışında güçlü bir ihtimal görmediğini söylüyor: Seküler devrim: Bunun için milyonların uzun süreli ve ülke geneline yayılan eylemliliği, örgütlülük ve dış destek gibi şartların oluşması gerektiğini; fakat bugün İran’da bunun sosyolojik tabanının ve siyasal örgütlenme kanallarının sınırlı olduğunu savunuyor. Devletin periferide çözülmesi: Etnik/mezhepsel toplulukların kontrol alanları oluşturarak merkezi yapıyı geri itmesi ihtimali. Koç bunu tarihsel örneklerle anlatmakla birlikte, mevcut devlet kapasitesi nedeniyle kısa vadede düşük olasılık görüyor. Dışarıdan karasal işgal: Bu kapasitenin fiilen yalnızca ABD’de bulunduğunu; fakat Irak ve Afganistan tecrübelerinin ardından böyle bir işgalin maliyetinin yüksek olacağını vurguluyor. Koç, bu nedenle İran’da gerilimin “bitmesi” değil, farklı biçimlerde “yeniden üremesi” olasılığının daha güçlü olduğunu ifade ediyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.