SON DAKİKA

#Nükleer Silah

HABER DEĞER - Nükleer Silah haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Nükleer Silah haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Nükleer gerilimin kalbi: Zenginleştirilmiş uranyum nedir, İran’ın elinde ne var? Haber

Nükleer gerilimin kalbi: Zenginleştirilmiş uranyum nedir, İran’ın elinde ne var?

Zenginleştirilmiş uranyum nedir? Uranyum, doğada bulunan bir elementtir ve iki temel izotoptan oluşur: U-238 ve U-235. Nükleer enerji ya da silah üretimi için kritik olan izotop ise U-235’tir. Doğal uranyumda U-235 oranı yalnızca yaklaşık %0,7’dir. Bu oran artırılarak kullanılabilir hale getirilir. İşte bu sürece zenginleştirme denir. Bu işlemde: Uranyum gaz haline getirilir Santrifüj adı verilen yüksek hızlı makinelerde döndürülür Daha hafif olan U-235 ayrıştırılarak yoğunlaştırılır Sivil kullanım ile nükleer silah arasındaki fark Zenginleştirme oranı, uranyumun ne amaçla kullanılacağını belirler: %3–5 → Nükleer santrallerde enerji üretimi %20 → Araştırma reaktörleri %90 → Nükleer silah üretimi Yani oran yükseldikçe, uranyumun silah haline getirilmesi daha mümkün hale gelir. Kritik eşik: %20 Uzmanlara göre %20 zenginlik seviyesi kritik bir eşiktir. Çünkü bu seviyeye ulaşıldığında, %90’a çıkmak çok daha kısa sürede mümkün olur. Bu nedenle %20 üzeri stoklar, küresel güvenlik açısından yakından izlenir. İran’ın elinde ne kadar uranyum var? ABD’li yetkililere göre İran’ın elinde: %60 zenginleştirilmiş yaklaşık 440 kg uranyum %20 seviyesinde yaklaşık 1000 kg %3,6 seviyesinde yaklaşık 8500 kg uranyum bulunuyor Bu veriler, İran’ın kısa sürede silah seviyesine ulaşabilecek teknik kapasiteye sahip olabileceği yönünde yorumlanıyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na göre bu miktar, daha da zenginleştirilirse teorik olarak birden fazla nükleer bomba üretimine yetecek düzeyde olabilir. İran nükleer silah geliştiriyor mu? İran, nükleer programının tamamen sivil amaçlı olduğunu savunuyor. Uluslararası denetim kurumları ise aktif bir nükleer silah programına dair kesin kanıt bulunmadığını belirtiyor. Ancak uzmanlar, uranyum zenginleştirme kapasitesinin artmasının tek başına yeterli olmadığını da vurguluyor. Çünkü bir nükleer silah için: Savaş başlığı tasarımı MontajTaşıma sistemi (füze vb.) gibi çok daha karmaşık süreçler gerekiyor. Müzakerelerin kilit noktası ABD ile İran arasındaki görüşmelerde en kritik başlıklardan biri, bu uranyum stokunun akıbeti. ABD tarafı stokların sınırlandırılmasını isterken, İran bu konuda geri adım atmaya yanaşmıyor. Enerji mi, tehdit mi? Zenginleştirilmiş uranyum, bir yandan enerji üretiminin anahtarıyken, diğer yandan küresel güvenlik açısından en büyük risklerden biri. Bu nedenle İran’ın elindeki stok, sadece bölgesel değil küresel dengeleri de doğrudan etkileyen stratejik bir mesele olarak öne çıkıyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

ABD–İran hattında kritik gün: Heyetler İslamabad’da masada Haber

ABD–İran hattında kritik gün: Heyetler İslamabad’da masada

ABD ile İran arasında uzun süredir beklenen kritik müzakere süreci başladı. Amerika Birleşik Devletleri ve İranheyetleri, görüşmeler için İslamabad’da buluştu. Sürecin, 40 gün süren savaşın ardından ilan edilen ateşkesi kalıcı bir anlaşmaya dönüştürmesi hedefleniyor. ABD heyeti Pakistan’a ulaştı ABD heyetine, Başkan Yardımcısı JD Vance liderlik ediyor. Heyette ayrıca Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve eski Başkan Donald Trump’ın damadı Jared Kushner da yer alıyor. ABD’li müzakereciler, görüşmeler öncesinde Pakistan’a ulaştı. İran heyeti 4 isimden oluşuyor İran tarafında ise Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf başkanlığında bir heyet İslamabad’a geldi. Heyette Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, Ulusal Güvenlik yetkilisi Ali Ekber Ahmediyan ve Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti yer alıyor. Washington’un ilk talebi: Mahkumlar serbest bırakılsın ABD basınına yansıyan bilgilere göre Washington yönetimi, müzakerelerde öncelikli olarak İran’da tutuklu bulunan ABD yurttaşlarının serbest bırakılmasını talep edecek. İran’da en az 6 ABD’linin tutuklu olduğu biliniyor. Ancak bu talebin, müzakerelerin seyrine göre ertelenebileceği de ifade ediliyor. Trump: Tek şart nükleer silah olmaması ABD Başkanı Donald Trump, müzakereler öncesinde yaptığı açıklamada anlaşmanın temel şartını net bir şekilde ortaya koydu. Trump, İran’ın nükleer silah geliştirmemesi gerektiğini vurgulayarak, “Anlaşmanın yüzde 99’unu bu madde oluşturuyor” dedi. Hürmüz Boğazı’na ilişkin de açıklamalarda bulunan Trump, uluslararası geçişlerin engellenmesine izin vermeyeceklerini belirtti. Olası bir anlaşma sonrası boğazın yeniden tam kapasiteyle açılacağını ifade etti. Gözler İslamabad’daki görüşmelerde Taraflar arasında güvenlik, nükleer program ve bölgesel dengeleri kapsayan geniş başlıkların ele alınması bekleniyor. Müzakerelerin sonucu, yalnızca iki ülke ilişkilerini değil, Orta Doğu’daki güç dengelerini de doğrudan etkileyecek. İslamabad’da başlayan bu kritik süreç, bölgesel gerilimin düşürülmesi ve kalıcı barış ihtimali açısından yakından takip ediliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Prof. Dr. Hüseyin Çelik: Dünya ahlaki çöküş yaşıyor Haber

Prof. Dr. Hüseyin Çelik: Dünya ahlaki çöküş yaşıyor

Prof. Dr. Hüseyin Çelik’in kaleme aldığı ve uluslararası kamuoyunda tartışma yaratan analiz yazısı, ABD, İsrail ve İran arasında süren çatışmaların sadece askeri değil, aynı zamanda ahlaki ve vicdani bir kriz olduğunu ortaya koydu. Çelik, yaşananları “savaş” olarak tanımlamanın dahi doğru olmadığını savunarak, süreci “uluslararası hukukun ve insanlığın çöküşü” olarak değerlendirdi. “Bu bir savaş değil, devlet terörü” Çelik, mevcut çatışmanın klasik anlamda bir savaş olmadığını vurgulayarak, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını uluslararası hukuka aykırı buldu. Güçlü devletlerin kendilerini haklı görerek zayıf gördükleri ülkelere müdahale ettiğini belirten Çelik, bu durumu “devlet korsanlığı ve devlet terörü” olarak nitelendirdi. Geçmişten bugüne müdahaleler zinciri Yazıda, ABD’nin Irak işgali başta olmak üzere birçok ülkede yürüttüğü askeri müdahaleler hatırlatıldı. Bu müdahalelerin ardından demokrasi ve istikrar yerine yıkım, yoksulluk ve toplumsal travmaların kaldığı ifade edildi. Çelik, bu süreçlerin küresel ölçekte güven kaybına yol açtığını vurguladı. “İran’a saldırı hiçbir şekilde meşru değil” Çelik, İran yönetiminin eleştirilebilecek yönleri olduğunu kabul etmekle birlikte, bunun askeri saldırıyı haklı kılmayacağını belirtti. İran’a yönelik müdahalenin gerekçelerinin inandırıcı olmadığını savunan Çelik, özellikle nükleer silah iddialarının geçmişte Irak örneğinde olduğu gibi tartışmalı olduğunu dile getirdi. “Mazlumdan yana olmak gerekir” Yazının en dikkat çekici bölümlerinden birinde Çelik, hem insani hem de etik açıdan taraf olmanın önemine dikkat çekti. Çelik, fiili bir savaşa girilmemesi gerektiğini belirtirken, duruş olarak “haklı olan zayıfın” yanında yer alınması gerektiğini ifade etti. Ortadoğu’ya sert eleştiri: “Sessizlik kabul edilemez” Bölge ülkelerinin tutumunu da eleştiren Çelik, bazı ülkelerin ABD’ye karşı sessiz kalmasını “ahlaki bir çelişki” olarak değerlendirdi. Özellikle sivil kayıplar karşısında yeterli tepki verilmemesinin kabul edilemez olduğunu vurguladı. Türkiye için kritik uyarılar Çelik, Türkiye’nin bu süreçte dengeli ve temkinli bir politika izlemesi gerektiğini ifade ederken, ülkedeki yabancı askeri üslerin de yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savundu. Türkiye’nin uluslararası ilişkilerde bağımsız duruşunu korumasının önemine dikkat çekti. “En tehlikeli durum: Kaybedecek hiçbir şeyi kalmayanlar” Yazının sonunda Çelik, savaşların en büyük riskinin toplumsal yıkım olduğunu belirterek, kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan toplumların daha büyük krizlere yol açabileceği uyarısında bulundu. Çelik’in değerlendirmeleri, küresel siyasette artan gerilimlerin sadece askeri değil, aynı zamanda etik ve insani boyutlarıyla da tartışılması gerektiğini bir kez daha gündeme taşıdı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

80 yıl sonra Hiroşima ve Nagazaki: Nükleer korku geri mi dönüyor? Haber

80 yıl sonra Hiroşima ve Nagazaki: Nükleer korku geri mi dönüyor?

“Gözlerini ellerinde taşıyan birini gördüm” 6 Ağustos 1945 sabahı saat 08:15’te Hiroşima’ya atılan “Little Boy” adlı atom bombası, insanlık tarihinin en yıkıcı anlarından birini başlattı. O sırada 13 yaşında olan ve patlamadan sağ kurtulan Setsuko Thurlow, yaşadıklarını yıllar sonra şu sözlerle anlattı: “Bir anda pencerede mavi-beyaz bir ışık parladı. Ardından havada süzüldüğümü hissettim. Derileri sarkan, saçları dimdik, gözlerini ellerinde taşıyan insanlar gördüm.” Bugün 93 yaşında olan Thurlow, Nobel ödüllü ICAN kampanyasının da sözcülüğünü yaptı. Nükleer silahsızlanma mücadelesine adanmış hayatı, Japonya’nın nükleer karşıtı mirasının da sesi haline geldi. Japonya: Felaketin ve direnişin hafızası Japonya’da her yıl 6 Ağustos’ta düzenlenen törenle Hiroşima kurbanları anılıyor. “Barış Çanı” çalıyor, Hiroşima Belediye Başkanı nükleer silahların tamamen ortadan kaldırılması çağrısı yapıyor. Törenler, Japonya’nın 1946’da yürürlüğe giren Barış Anayasası ve “üretmeme, edinmeme, sokmama” ilkelerine dayanıyor. Tarihçi Takuma Melber’e göre Japonya, nükleer travmayı kendi kimliğinin bir parçası haline getirdi: “Hiroşima, Nagazaki ve Fukuşima… Japonya kendini bu felaketlerin kader ülkesi olarak görüyor.” ABD özür dilemedi, asker göndermeye devam ediyor Atom bombalarının ardından teslim olan Japonya, savaş sonrası ABD’nin yakın müttefiki haline geldi. Ancak Washington hiçbir zaman resmi bir özür dilemedi. Bugün yaklaşık 54 bin Amerikan askeri hala Japonya’da konuşlu. Japonya, güvenliğini büyük ölçüde ABD'nin nükleer şemsiyesi altında sürdürüyor. Güvenlik uzmanı Nico Lange’ye göre, Japonya kendini Çin ve Kuzey Kore gibi komşuları nedeniyle “ön cephe ülkesi” olarak görüyor: “Almanya hâlâ savaşı uzak bir kriz olarak görüyor olabilir ama Japonlar ciddiyetle yaşıyor.” Dünya nükleer silahlara yeniden mi yöneliyor? Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) 2024 verilerine göre, küresel savunma harcamaları Soğuk Savaş’tan bu yana rekor seviyeye ulaştı. Harcamalar bir yılda yüzde 9,4 arttı ve en büyük yatırımlar nükleer silah modernizasyonuna yapıldı. SIPRI Direktörü Dan Smith, “Nükleer silahsızlanma yavaşlıyor, hatta tersine dönüyor” diyerek uyarıyor. Nükleer silah edinmeyi ya da topraklarına konuşlandırmayı düşünen ülke sayısı artıyor. Bugün Rusya 5.459, ABD 5.177 başlıkla en büyük cephaneliklere sahip. Onları Çin, Fransa, İngiltere, Hindistan, Pakistan, İsrail ve Kuzey Kore izliyor. Nükleer silahınız yoksa masada söz hakkınız var mı? Almanya ve Japonya, nükleer silah kullanmayan ülkeler arasında yer alıyor. Ancak her iki ülke de karar yetkisinin başka ellerde olmasından dolayı sorgulanıyor. Almanya, ABD’ye ait atom bombalarına ev sahipliği yaparken, Japonya ise güvenliğini tamamen ABD'ye emanet ediyor. Japonya'da bazı siyasetçiler sınırlı bir nükleer cephaneliği savunsa da halk bu fikre sıcak bakmıyor. Melber, Japon kamuoyunun yaklaşımını şöyle özetliyor: “Bu bölgede yeniden emperyal bir güç olmamalıyız. Bu yüzden ABD koruması devam ediyor.” “Bu çılgınlığı durdurmalıyız” “Hibakuşa” yani hayatta kalan bomba tanıkları, her geçen yıl azalıyor. Ancak Setsuko Thurlow gibi isimler hala seslerini yükseltiyor. “Bugün hâlâ 16 bin nükleer silah var. Bu akıl almaz bir suç. O gün tek bir ülke vardı, şimdi dokuz. Bu çılgınlığı durdurmalıyız.” 80 yıl sonra bile Hiroşima ve Nagazaki sadece birer tarihi olay değil, insanlık için hala güncel bir uyarı. Çünkü nükleer saat yeniden tik tak etmeye başladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.