SON DAKİKA

#Orta Doğu

HABER DEĞER - Orta Doğu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Orta Doğu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kıyamete bir adım daha: Saat tarihin en tehlikeli noktasında Haber

Kıyamete bir adım daha: Saat tarihin en tehlikeli noktasında

Kıyamet Saati bir kez daha ileri alındı İnsanlığın varoluşsal risklere ne kadar yaklaştığını simgeleyen Kıyamet Saati, ABD Atom Bilimcileri Bülteni tarafından güncellendi. Bilim insanları, saati gece yarısına 85 saniye kala ayarlayarak tarihte ilk kez bu kadar kritik bir eşiğe gelindiğini açıkladı. Tehlikeyi büyüten başlıklar netleşti Saatin ileri alınmasında nükleer savaş riskinin artması, iklim krizinin derinleşmesi, biyoteknolojinin kötüye kullanım ihtimali ve denetimsiz yapay zekâ uygulamaları temel gerekçeler olarak gösterildi. Bilim insanları, bu risklerin birbirini besleyen bir zincir hâline geldiğine dikkat çekti. Küresel çatışmalar alarm veriyor Açıklamada, büyük güçler arasındaki rekabetin hız kazandığı, uluslararası işbirliğinin zayıfladığı vurgulandı. Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu ve Güney Asya’daki gerilimlerin tırmanma ihtimalinin, dünya genelinde güvenlik riskini daha da artırdığı belirtildi. İklim krizi ve teknoloji tehdidi derinleşiyor Bilim insanları, iklim krizine karşı yeterli ve bağlayıcı adımların atılmamasının uzun vadeli bir yıkım yarattığını ifade ederken, yapay zekâ ve biyoteknoloji alanında denetimsiz ilerlemenin Türkiye toplumu ve dünya genelindeki yurttaşlar için yeni ve öngörülemez tehditler doğurduğunu kaydetti. Çözüm için küresel işbirliği çağrısı yapıldı Bülten, Kıyamet Saati’nin geri alınabilmesinin ancak ülkeler arası güçlü işbirliği, silahsızlanma adımları ve ortak iklim politikalarıyla mümkün olabileceğini vurguladı. Bilim insanları, Türkiye halkı da dahil olmak üzere tüm dünya toplumlarını ilgilendiren bu riskler karşısında ortak aklın ve kolektif sorumluluğun hayati önem taşıdığını belirtti. Kıyamet Saati nedir? Kıyamet Saati, insanlığın nükleer savaş, iklim krizi, biyolojik tehditler ve kontrolsüz teknolojik gelişmeler gibi küresel felaketlere ne kadar yakın olduğunu simgesel olarak gösteren bir göstergedir. İlk kez 1947 yılında ABD Atom Bilimcileri Bülteni tarafından oluşturulan saat, gece yarısını insanlığın kendi eliyle yok oluşunu temsil eden eşik olarak kabul eder. Saatin gece yarısına yaklaşması risklerin arttığını, geri alınması ise küresel ölçekte tehlikelerin azaldığını ifade eder. Saatin konumu, bilim insanlarının nükleer silahlanma, iklim politikaları, jeopolitik gerilimler ve yeni teknolojilerin denetimi gibi başlıklarda yaptığı değerlendirmeler doğrultusunda her yıl güncellenir. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Meclis, İmralı görüşmesine ait tutanakları yayımladı: Üç milletvekilinin Öcalan ile temasına dair ayrıntılar ortaya çıktı Haber

Meclis, İmralı görüşmesine ait tutanakları yayımladı: Üç milletvekilinin Öcalan ile temasına dair ayrıntılar ortaya çıktı

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), DEM Parti milletvekillerinden oluşan heyetin İmralı’da gerçekleştirdiği görüşmeye ilişkin tutanakları kamuoyuyla paylaştı. 16 sayfalık metinde, görüşmede dile getirilen siyasi yorumlar, Türkiye ve bölgeye dair değerlendirmeler ile “umut hakkı” tartışması dikkat çekti. İmralı görüşmesine dair tutanaklar Meclis sitesinde yayımlandı Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından paylaşılan tutanaklarda, DEM Parti milletvekilleri Fethi Yıldız, Gülüstan Kılıç Koçyiğit ve Hüseyin Yayman’ın İmralı’da yaptığı görüşmenin ayrıntıları yer aldı. Metinde, Abdullah Öcalan’ın Türkiye siyasetine, bölgesel gelişmelere ve Kürt meselesine ilişkin değerlendirmeleri aktarıldı. “Siyasete Ülkü Ocakları’nda başladım” ifadesi dikkat çekti Tutanakta, Abdullah Öcalan’ın geçmişine dair yaptığı değerlendirmelerden biri olarak “Siyasete Ülkü Ocakları’nda başladım” ifadesinin yer aldığı görüldü. Ayrıca Öcalan’ın, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli hakkında kullandığı ifadeler de metne yansıdı. “Umut hakkı” tartışması tutanaklarda yer aldı Görüşmede kamuoyunda son dönemde tartışılan “umut hakkı” kavramına da değinildi. Tutanakta, Bahçeli’nin bu konuda kullandığı ifadelere atıf yapıldığı, Öcalan’ın ise “umut hakkı olmadan çalışamam” değerlendirmesinde bulunduğu aktarıldı. Bu başlık, Meclis’te muhalefet partilerinin itirazlarına rağmen tutanakta yer aldı. Suriye ve bölgesel dengelere ilişkin değerlendirmeler aktarıldı Metinde, Suriye’deki gelişmelere dair yorumlar da bulunuyor. Öcalan’ın, Kürt sorununun bölgesel dengelerden bağımsız ele alınamayacağını vurguladığı, İsrail ve Orta Doğu’daki güç ilişkilerine dair değerlendirmelerde bulunduğu ifade edildi. Ayrıca Suriye’de sivil toplum ve yerel demokrasi vurgusu yapılan bölümler dikkat çekti. Sağlık durumu ve cezaevi koşulları da gündeme geldi Tutanaklarda, görüşmeye katılan milletvekillerinin Öcalan’ın sağlık durumu ve cezaevi koşullarına ilişkin sorular yönelttiği, bu başlıkların da görüşmede ele alındığı belirtildi. Tutanaklar Komisyon’da tartışma yarattı İmralı görüşmesine ilişkin tutanaklar, TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantısında da gündeme geldi. Özellikle muhalefet partileri, tutanakların yayımlanmasına itiraz ederken, Meclis Başkanlığı tutumunu değiştirmedi. Yayımlanan 16 sayfalık tutanak, İmralı görüşmesine dair bugüne kadar kamuoyuna yansıyan en kapsamlı resmi belge olma özelliği taşıyor. MECLİS SAYFASINDA YER ALAN TUTANAK... haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İran’da protestolar sürerken Tahran’dan Washington’a mesaj Haber

İran’da protestolar sürerken Tahran’dan Washington’a mesaj

İran genelinde son haftalarda yaşanan protestolar, ülke siyasetinin ve dış politikanın merkezine yerleşti. ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı, protestoların ülke genelinde yaygın bir toplumsal harekete dönüştüğünü bildirirken, Tahran yönetimi sürecin ekonomik baskılar ve dış müdahalelerle bağlantılı olduğunu savunuyor. Bu gelişmelerin ardından İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD’ye yönelik şimdiye kadarki en açık mesajını verdi. Tahran: İran’a yönelik baskılar sonuçsuz kalacak Arakçi, ABD basınında yayımlanan görüş yazısında, İran’ın daha önce gerilim dönemlerinde itidal gösterdiğini ancak bunun sınırsız bir sabır anlamına gelmediğini vurguladı. İran’ın yeniden hedef alınması halinde tüm kapasitesiyle karşılık vereceğini ifade eden Arakçi, bunun bir tehdit değil, sahadaki dengelerin açık bir ifadesi olduğunu belirtti. İran cephesine göre Washington’un baskı politikaları, Tahran’ı geri adım atmaya zorlamak bir yana, bölgesel direnci daha da güçlendiriyor. ABD’nin askeri hamleleri gerilimi besliyor İranlı yetkililer, ABD’nin Orta Doğu’ya yönelik askeri hareketliliğinin bölgedeki tansiyonu düşürmediğini, aksine artırdığını savunuyor. Gemi takip verileri, USS Abraham Lincoln uçak gemisi görev grubunun batıya doğru ilerlediğini gösterirken, Tahran bu adımı “gözdağı siyaseti” olarak değerlendiriyor. İran’a göre ABD’nin askeri varlığı istikrar değil, belirsizlik üretiyor. Protestoların arka planında dış baskı vurgusu Tahran yönetimi, protestoların başlangıçta ekonomik sorunlardan kaynaklandığını, ancak kısa sürede ülke yönetimini hedef alan daha geniş bir siyasi kampanyaya dönüştüğünü belirtiyor. İranlı yetkililere göre bu süreçte dış aktörlerin yönlendirici rolü bulunuyor. Günlerdir süren internet kısıtlamaları nedeniyle ülke içinden gelen bilgiler sınırlı olsa da, Tahran protestoların büyük ölçüde kontrol altına alındığını savunuyor. Hamaney: Sorumluluk dış müdahalelerde İran’ın dini lideri Ali Hamaney, yaptığı açıklamada ülkedeki gelişmelerin ABD’nin uzun süredir uyguladığı yaptırım ve baskı politikalarından bağımsız düşünülemeyeceğini söyledi. Hamaney, ekonomik ve siyasi baskıların İran toplumunu hedef aldığını, buna rağmen ülkenin egemenliğinden taviz verilmeyeceğini vurguladı. Tahran’dan bölgeye mesaj: İran geri çekilmeyecek İran Dışişleri Bakanı Arakçi, olası bir bölgesel gerilimin yalnızca İran’ı değil, ABD’nin bölgedeki çıkarlarını da doğrudan etkileyeceğini ifade etti. İran’ın savunma kapasitesine dikkat çeken bu açıklamalar, Tahran’ın Washington’a verdiği net mesaj olarak yorumlandı: Baskı ve tehdit dili sonuç üretmeyecek, İran bölgesel ve siyasi pozisyonundan geri adım atmayacak. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İran’dan sert uyarı: ABD müdahale ederse bölgedeki üsler hedefte Haber

İran’dan sert uyarı: ABD müdahale ederse bölgedeki üsler hedefte

İran genelinde devam eden protestolar sürerken, Tahran’dan ABD ve müttefiklerine yönelik yüksek gerilim içeren bir uyarı geldi. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Washington’ın protestolara doğrudan müdahil olması durumunda, komşu ülkelerde yer alan ABD askeri üslerinin hedef alınacağını açıkladı. Yetkili, bu mesajın Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye dahil olmak üzere bölge ülkelerine diplomatik kanallar üzerinden iletildiğini belirtti. Uyarı bölge ülkelerine resmi kanallardan iletildi İranlı yetkilinin açıklamasına göre Tahran, olası bir ABD müdahalesini egemenliğe açık bir tehdit olarak değerlendiriyor. Bu çerçevede komşu ülkelere iletilen mesajda, ABD’ye ait askeri varlığın İran’a yönelik bir müdahalede meşru hedef haline geleceği vurgulandı. Açıklama, Orta Doğu’da zaten kırılgan olan güvenlik dengelerine dair endişeleri artırdı. Katar’daki ABD üssünde “askeri duruş değişikliği” Diplomatik kaynaklar, Orta Doğu’daki en büyük ABD hava üslerinden biri olan Katar’daki El-Udeyd Hava Üssü’nde görev yapan bazı personelin bölgeden ayrılmasının tavsiye edildiğini aktardı. Kaynaklar, bu adımın kapsamlı bir tahliye anlamına gelmediğini, daha çok askeri duruşta sınırlı bir değişiklik olarak değerlendirildiğini ifade etti. ABD’nin Katar Büyükelçiliği ve Katar Dışişleri Bakanlığı ise konuya ilişkin resmi bir açıklama yapmadı. Tahran’dan ABD ve İsrail’e suçlama İranlı yetkililer, ülkede süren protestoların ABD ve İsrail tarafından kışkırtıldığını öne sürerken, İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi’nin Türkiye, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri ile diplomatik temaslarını sürdürdüğü bildirildi. İran devlet medyası, bu görüşmelerde ülkenin egemenliği ve güvenliğinin korunacağı yönünde net mesajlar verildiğini aktardı. Yaşanan gelişmeler, Orta Doğu’da askeri ve diplomatik gerilimin yeniden tırmandığı bir dönemde, bölge ülkeleri ve Türkiye toplumu açısından da yakından izlenen başlıklar arasında yer alıyor.

“Protokol yoksa kapı da yok”: İran’dan nükleer denetime sert veto Haber

“Protokol yoksa kapı da yok”: İran’dan nükleer denetime sert veto

İran, vurulan nükleer tesislere denetimi durdurdu İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami, saldırıya uğrayan nükleer tesislerin denetlenmesine izin verilmeyeceğini duyurdu. İslami, yalnızca saldırıya uğramamış tesisler için UAEA’ya erişim sağlandığını belirterek, hedef alınan merkezler için yeni ve bağlayıcı bir protokol olmadan denetimin mümkün olmadığını vurguladı. “Ajans saldırıları kınamadı, denetim yetkisi tartışmalı” İslami, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın İsrail ve ABD tarafından İran’daki nükleer tesislere yönelik saldırıları kınamamasını eleştirerek, Ajansın bu koşullarda denetim talep etme hakkının bulunmadığını söyledi. İranlı yetkili, nükleer tesislerin Ajans gözetimi altındayken hedef alınmasının tüm ülkeler için tehlikeli bir emsal oluşturduğunu dile getirdi. UAEA: Kritik tesislere erişim hâlâ sağlanamadı UAEA Başkanı Rafael Grossi, İran’daki denetimlerin yeniden başladığını ancak Natanz, Fordo ve İsfahan gibi kilit tesislere giriş izni verilmediğini açıkladı. Grossi, bu merkezlerde önemli miktarda nükleer malzeme ve ekipman bulunduğunu belirterek, denetimlerin etkili olabilmesi için bu tesislere erişimin zorunlu olduğunu ifade etti. “12 Günlük Savaş” sonrası gerilim derinleşti Haziran ayında İsrail’in İran’daki nükleer tesisleri ve askeri komuta kademesini hedef alan saldırılarıyla başlayan ve kamuoyunda “12 Günlük Savaş” olarak anılan süreçte, üst düzey komutanlar ve nükleer bilim insanları hayatını kaybetti. İsrail’e açık destek veren ABD’nin Natanz, Fordo ve İsfahan’a yönelik saldırıları sonrası İran, Katar’daki El-Udeyd Üssü’nü hedef aldı. Ateşkes ise ABD Başkanı Donald Trump tarafından duyuruldu. İran’ın denetim kapısını kapatan bu kararı, nükleer denetim mekanizmalarının geleceğini tartışmaya açarken, Orta Doğu’daki kırılgan dengeleri de yeniden Türkiye toplumu ve dünya kamuoyunun gündemine taşıdı.

Orta Doğu’nun yeni haritası “İbrahim Düzeni” mi? Haber

Orta Doğu’nun yeni haritası “İbrahim Düzeni” mi?

İbrahim Anlaşmaları sadece diplomatik değil, stratejik bir düzen öneriyor Mümtaz’er Türköne’ye göre “İbrahim Düzeni”, İbrahim Anlaşmaları’nın ötesinde, Orta Doğu’da kalıcı bir statükoyu hedefleyen geniş bir stratejiyi ifade ediyor. Bu düzen, İsrail’in bölgedeki meşruiyetini artırmayı, ABD’nin denetiminde yeni bir siyasal denge kurmayı ve İran’ı bu denklemin dışında tutmayı amaçlıyor. Türköne, bu tablonun Türkiye’nin de içinde yer aldığı uzun vadeli bir gelecek tasavvuru sunduğunu vurguluyor. Dinin sembolik gücü yeni bir teostratejiye dönüşüyor Yazıda, “İbrahim” figürünün sadece dini değil, siyasal ve toplumsal bir manivela haline geldiğine dikkat çekiliyor. Türköne, üç semavi dini birleştiren bu sembolün, Orta Doğu’da yeni bir düzenin meşruiyet zemini olarak kullanıldığını belirtiyor. Bu bağlamda Kudüs’ün tarihsel ve inançsal rolü, çatışmaların merkezinde yer almaya devam ediyor. Osmanlı mirasıyla kurulan tarihsel gönderme dikkat çekiyor Türköne, “İbrahim Düzeni”nin yeni bir icat olmadığını, Osmanlı’nın Kudüs’te bıraktığı mirasla tarihsel bir derinliğe sahip olduğunu savunuyor. Kanuni Sultan Süleyman’ın Kudüs surlarına yazdırdığı “Lâ ilâhe illallah, İbrahim halîlullah” kitabesini hatırlatan yazar, bu ifadenin üç dini bir arada koruma anlayışını simgelediğini aktarıyor. Orta Doğu, Türkiye–İsrail denklemi etrafında sıkışıyor Yazıya göre İran’ın etkisinin azalması ve Arap ülkelerinin ABD çizgisine yaklaşmasıyla Orta Doğu, giderek Türkiye ve İsrail eksenli bir dengeye sürükleniyor. Türköne, ABD’nin bu süreçte belirleyici aktör olduğunu, özellikle Donald Trump döneminde Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilerin pragmatik bir uyum zemininde ilerlediğini ifade ediyor. Kürt sorunu bu yeni düzenin kritik başlıklarından biri Mümtaz’er Türköne, Kürt sorununun “İbrahim Düzeni”nin temel parametrelerinden biri olduğunu belirtiyor. Yazıda, Suriye Kürtlerinin ABD tarafından Türkiye’nin inisiyatifine bırakıldığına dair işaretlere dikkat çekiliyor. Türköne, Türkiye’nin bu süreci bir güvenlik meselesi olarak değil, kalıcı bir çözüm fırsatı olarak ele alması gerektiğini savunuyor ve “Türkiye’nin kaderi Kürtlerle özdeştir” değerlendirmesinde bulunuyor. İktidar dengeleri ve iç siyaset de bu büyük fotoğraftan bağımsız değil Yazıda, ABD’nin güçlü liderlerle çalışmayı tercih eden yaklaşımının Türkiye iç siyasetine etkilerine de değiniliyor. Türköne, Trump’ın mevcut iktidarla uyumlu ilişkiler kurarken, Türkiye’nin kendi iç dinamikleriyle oluşacak bir iktidar değişimine de müdahale etmeyeceği görüşünü aktarıyor. “İbrahim Düzeni” Türkiye toplumunu doğrudan ilgilendiriyor Mümtaz’er Türköne, yazısını şu vurguyla tamamlıyor: İbrahim Düzeni; bölgeyi, Türkiye toplumunu, iç politikayı ve Kürt sorununu derinden etkileyecek bir çerçeve sunuyor. Bu nedenle Türkiye’nin, ideolojik reflekslerden uzak, bu düzenin temel taşlarını ve işleyiş mantığını iyi okuması gerektiğini belirtiyor.

Efrin’den Hollanda’ya uzanan sanat yolculuğu Haber

Efrin’den Hollanda’ya uzanan sanat yolculuğu

Efrin’den Amsterdam’a uzanan bir hikâye Suriye’nin Efrin kentinden Hollanda’ya uzanan yolculuk, Nîroz Horî için yalnızca coğrafi bir göç değil, aynı zamanda sanatsal bir dönüşüm anlamına geliyor. Yaklaşık altı yıldır Hollanda’da yaşayan Horî, evinin küçük bir bölümünü atölyeye çevirerek çizim ve animasyon üretimlerini burada sürdürüyor. Güneş, zeytin dalı ve Kürt folklorik motifleriyle şekillenen çalışmaları, Efrin’in hafızasını Avrupa’nın merkezine taşıyor. Sanat, acıyı ve direnişi anlatan bir dil olarak kuruluyor Horî’nin eserleri yalnızca görsel bir estetik sunmuyor; aynı zamanda Kürt yurttaşların yaşadığı acıları, savaşın ve zorunlu göçün bıraktığı izleri hikâye karakterleri üzerinden görünür kılıyor. Sanatçı, Efrin savaşı sonrası yoğun bir duygusal kırılmayla üretmeye başladığını belirterek, bu süreci “toplumsal hafızayı sanatla kayıt altına alma çabası” olarak tanımlıyor. Uluslararası alanda dikkat çeken bir imza Nîroz Horî’nin çalışmaları yalnızca Avrupa’da değil, Orta Doğu’da da ilgi görüyor. Birleşik Arap Emirlikleri’nin Şarika kentinde düzenlenen bir sanat organizasyonunda ödüle layık görülen Horî, bu başarının kendisi için bir varış noktası değil, uzun bir yolculuğun başlangıcı olduğunu vurguluyor. Asıl hedefinin animasyon alanında daha güçlü bir yer edinmek ve yarattığı karakterleri ekranlara taşımak olduğunu ifade ediyor. Otizmli oğlundan ilham alan bir sanatsal dönüşüm Horî’nin sanatında belirleyici olan bir diğer unsur ise otizmli oğlu. Sanatçı, oğluyla kurduğu bağın üretim pratiğini derinden etkilediğini ve bu deneyimi toplumsal faydaya dönüştürmek istediğini söylüyor. Bu doğrultuda çocuk kitapları ve animasyon projeleri üzerinde çalışan Horî, otizmli çocukların dünyayı algılama biçimlerini daha “yumuşak” ve kapsayıcı bir dille anlatmayı amaçlıyor. Rojava’daki çocuklara uzanan bir sorumluluk Sanatçının gelecek hedeflerinin merkezinde Rojava’daki otizmli çocuklar yer alıyor. Horî, bu çocukların büyük ölçüde ihmal edildiğini ve destek mekanizmalarından yoksun bırakıldığını belirterek, üreteceği kitap ve animasyonlarla hem farkındalık yaratmayı hem de doğrudan destek sunmayı hedefliyor. Ona göre sanat, yalnızca bireysel bir ifade alanı değil; Türkiye toplumu ve bölge halkları için ortak bir vicdan çağrısı olma potansiyeli taşıyor. Bir sanat manzarasından fazlası Nîroz Horî’nin çizgileri, Efrin’den Hollanda’ya uzanan bir kimlik hikâyesini görünür kılıyor. Bu hikâye; göç, aidiyet, engellilik ve kültürel hafızanın iç içe geçtiği, sınırları aşan bir anlatı sunuyor. Horî’nin sanatı, bugün yalnızca bir estetik üretim değil, aynı zamanda geleceğe bırakılan toplumsal bir tanıklık olarak şekilleniyor.

KILIÇDAROĞLU: CHP devletin âli menfaatleri için risk almak zorundadır Haber

KILIÇDAROĞLU: CHP devletin âli menfaatleri için risk almak zorundadır

Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, X hesabından yayımladığı dikkat çekici mesajda Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihsel misyonuna ve Türkiye’nin dış politikadaki kritik konumuna dair dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu, CHP’nin hem temiz siyaset hem de devletin ali menfaatlerini koruma görevi gereği, özellikle Orta Doğu’da Türkiye’yi hedef alan tehlikelere karşı sorumluluk almak zorunda olduğunu belirtti. “CHP sıradan bir parti değildir” Kılıçdaroğlu açıklamasında CHP’nin, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucu partisi olduğunun altını çizerek şunları söyledi: “Cumhuriyet Halk Partisi sıradan bir parti değildir. Partimizin kodları, geleneği ve iki büyük misyonu vardır. Birincisi siyaseti temiz tutmak ve hesap sormaktır. Hesap sorabilmek için de hesap vermekten kaçınmamak gerekir. Hesap vermek her CHP’linin namus borcudur.” Kılıçdaroğlu, CHP’nin rüşvet, yolsuzluk ve çıkar ağlarıyla yan yana gelmeyeceğini belirterek: “Cumhuriyet Halk Partisi rüşvetlerle, yolsuzluklarla ve rüşvet çarkının müteahhitleriyle anılmaz. Üzerine iftiralar ve yolsuzluk iddialarıyla yol alamaz. Derhal gereğini yapmalı ve yoluna devam etmelidir,” ifadelerini kullandı. “Devletin yönünü belirlemek CHP’nin görevidir” Kılıçdaroğlu konuşmasının ikinci bölümünde CHP’nin yalnızca iç siyasette değil, devletin dış politikadaki stratejik çizgisinde de sorumluluk sahibi olduğuna vurgu yaptı: “Cumhuriyet Halk Partisi devlete istikamet çizer. Türkiye Cumhuriyeti’nin Orta Doğu’dan Asya’ya, Kafkaslardan Avrupa’ya, Altaylardan Tuna’ya söyleyecek sözü vardır.” “Orta Doğu’da bizi tökezletmek isteyen İsrail ve Amerika belasını bertaraf etmek zorundayız” Kılıçdaroğlu’nun açıklamasındaki en dikkat çeken bölüm ise Türkiye’nin dış politikadaki konumuna ve CHP’nin rolüne ilişkin ifadeler oldu: “Cumhuriyet Halk Partisi, Orta Doğu’da tökezlememizi bekleyen İsrail ve Amerika belasını bertaraf etmek ve devletin âli menfaatleri için sürecin içinde olmak zorundadır. Risk almalıdır ve konuya siyaset üstü bakarak elini taşın altına koymalıdır.” Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin tarihsel olarak bağ kurduğu bölgelerde yalnızlaştırılamayacağını, CHP’nin de bu süreçlerde millet adına sorumluluk üstlenmekle yükümlü olduğunu söyledi. “Tarihin doğru tarafında yer almak cesaret ister” Kılıçdaroğlu açıklamasının sonunda CHP’nin demokrasi, kardeşlik ve adalet mücadelesine devam edeceğini belirterek: “Tarihin doğru tarafında yer almak çoğu zaman cesaret ve kararlılık gerektirir. Aziz milletimize hak, hukuk ve adalet yürüyüşümüze devam edeceğiz,” ifadelerini kullandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.