SON DAKİKA

#Ortadoğu

HABER DEĞER - Ortadoğu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ortadoğu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Trump’tan gerilim tırmandıran açıklama: İran’a büyük bir donanma gidiyor Haber

Trump’tan gerilim tırmandıran açıklama: İran’a büyük bir donanma gidiyor

Donald Trump, sosyal medya paylaşımları ve açık oturumlarda İran’a doğru “büyük bir donanma” ya da “armada”nın hareket ettiğini belirterek Tahran’a yönelik baskıyı artırdı. Trump, bu askeri varlığın ABD Merkezi Komutanlığı (CENTCOM)’ın Ortadoğu’da konuşlandırdığı uçak gemisi ve eşlik eden savaş gemilerini kapsadığını söyledi ve İran’ın nükleer silahsızlanma konusunda masaya oturmasını umduğunu ifade etti. Bu donanmanın, Venezuela’ya gönderilen filo gibi güçlü ve hızlı hareket etmeye hazır olduğu yorumları yapıldı. ABD donanması bölgeye konuşlandırıldı Trump, “Başında büyük uçak gemisi USS Abraham Lincoln’ün bulunduğu bu filo, İran’a doğru büyük bir güçle ilerliyor” diye yazdı ve bu askeri adımı daha önceki Venezuela operasyonuyla kıyasladı. ABD hükümeti, donanmanın “bölgesel güvenlik ve istikrarı desteklemek” amacıyla konuşlandırıldığını belirtiyor. Trump hem baskı hem diyalog mesajı verdi Trump, askeri varlığın amacının zorla bir çatışma çıkarmak değil, İran’ı müzakere masasına çekmek olduğunu da vurguladı. Tahran’a “adil ve eşit bir nükleer anlaşma” yapma çağrısı yaparken, zamanın daraldığını ifade etti. Bölge gerilimli; Türkiye dışişlerinden çağrı Bu gelişmelerin ortasında Hakan Fidan önderliğindeki Türkiye, ABD ile İran arasındaki sorunların adım adım çözülmesini, askeri seçeneklerden kaçınılmasını ve nükleer pazarlığın güçlendirilmesini önerdi. Türkiye tarafı, dış müdahalelerin bölge istikrarını daha da bozacağı uyarısında bulundu. Askeri manevralar devam ediyor ABD, Ortadoğu’daki askeri varlığını sadece deniz unsurlarıyla değil, çok günlük hava tatbikatları ve ek savunma sistemleri konuşlandırarak da güçlendiriyor. USS Abraham Lincoln uçak gemisi grubunun gelişini takiben, F-15E ve Birleşik Krallık Typhoon gibi savaş uçakları da bölgeye intikal etti. İran sert yanıt verdi İran yönetimi, herhangi bir askeri saldırıyı “tam ölçekli savaş” olarak değerlendireceğini ve sert şekilde karşılık vereceğini açıkladı. Bu yanıt, bölgedeki tansiyonun yükselmeye devam ettiğini gösteriyor. Tüm bu gelişmeler sürmekte olan jeopolitik gerilimlere işaret ediyor ve uluslararası diplomasinin sonuçlarıyla yakından izleniyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Ortadoğu’nun bitmeyen krizi: 11 Eylül’le kurulan düzen, 7 Ekim’le sarsıldı Haber

Ortadoğu’nun bitmeyen krizi: 11 Eylül’le kurulan düzen, 7 Ekim’le sarsıldı

Ortadoğu’nun “savaşlar bitse bile huzurun gelmediği” coğrafya olarak anılmasının arkasında ne var? Akademisyen ve yazar Mehmet Akif Koç, bölgedeki kırılmaların sadece sahadaki çatışmalarla değil; rejim biçimleri, toplum yapıları, dış müdahaleler ve jeopolitik rekabetle örülü bir “uzun kriz düzeni” yarattığını vurguluyor. Koç’a göre bu düzenin iki ana dönüm noktası bulunuyor: 11 Eylül 2001 saldırıları ve 7 Ekim 2023 saldırıları. İki tarih de “saldırı” olsa da, asıl belirleyici olanın bu olaylardan sonra bölgeye dönük kurgu ve müdahale biçiminin değişmesi olduğunu söylüyor. 11 Eylül’ün ardından: ABD’nin müdahaleci dönemi ve ‘iki kamp’ siyaseti Koç, 11 Eylül sonrasında ABD’nin Ortadoğu’ya bakışında belirgin bir dönüşüm yaşandığını; 1990’ların “küresel liberal demokrasi” idealinin geriye düştüğünü ve Washington’un daha doğrudan müdahaleci bir hatta savrulduğunu belirtiyor. Bu dönemin yalnızca askeri müdahalelerle değil, siyasal dizayn ve ittifak mühendisliğiyle de ilerlediğini savunuyor. Koç’un çerçevesinde ABD’nin bölgede kurduğu temel yaklaşım şu: “Ya bizimlesin ya değilsin.” Bu bakışın içeriğini de şöyle özetliyor: ABD’yle aynı çizgideysen mezhebinin, ideolojinin ya da rejiminin ne olduğunun ikincil hale geldiği; fakat ABD’nin yanında değilsen, sistemin dışına itildiğin ve hedefe dönüşebildiğin bir denge. Arap ayaklanmaları: Soğuk Savaş’tan kalan yapılar tasfiye edildi Koç, 11 Eylül sonrası şekillenen dönemin ikinci büyük kırılmasını Arap ayaklanmalarıyla ilişkilendiriyor. Libya’da Kaddafi, Mısır’da Mübarek, Yemen’de Ali Abdullah Salih, Tunus’ta Bin Ali gibi yönetimlerin devrilmesini “Soğuk Savaş bakiyesi yapıların tasfiyesi” olarak okuyor. Suriye’de Baas rejiminin düşüşünü de aynı hat içinde değerlendiriyor; bu tasfiyelerin bölgeyi daha istikrarlı değil, daha kırılgan hale getirdiğini savunuyor. 7 Ekim sonrası: İran’ın yükselişi durdu, dengeler yeniden kuruldu Koç’a göre 2003 Irak işgali ile 7 Ekim 2023 arasındaki 20 yıllık dönem, İran’ın bölgesel etkisinin büyüdüğü bir zaman aralığıydı. İran’ın bir dönem Bağdat, Şam, Beyrut ve Sana üzerindeki nüfuzuyla “4 başkent” etkisine ulaştığını; Gazze’yi de ekleyerek bunu “4,5 başkent” diye tarif ettiğini aktarıyor. Ancak Koç, 7 Ekim sonrası sürecin İran’ın bu bölgesel momentini tersine çevirdiğini düşünüyor. Kendi “Ortadoğu okumasında” bölgeyi şekillendiren dört ana aktörü Türkiye, İran, İsrail ve Körfez Arapları (Suudi Arabistan, BAE, Katar) olarak tanımlıyor; diğer Arap ülkelerinin ise daha sınırlı bir etkiye sahip olduğunu söylüyor. Koç’un iddiası şu: 2003-2023 arasında İran, bu üç aktörü aynı anda karşısına aldı; buna karşılık diğer üç aktör ABD’yle birlikte hareket ederek İran’ın etkisini kıran bir çizgiye geldi. Bu süreçte Suriye’de yaşanan gelişmelerin de İran’ın alan kaybını hızlandırdığı görüşünde. “Suriye’de savaş bitti demek kolay, ama çatışma dinamikleri sürüyor” Koç, Suriye’de rejimin düşmüş olmasının ülkede iç çatışmaların biteceği anlamına gelmediğini savunuyor. Bunun temelini iki “makro çerçeve” ile açıklıyor: 1) Tarihsel-sosyolojik yarılma: Koç, Osmanlı’nın son döneminden beri Suriye’de bir yarılma bulunduğunu söylüyor. Bir yanda Halep-Hama-Humus-Şam-Dera hattında yoğunlaşan Sünni Arap merkez aks; diğer yanda Kuzeydoğu’daki Kürtler, güneyde Dürziler, sahilde Aleviler/Nusayriler, ayrıca Hristiyanlar, Türkmenler ve diğer toplulukların oluşturduğu periferik yapı. Bu iki eksenin farklı dönemlerde birbirini tasfiye ederek ilerlediğini; darbeler, rövanşlar ve kırılmaların bu gerilimi derinleştirdiğini belirtiyor. 2) “Beşli çatışma dinamiği” uyarısı: Koç, Suriye’de önümüzdeki dönemi şekillendirebilecek beş çatışma hattı öngörüyor: Sünni İslamcılar ile Aleviler arasındaki tarihsel kan davası; Sünni İslamcılar ile Dürziler arasındaki gerilim; Şam’daki yönetim ile Kürt yapıların (YPG/SDG) kontrol ve yetki mücadelesi; Şii ağlar (Hizbullah, Haşdi Şaabi ve İran bağlantılı gruplar) ile Sünni selefi unsurlar arasındaki derinleşmiş çatışma; son olarak da HTŞ’nin kendi içindeki farklı fraksiyonların, liderliğe ve dış ilişkiler tercihlerine dair üretebileceği iç gerilim. Koç, bu tablo nedeniyle “rejim değişse bile” Suriye’de kısa ve orta vadede çatışma potansiyelinin canlı kaldığını vurguluyor. İran’da neden gerilim bitmiyor? ‘Yapısal kriz + yarılmış sosyoloji + konjonktürel baskı’ İran başlığında Koç, sokak protestolarının arkasındaki gerilimi üç ana kümede topluyor: Yapısal kriz: “Seçilmişler ile atanmışlar” arasındaki yetki uçurumu. Koç, halkın sandığa giderken “Seçtiğim kişiler gerçekten yönetebiliyor mu?” sorusunu daha yüksek sesle sormaya başladığını; buna bağlı olarak seçim katılım oranlarının düştüğünü söylüyor. Yarılmış sosyoloji: Etnik/mezhepsel periferi (Azeri Türkleri, Kürtler, Araplar, Beluçlar, Türkmenler vb.) ile merkez arasındaki tarihsel gerilimler; ayrıca toplumun dindar-seküler ayrışması ve özellikle kadın hareketlerinin baskı mekanizmalarına tepkisi. Konjonktürel krizler: Nükleer program ve balistik füze tercihinin yaptırımları büyütmesi; yaptırımların ekonomi üzerinde ağır basınç üretmesi; bölgesel hegemonya kaybının ve dış baskının iç gerilimi daha kırılgan hale getirmesi. Koç, bu üç başlığın üst üste binmesinin İran’da “sönümlense bile geri gelen” kriz dalgaları ürettiğini savunuyor. “İran’da devrim olur mu?”: Koç’un üç senaryosu Koç, İran’da kısa vadede rejim değişikliğini mümkün kılacak üç senaryo dışında güçlü bir ihtimal görmediğini söylüyor: Seküler devrim: Bunun için milyonların uzun süreli ve ülke geneline yayılan eylemliliği, örgütlülük ve dış destek gibi şartların oluşması gerektiğini; fakat bugün İran’da bunun sosyolojik tabanının ve siyasal örgütlenme kanallarının sınırlı olduğunu savunuyor. Devletin periferide çözülmesi: Etnik/mezhepsel toplulukların kontrol alanları oluşturarak merkezi yapıyı geri itmesi ihtimali. Koç bunu tarihsel örneklerle anlatmakla birlikte, mevcut devlet kapasitesi nedeniyle kısa vadede düşük olasılık görüyor. Dışarıdan karasal işgal: Bu kapasitenin fiilen yalnızca ABD’de bulunduğunu; fakat Irak ve Afganistan tecrübelerinin ardından böyle bir işgalin maliyetinin yüksek olacağını vurguluyor. Koç, bu nedenle İran’da gerilimin “bitmesi” değil, farklı biçimlerde “yeniden üremesi” olasılığının daha güçlü olduğunu ifade ediyor.

“Dünya beşten büyüktür” demenin tam zamanı: Venezuela üzerinden küresel ikiyüzlülük teşhiri Haber

“Dünya beşten büyüktür” demenin tam zamanı: Venezuela üzerinden küresel ikiyüzlülük teşhiri

ABD ve müttefiklerinin Venezuela’ya yönelik askeri, siyasi ve ekonomik baskıları sürerken; Türkiye’de bu müdahalelere dair yükselen eleştiriler de sertleşiyor. Gazeteci-yazar Aydoğan Doğan, sosyal medya hesabından yaptığı art arda paylaşımlarla, “demokrasi” söylemi altında yürütülen müdahaleleri açık bir egemenlik ihlali olarak tanımladı. Doğan’a göre Karakas’ta patlayan her bomba, yalnızca Venezuela’yı değil, dünyanın tüm mazlum halklarını hedef alıyor. “Bu saldırılar demokrasi değil, açık bir sömürge girişimidir” Aydoğan Doğan, ABD ve müttefiklerinin Venezuela’ya yönelik hamlelerini “demokrasi ambalajlı küresel zorbalık” olarak nitelendirdi. Doğan, saldırıların esas amacının bir ülkenin halk iradesini, yeraltı kaynaklarını ve onurunu teslim almak olduğunu savundu. “Bugün Karakas sokaklarında patlayan her bomba, dünyanın tüm mazlum halklarının geleceğine atılmaktadır” ifadeleriyle, yaşananların bölgesel değil küresel bir tehdit olduğunun altını çizdi. “Dünya beşten büyüktür” sözü bugün samimiyet testinden geçiyor Doğan, yıllardır uluslararası platformlarda dile getirilen “Dünya beşten büyüktür” ifadesinin artık bir slogan olmaktan çıkıp somut bir duruşa dönüşmesi gerektiğini vurguladı. Bu sözün, sömürgeci güçlerin keyfi kararlarına, işgallerine ve ambargolarına karşı yükseltilmiş bir isyan olduğunu belirten Doğan, “Eğer dünya gerçekten beşten büyükse, o beşten birinin bir halkı açlıkla terbiye etmesine en gür sesle karşı çıkılmalıdır” dedi. Türkiye’deki sağ ve muhafazakâr kesimlere sert çağrı Aydoğan Doğan, özellikle Türkiye’de kendisini sağcı, muhafazakâr ya da İslamcı olarak tanımlayan çevrelerin Venezuela konusunda sergilediği sessizliği sert sözlerle eleştirdi. “Vicdan coğrafyaya hapsedilemez” diyen Doğan, bir müdahalenin yalnızca Ortadoğu’da yaşandığında suç sayılmasının ahlaki bir çelişki olduğunu ifade etti. Latin Amerika’daki bir halkın çığlığının da aynı duyarlılıkla görülmesi gerektiğini vurguladı. “Bu bir siyasi tercih değil, insanlık onurudur” Doğan’a göre Venezuela’da yaşananlar bir ideolojik tartışma değil, temel bir insanlık meselesi. Sömürüye karşı durmanın yalnızca ideolojiyle değil, tutarlılıkla mümkün olduğunu belirten Doğan, insan haklarının güçlülerin çizdiği sınırlar içinde savunulamayacağını dile getirdi. Venezuela’yı, dünya sistemindeki çarpıklığı gösteren bir ayna olarak tanımlayan Doğan, bu aynaya bakan herkesin kendi samimiyetini sorgulamak zorunda olduğunu söyledi. “Sessiz kalanlar tarihe not düşüyor” Aydoğan Doğan, sözlerini sert bir uyarıyla tamamladı. “Dünya beşten büyüktür” ilkesini savunduğunu söyleyen herkesin bugün Venezuela halkının yanında saf tutması gerektiğini ifade eden Doğan, aksi halde bu sözün boş bir slogana dönüşeceğini belirtti. Zulmün nerede olursa olsun karşısında durmanın insanlığın tek pusulası olduğunu vurgulayan Doğan’a göre, sessizlik de tarihe kaydedilen bir tutum.

Ayhan Bilgen: Amerika Suriye’de kaosu değil, SDG’yi uzlaşmaya zorlayan bir dengeyi arıyor Haber

Ayhan Bilgen: Amerika Suriye’de kaosu değil, SDG’yi uzlaşmaya zorlayan bir dengeyi arıyor

Eski milletvekili Ayhan Bilgen, 15 Aralık 2025 Pazartesi akşamı Haber Global’de ekrana gelen Hilal Özdemir ile Mesele programında, “Trump Suriye’ye ne zaman saldıracak?” başlığının da içinde olduğu bölgesel gerilimleri değerlendirdi. Bilgen, DEAŞ’ın kuruluş dinamiklerinden ABD’nin bölgeden çekilme planlarına, SDG-Şam hattından İsrail-Netanyahu siyasetine kadar uzanan geniş bir çerçevede, “kısa vadeli operasyonel hamlelerle uzun vadeli stratejiyi” birbirinden ayırarak okunması gerektiğini vurguladı. “DEAŞ sosyolojisi yoksa, ‘dışarıdan kurgulanmış’ ihtimalini ciddiye almak gerekir” Bilgen, DEAŞ’ın Irak ve Suriye’de kendiliğinden doğmuş bir “toplumsal taban” üzerine oturmadığını söyleyerek, “Bu kadar büyük silahlı örgütü doğuracak bir sosyoloji yok. Sosyoloji yoksa dışarıdan gelmiş, taşınmış, kurgulanmış, planlanmış bir ilişki biçimi üzerine odaklanmak lazım” dedi. Bu noktada “ilk kurgulayanlar” ile sonradan “faydalananları” ayırarak analiz yapılması gerektiğini belirtti. Bilgen’in çerçevesinde İran’ın bazı alanlarda DEAŞ varlığından “denge unsuru” olarak yarar devşirebilse bile, “o coğrafyada DEAŞ gibi bir yapının olmasını isteyen öznelerin daha çok bölge dışı özneler” olduğu vurgusu öne çıktı. Bilgen ayrıca, El-Hol kampı gibi alanlarda yaşanan insani krizi hatırlatarak, DEAŞ’ın hem “İslam’a fatura edilerek İslamofobiyi besleyen kullanışlı bir aparat” haline getirildiğini hem de on binlerce kadın ve çocuğun yıllardır kamplarda yaşadığı “büyük bir insanlık dramı” yarattığını ifade etti. “ABD’nin çekilmesi ‘arkasına bakmadan gitmek’ değildir; Ortadoğu’da süreç yönetimiyle olur” Bilgen’e göre ABD’nin Ortadoğu’daki ağırlık merkezini eskisi gibi tutma eğilimi zayıflıyor; ancak çekilme, “ne gününüz varsa görün” diyerek gerçekleşecek bir kopuş değil. “Çıkmak dediğiniz şey şapkasını alıp arkasına bakmadan… diyebileceği bir yer değil” sözleriyle Washington’un, çıkarlarını koruyacak bir “geçiş ve süreç yönetimi” arayacağını savundu. Bu süreçte bölgedeki müttefikliklerin ve “kullanışlı aparat” ilişkilerinin çok hızlı değiştiğini; İsrail’in pozisyonundan Körfez başlıklarına kadar birçok dosyada ABD’nin “yan aparatlar” ile “asıl stratejiyi” ayırarak ilerlediğini söyledi. Bilgen’in bu bölümdeki temel iddiası şuydu: ABD, Suriye’de ne “tam hegemon/egemen” bir Şam yönetimi ister ne de sınırsız bir istikrarsızlığa yatırım yapar. “Kontrollü kaos”un kısa vadede operasyonel işlere yarayabileceğini kabul etmekle birlikte, orta-uzun vadede kaotik bir yapının ABD için “verimli bir siyaset zemini” oluşturmayacağını belirtti. “Washington’un yeni hattı SDG’yi uzlaşmaya zorlamak; bu da Türkiye için ‘tarihi bir fırsat’ yaratıyor” Bilgen, önümüzdeki günlerde provokatif eylemler olsa bile ABD’nin tercihinin, SDG’yi uzlaşmaya zorlayıp Şam yönetimini “sürdürülebilir bir stabil duruma” yönelten bir çerçeve olacağını söyledi. Bu noktada “Bu da Türkiye için tarihi bir fırsattır” ifadesini kullandı ve Türkiye’nin, ABD’nin çekilme arzusunda “en güçlü rol üstlenebilecek aktör” olduğunu savundu. Bilgen, bunun “menfaatler mutlak örtüşüyor” anlamına gelmediğini özellikle not etti; ancak İran-Körfez gerilimi, bölgesel rekabet ve sahadaki kapasite kıyasları nedeniyle Türkiye’nin elindeki kozların daha etkili olabileceğini belirtti. “SDG, ‘reel gücün nüfus olduğunu’ görerek Esadlı geçiş dönemi illüzyonundan çıkmalı” Bilgen, “Esad’la geçiş dönemi” diye tarif ettiği süreçte bazı aktörlerin geçici kazanımları “kalıcı sanma” riskine dikkat çekti. SDG açısından temel kırılma olarak, Suriye’de çoğunluğun Sünni Araplar olduğunu ve bunun merkezi yönetim denklemine yansıyacağını vurguladı. “Reel güç nüfustur” diyerek, demokratik bir uzlaşı hedefleniyorsa hak ve özgürlüklerin güvenceye alınmasının demografik gerçeklikle uyumlu bir siyasal mimari gerektirdiğini savundu. Bu çerçevede Bilgen, Türkiye’nin “Suriye Kürtlerini peşinen tehdit/düşman görmediğini”, tersine “merkezi yönetimle entegre bir pozisyon” istediğini söyledi; fakat Türkiye’nin Astana sürecinde şekillenen çıtayı “daha aşağıya indirme ihtimali olmadığını” da ekledi. Bilgen’in okumasında, SDG’nin şartları “zorlama” stratejisi bölge ülkelerinde ters bir ittifak doğurabilir; bu da Kürt yurttaşların (ve diğer dezavantajlı grupların) kazanımlarını daha kırılgan hale getirebilir. “Antisemitizm reddedilmeli; ama siyonizmle de hesaplaşılmadan bölgede barış dili kurulamaz” Programın ilerleyen dakikalarında Bilgen, İsrail siyasetinin bölgedeki gerilimi derinleştiren başlıklarına değinerek, yaklaşımın “asla Yahudi karşıtlığına” sürüklenmemesi gerektiğini açık bir dille söyledi. “Sivil insanlar var” vurgusuyla, Netanyahu’nun politikalarının bedelinin dünyanın hiçbir yerinde Yahudi yurttaşlara ödetilmemesi gerektiğini belirtti. Ancak aynı anda, “dünya antisemitik her türlü yaklaşımla yüzleşmeli ama siyonizmle de hesaplaşmalı” diyerek, önleyici müdahale iddiasıyla başka ülkelerin egemenlik haklarını hedef alan siyasetin normalleştirilemeyeceğini savundu. Bilgen ayrıca, Kürtlerin İsrail’le kurulacak bir ilişkinin “aktörü” haline gelmemesi gerektiğini; aksi halde bölge halklarının öfkesinin Kürt yurttaşlara da yönelebileceğini söyledi ve “Netanyahu’ya karşı tavır koyma konusunda netleşme” çağrısı yaptı.

Gözaltı kararıyla gündemde: Mehmet Akif Ersoy kimdir? Savaş muhabirliğinden genel yayın yönetmenliğine... Haber

Gözaltı kararıyla gündemde: Mehmet Akif Ersoy kimdir? Savaş muhabirliğinden genel yayın yönetmenliğine...

İşte Mehmet Akif Ersoy'un hayatı ve kariyer basamakları: Savaş muhabirliğinden ekran yüzüne 8 Ocak 1985’te İstanbul'da doğan Mehmet Akif Ersoy, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oldu. Mesleğe 2009 yılında 6 News kanalında muhabir olarak başlayan Ersoy, 2010 yılında TRT’ye geçiş yaptı ve TRT TÜRK Addis Ababa Temsilciliği görevini üstlendi. Ersoy'un kariyerindeki asıl kırılma noktası ise savaş muhabirliği yılları oldu. 2011 yılında Libya, Yemen, Şam ve Erbil gibi çatışma bölgelerinde TRT temsilcisi olarak görev yaptı. 2012 yılında, Libya lideri Muammer Kaddafi ile ölümünden önce son röportajı gerçekleştiren gazeteci olarak dünya basınına adını duyurdu. Diyanet'te müşavirlik görevi Saha muhabirliğinin ardından yöneticilik ve danışmanlık görevlerinde bulunan Ersoy, 2012’de TRT Kahire Temsilcisi, 2013’te TRT Arapça Koordinatör Yardımcısı ve 2014’te TRT İstanbul Bölge Müdür Yardımcısı oldu. 2015 yılında "Zenga Zenga" adlı Kaddafi belgeselini hazırladı. Aynı yıl kariyerinde farklı bir yola girerek Diyanet İşleri Başkanlığı Ortadoğu ve İslam Coğrafyası Sorumlu Başkan Müşaviri olarak atandı. 2016’da ise Dış Politika Dergisi Genel Yayın Yönetmenliği görevini yürüttü. Habertürk dönemi ve Genel Yayın Yönetmenliği 2017 yılında Habertürk grubuna katılan Ersoy, "Manşet" ve "Nedir Ne Değildir" gibi tartışma programlarının moderatörlüğünü yaptı ve ana haber bültenini sundu. Stüdyo yayıncılığının yanı sıra Afganistan, Ukrayna ve Filistin gibi sıcak bölgelerden yaptığı yayınlarla sahadan kopmadı. Deneyimli gazeteci, geçtiğimiz yıl Habertürk TV Genel Yayın Yönetmenliği görevine getirilmişti. 2022 yılında Show TV Ana Haber Sunucusu Pınar Erbaş ile hayatını birleştiren Ersoy’un, "Tünel - Gazze'de Yaşamak" isimli bir de kitabı bulunuyor.

Bakırhan’dan İmralı çağrısı: Siyasetçiler, yazarlar ve akademisyenler de Öcalan ile görüşmeli! Haber

Bakırhan’dan İmralı çağrısı: Siyasetçiler, yazarlar ve akademisyenler de Öcalan ile görüşmeli!

"Görüşmeler siyasetin üzerindeki korkuyu azalttı" İstanbul’da düzenlenen konferansın açılışında konuşan Bakırhan, Meclis Komisyonu’nun İmralı ziyaretinin siyaset üzerindeki korku ve baskıyı azalttığını belirtti. Diyalog kapısı aralandığında umudun güçlendiğini ifade eden Bakırhan, "Sayın Öcalan 1993’ten beri barışı ve muhatabını arıyor. Bugün en karşıtları bile onun kurucu bir muhatap olduğunu kabul etti. O, bu sürecin mimarıdır; onsuz kalıcı bir barışın temeli eksik kalır" değerlendirmesinde bulundu. Öcalan’dan mesaj var: İlişkiyi demokratikleşme olarak tanımlıyorum Konferansta dikkat çeken bir diğer gelişme ise Abdullah Öcalan’ın mesajının okunması oldu. İmralı’dan tahliye edilen eski koğuş arkadaşı Veysi Aktaş aracılığıyla iletilen mesajda Öcalan, devletle olan ilişkisini "demokratikleşme" olarak tanımladı. Bakırhan ise Öcalan’ın çözüm paradigmasının Türkiye’nin ikinci yüzyılı için köklü bir değişim projesi olduğunu belirterek, "Barış kapısının en önemli anahtarlarından biri onun elindedir" dedi. Kürt meselesinde yüz yıllık inkar sona erdi Türkiye’nin Ortadoğu’daki krizlerin ortasında bir barış süreci yürütmesinin kıymetli olduğunu vurgulayan DEM Parti Eş Genel Başkanı, Kürtlerin artık inkar edilmediğini ancak cumhuriyete tam olarak dahil edilmediklerini söyledi. Bakırhan, "Kürt meselesinin kökeninde bir halkın yüz yıldır hukuktan dışlanması var. 2025 yılı itibarıyla Kürtlerin hukukla cumhuriyete dahil edilmesi süreci devam ediyor" diyerek hedefin demokratik bir cumhuriyet inşası olduğunu kaydetti. Yeni model: Demokratik Ulus Ortadoğu’da ulus devlet krizinin derinleştiğine dikkat çeken Bakırhan, çözüm önerisi olarak "Demokratik Ulus" ve "Demokratik Cumhuriyet" modelini işaret etti. Tek tipleştirme yerine çoğulculuğu esas alan, merkeziyetçi değil yerinden yönetimle güçlenen ve tüm kimliklerin eşit yurttaş olduğu bir sistemin Türkiye’nin ihtiyacı olduğunu belirtti.

Özel tutanak krizinin ardından konuştu ve “Ortadoğu’da birlikte kazanmak istiyoruz” mesajı verdi Haber

Özel tutanak krizinin ardından konuştu ve “Ortadoğu’da birlikte kazanmak istiyoruz” mesajı verdi

TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun Öcalan ziyaretinin ardından gerçekleşen ilk toplantı, İmralı tutanaklarının sadece 4 sayfalık özetinin okutulması nedeniyle gerilimli geçti. DEM Parti tutanakların tamamının gizlenmemesini isterken, MHP kendi şartlarını sıraladı. CHP ise “süzgeçten geçirilmiş bilgiyle komisyon sağlıklı çalışmaz” diyerek özet paylaşımına itiraz etti. CHP’li Murat Emir, ham tutanağın tüm üyelere sunulması gerektiğini belirterek, özetin algıya göre değişeceğini ve komisyon çalışmalarına gölge düşüreceğini ifade etti. Sezgin Tanrıkulu ise “Özet okunursa barış karşıtlarının eline koz veririz” diyerek sürecin şeffaf ilerlemesi gerektiğini vurguladı. Özgür Özel: “Muhalefetin muhalefetle kavgasına itiraz ediyorum” Kriz sonrası Halk TV’ye konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, DEM Parti ile yaşanan gerginliklere gönderme yaparak, “Ben muhalefetin muhalefetle kavgasına itiraz ediyorum. DEM Parti’nin yönetimini hedef almam; eleştirim çevresindeki ağır söylemleredir” dedi. Özel, adaya gitmeme kararının komisyon açısından bir “tümsek” oluşturduğunu ancak çözüm yolunda yürümeye devam ettiklerini vurguladı: “Biz bu komisyona Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesi ümidiyle girdik. Türkiye terörsüz ve demokratik bir ülke olsun istiyoruz.” “Adaya gitmek bir zorluktu ama çözüm isteğimiz baki” Özel, AKP ve MHP’nin ziyaret sürecini farklı yöntemlerle geçtiğini belirterek CHP’nin tutumunu şöyle açıkladı: “Biz de o tümseğin yanından geçtik ama yolumuzdan dönmedik. Bu iş demokratik yollardan çözülsün istiyoruz. Kürtlerle Türkler geleceğe el ele yürüsün; herkes eşit olsun, herkes zengin olsun istiyoruz.” Ortadoğu vurgusu: “Seküler yönetim ihtiyacı yükseliyor, birlikte kalkınacağımız bir coğrafya istiyoruz” Özel, konuşmasının en dikkat çekici bölümünde Türkiye’nin bölgedeki rolü üzerine kapsamlı mesajlar verdi: “Bir seküler yönetim ihtiyacı bütün Ortadoğu’da yükseliyor. İsrail ellerini ovuşturamasın istiyoruz. Suriye’deki dengeleri, krizleri biliyoruz. Suriye’ye barış gelsin; oradaki Kürtler çözümün parçası olsun. Türkiye ile Suriye dost olsun.” Ayrıca CHP ve DEM Parti’yi örnek göstererek bölgeye seküler-demokratik bir perspektif sunulması gerektiğini belirtti: “Ortadoğu’ya örnek olsun istiyoruz. Türkiye Müslüman Kardeşler modelini değil, demokrasiyi ve sekülerizmi önersin. Hep beraber kazanıp hep beraber kalkınacağımız bir coğrafya olsun istiyoruz.” “Devlet aklı yanlış başladı diye doğru olana karşı çıkmayız” Özel, süreci koşulsuz destekledikleri eleştirilerine yanıt vererek şunları söyledi: “Devlet aklı her dediğinde kayıtsız şartsız evet denmez. Ama devletin menfaati gerçekten buradaysa, sırf kötü başlatıldı diye neden karşı çıkalım? Biz Kürt’ün de Türk’ün de karnını doyuracak, geleceğini güvenceye alacak bir ülke istiyoruz.” Özel, komisyon sürecinin şeffaf ilerlemesi gerektiğini yineledi CHP lideri, son olarak komisyon çalışmalarının spekülasyona açık bırakılmaması gerektiğini vurgulayarak, tutanakların eksiksiz paylaşılması çağrısını yineledi.

Ortadoğu’dan Mekke’ye uzanan yeni ticaret ve barış koridoru Haber

Ortadoğu’dan Mekke’ye uzanan yeni ticaret ve barış koridoru

Ortadoğu Kalkınma ve Barış Derneği Kurucu Genel Başkanı Muhittin Beyaz, Haber Değer’e konuştu. Beyaz, Türkiye’den Mekke’ye uzanacak “Ortak Miras, Ortak Gelecek Koridoru – Hac Yolu Projesi”nin hem bölgesel barış hem de ekonomik kalkınma açısından “yeni bir entegrasyon vizyonu” sunduğunu belirtti. “Derneğimizi proje vizyonuyla kurduk” Şanlıurfa doğumlu olan Muhittin Beyaz, siyaset bilimi yüksek lisans mezunu. Aynı zamanda OKV Uluslararası Altyapı Yatırım A.Ş.’nin yönetim kurulu başkanlığını da yürüten Beyaz, derneğin kuruluş motivasyonunu şöyle özetliyor: “Ortadoğu Kalkınma ve Barış Derneği’ni klasik bir sivil toplum örgütü olarak değil, bir proje vizyonu olarak kurduk. Amacımız, Ortadoğu’daki devletlerle temasa geçip, hem barışı hem kalkınmayı birlikte geliştirecek çok katmanlı projeler üretmekti.” “Ortak Miras, Ortak Gelecek Koridoru” projesi Beyaz’ın aktardığına göre derneğin şu anda yürüttüğü en kapsamlı çalışma, “Ortak Miras, Ortak Gelecek Koridoru – Hac Yolu Projesi.” Proje, adını hem kadim ticaret yollarından hem de dini ve kültürel ortaklıklardan alıyor. “Proje, Ortadoğu’nun miras aldığı tarihsel hac yolundan ilham alıyor. Bu yol sadece inanç rotası değil; aynı zamanda ticaretin, kültürün ve medeniyetin ortak eksenidir. Biz de bu tarihsel hafızayı modern bir lojistik ve barış koridoruna dönüştürüyoruz.” “İpek Yolu, Zengezur ve Süveyş Kanalı birleşiyor” Projeyle hedeflenen, Ortadoğu güzergâhından geçen tüm ticari yolları birleştiren bütünleşik bir koridor oluşturmak. Beyaz bu yapının, İpek Yolu, Zengezur Koridoru, Kalkınma Yolu, Baharat Yolu ve Süveyş Kanalı ile birleştiğini ifade ediyor: “Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarını bir potada eritiyoruz. Doğudan gelen bir ürün Ortadoğu’da şekillenip Batı’ya dağıtılacak. Bu proje doğu-batı ticaretinde taraf olmayan bir Ortadoğu yaratma fırsatıdır.” Üç kıta, üç stratejik üs Projede üç büyük lojistik ve serbest ticaret üssü bulunuyor: Basra Üssü: İran, Irak, Kuveyt ve Suudi Arabistan sınırında kurulacak. Asya ve Güney Asya ticaretini Ortadoğu’ya taşıyacak. Akabe Üssü: Suudi Arabistan, Ürdün, İsrail ve Mısır’ı buluşturacak. Afrika ve Doğu Akdeniz ticaretinin birleşme noktası olacak. İbrahim Üssü: Türkiye’nin güneydoğusunda kurulacak ve Türkiye, Suriye, Irak, İran ile Ermenistan’ın ortaklaşa geliştireceği bir serbest bölge olacak. Bu üsler arasında engelsiz geçişi sağlayan vergi indirimi anlaşmaları ve lojistik koridorları planlanıyor. “Bu üsler ticareti hızlandırırken sınırları da birleştirici hale getirecek. Sınırları bir engel değil, bir kavşak noktası olarak görüyoruz.” “Ticaret barışın anahtarıdır” Muhittin Beyaz’a göre proje sadece ekonomik değil, barışa hizmet eden bir girişim: “Doğru ticaret iş birliğini, iş birliği barışı doğurur. Ortadoğu ülkeleri rekabet yerine ortak refahı hedeflediğinde bölgesel huzur sağlanır. Bu koridor, medeniyetlerin çatışmasını değil, kesişmesini sağlayacak.” “Türkiye sürecin merkezinde” Türkiye’nin kalkınma projeleri ve diplomatik açılımlarının Ortadoğu’da bir umut yarattığını belirten Beyaz, Ankara’nın bölgesel barışa katkısının belirleyici olduğunu söylüyor: “Türkiye’nin Körfez, Irak, Ürdün ve diğer ülkelerle geliştirdiği projeler, artık sadece ekonomik değil, barış odaklıdır. Bizim dernek olarak yapmak istediğimiz tam da bu: iç barışı ve dış barışı birlikte inşa eden bir Ortadoğu vizyonu.” “Şanlıurfa’dan Mekke’ye uzanan barış hattı” Proje güzergahı, Türkiye’nin Şanlıurfa kentinden başlıyor. Batı hattı Suriye ve Ürdün üzerinden Akabe’ye ulaşıyor; doğu hattı ise Irak ve Kuveyt üzerinden Mekke’ye uzanıyor. İki hat Suudi Arabistan’da birleşiyor ve karayolu, demiryolu ve denizyolu entegrasyonu sağlanıyor. “Hac yolu hem manevi hem ekonomik bir güzergâhtır. Bu koridor, sadece hacıların değil; ticaretin, turizmin ve kültürel etkileşimin de yoludur.” “Dijital altyapı da projeye entegre” Proje sadece fiziki yollarla sınırlı değil. Starlink üzerinden kesintisiz internet, yüksek hızlı tren hatları, modern limanlar ve yeşil enerji sistemleri ile desteklenen dijital bir ağ planlanıyor. “Yeni dünya düzeni sadece yollarla değil, veriyle de örülüyor. Bizim projemiz hem ticari hem dijital bir entegrasyon modeli.” “Ortadoğu artık taraf değil merkez olacak” Beyaz, projenin nihai hedefini şöyle özetliyor: “Doğu ile Batı arasında yaşanan ticaret savaşlarında Ortadoğu taraf değil merkez olmalıdır. Bu proje, bölgenin barışla kalkınmasının anahtarıdır. Ortadoğu halklarının refahını ve onurunu yeniden inşa etme zamanıdır.” Tarihi yoldan modern barış koridoruna “Ortak Miras, Ortak Gelecek Koridoru – Hac Yolu Projesi”, Ortadoğu’nun kadim yollarını yeniden canlandırarak ekonomik entegrasyonla barış inşasını hedefliyor. Türkiye’nin güneyinden başlayan bu yol, Mekke’ye uzanan bir barış ve kalkınma hattı olarak tanımlanıyor.

Trump’tan dikkat çeken Gazze açıklaması: İkinci aşama şimdi başlıyor Haber

Trump’tan dikkat çeken Gazze açıklaması: İkinci aşama şimdi başlıyor

Görev henüz tamamlanmadı ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda, Gazze’deki ateşkes ve esir değişimi sürecine ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Trump, “Gazze'de ikinci aşama şimdi başlıyor. Yirmi rehine iyi durumda geri döndü, ancak görev henüz bitmemişti ve ölüler söz verildiği gibi teslim edilmedi.” ifadelerini kullanarak sürecin henüz sona ermediğini vurguladı. İkinci aşama” mesajı dikkat çekti Trump’ın “ikinci aşama” ifadesi, uluslararası kamuoyunda yeni bir diplomatik ya da askeri sürece mi işaret ettiği yönünde tartışmalara yol açtı. Beyaz Saray kaynakları, açıklamanın “ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ve kalan esirlerin serbest bırakılması için yürütülecek yeni müzakerelere” atıfta bulunduğunu belirtti. Gazze’de ateşkes sonrası hassas denge Geçtiğimiz hafta Mısır’da yürütülen görüşmelerin ardından Hamas ile İsrail arasında geçici bir ateşkes sağlanmış, 20 İsrailli rehinenin serbest bırakıldığı açıklanmıştı. Ancak anlaşma kapsamında ölenlerin cenazelerinin teslim edilmemesi taraflar arasında gerilimi yeniden artırdı. Trump’ın açıklaması, ABD’nin ateşkesin ikinci aşamasında daha aktif bir rol üstlenebileceği yönündeki beklentileri de güçlendirdi. Washington’dan yeni diplomatik adımlar bekleniyor ABD yönetiminin, Orta Doğu’daki ateşkes sürecini izlemek ve insani yardımların geçişini sağlamak amacıyla CENTCOM aracılığıyla diplomatik temaslarını yoğunlaştırdığı biliniyor. Trump’ın açıklaması, bu sürecin “daha kapsamlı bir stratejiye” evrileceğinin sinyali olarak değerlendiriliyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.