SON DAKİKA

#Petrol

HABER DEĞER - Petrol haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Petrol haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Petrolün gölgesinden çıkan yeni cephe: Kritik mineraller savaşın yeni nedeni olabilir Haber

Petrolün gölgesinden çıkan yeni cephe: Kritik mineraller savaşın yeni nedeni olabilir

Bugüne kadar dünya savaşlarından bölgesel çatışmalara kadar pek çok gerilimin merkezinde petrol yer aldı. Ancak son yıllarda yaşanan gelişmeler, küresel rekabetin ağırlık merkezinin kritik minerallere kaydığına işaret ediyor. Venezuela, Ukrayna ve Grönland gibi örnekler, maden zenginliği yüksek bölgelerde tansiyonun neden arttığını gözler önüne seriyor. Venezuela örneği petrolden fazlasını anlatıyor Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’ya yönelik iddialar ve tartışmalar ilk bakışta ülkenin devasa petrol rezervleriyle ilişkilendirilse de uzmanlar asıl meselenin petrolden çok daha geniş bir kaynak seti olduğunu vurguluyor. Venezuela, yeni nesil teknoloji ürünleri için hayati önemde olan ve “mavi altın” olarak anılan koltan başta olmak üzere; lityum, nikel, bakır ve altın açısından da dünyanın en zengin ülkeleri arasında yer alıyor. Petrol hemen sahneden inmiyor Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Gürkan Kumbaroğlu, petrolün kısa vadede önemini yitireceği yönündeki öngörülerin gerçekleşmediğini belirtiyor. Elektrikli araçlara geçiş hedeflerinin özellikle ABD ve Avrupa’da revize edildiğini hatırlatan Kumbaroğlu, petrol talebinin sanıldığı kadar hızlı düşmediğini ve bu nedenle petrol temelli rekabetin bir süre daha süreceğini ifade ediyor. Elektrikli araç hedefleri geri çekiliyor Avrupa Birliği’nin içten yanmalı motorlara yönelik sert takviminde esnemeye gitmesi ve ABD’de elektrikli araç kullanımına ilişkin beklentilerin aşağı yönlü güncellenmesi, petrolün küresel denklemdeki yerini koruduğunu gösteriyor. Bu tablo, enerji güvenliği ve kaynak rekabetinin çok katmanlı bir hale geldiğini ortaya koyuyor. Yeni teknolojinin kalbi: Nadir topraklar Kumbaroğlu’na göre asıl kırılma noktası, ileri teknolojinin olmazsa olmazı olan nadir toprak elementleri ve kritik mineraller. Yapay zekâdan savunma sanayisine, yenilenebilir enerjiden uzay teknolojilerine kadar geniş bir alanda bu minerallere bağımlılık artıyor. Büyük güçler için bu kaynaklar artık ekonomik bir avantajdan çok stratejik bir zorunluluk olarak görülüyor. Türkiye için kritik eşik Türkiye’de yayımlanan “Kritik ve Stratejik Madenler Raporu”nda 37 maddenin kritik, bunlardan 8’inin yüksek öneme sahip olduğu belirtiliyor. Lityum, bakır, demir, alüminyum, manganez, çinko, gümüş ve titanyum gibi madenlerde yaşanabilecek tedarik kesintilerinin, güvenlik ve ekonomi açısından ciddi riskler doğurabileceği vurgulanıyor. Uzmanlar, arz çeşitliliği, uluslararası iş birlikleri ve tedarik zinciri güvenliğinin titizlikle planlanması gerektiğinin altını çiziyor. Petrolün tamamen devre dışı kalmadığı ancak kritik minerallerin küresel güç mücadelesinde yeni bir cephe açtığı bu dönemde, ülkelerin maden politikaları önümüzdeki yılların en belirleyici başlıklarından biri olmaya aday görünüyor.

Kulisleri sarsan iddia: Washington’dan Ankara’ya uzanan teklif Haber

Kulisleri sarsan iddia: Washington’dan Ankara’ya uzanan teklif

ABD’nin askeri operasyonunun ardından Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores’in New York’a götürülmesiyle birlikte, Washington–Caracas hattında yürütülen görüşmelere dair yeni ayrıntılar gün yüzüne çıktı. ABD basını, süreç öncesinde Maduro’ya sunulan bir “çıkış senaryosu”na dikkat çekti. New York Times: Aralık ayında teklif yapıldı New York Times’ın Amerikalı ve Venezuelalı kaynaklara dayandırdığı haberine göre, ABD Başkanı Donald Trump aralık ayının sonunda Maduro’ya iktidarı bırakması halinde Türkiye’ye gitmesini içeren bir teklif sundu. Haberde, bu senaryoda Maduro’ya yurtdışında “rahat bir yaşam” vadedildiği, ancak teklifin reddedildiği aktarıldı. Cumhuriyetçi Senatör’den dikkat çeken sözler Air Force One’da Trump’la birlikte bulunan Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, iddiaya ilişkin yaptığı değerlendirmede, Maduro’nun yakalanmadan önce farklı bir tercih yapabileceğini savundu. Graham, “Şu anda Türkiye’de olabilirdi, ama New York’ta. Trump ona bir çıkış yolu sundu; reddetti” ifadelerini kullandı. Resmî açıklama yok Türkiye seçeneğine dair iddialar gündem yaratırken, Ankara’dan ya da Washington’dan konuya ilişkin resmî bir doğrulama veya yalanlama gelmedi. Washington Post: Türkiye daha önce de gündemdeydi Washington Post, kasım ayı sonunda yayımladığı bir haberde, olası bir sürgün senaryosunda Türkiye’nin seçenekler arasında yer aldığını yazmıştı. Aynı haberde, böyle bir anlaşmanın Maduro’nun ABD’ye iade edilmeyeceğine dair güvence içerebileceği ileri sürülmüştü. “Erdoğan’a güveniyor” değerlendirmesi Washington Post’a konuşan Beyaz Saray’a yakın bir kaynak, Türkiye seçeneğini “Maduro’nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a güvendiği” şeklinde yorumladı. Johns Hopkins Üniversitesi’nden araştırmacı Lisel Hintz ise Ankara’nın böyle bir hamleyi dış politika dengeleri açısından fırsat olarak görebileceğini savundu. Türkiye–Venezuela hattı Son yıllarda Türkiye ile Venezuela arasında özellikle madencilik ve enerji alanlarında işbirliği dikkat çekiyor. İki ülke arasında altın, petrol ve doğalgaz başlıklarında yapılan anlaşmalar, bu temasların arka planını oluşturan unsurlar arasında yer alıyor.

Rusya’dan dikkat çeken değerlendirme: ABD’nin Venezuela operasyonu yasa dışı ama tutarlı Haber

Rusya’dan dikkat çeken değerlendirme: ABD’nin Venezuela operasyonu yasa dışı ama tutarlı

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev, Rus haber ajansı TASS’a yaptığı açıklamada, ABD’nin Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores’e yönelik askeri operasyonunu değerlendirdi. Medvedev, operasyonu “yasa dışı ancak tutarlı” sözleriyle nitelendirerek, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu adımla Rusya’yı eleştirme meşruiyetini tamamen yitirdiğini savundu. “ABD’nin amacı kaynakları kontrol etmek” iddiası Medvedev, Maduro’nun geçmişte yaptığı ve ABD’nin asıl hedefinin Venezuela’nın petrol ve maden kaynakları olduğu yönündeki açıklamaları hatırlattı. Trump’ın bu niyeti gizlemediğini öne süren Medvedev, Washington’un müdahaleci çizgisinin açık biçimde sürdürüldüğünü ifade etti. “Kendi çıkarlarında son derece katılar” ABD’nin başka ülkelerin doğal kaynaklarını hedef alan politikalar izlediğini savunan Medvedev, Trump yönetiminin yaklaşımını, “Davranışlarının bariz şekilde yasa dışı olmasına rağmen tutarlı olduğunu inkâr edemezsiniz. O ve ekibi, ülkelerinin ulusal çıkarlarını savunmada son derece katı” sözleriyle değerlendirdi. Caracas’taki saldırılar sonrası gerilim tırmandı Venezuela’nın başkenti Caracas’ta 3 Ocak gecesi patlama ve uçak seslerinin duyulmasının ardından Venezuela yönetimi, ABD’yi sivil ve askeri tesislere saldırmakla suçlamıştı. Kısa süre sonra Trump, Maduro ve eşinin büyük çaplı bir operasyonla yakalanarak ülke dışına çıkarıldığını duyurmuştu. Uluslararası tepkiler bölündü Operasyonun ardından Venezuela yönetimi, ABD’nin kınanması için uluslararası topluma çağrı yaparken; bazı ülkeler saldırıyı sert biçimde eleştirdi, bazıları ise Washington’a destek veren açıklamalar yayımladı. Medvedev’in sözleri, Venezuela krizi etrafında oluşan küresel ayrışmanın yeni bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Maduro’dan ABD’ye: Karayip korsanları gibi gemi kaçırıyorlar Haber

Maduro’dan ABD’ye: Karayip korsanları gibi gemi kaçırıyorlar

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, başkent Caracas’ta düzenlenen halk buluşmasında yaptığı konuşmada, ABD’nin Venezuela’ya ait petrol taşıyan bir tankere el koymasına sert tepki gösterdi. Maduro, olayın Venezuela açıklarında değil, uluslararası sularda gerçekleştiğini vurgulayarak bunun “yasa dışı bir el koyma” olduğunu savundu. “Maskeleri düştü, Karayipler’de deniz eşkıyalığı başladı” Maduro, ABD’nin attığı adımın gerçek niyetini açığa çıkardığını belirterek, “Maskeleri resmen düştü. Tüm Karayipler’e yönelik yeni bir deniz eşkıyalığı dönemi başladı” dedi. ABD’nin uyuşturucu ile mücadele gibi gerekçeler öne sürdüğünü hatırlatan Maduro, yaşananların bu söylemleri boşa çıkardığını ifade etti. El koymanın uluslararası sularda yapıldığını vurguladı Venezuela lideri, petrol tankerine Venezuela karasularında değil, Atlantik Okyanusu’nda, Trinidad ve Tobago ile Grenada’nın kuzeyinde el konulduğunu belirtti. Maduro, bunun uluslararası hukuka aykırı olduğunu savunarak “Ticari bir gemi kuşatıldı, asker indirildi ve zorla alıkonuldu” ifadelerini kullandı. “Petrolümüz çalındı, denizcilerin akıbeti bilinmiyor” Maduro, gemide Venezuela devletine ait petrol bulunduğunu, bedelinin önceden ödendiğini söyledi. Gemideki denizcilerin zorla alıkonulduğunu ve nerede olduklarının bilinmediğini belirten Maduro, “Gemiyi kaçırdılar, petrolü yağmaladılar. Karayipler’de yeni bir korsanlık ve suç icat ettiler” diye konuştu. Venezuela’dan diplomatik ve hukuki hamle mesajı Venezuela’nın Karayipler’deki ticari ve egemenlik haklarını koruyacağını vurgulayan Maduro, diplomatik, ticari ve hukuki tüm adımların atılması için talimat verdiğini açıkladı. Venezuela’nın bu olayı uluslararası platformlara taşıyacağını ifade etti. “Petrol için savaşa hayır” çağrısı yaptı Maduro, ABD yönetimini petrol kaynakları üzerinden bölgesel gerilimi tırmandırmakla suçlayarak, “Petrol için savaşa hayır. Emperyalist güçler Venezuela’nın doğal kaynaklarını çalıp bedelini ödemek istemiyor” dedi. Venezuela’nın doğal kaynakları üzerindeki egemenliğini savunmaya devam edeceğini vurguladı. ABD Başkanı Donald Trump ise daha önce yaptığı açıklamada, Venezuela’ya ait petrol taşıyan tankere “iyi bir gerekçeyle” el koyduklarını duyurmuştu. Venezuela yönetimi ise bu adımı “açık bir hırsızlık” olarak nitelendirerek uluslararası hukuka aykırı olduğunu savunuyor.

Petrol zengini Venezuela nasıl çöktü? Chávez’den Maduro’ya uzanan kriz, yolsuzluk, ambargo ve yarım kalan sosyalizm Haber

Petrol zengini Venezuela nasıl çöktü? Chávez’den Maduro’ya uzanan kriz, yolsuzluk, ambargo ve yarım kalan sosyalizm

Venezuela’nın hikâyesi, dünyanın en büyük petrol rezervlerinin üzerinde oturmasına rağmen halkının temel gıdaya ulaşamadığı keskin bir çelişkiler tarihidir. Bugün ülkede market raflarının boşaldığı, sağlık sisteminin çöktüğü, milyonlarca kişinin komşu ülkelere kaçtığı büyük bir insani kriz yaşanıyor. Bu çöküş, sadece ekonomik bir felaket değil; tarihsel, siyasal ve jeopolitik bir düğümün birlikte sıkıştığı karmaşık bir süreçtir. Bu haber dosyası, Venezuela’nın petrol zenginliğinden bugünkü yoksulluğuna uzanan kırılma hattını tarihsel bir bütünlük içinde ele alıyor. Petrolün gölgesi: Zenginlikten bağımlılığa giden yol Yüzyıl boyunca Venezuela ekonomisi neredeyse tamamen petrol gelirlerine dayanıyordu. Bu bağımlılık, kısa vadede büyük refah yaratsa da ülkeyi küresel petrol fiyatlarına karşı aşırı kırılgan hale getirdi. Ülke, üretim çeşitliliğini sağlayamadı; tarım ve sanayi giderek çöktü, ekonomi tek bir sektöre hapsoldu. Petrolün yarattığı devasa gelirler, siyasetin ve bürokrasinin kontrolünde bir rant düzenine dönüştükçe yolsuzluk artmış, devlet kurumları halktan uzak bir dağıtım mekanizması haline gelmişti. Bu kırılgan yapı, Venezuela’nın gelecekte yaşayacağı büyük çöküşün zeminini çok önceden hazırlamıştı. Chávez dönemi: Umut, yeniden dağıtım ve yarım kalan devrim Hugo Chávez 1998’de iktidara geldiğinde ülke derin eşitsizlik, siyasi yozlaşma ve ABD merkezli neoliberal politikaların yorgunluğu içindeydi. Chávez, petrol gelirlerini geniş sosyal programlarla halka yönlendirdi; sağlık, eğitim ve konut alanlarında büyük projeler hayata geçirildi. Bu dönem, ülkede yoksulluğu ciddi biçimde azaltan ve alt sınıfların siyasal katılımını genişleten bir toplumsal dönüşüm yarattı. Aynı zamanda ABD hegemonyasına meydan okuyan bağımsızlıkçı bir dış politika benimsendi ve Venezuela, Latin Amerika solunun öncülerinden biri haline geldi. Ancak Chávez’in ekonomik modeli, tam anlamıyla çeşitlenmemiş ve petrole bağımlı bir yapıyı sürdürüyor; bürokratik devlet aygıtı güçlenirken halk meclislerinin ve taban örgütlerinin kalıcı bir kurumsal güce sahip olmasını sağlayacak dönüşüm tamamlanamıyordu. “21. yüzyıl sosyalizmi” söylemi güçlüydü, fakat ekonomik ve kurumsal altyapı bu iddiayı taşıyacak kadar sağlam değildi. Bu nedenle, petrol fiyatlarının düşüşe geçmesiyle sistemin dengesi bozulmaya başladı ve Chávez’in ölümüyle birlikte bu model tüm kırılganlığıyla Maduro yönetiminin omuzlarına yük oldu. Maduro dönemi: Ekonomik çöküş, otoriterleşme ve derin yoksulluk Nicolás Maduro 2013’te göreve geldiğinde petrol fiyatları dramatik biçimde düşmeye başlamıştı. Ekonominin tek gelir kaynağı çökmüş, ülkenin ithalat kapasitesi neredeyse sıfırlanmış, devlet bütçesi hızla erimişti. PDVSA’nın yıllardır biriken yolsuzluk ve verimsizlik sorunları, kötü yönetimle birleşince petrol üretimi bile sürdürülemez hale geldi. Devlet, kayıpları karşılamak için para basmaya yöneldi ve ülke tarihin en büyük hiperenflasyonlarından birine sürüklendi. Gıda ve ilaç krizi derinleşti, elektrik kesintileri hayatın olağan bir parçasına dönüştü. Maduro yönetimi kriz büyüdükçe daha sert bir güvenlik politikası benimsedi. Muhalif siyasetçiler, gazeteciler ve sendikacılar üzerinde baskılar arttı; seçimlerin adilliği tartışmalı hale geldi ve ülke otoriter bir yönetim biçimine doğru sürüklendi. Bu süreçte Venezüella halkı giderek yoksullaştı ve 7 milyondan fazla kişi ülkeyi terk ederek dünyanın en büyük göç krizlerinden birini oluşturdu. ABD–Venezuela gerilimi: Ambargo, darbe denemeleri ve petrol jeopolitiği Venezuela’daki kriz, küresel güçlerin de devreye girdiği bir jeopolitik mücadeleye dönüştü. ABD, önce ağır ekonomik yaptırımlar uygulayarak petrol ticaretini hedef aldı; ardından 2019’da muhalefet lideri Juan Guaidó’yu “geçici devlet başkanı” ilan ederek açık bir rejim değişikliği girişiminde bulundu. Bu plan ordunun bölünmemesi nedeniyle başarısız oldu ancak Venezuela siyasetini daha da kutuplaştırdı. Sonraki yıllarda Washington, Maduro yönetimini “narko-terörist” ilan etti; Karayipler’e savaş gemileri gönderildi ve CIA’ya Venezuela içinde gizli operasyon yetkisi verildi. ABD’nin bu baskısı, ekonomik krizi daha da ağırlaştırdı. Ancak paradoksal biçimde Maduro iktidarının “dış tehdit” söylemini güçlendirdiği için siyasal olarak da bir dayanıklılık sağladı. Petrol zenginliği nasıl fakirliğe dönüştü? Venezuela’daki çöküş, tek bir nedene bağlanamayacak denli çok katmanlıdır. Ekonomik yapının petrole aşırı bağımlılığı, Chavez döneminde çeşitlenemeyen üretim modeli, Maduro yıllarında derinleşen yolsuzluk ve mali disiplin kaybı, PDVSA’nın kurumsal çürümesi ve kötü yönetimi ülkeyi içeriden zayıflattı. Buna ek olarak ABD ambargoları ve uluslararası finans sisteminden dışlanma, zaten çökmekte olan ekonomiyi tamamen kırdı. Sonuç olarak dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip ülke, halkının temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldi. Halkın yaşadığı dram: Göç, açlık ve çöken yaşam Ekonomik krizin en ağır bedelini Venezuela halkı ödedi. Ülke, savaş yaşamamasına rağmen dünyanın en büyük mülteci krizlerinden birini üretti. Milyonlarca kişi Kolombiya, Brezilya ve Peru gibi komşu ülkelere göç etmek zorunda kaldı. Marketlerde gıda kıtlığı, hastanelerde ilaç yokluğu, çocuklarda yetersiz beslenme ve günlük elektrik kesintileri yaşamın sıradan bir parçası haline geldi. Bu insani tablo, Venezuela’nın yalnız bir ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal bir çöküş yaşadığını gösteriyor. Venezuela nereye gidiyor? Ülkenin geleceği hâlâ belirsiz. Uzatmalı bir kriz döngüsü şimdilik en olası senaryo olarak duruyor. Ancak uluslararası arabuluculukla iktidar ve muhalefetin sınırlı da olsa güç paylaşımına dayalı bir geçiş sürecine yönelmesi ihtimali zaman zaman gündeme geliyor. Diğer yandan ABD’nin askeri baskıyı artırması, Venezuela’yı daha sert bir çatışmaya sürükleyebilir. En karanlık ihtimal ise uzun süreli bir iç istikrarsızlığın kalıcı hale gelmesi. Venezuela’nın çöküşü, yalnızca bir liderin hatalarıyla ya da tek başına ABD baskısıyla açıklanamayacak kadar derin ve çok boyutludur. Bu kriz, petrole bağımlı ekonomik modelin kırılganlığı, devletçi bürokrasinin yolsuzluk üretmesi, demokratik kurumların zayıflığı ve dış müdahalenin yıkıcı etkilerinin birlikte yarattığı bir fırtınadır. Dünyanın en büyük petrol rezervleri, halkın refahını değil, tam tersine, bir kırılma noktası olarak yeni bir yoksulluk çağını doğurmuştur. Venezuela, hâlâ bu döngüden çıkmanın yolunu arıyor; ancak yol uzun, karmaşık ve ağır bedellerle dolu görünüyor.

Aydoğan Doğan: O ruhban okulunu açtırmayacağız! Haber

Aydoğan Doğan: O ruhban okulunu açtırmayacağız!

“İznik Konsili’nin ruhu yeniden canlandırılmak isteniyor” İnsan hakları aktivisti ve siyasetçi Aydoğan Doğan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Papa 14. Leo’nun İznik’te düzenlenecek dini etkinliğe katılacağını hatırlatarak, bu ziyaretin 1700 yıl önceki konsilin “ruhani mirasını canlandırma” amacı taşıdığı iddiasını gündeme getirdi. Doğan, paylaşımında törende Fener Rum Patrikhanesi ile birlikte hareket edilmesini “Anadolu’nun ruhani mirasının ortaklaşa gaspı” olarak nitelendirdi. “Ruhban Okulu” başlığı yeniden siyasetin merkezine çekildi Doğan, açıklamasında uzun süredir tartışılan “Ruhban Okulu” talebine özel bir yer ayırarak, bu başlığı yalnızca bir eğitim meselesi değil “siyasal ve ruhani nüfuz alanı” olarak değerlendirdi. Paylaşımda, “Amaç belli; Ruhban Okulu’nu bir kez daha yüksek sesle gündeme getirmek” ifadesi dikkat çekerken, talebin Türkiye’nin egemenlik ve toplumsal hafızası açısından sakıncalar doğuracağı savunuldu. “Hangi ruh bu?” Doğan, mesajında tartışmayı bölgesel bir başlıktan çıkarıp küresel bir eleştiriye taşıdı. “Kongo’da kobalt, Nijerya’da petrol, Latin Amerika’da lityum madenlerinde çocuk işçilerin kanıyla semiren ruh” sözleriyle uluslararası sermaye ve sömürgecilik eleştirisi yapan Doğan, Vatikan’ı da hedef alan sert bir dil kullandı. “Vatikan Bankası’nın mafya parasını akladığı” ve “yoksullar söylemiyle pazarlanan bir imaj” oluşturulduğu yönündeki sözleri, paylaşımın en dikkat çeken bölümleri arasında yer aldı. “Bizim okulumuz adalet ve emektir” Doğan, alternatif bir “okul” tanımı yaparak, “Bu toprakların ihtiyacı olan okul ‘adalet okulu’dur, ‘emek okulu’dur” ifadelerini kullandı. Grev çadırlarından maden ocaklarına, tarım işçilerinin direnişlerinden savaş bölgelerinde eğitim almaya çalışan çocuklara uzanan bir hat çizen Doğan, “Direniş” kavramını toplumsal mücadelelerin ortak paydası olarak tanımladı. “O okul açılmayacak” Paylaşımın en sert bölümü “Ruhban Okulu”na yönelik açık karşı çıkış oldu. Doğan, “O okul burada açılmayacak” ifadesiyle talebe net bir biçimde karşı durduklarını ilan etti. Vatikan ve Patrikhane’nin Anadolu’yu “Hristiyan dünyasının parçası” ilan etme hayali kurduğu yönündeki iddiasını da paylaşımına ekledi. Ziyaretin yankıları büyürken, tartışma çok boyutlu hale geldi Papa 14. Leo’nun programı çerçevesinde İznik’teki dini etkinlik, yalnızca bir ziyaret gündemi olmaktan çıkıp tarih, egemenlik, inanç özgürlüğü ve siyaset kesişiminde yeni bir tartışma alanı açtı. Doğan’ın çıkışı, sosyal medyada geniş yankı bulurken; farklı çevreler, din özgürlüğü ile siyasal alan arasındaki sınırların nasıl çizileceğine dair karşılıklı görüşlerini dile getirdi. Gözler İznik’teki törene ve resmi açıklamalara çevrildi Ziyaretin nasıl bir diplomatik ve toplumsal yankı doğuracağı, törende verilecek mesajların içeriği ve olası resmi açıklamalar merakla bekleniyor. Tartışmanın seyri, Türkiye toplumunda din–siyaset ilişkisine dair hassas başlıkların yeniden ele alınmasına yol açabilecek bir gündem oluşturdu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.