SON DAKİKA

#Sanat

HABER DEĞER - Sanat haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sanat haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kamu diplomasisi artık stratejik bir güç Haber

Kamu diplomasisi artık stratejik bir güç

İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Kamu Diplomasisi Koordinasyon Kurulu’nun 6’ncı toplantısının gerçekleştirildiğini belirterek, kamu diplomasisinin dezenformasyonla mücadelenin ve stratejik iletişimin merkezinde yer aldığını vurguladı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Kamu Diplomasisi Koordinasyon Kurulu’nun 6’ncı toplantısının yapıldığını açıkladı. Sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Duran, toplantının hayırlara vesile olmasını dileyerek emeği geçenlere teşekkür etti. Kamu diplomasisinin, iletişimin bir silah gibi kullanıldığı günümüzde kritik bir öneme sahip olduğunu vurgulayan Duran, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde güvenli ve etkili iletişim ekosistemleri kurduğunu, dezenformasyonla kararlı bir şekilde mücadele ettiğini ifade etti. Temiz bir iletişim ekosistemi oluşturmanın zorunluluk olduğunu belirten İletişim Başkanı Burhanettin Duran, bu kapsamda sporculardan sanatçılara, diplomatlara ve sivil aktörlere kadar toplumun tüm kesimleriyle iş birliği yapıldığını ifade ederek, Türkiye’nin coğrafi ve tarihî konumunun hem fırsatlar hem de sınamalar barındırdığını dile getirdi. Duran, Gazze’deki saldırılar, Rusya-Ukrayna Savaşı ve bölgesel krizlerde Türkiye’nin barış ve istikrar için aktif rol üstlendiğini söyledi. Savunma sanayisinden kültür, medya ve sanat alanlarına kadar birçok unsurun kamu diplomasisine katkı sunduğunu belirten Duran, Türkiye’nin hikâyesinin kendi değerlerinden hareketle evrensel bir dille anlatılması gerektiğini ifade etti. Duran ayrıca, 2024-2029 Türkiye Kamu Diplomasi Stratejisi Belgesi ile stratejik iletişim, dijitalleşme ve dezenformasyonla mücadelede yol haritasının belirlendiğini aktardı. Bu kapsamda hayata geçirilen Kamu Diplomasisi İzleme Sistemi (KADİZ) ile kamu kurumlarının faaliyetlerinin dijital ortamda izlendiğini belirten Duran, sistem sayesinde 139 ülkede yürütülen çalışmaların analiz edilebildiğini vurguladı. “Türkiye, Türkiye’den büyüktür” mottosuyla barış, istikrar ve adaleti önceleyen söylemlerin uluslararası alanda güçlendirildiğini ifade eden Duran, insani yardım faaliyetleri, dizi ve sinema sektörü ile kültürel unsurların da kamu diplomasisinin önemli araçları arasında yer aldığını kaydetti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Altın Portakal ödülünü çöpe attı: İstanbul Modern–İsrail işbirliği sanat dünyasında krize yol açtı Haber

Altın Portakal ödülünü çöpe attı: İstanbul Modern–İsrail işbirliği sanat dünyasında krize yol açtı

2024’te Ayşe filmiyle Altın Portakal En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazanan yönetmen Necmi Sancak, İstanbul Modern Sanat Müzesi’nin İsrail merkezli müzelerle sürdürdüğü işbirliğine sert bir protestoyla karşılık verdi. Sancak, ödülünü çöpe attığı anları sosyal medyada paylaşarak kültür-sanat kurumlarını İsrail’le bağlarını kesmeye çağırdı. Olay, sanat dünyasında boykot ve etik tartışmalarını yeniden alevlendirdi. İstanbul Modern’in işbirliği listesi tepki çekti İstanbul Modern, Guggenheim Müzesi işbirliğiyle yürüttüğü Art Pass üyelik programının 2026’da da süreceğini duyurdu. Ancak program kapsamında avantaj sağlanan “anlaşmalı müzeler listesinde” Tel Aviv Museum of Art ve The Israel Museum, Jerusalem yer aldı. Paylaşımın ardından çok sayıda yurttaş ve sanatçı, müzeye İsrail kurumlarıyla işbirliğini sonlandırma çağrısı yaptı. Necmi Sancak: “Sanat katillerin propaganda aracı olamaz” Tepkilerin merkezindeki isimlerden biri olan Necmi Sancak, Altın Portakal ödülünü çöpe attığını duyurduğu paylaşımında şu ifadeleri kullandı: “Filistin’de on binlerce çocuk katledilirken, soykırımcı İsrail rejimiyle ‘kültürel işbirliği’ yapılmasını reddediyorum. Sanat direnişin yanındadır, zulmün değil.” Sancak, sanatçıları ve kamuoyunu İstanbul Modern ile İKSV’yi boykot etmeye davet etti. Geri adım geldi: Guggenheim Art Pass sona erdirildi Artan tepkilerin ardından İstanbul Modern Sanat Müzesi yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, kamuoyunda oluşan hassasiyetin dikkate alındığı belirtilerek Guggenheim Art Pass üyeliğinin sona erdirildiği duyuruldu. Müze yönetimi, süreçte yaşanan yanlış anlaşılmalardan dolayı üzüntü duyulduğunu da ifade etti. İsrail müzeleri neden eleştiriliyor? Eleştirilerin odağındaki The Israel Museum, İsrail devletinin ulusal kimlik inşasında merkezi bir rol oynayan, kamu kaynaklarıyla desteklenen ve devlet protokolünün parçası olan bir kurum olarak biliniyor. İşgal altındaki topraklardan çıkarılan arkeolojik buluntuların sergilenmesi, müzenin devlet politikalarıyla iç içe olduğu eleştirilerini güçlendiriyor. Tel Aviv Museum of Art ise İsrail devletinin kuruluşunun ilan edildiği mekân olması nedeniyle sembolik bir öneme sahip. Kamu bütçesiyle desteklenen müze, İsrail’in kültürel diplomasisinin önemli araçlarından biri olarak değerlendiriliyor. Sanat dünyasında boykot tartışması büyüyor Olay, Türkiye’de kültür-sanat kurumlarının uluslararası işbirliklerinde etik sınırların nerede çizilmesi gerektiğine dair tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Bir kesim, sanatın evrenselliğini savunurken; diğer kesim, insan hakları ihlalleri karşısında kültürel boykotun bir sorumluluk olduğunu vurguluyor. Necmi Sancak’ın ödülünü çöpe atması, bireysel bir protestonun ötesine geçerek Türkiye’de sanat, etik ve siyaset ilişkisini tartışmaya açtı. İstanbul Modern’in geri adımı ise bu tartışmanın kültür kurumları üzerinde somut etkiler yaratabileceğini gösterdi.

AyShen Özkan Jewelry lansmanı yapıldı Haber

AyShen Özkan Jewelry lansmanı yapıldı

Lüksün sadece değerli taşlardan ibaret olmadığını, asıl değerin doğanın kusursuz işçiliğinde saklı olduğunu savunan tasarımcı Ayşen Özkan, uzun süredir heyecanla beklenen markası AyShen Özkan Jewelry’nin ilk koleksiyonunu moda dünyasına sundu. Şehrin karmaşasından uzak, markanın tasarım diliyle örtüşen Asmalı Mescit’te yer alan Galata Şaraphanesi’nde gerçekleşen lansman; yalnızca bir mücevher tanıtımı değil, doğaya, zamana ve el işçiliğine yapılan zarif bir saygı duruşu niteliğindeydi. Koleksiyonun merkezinde, her biri okyanusların, nehirlerin ve rüzgârın şekillendirdiği birer doğal heykel olan driftwood (doğal ağaç parçaları) yer alıyor. Denizden karaya sürüklenen, zamanın izini üzerinde taşıyan bu parçalar Ayşen Özkan’ın vizyonuyla yeniden hayat buluyor. Tasarımcı, bu parçaları olduğu gibi koruyarak geleneksel altın kakma işçiliğini modern bir estetik anlayışıyla harmanlıyor. Zümrütlerin derin yeşili, yakutların tutkusu ve pırlantaların zamansız ışıltısı; ağacın organik dokusuyla kontrast oluşturarak her biri tekrarı olmayan giyilebilir sanat eserlerine dönüşüyor. Bu yaklaşım, seri üretime karşı kişiye özel ve zamansız bir lüks anlayışını temsil ediyor. DUYULARIN SENFONİSİ: ŞARAP VE MÜCEVHER UYUMU Lansman deneyimi, her detayı titizlikle kurgulanmış Galata Şaraphanesi’nin rafine atmosferinde hayat buldu. Doğallık, zaman ve ustalık kavramlarının buluştuğu davette konuklar yalnızca mücevherleri incelemekle kalmadı; aynı zamanda çok katmanlı bir duyusal yolculuğa çıktı. El yapımı şarapların eşlik ettiği tadım etkinliği, mücevherlerdeki zanaatkârlık vurgusunu gastronomik bir boyuta taşıdı. Şarap üretimi konusundaki uzmanlığıyla tanınan Nuri Badalov, şarabın karakterinden üretim süreçlerine uzanan anlatımıyla; sabrın ve ustalığın hem iyi bir şarapta hem de iyi bir mücevherde belirleyici olduğuna dikkat çekti. Markanın stratejik iletişimini yürüten Ebru Torun, gecede yaptığı konuşmada bu lansmanın AyShen Özkan Jewelry için yalnızca bir başlangıç olduğunu vurguladı. Torun, “Bu gece, sadece bir koleksiyonun sunumu değil; disiplinli, uzun soluklu ve uluslararası standartlarda ilerleyecek bir marka yolculuğunun ilk adımıdır,” sözleriyle markanın gelecek vizyonunu paylaştı. Davete sanat dünyasının sevilen ismi Seda Üren, stil vizyonuyla tanınan Moda Editörü Hakan Bahar ve cemiyet hayatının birçok seçkin ismi katıldı. Sanat ve tasarımın iç içe geçtiği gecede davetliler, Ayşen Özkan’ın doğa ve lüksü aynı potada eriten özgün tasarımlarını yakından inceleme fırsatı buldu. KLASİĞİN ÖTESİNDE BİR DENEYİM AyShen Özkan Jewelry, geleneksel mücevher algısını sanatsal bir deneyime dönüştürerek doğanın ham gücünü boyunlarda, bileklerde ve parmaklarda taşınabilen hikâyelere dönüştürüyor. Modern kadının hem güçlü hem de doğal yanına hitap eden bu koleksiyonun, moda dünyasında uzun süre adından söz ettirmesi bekleniyor.

Efrin’den Hollanda’ya uzanan sanat yolculuğu Haber

Efrin’den Hollanda’ya uzanan sanat yolculuğu

Efrin’den Amsterdam’a uzanan bir hikâye Suriye’nin Efrin kentinden Hollanda’ya uzanan yolculuk, Nîroz Horî için yalnızca coğrafi bir göç değil, aynı zamanda sanatsal bir dönüşüm anlamına geliyor. Yaklaşık altı yıldır Hollanda’da yaşayan Horî, evinin küçük bir bölümünü atölyeye çevirerek çizim ve animasyon üretimlerini burada sürdürüyor. Güneş, zeytin dalı ve Kürt folklorik motifleriyle şekillenen çalışmaları, Efrin’in hafızasını Avrupa’nın merkezine taşıyor. Sanat, acıyı ve direnişi anlatan bir dil olarak kuruluyor Horî’nin eserleri yalnızca görsel bir estetik sunmuyor; aynı zamanda Kürt yurttaşların yaşadığı acıları, savaşın ve zorunlu göçün bıraktığı izleri hikâye karakterleri üzerinden görünür kılıyor. Sanatçı, Efrin savaşı sonrası yoğun bir duygusal kırılmayla üretmeye başladığını belirterek, bu süreci “toplumsal hafızayı sanatla kayıt altına alma çabası” olarak tanımlıyor. Uluslararası alanda dikkat çeken bir imza Nîroz Horî’nin çalışmaları yalnızca Avrupa’da değil, Orta Doğu’da da ilgi görüyor. Birleşik Arap Emirlikleri’nin Şarika kentinde düzenlenen bir sanat organizasyonunda ödüle layık görülen Horî, bu başarının kendisi için bir varış noktası değil, uzun bir yolculuğun başlangıcı olduğunu vurguluyor. Asıl hedefinin animasyon alanında daha güçlü bir yer edinmek ve yarattığı karakterleri ekranlara taşımak olduğunu ifade ediyor. Otizmli oğlundan ilham alan bir sanatsal dönüşüm Horî’nin sanatında belirleyici olan bir diğer unsur ise otizmli oğlu. Sanatçı, oğluyla kurduğu bağın üretim pratiğini derinden etkilediğini ve bu deneyimi toplumsal faydaya dönüştürmek istediğini söylüyor. Bu doğrultuda çocuk kitapları ve animasyon projeleri üzerinde çalışan Horî, otizmli çocukların dünyayı algılama biçimlerini daha “yumuşak” ve kapsayıcı bir dille anlatmayı amaçlıyor. Rojava’daki çocuklara uzanan bir sorumluluk Sanatçının gelecek hedeflerinin merkezinde Rojava’daki otizmli çocuklar yer alıyor. Horî, bu çocukların büyük ölçüde ihmal edildiğini ve destek mekanizmalarından yoksun bırakıldığını belirterek, üreteceği kitap ve animasyonlarla hem farkındalık yaratmayı hem de doğrudan destek sunmayı hedefliyor. Ona göre sanat, yalnızca bireysel bir ifade alanı değil; Türkiye toplumu ve bölge halkları için ortak bir vicdan çağrısı olma potansiyeli taşıyor. Bir sanat manzarasından fazlası Nîroz Horî’nin çizgileri, Efrin’den Hollanda’ya uzanan bir kimlik hikâyesini görünür kılıyor. Bu hikâye; göç, aidiyet, engellilik ve kültürel hafızanın iç içe geçtiği, sınırları aşan bir anlatı sunuyor. Horî’nin sanatı, bugün yalnızca bir estetik üretim değil, aynı zamanda geleceğe bırakılan toplumsal bir tanıklık olarak şekilleniyor.

Picasso’nun “keşke”si Osmanlı’da saklıydı Haber

Picasso’nun “keşke”si Osmanlı’da saklıydı

Kübizmin ustası neyi ve neden sorguladı? yüzyıl sanatının en etkili isimlerinden biri olan Pablo Picasso, kübizmle anılsa da hayatı boyunca “daha fazlasını” arayan bir sanatçıydı. Bu arayış, onu doğduğu coğrafyanın tarihine ve ailesinin Arap dünyasına uzanan köklerine götürdü. Picasso’nun, ömrünün son yıllarında İslam hat sanatıyla tanışması ise yalnızca estetik bir keşif değil, kendi sanat yolculuğunu sorguladığı derin bir kırılma anı oldu. “Bunu bilseydim resim yapmazdım” sözü neyi anlatıyor? Picasso’ya atfedilen “İslami hat sanatını bilseydim resim yapmaya uğraşmazdım” cümlesi, sanat dünyasında yıllardır tartışılıyor. Sakarya Üniversitesi’nden Doç. Dr. Rasim Soylu’ya göre bu söz, bir pişmanlıktan çok, hat sanatının ulaştığı soyutlama ve “boşluk” anlayışına duyulan hayranlığı yansıtıyor. Picasso’nun Batı sanatında eksik bulduğu bu kavram, hat sanatında yüzyıllar önce ustalıkla kurulmuştu. Endülüs’ten Avrupa’ya uzanan 900 yıllık etki Hat sanatının Picasso üzerindeki etkisi, tesadüf değildi. İspanya’da 8. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar süren Endülüs mirası, yalnızca mimariyi değil, Avrupa sanatının düşünme biçimini de etkiledi. Doç. Dr. Soylu, bu etkinin Rönesans’a kadar uzandığını ve Hristiyan mimarisinde bile İslam sanatlarının izlerinin görülebildiğini vurguluyor. Picasso’nun yaşadığı coğrafya, bu kültürel mirasla iç içeydi. “Bizim için Ayasofya ne ise Picasso için hat sanatı oydu” Picasso’nun hat sanatıyla ilişkisini anlatan en çarpıcı benzetme, Doç. Dr. Soylu’dan geliyor. Soylu, bu karşılaşmayı, Türkiye toplumunun Ayasofya ile Bizans sanatını tanımasına benzetiyor. Nasıl ki Ayasofya bize yabancı değilse, hat sanatı da Picasso için tamamen dışsal bir alan değildi. Malaga, Kurtuba ve Sevilla gibi şehirlerde büyüyen bir sanatçı için bu miras, zaten çevresindeydi. Eserlerine gizlenen izler ne anlama geliyor? Picasso hiçbir zaman klasik anlamda bir hattat olmadı. Ancak bazı heykellerinde, çizimlerinde ve özellikle 1940’lı yıllardan sonraki çalışmalarında kaligrafik formlar ve çağrışımlar belirginleşti. “Afat” adlı çalışması ve Pierre Reverdy’nin kitaplarına yaptığı çizimler, hat sanatının biçimsel etkilerinin Picasso’nun üretimine nasıl sızdığını gösteriyor. Picasso yalnız değildi: Batı sanatında hat etkisi Picasso’nun bu ilgisi, sanat dünyasında tekil bir örnek değil. Joan Miró, Paul Klee ve Georges Mathieu gibi pek çok Batılı sanatçı da hat sanatının ritmi, soyutlaması ve boşluk anlayışından beslendi. Bu etkileşim, Doğu ile Batı arasında hiyerarşi kuran yaklaşımları da sorgulayan bir sanat dili ortaya çıkardı. Bir pişmanlıktan çok kültürel bir yüzleşme Uzmanlara göre Picasso’nun hat sanatı karşısındaki tutumu, “kendi eserlerini değersizleştirme” değil, yüzyıllar önce kurulmuş bir estetikle yüzleşmenin yarattığı sarsıntıydı. Bu yüzleşme, sanatın tek bir coğrafyaya veya kültüre ait olmadığını, insanlığın ortak birikimi olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

“İzmir Fotoğrafhanesi” sergisi, fotoğrafçılık tarihine ışık tutacak Haber

“İzmir Fotoğrafhanesi” sergisi, fotoğrafçılık tarihine ışık tutacak

Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM) “İzmir Fotoğrafhanesi-Görsel Hafızanın İnşası (1840-1922)” başlıklı sergiye ev sahipliği yapacak. 11 Aralık 2025 tarihinde açılacak sergide İzmir’in fotoğrafçılık tarihi sergilenecek. İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi (APİKAM), kent tarihi sergilerine bir yenisini daha ekledi. “İzmir Fotoğrafhanesi-Görsel Hafızanın İnşası (1840-1922)” sergisi 11 Aralık’ta ziyaretçileriyle buluşuyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Dairesi’ne bağlı Kent Arşivi ve Müzeler Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen ve İzmir’in fotoğrafçılık tarihini anlatan serginin küratörlüğünü İzmir kent tarihi üzerine yürüttüğü araştırma ve koleksiyonlarıyla tanınan Aybala Yentürk, proje genel koordinatörlüğünü ise kent tarihi ile ilgili araştırmaları ve yayımlanmış kitapları bulunan Dr. Serhan Kemal Saygı üstlendi. 13 Aralık 2026 tarihine kadar açık olacak sergi hafta içi 09.00-17.00, hafta sonu ise 10.00-17.00 saatlerinde ziyaret edilebilecek. Sergi, pazartesi günleri ziyarete kapalı olacak. Koleksiyonlardan gün ışığına çıkanlar “İzmir Fotoğrafhanesi” sergisi, kentin görsel mirasını ilk kez bütüncül bir çerçevede ele alarak hem kentin hem de İzmirli fotoğrafçıların fotoğraf tarihindeki özgün konumunu görünür kılmayı amaçlıyor. Mert Rüstem, Nejat Yentürk, Ercüment Tahtakıran, Yavuz Çorapçıoğlu, Nazmi Şurgun ve Ömer Koç’un koleksiyonlarının yanı sıra Fabio Tito, Mark Giraud, Patrice Guiffray, Çevik Çullu ve Gökçen Adar’ın aile arşivlerinden ilk kez görülecek albüm ve fotoğraflar sergiye değer katıyor. APİKAM’ın kendi koleksiyonlarında yer alan ve bugüne kadar gün ışığına çıkmamış fotoğraflar da sergi kapsamında ilk kez izleyiciyle buluşuyor. İzmir, fotoğrafçılık tarihine geçiyor Zamanı ve mekânı durduran olağanüstü buluş fotoğraf, dünyaya ilan edildikten yalnızca üç ay sonra, Doğu’ya doğru yola çıkan Avrupalı gezginlerin eliyle İzmir’e ulaştı. Kent, kısa sürede öncü fotoğrafçıların rotasındaki duraklardan biri oldu. 1840 yılının Şubat ayında İzmir’e gelen gezginlerin, geminin güvertelerinde gerçekleştirdikleri başarılı dagerotip çekimleri, şehrin adını dünya fotoğraf tarihine kaydeden ilk kayıtlar arasında yer aldı. Böylece İzmir, fotoğrafın henüz emekleme döneminde bile uluslararası ilginin merkezlerinden biri olarak tarihe geçti. Gündelik yaşamın aynası “İzmir Fotoğrafhanesi” sergisi, yalnızca kentin manzaralarını değil, gündelik yaşamın ritmini ve İzmirlilerin görünürlüğünü de merkeze alıyor. Tanzimat’la birlikte modernleşen toplumun panoraması, fotoğrafhanelerin merceklerinden izlenebiliyor. Serginin önemli başlıklarından biri, Sultan II. Abdülhamit Dönemi’nde hazırlanan Yıldız Albümleri olacak. Albümlerdeki İzmir fotoğrafları büyük ölçüde İzmirli fotoğrafçıların üretimlerinden oluşuyor; bu da kente, imparatorluğun görsel belleğinde ayrıcalıklı bir konum kazandırıyor. Seyyahların gözde kenti Asya’nın Yedi Kilisesi’nden birine ev sahipliği yapan; Efes, Sardis ve Milet gibi antik merkezlere yakınlığıyla arkeologlardan mimarlık tarihçilerine; ressamlardan edebiyatçılara uzanan geniş bir keşif geleneğini besleyen İzmir, fotoğrafın ilk döneminde de merceğin doğal bir odağıydı. Sergi anlatısı, Osmanlı’nın ve Akdeniz’in en önemli liman kentlerinden biri olan İzmir’in yüzyıllar boyunca Batılı seyyahların gözde duraklarından biri olduğunun altını çiziyor ve bu çerçevede kenti odağına alan erken dönem “turistik” manzara çekimlerine geniş yer veriyor. Kayıp fotoğrafhanelerin İzinde İzmir’in fotoğrafçılık tarihindeki yerini araştırırken, Cumhuriyet öncesi İzmir fotoğrafçılığı üzerine kapsamlı bir çalışma yürütmek oldukça güç kabul ediliyor. Bunun en önemli nedenleri, yazılı kaynakların çok sınırlı olması ve 1922 Büyük İzmir Yangını’nın fotoğrafhaneleri yok etmiş olması olarak biliniyor. Nüfus kaybı ve stüdyoların ortadan kalkması, fotoğrafik hafızayı parçalara ayırırken, “İzmir Fotoğrafhanesi” sergisi farklı arşiv ve koleksiyonlarda korunan yüzlerce fotoğrafı bir araya getirerek bu parçalı hafızayı yeniden kuruyor. Serginin kurgusunda, İzmir fotoğrafhaneleri geniş bir çerçevede ele alınırken, kısa süreliğine faaliyet göstermiş olan fotoğrafçılar da bu bütünün bir parçası olarak değerlendiriliyor. Kentin çok kültürlü fotoğrafçılık geleneği 1850’lerden itibaren teknik gelişmeler, portre fotoğrafçılığını toplumsal bir alışkanlığa dönüştürdü. Osmanlı saray çevresinden Levanten ailelere; konsolosluk mensuplarından Rum ve Ermeni topluluklarına kadar geniş bir kesim portre çektirme kültürünü benimsedi. Müslüman toplumun suret üretimine temkinli yaklaşımı nedeniyle 19. yüzyıl boyunca fotoğrafçılık mesleği ağırlıkla gayrimüslimlerin elindeydi. Frenk, Rum ve Ermeni mahallelerinde yoğunlaşan stüdyolar, Avrupalı fotoğrafçıların yanı sıra İzmirli Levanten, Rum, Ermeni ve Yahudi fotoğrafçılar tarafından işletildi. Böylece kent, çok kültürlü bir görsel üretim ortamında kendi kimliğini belgelemiş oldu. Sergiden kitaba Serginin hazırlık sürecinde yürütülen kapsamlı araştırmalar bir kitapta toplanarak okurla buluşturulacak. Alanında önemli bir boşluğu dolduracağına inanılan bu çalışma, İzmir’in 80 yılı aşkın fotoğrafçılık mirası üzerine yapılan araştırmaları kalıcı ve güvenilir bir başvuru kaynağına dönüştürmeyi amaçlıyor.

“Kadın Sığınağı” ilk gösterimiyle izleyiciden tam not aldı Haber

“Kadın Sığınağı” ilk gösterimiyle izleyiciden tam not aldı

İnegöl Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nun yeni oyunu “Kadın Sığınağı” gala gösteriminin ardından Cuma akşamı ilk kez seyirci ile buluştu. Tuncer Cücenoğlu’nun yazıp Volkan Derman’ın dram türündeki oyun salonu dolduran vatandaşlardan tam not aldı. Zaman zaman tebessüm ettiren, zaman zaman düşündüren oyunda izleyiciler acıklı hikayeler karşısında gözyaşlarına da hakim olamadı. İnegöl Belediyesi Şehir Tiyatrosunun 22’nci oyunu olarak sahneye taşınan Tuncer Cücenoğlu’nun yazıp Volkan Derman’ın yönettiği “Kadın Sığınağı” isimli 2 perdelik dram türündeki oyun, Çarşamba akşamı yapılan gala gösteriminin ardından Cuma akşamı ilk kez seyirciyle buluştu. 11 kişilik güçlü bir kadroyla sanatseverlerin beğenisine sunulan oyun, salonu dolduran vatandaşlardan tam not aldı. 8 KADININ ÖYKÜSÜNÜ ANLATIYOR Temel olarak kadına yönelik şiddet, istismar, toplumsal baskı, kadınların çaresizliği ve sığınma evleri bağlamında bir dramatik eser olan Kadın Sığınağı oyunu, farklı yaşamlardan gelinerek çaresizce bir sığınma evine yerleştirilen 8 kadının öyküsünü anlatıyor. Modern bir tragedya olan oyun, bu özellikleriyle sadece bir tiyatro değil aynı zamanda toplumun karanlıkta kalmış yüzünü görünür kılan bir ayna, kadınların yaşadığı şiddeti, çaresizliği, yalnızlığı ve en önemlisi umutlarını sahneye taşıyan bir farkındalık etkinliği rolü üstleniyor. İLK GÖSTERİM 5 ARALIK DÜNYA KADIN HAKLARI GÜNÜNDE YAPILDI Oyunun ilk gösterimi için de özel bir tarih seçildi. 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Gününde ilk kez sunulan “Kadın Sığınağı” oyununu izleyenler arasında Belediye Başkanı Alper Taban, meclis üyeleri ve AK Partili yöneticiler de yer aldı. Oyun sırasında kimi zaman tebessüm ettiren, kimi zaman izleyenleri düşündüren anlar yaşandı. 8 kadının acıklı öykülerini anlatan oyunda, zaman zaman izleyicilerin gözyaşlarına hakim olamadığı da görüldü. BAŞKAN TABAN’DAN ŞEHİR TİYATROSU EKİBİNE TEBRİK Gösteri sonrası vatandaşlar İnegöl Belediyesi Şehir Tiyatrosu ekibini uzun süre ayakta alkışladı. Sahneye davet edilen Belediye Başkanı Alper Taban, oyuncuların her birine çiçek takdim ederek tebriklerini iletti. Kısa bir selamlama konuşması da yapan Başkan Taban, şöyle konuştu: “Bu akşam İnegöl Belediyesi Şehir Tiyatrosu ekibimizi izledik. Ben ekibimi canı gönülden kutluyorum. Tebrik ediyorum. Boğazımız düğümlendi izlerken. Duygular o kadar güzel geçti ki hem güldürdüler hem düşündürdüler hem ağlattılar. Bugün de aynı zamanda 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü. Bu gösterinin Çarşamba akşamı da bir galası oldu. Ben özelikle bugün burada olmak istedim. Kadın hakları dedik. Hanımefendiler hayatın her aşamasında var. Anne rolü var, çalışan rolü var. Hayatın içerisinde, mesleklerin içerisinde her yerde var. İyi ki varlar. Teşekkür ediyorum. Onların olduğu yerde hep güzellik var.” “Tiyatro, sanat, kültür bunlar insan hayatında olması gereken şeyler. Belki bu noktada daha fazla işler yapabilmek adına da gayret edeceğiz, el birliği ile çalışacağız. Bugün bu tiyatroyu sergileyen tüm oyuncularımıza teşekkür ediyorum. Bu gösteriler 3-4 aylık çalışma ve emekle bu noktaya geliyor. Profesyonel bir tiyatro izlediğimizi düşünüyorum bu akşam.” YENİ SALON İÇİN İHALEYE ÇIKILACAK “Kültür merkezi noktasında eksik kaldık. Bu noktada daha uygun sahneler, daha uygun sunumlar olabilmesi adına fiziki imkanlara da ihtiyaç var. İnşallah bir tane nikah merkezi ve çok amaçlı salonun da içerisinde yer aldığı çalışmayı ihale etmek üzereyiz. Bu oyunları orada da ilçe halkımızla buluşturmak istiyoruz. Yaklaşık 300 milyon gibi bir proje. Çizimleri tamamlanıyor ve yakında ihalesi yapılacak. Botanik Park içerisinde olacak.”

CHP’de yeni yönetim şekillendi Haber

CHP’de yeni yönetim şekillendi

Ankara Arena’da üç gün süren kurultayın final oturumunda yapılan oylamalar, CHP’nin yönetim haritasını belirledi. Delegelerin yoğun katılımıyla gerçekleşen seçimlerde Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri seçildi; Genel Başkan Özgür Özel’in “anahtar listesi” delegeden blok destek aldı. Genel başkanlık oylaması tek adayla tamamlandı Kurultayın ikinci gününde genel başkanlık seçimi yapıldı. Tek aday olarak yarışan Özgür Özel, kullanılan geçerli oyların tamamını alarak yeniden genel başkan seçildi. Bu sonuç, partide liderlik tartışmalarını kapatırken kurultayın yönünü de netleştirdi. Anahtar liste delegeden tam onay aldı Son gün gerçekleştirilen Parti Meclisi oylamasında Özel’in sunduğu anahtar liste firesiz kabul edildi. Mevcut Parti Meclisi’ndeki isimlerin büyük bölümü görevini sürdürürken, yeni isimlerle birlikte organda hem süreklilik hem de yenilenme dengesi kuruldu. Kurmay kadronun bileşimi, parti politikalarının önümüzdeki dönemde hangi başlıklara ağırlık vereceğine dair güçlü bir işaret olarak yorumlandı. Yüksek Disiplin Kurulu da belirlendi Kurultayın aynı oturumunda Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri de seçildi. Parti içi işleyiş ve kurumsal denetim açısından kritik olan kurulun yeni yapısı, örgüt içi disiplin süreçlerinde daha kurumsal bir hat izleneceği beklentisini güçlendirdi. En yüksek oylar dikkat çekti Parti Meclisi seçimlerinde en yüksek oyu alan isimler kamuoyunda özellikle izlendi. Delegeden güçlü destek alan adaylar, kurultay salonundaki eğilimleri de yansıttı. Oy dağılımları, parti tabanında ekonomi, emek, sosyal politika ve dış politika gibi alanlarda etkili isimlerin öne çıktığını gösterdi. Bilim, kültür ve sanat vurgusu öne çıktı Kurultayda Bilim Kültür Sanat Platformu’ndan gelen isimlerin Parti Meclisi’nde yer alması, parti yönetiminde uzmanlık havuzunu genişletti. Akademi, ekonomi ve sanat çevrelerinden gelen temsilcilerin yeni dönemde politika üretimine doğrudan katkı vermesi bekleniyor. Siyaset için yeni sayfa Üç gün süren kurultay maratonunun sonunda oluşan tablo, CHP’nin yerel ve genel seçimlere giderken daha merkezi bir koordinasyon ve daha geniş bir uzmanlık kadrosu ile yola devam edeceğini ortaya koydu. Parti yönetimi, “Şimdi İktidar Zamanı” sloganıyla çizilen hattı somut programlara dönüştürme sözü veriyor. Türkiye toplumuna çağrı CHP yönetimi, kapsayıcı bir siyaset dili ve yurttaş odaklı programlarla Türkiye toplumunun tüm kesimlerine ulaşma hedefini vurguluyor. Yeni kadroların, eşit yurttaşlık ve sosyal adalet başlıklarında daha görünür adımlar atması bekleniyor.

Çin'de “Türkiye ile Hikayem” yarışmasının kazananları ödüllerini aldı Haber

Çin'de “Türkiye ile Hikayem” yarışmasının kazananları ödüllerini aldı

Çin’de Türkiye sevgisini ve iki ülke arasındaki kültürel bağları yansıtan önemli bir etkinlik tamamlandı. “Türkiye ile Hikayem” adlı video ve resim yarışmasında dereceye giren katılımcılar, Türkiye’nin Pekin Büyükelçiliği’nde düzenlenen törenle ödüllendirildi. Kısa video yarışmasına büyük ilgi Yetişkinlere yönelik kısa video kategorisinde bu yıl birbirinden yaratıcı eserler yarıştı. Birincilik ödülü, Şanghay Ciao Tong Üniversitesi’nden Şın Şin’in “Kutu Açılımı – Türkiye’nin Dört Katmanlı Cazibesinin Kilidini Açmak” adlı videosuna verildi. İkincilik ödülleri Gao Çao’nun “Amasra” videosu ve Çü Şaşa’nın “İstanbul ve Kapadokya’yı Keşfetmek” çalışması arasında paylaşıldı. Üçüncülük ise üç farklı videoya verildi: Cang Huaning – “Mavi Türkiye” Su Yan – “Büyülü Türkiye” Vang Yişüen – “Dört Mevsim Mektubu” Çocukların renkli dokunuşu: Resim yarışması Çocuklar arasında düzenlenen resim yarışması da büyük ilgi gördü. Birincilik ödülünü Pekin’den 12 yaşındaki Şing Tienyünyi, “Panda ve Kedi'nin Yolculuğu” adlı resmiyle kazandı. İkincilik ödülleri: Ciang Vındong (Çingdao) Vang Youçıng (Pekin) Üçüncülük ödülü ise şu beş çocuk arasında paylaştırıldı: Cien Ciaşi (Guangcou) Cang Yüçın (Pekin) Cang Kayvey (Pekin) Say Zinuo (Qingdao) Cing Yüşin (Qingdao) “Sanat, iki ülke arasında yeni bir kültür köprüsü” Türkiye’nin Pekin Büyükelçisi Selçuk Ünal, törende yaptığı konuşmada tüm katılımcıları tebrik ederek yarışmaya gösterilen yoğun ilgiden memnuniyet duyduklarını söyledi. Büyükelçi Ünal, Türk ve Çinli jüri üyelerinin, iki ülke arasındaki tarihsel dostluğu ve kültürel bağları en iyi yansıtan eserleri büyük titizlikle seçtiğini belirtti. Türkiye ile Çin arasındaki ilişkilerin yüzyıllar öncesine dayanan güçlü bir geçmişi olduğunu vurgulayan Ünal, bu dostluğun günümüzde ticaret, eğitim, turizm ve kültürel etkileşimlerle daha da güçlendiğini ifade etti. Ünal, yarışmanın iki ülke arasında sanat yoluyla yeni bir kültür köprüsü kurduğunu dile getirerek Türkiye-Çin ilişkilerinin liderler düzeyinde de daha ileriye taşınması yönünde güçlü bir irade bulunduğunu söyledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.