SON DAKİKA

#Sanat

HABER DEĞER - Sanat haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sanat haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Epstein’in bağışları mağdur kız çocukları için kullanılacak Haber

Epstein’in bağışları mağdur kız çocukları için kullanılacak

ABD’de çocuk istismarı ve insan kaçakçılığı suçlamalarıyla gündeme gelen Jeffrey Epstein dosyasına ilişkin yeni gelişmeler yaşanıyor. New York Sanat Akademisi, Epstein’dan geçmişte alınan bağışın mağdur kız çocuklarına destek sağlayan bir kuruluşa aktarılacağını açıkladı. Bağış mağdur çocuklara aktarılacak New York Sanat Akademisi yönetimi tarafından öğrencilere ve mezunlara gönderilen bir e-postada, Epstein tarafından yapılan 65 bin 900 dolarlık bağışın insan kaçakçılığı mağduru kız çocuklarına destek veren bir kuruluşa yönlendirileceği belirtildi. Açıklamada kurumun Epstein ile olan ilişkisi nedeniyle üzüntü duyduğu ifade edildi. “Yönetim hataları yapıldı” Akademi yönetimi gönderilen e-postada, Epstein’in suçlarının ortaya çıkmasının ardından kendisinden bağış kabul edilmemesi gerektiğini belirtti. Açıklamada, kurumun bu süreçte “ciddi muhakeme ve yönetim hataları” yaptığı kabul edildi. Yeni belgeler ilişkileri ortaya çıkardı ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayımlanan 3 milyondan fazla belge, Epstein ile bazı kurumlar arasındaki ilişkilerin daha kapsamlı olduğunu ortaya koydu. New York Times’ın haberine göre yeni belgelerde, akademinin kurucuları arasında sanatçı Andy Warhol’un da bulunduğu New York Sanat Akademisi ile Epstein arasındaki bağlantının sanılandan daha geniş olduğu ifade edildi. Epstein skandalı Jeffrey Epstein, 18 yaşından küçük çok sayıda kız çocuğuna cinsel istismarda bulunmak ve fuhuş ağı kurmak suçlamalarıyla yargılanıyordu. Epstein, 10 Ağustos 2019’da New York Manhattan Metropolitan Cezaevi’ndeki hücresinde ölü bulunmuş, yetkililer olayın intihar olduğunu açıklamıştı. Açıklanan dava dosyalarında bazı siyasetçiler, iş insanları ve ünlü isimlerin adlarının geçtiği belirtilmişti. ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) ise incelemelerinde ünlülerden oluşan bir “müşteri listesi” tutulduğuna dair kanıt bulunmadığını bildirmişti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Vizyonda bu hafta: Komediden korkuya 8 yeni film seyirciyle buluştu Haber

Vizyonda bu hafta: Komediden korkuya 8 yeni film seyirciyle buluştu

Sinema salonlarında bu hafta komediden drama, aksiyondan animasyona geniş bir yelpazede sekiz yeni film vizyona girdi. Uluslararası yapımların yanı sıra yerli korku ve gerilim filmlerinin de yer aldığı haftada, göç, aile, kimlik ve hayatta kalma temaları öne çıktı. Göç ve vicdan hikâyesi: “Ben Bir Yabancıydım” Brandt Andersen’in yönettiği “Ben Bir Yabancıydım”, Akdeniz’de yolları kesişen dört yabancının hikâyesi üzerinden savaş, göç ve merhamet temalarını ele alıyor. Suriyeli bir doktorun küçük kızıyla Halep’ten kaçışıyla başlayan film, vicdan ve sorumluluk arasındaki çatışmayı dramatik bir anlatımla beyaz perdeye taşıyor. Orta yaş krizi ve kimlik arayışı perdeye taşınıyor Bradley Cooper imzalı “Sesim Geliyor Mu?”, boşanma sürecindeki bir adamın New York komedi sahnesinde yeni bir anlam arayışını konu alıyor. Dram ve komediyi bir araya getiren yapım, ortak ebeveynlik ve bireysel dönüşüm üzerine odaklanıyor. Aksiyon ve gerilimde hayatta kalma mücadelesi Ric Roman Waugh’un yönettiği “Sığınak”, İskoçya’da ıssız bir adada yaşayan eski bir askerin bir kızı kurtarmasıyla değişen hayatını anlatıyor. Aksiyon ve gerilim unsurlarını bir araya getiren film, geçmiş travmalar ve koruma içgüdüsü ekseninde ilerliyor. Biyografi ve sanat: Chopin’in Paris yılları “Chopin, Chopin!” ünlü besteci Frederic Chopin’in hastalıklarla mücadele ederken müziğinde yarattığı dönüşümü ve Paris sosyetesindeki var olma çabasını ele alıyor. Film, izleyiciyi 19. yüzyılın kültürel atmosferine götürüyor. Sağlık emekçilerinin görünmeyen yükü “Gece Vardiyası”, personel eksikliği yaşayan bir acil serviste çalışan bir hemşirenin tükenmişlik sürecini merkezine alıyor. Yapım, sağlık sektöründeki yoğun tempo ve sistemsel baskıları gerçekçi bir dille aktarıyor. Yerli yapımlarda gerilim ve korku öne çıktı Can Evrenol’un yönettiği “Cam Sehpa”, sıradan bir evlilik hikâyesinden yola çıkarak beklenmedik bir trajediye uzanan gerilimli bir anlatı kuruyor. Bülent Terzioğlu imzalı “Muamma: Cenin-i Cin” ise paranormal olaylar üzerinden aile içi sırları ve inanç çatışmalarını işliyor. Animasyonda epik bir intikam hikâyesi Mamoru Hosoda’nın yönettiği “Scarlet”, babasının intikamını almak isteyen bir prensesin öte dünyada çıktığı yolculuğu anlatıyor. Film, nefret ve merhamet arasındaki dengeyi fantastik bir anlatıyla ele alıyor. Bu hafta vizyona giren yapımlar, farklı türleri ve temalarıyla sinema salonlarında geniş bir izleyici kitlesine hitap ederken, hem uluslararası hem yerli sinemanın çeşitliliğini bir kez daha ortaya koyuyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Macar Diplomatlar İstanbul’da Temaslarda Bulundu: Kültür ve Eğitim İş Birlikleri Masada Haber

Macar Diplomatlar İstanbul’da Temaslarda Bulundu: Kültür ve Eğitim İş Birlikleri Masada

Macaristan İstanbul Başkonsolosu László Keller ile Macaristan Fahri Konsolosu Osman Şahbaz, İstanbul’da Fatih Belediyesi ve Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi’ne resmi ziyaretlerde bulundu. Görüşmelerde kültür, sanat, eğitim ve uluslararası akademik iş birliği başlıkları öne çıktı. Fatih Belediyesi’nde kültür diplomasisi vurgusu Fatih Belediye Başkanı M. Ergün Turan’ın ev sahipliğinde gerçekleşen ziyarette, uluslararası temasların yerel yönetim projelerine katkısı değerlendirildi. Başkan Turan, Fatih’te yürütülen kültür, sanat ve eğitim çalışmalarının uluslararası iş birlikleriyle güçlendirilmesinin önemine dikkat çekti. Program kapsamında Nusret Çolpan Sanat Galerisi’nde İbrahim Safi’nin eserlerinden oluşan “Safİstanbul” retrospektif sergisi incelendi, Fatih Merkez Kütüphanesi ziyaret edilerek yürütülen çalışmalar hakkında bilgi paylaşıldı. Ziyarette ayrıca Macaristan’ın Szekszárd kenti ile olası kardeş şehir programı da gündeme geldi. Görüşmelerin şehirler arası kültürel diyalog ve kurumsal ilişkilerin geliştirilmesi açısından önemli bir temas olduğu belirtildi. Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi’nde akademik iş birliği görüşmesi Macar diplomatlar programın devamında Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Osman Develioğlu ve Rektör Prof. Dr. Adem Akçakaya ile bir araya geldi. Görüşmede yükseköğretimde uluslararasılaşma, akademik hareketlilik ve sağlık alanında ortak projeler ele alındı. Rektör Akçakaya, Budapeşte’de bulunan Semmelweis Üniversitesi ile üniversiteler arası temasların küresel bilgi üretimi açısından önem taşıdığını vurgularken, Mütevelli Heyet Başkanı Develioğlu da uluslararasılaşma vizyonu doğrultusunda somut adımların değerlendirildiğini ifade etti. Kardeş şehir ve eğitim temelli iş birliği mesajı Macaristan Fahri Konsolosu Osman Şahbaz ise ziyaretlerin kültür, eğitim, şehirleşme ve kalkınma alanlarında iş birliğini güçlendirdiğini belirterek iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin bu temaslara zemin oluşturduğunu dile getirdi. Ziyaret programı, karşılıklı iyi niyet mesajlarının ardından sona erdi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Bob Ross’un tabloları satışa çıkarıldı: 3 eser rekor fiyata alıcı buldu Haber

Bob Ross’un tabloları satışa çıkarıldı: 3 eser rekor fiyata alıcı buldu

Sanat dünyasında dikkat çeken bir satış gerçekleşti. ABD’li ressam ve televizyon yıldızı Bob Ross’un “Resim Sevinci” programında canlı yayında yaptığı üç tablo, Massachusetts eyaletinde düzenlenen Bonhams müzayedesinde tahminlerin çok üzerinde fiyatlara alıcı buldu. Satıştan elde edilen gelir, kamu yayın kuruluşlarını desteklemek amacıyla kullanılacak. “Change of Seasons” tahminleri katladı “Americana: Crafting a Nation” başlıklı müzayedede en yüksek fiyat, Ross’un 1990 yılında yaptığı “Change of Seasons” adlı tabloya verildi. Eser, 787 bin 900 dolara satılarak ön satış tahminlerinin yaklaşık 13 katına ulaştı ve müzayedenin en dikkat çekici parçası oldu. Diğer eserler de yüksek fiyatlarla satıldı 1993 tarihli “Babbling Brook” adlı tablo 279 bin 900 dolara alıcı bulurken, yine 1990 yapımı “Valley View” 203 bin 700 dolara satıldı. Üç eserin toplam geliri 1 milyon 270 bin doları aşarak Ross’un eserlerine yönelik talebin sürdüğünü gösterdi. Gelir kamu yayıncılığına aktarılacak Satış, kar amacı gütmeyen Amerikan Kamu Televizyonu (APT) adına gerçekleştirildi. Kurum, net gelirin tamamının ABD genelindeki kamu yayıncılarını desteklemek için kullanılacağını duyurdu. Bob Ross Inc. Başkanı Joan Kowalski, sanatçının eserlerinin hâlâ insanlara ilham vermesinin ve kamu yararına katkı sağlamasının Ross’un en büyük hayallerinden biri olduğunu vurguladı. Bob Ross eserlerine ilgi büyüyor Bonhams Skinner Genel Müdürü Robin Starr, Ross tablolarının yoğun ilgi gördüğünü ve bu başarının yıl boyunca sürmesinin beklendiğini ifade etti. Nisan ayında New York’ta yeni bir Bob Ross müzayedesi planlanırken, sanatçının eserleri son yıllarda müzayede piyasasında güçlü bir yükseliş trendi sergiliyor. Nitekim 2025’te satılan “Cabin at Sunset” adlı tablo 1,04 milyon dolarla sanatçının önceki rekorunu kırmıştı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Kamu diplomasisi artık stratejik bir güç Haber

Kamu diplomasisi artık stratejik bir güç

İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Kamu Diplomasisi Koordinasyon Kurulu’nun 6’ncı toplantısının gerçekleştirildiğini belirterek, kamu diplomasisinin dezenformasyonla mücadelenin ve stratejik iletişimin merkezinde yer aldığını vurguladı. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Kamu Diplomasisi Koordinasyon Kurulu’nun 6’ncı toplantısının yapıldığını açıkladı. Sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Duran, toplantının hayırlara vesile olmasını dileyerek emeği geçenlere teşekkür etti. Kamu diplomasisinin, iletişimin bir silah gibi kullanıldığı günümüzde kritik bir öneme sahip olduğunu vurgulayan Duran, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde güvenli ve etkili iletişim ekosistemleri kurduğunu, dezenformasyonla kararlı bir şekilde mücadele ettiğini ifade etti. Temiz bir iletişim ekosistemi oluşturmanın zorunluluk olduğunu belirten İletişim Başkanı Burhanettin Duran, bu kapsamda sporculardan sanatçılara, diplomatlara ve sivil aktörlere kadar toplumun tüm kesimleriyle iş birliği yapıldığını ifade ederek, Türkiye’nin coğrafi ve tarihî konumunun hem fırsatlar hem de sınamalar barındırdığını dile getirdi. Duran, Gazze’deki saldırılar, Rusya-Ukrayna Savaşı ve bölgesel krizlerde Türkiye’nin barış ve istikrar için aktif rol üstlendiğini söyledi. Savunma sanayisinden kültür, medya ve sanat alanlarına kadar birçok unsurun kamu diplomasisine katkı sunduğunu belirten Duran, Türkiye’nin hikâyesinin kendi değerlerinden hareketle evrensel bir dille anlatılması gerektiğini ifade etti. Duran ayrıca, 2024-2029 Türkiye Kamu Diplomasi Stratejisi Belgesi ile stratejik iletişim, dijitalleşme ve dezenformasyonla mücadelede yol haritasının belirlendiğini aktardı. Bu kapsamda hayata geçirilen Kamu Diplomasisi İzleme Sistemi (KADİZ) ile kamu kurumlarının faaliyetlerinin dijital ortamda izlendiğini belirten Duran, sistem sayesinde 139 ülkede yürütülen çalışmaların analiz edilebildiğini vurguladı. “Türkiye, Türkiye’den büyüktür” mottosuyla barış, istikrar ve adaleti önceleyen söylemlerin uluslararası alanda güçlendirildiğini ifade eden Duran, insani yardım faaliyetleri, dizi ve sinema sektörü ile kültürel unsurların da kamu diplomasisinin önemli araçları arasında yer aldığını kaydetti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Altın Portakal ödülünü çöpe attı: İstanbul Modern–İsrail işbirliği sanat dünyasında krize yol açtı Haber

Altın Portakal ödülünü çöpe attı: İstanbul Modern–İsrail işbirliği sanat dünyasında krize yol açtı

2024’te Ayşe filmiyle Altın Portakal En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazanan yönetmen Necmi Sancak, İstanbul Modern Sanat Müzesi’nin İsrail merkezli müzelerle sürdürdüğü işbirliğine sert bir protestoyla karşılık verdi. Sancak, ödülünü çöpe attığı anları sosyal medyada paylaşarak kültür-sanat kurumlarını İsrail’le bağlarını kesmeye çağırdı. Olay, sanat dünyasında boykot ve etik tartışmalarını yeniden alevlendirdi. İstanbul Modern’in işbirliği listesi tepki çekti İstanbul Modern, Guggenheim Müzesi işbirliğiyle yürüttüğü Art Pass üyelik programının 2026’da da süreceğini duyurdu. Ancak program kapsamında avantaj sağlanan “anlaşmalı müzeler listesinde” Tel Aviv Museum of Art ve The Israel Museum, Jerusalem yer aldı. Paylaşımın ardından çok sayıda yurttaş ve sanatçı, müzeye İsrail kurumlarıyla işbirliğini sonlandırma çağrısı yaptı. Necmi Sancak: “Sanat katillerin propaganda aracı olamaz” Tepkilerin merkezindeki isimlerden biri olan Necmi Sancak, Altın Portakal ödülünü çöpe attığını duyurduğu paylaşımında şu ifadeleri kullandı: “Filistin’de on binlerce çocuk katledilirken, soykırımcı İsrail rejimiyle ‘kültürel işbirliği’ yapılmasını reddediyorum. Sanat direnişin yanındadır, zulmün değil.” Sancak, sanatçıları ve kamuoyunu İstanbul Modern ile İKSV’yi boykot etmeye davet etti. Geri adım geldi: Guggenheim Art Pass sona erdirildi Artan tepkilerin ardından İstanbul Modern Sanat Müzesi yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, kamuoyunda oluşan hassasiyetin dikkate alındığı belirtilerek Guggenheim Art Pass üyeliğinin sona erdirildiği duyuruldu. Müze yönetimi, süreçte yaşanan yanlış anlaşılmalardan dolayı üzüntü duyulduğunu da ifade etti. İsrail müzeleri neden eleştiriliyor? Eleştirilerin odağındaki The Israel Museum, İsrail devletinin ulusal kimlik inşasında merkezi bir rol oynayan, kamu kaynaklarıyla desteklenen ve devlet protokolünün parçası olan bir kurum olarak biliniyor. İşgal altındaki topraklardan çıkarılan arkeolojik buluntuların sergilenmesi, müzenin devlet politikalarıyla iç içe olduğu eleştirilerini güçlendiriyor. Tel Aviv Museum of Art ise İsrail devletinin kuruluşunun ilan edildiği mekân olması nedeniyle sembolik bir öneme sahip. Kamu bütçesiyle desteklenen müze, İsrail’in kültürel diplomasisinin önemli araçlarından biri olarak değerlendiriliyor. Sanat dünyasında boykot tartışması büyüyor Olay, Türkiye’de kültür-sanat kurumlarının uluslararası işbirliklerinde etik sınırların nerede çizilmesi gerektiğine dair tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Bir kesim, sanatın evrenselliğini savunurken; diğer kesim, insan hakları ihlalleri karşısında kültürel boykotun bir sorumluluk olduğunu vurguluyor. Necmi Sancak’ın ödülünü çöpe atması, bireysel bir protestonun ötesine geçerek Türkiye’de sanat, etik ve siyaset ilişkisini tartışmaya açtı. İstanbul Modern’in geri adımı ise bu tartışmanın kültür kurumları üzerinde somut etkiler yaratabileceğini gösterdi.

AyShen Özkan Jewelry lansmanı yapıldı Haber

AyShen Özkan Jewelry lansmanı yapıldı

Lüksün sadece değerli taşlardan ibaret olmadığını, asıl değerin doğanın kusursuz işçiliğinde saklı olduğunu savunan tasarımcı Ayşen Özkan, uzun süredir heyecanla beklenen markası AyShen Özkan Jewelry’nin ilk koleksiyonunu moda dünyasına sundu. Şehrin karmaşasından uzak, markanın tasarım diliyle örtüşen Asmalı Mescit’te yer alan Galata Şaraphanesi’nde gerçekleşen lansman; yalnızca bir mücevher tanıtımı değil, doğaya, zamana ve el işçiliğine yapılan zarif bir saygı duruşu niteliğindeydi. Koleksiyonun merkezinde, her biri okyanusların, nehirlerin ve rüzgârın şekillendirdiği birer doğal heykel olan driftwood (doğal ağaç parçaları) yer alıyor. Denizden karaya sürüklenen, zamanın izini üzerinde taşıyan bu parçalar Ayşen Özkan’ın vizyonuyla yeniden hayat buluyor. Tasarımcı, bu parçaları olduğu gibi koruyarak geleneksel altın kakma işçiliğini modern bir estetik anlayışıyla harmanlıyor. Zümrütlerin derin yeşili, yakutların tutkusu ve pırlantaların zamansız ışıltısı; ağacın organik dokusuyla kontrast oluşturarak her biri tekrarı olmayan giyilebilir sanat eserlerine dönüşüyor. Bu yaklaşım, seri üretime karşı kişiye özel ve zamansız bir lüks anlayışını temsil ediyor. DUYULARIN SENFONİSİ: ŞARAP VE MÜCEVHER UYUMU Lansman deneyimi, her detayı titizlikle kurgulanmış Galata Şaraphanesi’nin rafine atmosferinde hayat buldu. Doğallık, zaman ve ustalık kavramlarının buluştuğu davette konuklar yalnızca mücevherleri incelemekle kalmadı; aynı zamanda çok katmanlı bir duyusal yolculuğa çıktı. El yapımı şarapların eşlik ettiği tadım etkinliği, mücevherlerdeki zanaatkârlık vurgusunu gastronomik bir boyuta taşıdı. Şarap üretimi konusundaki uzmanlığıyla tanınan Nuri Badalov, şarabın karakterinden üretim süreçlerine uzanan anlatımıyla; sabrın ve ustalığın hem iyi bir şarapta hem de iyi bir mücevherde belirleyici olduğuna dikkat çekti. Markanın stratejik iletişimini yürüten Ebru Torun, gecede yaptığı konuşmada bu lansmanın AyShen Özkan Jewelry için yalnızca bir başlangıç olduğunu vurguladı. Torun, “Bu gece, sadece bir koleksiyonun sunumu değil; disiplinli, uzun soluklu ve uluslararası standartlarda ilerleyecek bir marka yolculuğunun ilk adımıdır,” sözleriyle markanın gelecek vizyonunu paylaştı. Davete sanat dünyasının sevilen ismi Seda Üren, stil vizyonuyla tanınan Moda Editörü Hakan Bahar ve cemiyet hayatının birçok seçkin ismi katıldı. Sanat ve tasarımın iç içe geçtiği gecede davetliler, Ayşen Özkan’ın doğa ve lüksü aynı potada eriten özgün tasarımlarını yakından inceleme fırsatı buldu. KLASİĞİN ÖTESİNDE BİR DENEYİM AyShen Özkan Jewelry, geleneksel mücevher algısını sanatsal bir deneyime dönüştürerek doğanın ham gücünü boyunlarda, bileklerde ve parmaklarda taşınabilen hikâyelere dönüştürüyor. Modern kadının hem güçlü hem de doğal yanına hitap eden bu koleksiyonun, moda dünyasında uzun süre adından söz ettirmesi bekleniyor.

Efrin’den Hollanda’ya uzanan sanat yolculuğu Haber

Efrin’den Hollanda’ya uzanan sanat yolculuğu

Efrin’den Amsterdam’a uzanan bir hikâye Suriye’nin Efrin kentinden Hollanda’ya uzanan yolculuk, Nîroz Horî için yalnızca coğrafi bir göç değil, aynı zamanda sanatsal bir dönüşüm anlamına geliyor. Yaklaşık altı yıldır Hollanda’da yaşayan Horî, evinin küçük bir bölümünü atölyeye çevirerek çizim ve animasyon üretimlerini burada sürdürüyor. Güneş, zeytin dalı ve Kürt folklorik motifleriyle şekillenen çalışmaları, Efrin’in hafızasını Avrupa’nın merkezine taşıyor. Sanat, acıyı ve direnişi anlatan bir dil olarak kuruluyor Horî’nin eserleri yalnızca görsel bir estetik sunmuyor; aynı zamanda Kürt yurttaşların yaşadığı acıları, savaşın ve zorunlu göçün bıraktığı izleri hikâye karakterleri üzerinden görünür kılıyor. Sanatçı, Efrin savaşı sonrası yoğun bir duygusal kırılmayla üretmeye başladığını belirterek, bu süreci “toplumsal hafızayı sanatla kayıt altına alma çabası” olarak tanımlıyor. Uluslararası alanda dikkat çeken bir imza Nîroz Horî’nin çalışmaları yalnızca Avrupa’da değil, Orta Doğu’da da ilgi görüyor. Birleşik Arap Emirlikleri’nin Şarika kentinde düzenlenen bir sanat organizasyonunda ödüle layık görülen Horî, bu başarının kendisi için bir varış noktası değil, uzun bir yolculuğun başlangıcı olduğunu vurguluyor. Asıl hedefinin animasyon alanında daha güçlü bir yer edinmek ve yarattığı karakterleri ekranlara taşımak olduğunu ifade ediyor. Otizmli oğlundan ilham alan bir sanatsal dönüşüm Horî’nin sanatında belirleyici olan bir diğer unsur ise otizmli oğlu. Sanatçı, oğluyla kurduğu bağın üretim pratiğini derinden etkilediğini ve bu deneyimi toplumsal faydaya dönüştürmek istediğini söylüyor. Bu doğrultuda çocuk kitapları ve animasyon projeleri üzerinde çalışan Horî, otizmli çocukların dünyayı algılama biçimlerini daha “yumuşak” ve kapsayıcı bir dille anlatmayı amaçlıyor. Rojava’daki çocuklara uzanan bir sorumluluk Sanatçının gelecek hedeflerinin merkezinde Rojava’daki otizmli çocuklar yer alıyor. Horî, bu çocukların büyük ölçüde ihmal edildiğini ve destek mekanizmalarından yoksun bırakıldığını belirterek, üreteceği kitap ve animasyonlarla hem farkındalık yaratmayı hem de doğrudan destek sunmayı hedefliyor. Ona göre sanat, yalnızca bireysel bir ifade alanı değil; Türkiye toplumu ve bölge halkları için ortak bir vicdan çağrısı olma potansiyeli taşıyor. Bir sanat manzarasından fazlası Nîroz Horî’nin çizgileri, Efrin’den Hollanda’ya uzanan bir kimlik hikâyesini görünür kılıyor. Bu hikâye; göç, aidiyet, engellilik ve kültürel hafızanın iç içe geçtiği, sınırları aşan bir anlatı sunuyor. Horî’nin sanatı, bugün yalnızca bir estetik üretim değil, aynı zamanda geleceğe bırakılan toplumsal bir tanıklık olarak şekilleniyor.

Picasso’nun “keşke”si Osmanlı’da saklıydı Haber

Picasso’nun “keşke”si Osmanlı’da saklıydı

Kübizmin ustası neyi ve neden sorguladı? yüzyıl sanatının en etkili isimlerinden biri olan Pablo Picasso, kübizmle anılsa da hayatı boyunca “daha fazlasını” arayan bir sanatçıydı. Bu arayış, onu doğduğu coğrafyanın tarihine ve ailesinin Arap dünyasına uzanan köklerine götürdü. Picasso’nun, ömrünün son yıllarında İslam hat sanatıyla tanışması ise yalnızca estetik bir keşif değil, kendi sanat yolculuğunu sorguladığı derin bir kırılma anı oldu. “Bunu bilseydim resim yapmazdım” sözü neyi anlatıyor? Picasso’ya atfedilen “İslami hat sanatını bilseydim resim yapmaya uğraşmazdım” cümlesi, sanat dünyasında yıllardır tartışılıyor. Sakarya Üniversitesi’nden Doç. Dr. Rasim Soylu’ya göre bu söz, bir pişmanlıktan çok, hat sanatının ulaştığı soyutlama ve “boşluk” anlayışına duyulan hayranlığı yansıtıyor. Picasso’nun Batı sanatında eksik bulduğu bu kavram, hat sanatında yüzyıllar önce ustalıkla kurulmuştu. Endülüs’ten Avrupa’ya uzanan 900 yıllık etki Hat sanatının Picasso üzerindeki etkisi, tesadüf değildi. İspanya’da 8. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar süren Endülüs mirası, yalnızca mimariyi değil, Avrupa sanatının düşünme biçimini de etkiledi. Doç. Dr. Soylu, bu etkinin Rönesans’a kadar uzandığını ve Hristiyan mimarisinde bile İslam sanatlarının izlerinin görülebildiğini vurguluyor. Picasso’nun yaşadığı coğrafya, bu kültürel mirasla iç içeydi. “Bizim için Ayasofya ne ise Picasso için hat sanatı oydu” Picasso’nun hat sanatıyla ilişkisini anlatan en çarpıcı benzetme, Doç. Dr. Soylu’dan geliyor. Soylu, bu karşılaşmayı, Türkiye toplumunun Ayasofya ile Bizans sanatını tanımasına benzetiyor. Nasıl ki Ayasofya bize yabancı değilse, hat sanatı da Picasso için tamamen dışsal bir alan değildi. Malaga, Kurtuba ve Sevilla gibi şehirlerde büyüyen bir sanatçı için bu miras, zaten çevresindeydi. Eserlerine gizlenen izler ne anlama geliyor? Picasso hiçbir zaman klasik anlamda bir hattat olmadı. Ancak bazı heykellerinde, çizimlerinde ve özellikle 1940’lı yıllardan sonraki çalışmalarında kaligrafik formlar ve çağrışımlar belirginleşti. “Afat” adlı çalışması ve Pierre Reverdy’nin kitaplarına yaptığı çizimler, hat sanatının biçimsel etkilerinin Picasso’nun üretimine nasıl sızdığını gösteriyor. Picasso yalnız değildi: Batı sanatında hat etkisi Picasso’nun bu ilgisi, sanat dünyasında tekil bir örnek değil. Joan Miró, Paul Klee ve Georges Mathieu gibi pek çok Batılı sanatçı da hat sanatının ritmi, soyutlaması ve boşluk anlayışından beslendi. Bu etkileşim, Doğu ile Batı arasında hiyerarşi kuran yaklaşımları da sorgulayan bir sanat dili ortaya çıkardı. Bir pişmanlıktan çok kültürel bir yüzleşme Uzmanlara göre Picasso’nun hat sanatı karşısındaki tutumu, “kendi eserlerini değersizleştirme” değil, yüzyıllar önce kurulmuş bir estetikle yüzleşmenin yarattığı sarsıntıydı. Bu yüzleşme, sanatın tek bir coğrafyaya veya kültüre ait olmadığını, insanlığın ortak birikimi olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.