SON DAKİKA

#Savaş

HABER DEĞER - Savaş haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Savaş haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Dünya yeni bir savaşın eşiğinde: ABD, İran’a saldırı hazırlığında Haber

Dünya yeni bir savaşın eşiğinde: ABD, İran’a saldırı hazırlığında

ABD’nin “güvenlik” bahanesiyle savaşı meşrulaştırma çabası Batı basınında yer alan iddialar, ABD yönetiminin İran’a yönelik askeri bir operasyonu gündemine aldığını ortaya koyuyor. İsmi açıklanmayan Avrupalı yetkililer, Washington’ın bu yönde adım atmasının “muhtemel” olduğunu belirtirken, söz konusu müdahalenin önümüzdeki 24 saat içinde gerçekleşebileceği iddiası dünya kamuoyunda endişe yarattı. ABD’nin yıllardır sürdürdüğü “önleyici saldırı” ve “ulusal güvenlik” söylemi, Ortadoğu’yu istikrarsızlaştıran emperyal politikaların yeniden devreye sokulduğunu gösteriyor. Trump yönetimi iç politik krizleri dış savaşla örtmeye mi çalışıyor? İsmi açıklanmayan bir İsrailli yetkilinin, Donald Trump’ın İran’a müdahale konusunda “kararını çoktan verdiği” yönündeki iddiası, dikkatleri ABD iç siyasetine çeviriyor. ABD’de derinleşen toplumsal kutuplaşma, ekonomik baskılar ve yönetim krizleri, dış politikada agresif hamlelerle bastırılmaya çalışılıyor. Tarihsel olarak bakıldığında, Washington yönetimlerinin içerde sıkıştığı her dönemde dış düşman yaratma refleksi devreye giriyor. İsrail faktörü ve bölgesel gerilimin bilinçli tırmandırılması Sürecin arka planında İsrail’in bölgedeki güvenlik söylemleri ve İran karşıtı baskısı da önemli bir rol oynuyor. İsrail merkezli açıklamaların Batı basınına servis edilmesi, müdahalenin yalnızca ABD’nin değil, daha geniş bir emperyal ittifakın ortak planı olabileceğini düşündürüyor. Bu tablo, Ortadoğu’nun bir kez daha küresel güçlerin çıkar çatışmalarına kurban edilmek istendiğini açıkça ortaya koyuyor. Dünya sessiz kalırsa savaş kaçınılmaz olur Uluslararası toplumun, Birleşmiş Milletler ve küresel kamuoyunun bu noktada sessiz kalması, yeni bir yıkımın önünü açıyor. Emperyal müdahaleler yalnızca hedef alınan ülkeleri değil, tüm bölge halklarını ve dünya barışını tehdit ediyor. Bugün İran’a yönelen askeri tehdit, yarın başka bir ülkenin kapısına dayanabilir. Bu nedenle dünya halklarının, ABD’nin savaş politikalarına karşı enselerinde hissettikleri sorumlulukla ses yükseltmesi, küresel bir barış hattı örmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur. HABER: Azra Yılmaz

Ah Şu Tiryaki Türkler! Haber

Ah Şu Tiryaki Türkler!

Uluslararası sosyal medyada paylaşılan ve kısa sürede yabancı basında da yer bulan bir gönderi, “Türklerin nerede ve ne zaman sigara içeceğini asla bilemezsin” ifadesiyle dikkat çekti. Paylaşımda, darbe girişiminden askerî operasyona, deprem enkazından olağanüstü anlara kadar uzanan görüntüler sıralanırken, bu alışkanlığın kökenine dair tarihsel arka plan da yeniden gündeme geldi. Türkler, sigarayla Avrupa’dan önce tanışan toplumlar arasında yer aldı Tütün Amerika kıtasının yerli halklarından Avrupa’ya taşındıktan sonra, Osmanlı topraklarına 16’ncı yüzyılda ulaştı. Ancak tütünün bugün bildiğimiz anlamda “sigara” formuna dönüşmesi, tarihçiler tarafından büyük ölçüde Osmanlı coğrafyasına bağlanıyor. Kağıda sarılı tütünün yaygınlaşması, 19’uncu yüzyılda askerî seferler sırasında hız kazandı ve bu kullanım biçimi kısa sürede Anadolu’dan Balkanlar’a yayıldı. Osmanlı askerleri sigaranın modern biçiminin taşıyıcısı oldu Tarihi kaynaklar, kağıda sarılı sigaranın yaygınlaşmasını Akka Kuşatması ve ardından Kırım Savaşı gibi askerî çatışmalarla ilişkilendiriyor. Cephede nargile ya da pipo gibi araçlara erişemeyen askerler, tütünü kağıda sararak içmeye başladı. Bu pratik çözüm, sigarayı hem taşınabilir hem de hızlı tüketilebilir bir alışkanlık haline getirdi ve Avrupalı askerler aracılığıyla Batı’ya taşındı. “Türk tütünü”, bir dönem Batı dünyasında prestij simgesiydi 19’uncu yüzyıl sonu ile 20’nci yüzyıl başında özellikle Trakya ve Ege’de yetiştirilen Türk tütünü, aroma ve hafifliği nedeniyle büyük talep gördü. ABD ve Avrupa’da üretilen pek çok sigara, “Turkish tobacco” vurgusuyla pazarlanırken, Fatima, Murad, Omar ve Camel gibi markalar bu imaj üzerinden yükseldi. Dönemin reklamlarında Osmanlı motifleri ve “Doğulu” imgeler özellikle kullanıldı. Sigara, savaş ve kriz dönemlerinde gündelik hayatın parçası haline geldi Birinci ve İkinci Dünya Savaşları, sigaranın küresel ölçekte yaygınlaşmasında kırılma noktaları oldu. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte de sigara; cephede, kışlada, kahvehanede ve yolculuklarda “bekleme”, “rahatlama” ve “dayanma” aracı olarak görüldü. Bu durum, sigaranın yalnızca bir keyif ürünü değil, zor koşullarla baş etmenin sembolü haline gelmesine yol açtı. Yabancı paylaşım, bu tarihsel arka planla birlikte okundu Yabancı basında paylaşılan içerikte yer alan, “darbe girişimi sırasında”, “askerî operasyona giderken” ya da “deprem enkazından çıkarılırken” sigara içen yurttaş görüntüleri, birçok kişi tarafından şaşkınlıkla karşılandı. Ancak tarihsel perspektiften bakıldığında, bu görüntüler sigaranın Türkiye toplumunda kriz anlarıyla iç içe geçmiş uzun geçmişini yansıtıyor. Mizah ile stereotip arasındaki çizgi yeniden tartışıldı Paylaşım bazı çevrelerce esprili bir gözlem olarak görülürken, bazı yorumlarda ise Türkleri tek bir alışkanlık üzerinden tanımlayan indirgemeci bir bakış açısı olduğu eleştirileri dile getirildi. Tartışma, sigaranın tarihsel ve kültürel boyutunu yeniden düşünme ihtiyacını da beraberinde getirdi. Bugün dünya genelinde sigara karşıtı politikalar yaygınlaşırken, yabancı basında gündem olan bu paylaşım bir kez daha gösterdi ki; sigara, Türkler için yalnızca bir tüketim ürünü değil, tarihsel hafızada savaşla, krizle ve gündelik hayatla iç içe geçmiş bir alışkanlık olarak okunuyor.

İran’dan İsrail’e gözdağı: Saldırının başladığı günden çok daha güçlüyüz! Haber

İran’dan İsrail’e gözdağı: Saldırının başladığı günden çok daha güçlüyüz!

"Füze ve İHA gücümüzü artırdık" Devrim Muhafızları’nın düzenlediği havacılık ve uzay sergisinde konuşan Şikarçi, 12 gün süren çatışmaların kendileri için bir dönüm noktası olduğunu vurguladı. Savaş sahasında füze, İHA ve hava savunma sistemlerinin hayati önemini bir kez daha anladıklarını belirten İranlı general, Tahran yönetiminin vakit kaybetmeden bu alanlardaki kapasitesini artırma yoluna gittiğini dile getirdi. "Tel Aviv çatışmayı durdurmak için mektup gönderdi" Şikarçi, İsrail’in ABD’nin açık desteğine rağmen sahada istediğini alamadığını ve mağlubiyete uğradığını savundu. Tuğgeneral, İsrail yönetiminin zor duruma düştüğü için çatışmayı sonlandırmak adına İran’a mektup gönderdiğini iddia ederek, "Silahlı kuvvetlerimiz bu süreçten ders çıkararak gücüne güç katmıştır" ifadelerini kullandı. Haziran ayında neler yaşanmıştı? İran ile İsrail ve ABD arasında geçtiğimiz haziran ayında yaşanan gerilim, bölgeyi topyekûn savaşın eşiğine getirmişti: 13 Haziran: İsrail, İran’daki nükleer tesislere ve ordunun üst komuta kademesine geniş çaplı saldırılar düzenledi. Saldırılarda İran Genelkurmay Başkanı, Devrim Muhafızları Genel Komutanı ve 9 nükleer bilim insanı hayatını kaybetti. 22 Haziran: ABD, İran’ın Natanz, Fordo ve İsfahan’daki 3 nükleer tesisini vurdu. 23 Haziran: İran, misilleme olarak ABD’nin Katar’daki El-Udeyd Hava Üssü’ne saldırdı. 24 Haziran: ABD Başkanı Donald Trump, taraflar arasında ateşkes sağlandığını duyurdu.

Filistin’den Pekin’e tam not: 100 milyon dolarlık can suyu ve ‘yapıcı rol’ övgüsü! Haber

Filistin’den Pekin’e tam not: 100 milyon dolarlık can suyu ve ‘yapıcı rol’ övgüsü!

Altyapının yüzde doksanı yok oldu Çin Medya Grubu’na özel açıklamalarda bulunan Büyükelçi Avad, iki yıldır aralıksız süren yıkıcı savaşın bilançosunu gözler önüne serdi. Gazze’deki altyapının yüzde doksanından fazlasının tahrip olduğunu vurgulayan Avad, Çin’den gelen cömert mali yardımın Filistin Devleti ve halkı için tam zamanında gelen hayati bir destek olduğunu belirtti. Pekin’in çatışmaların başından beri uluslararası platformlarda Filistin’in özgürlük mücadelesinin yanında durması ve sorunun çözümü için iki devletli modeli tek gerçekçi yol olarak savunması, diplomatik ilişkilerin seyrini güçlendiren en önemli unsur olarak öne çıktı. Savaş sonrası inşa sürecinde destek Çin’in yardımlarının sadece nakdi destekle sınırlı kalmadığına dikkat çeken Büyükelçi, Pekin’in Birleşmiş Milletler, Mısır ve Ürdün gibi kanallar üzerinden Gazze’ye acil insani yardım malzemeleri ulaştırdığını hatırlattı. Avad ayrıca, Çin’in Gazze’nin savaş sonrası yeniden inşası sürecinde Filistin halkının kendi geleceğinde söz sahibi olması gerektiği yönündeki ilkesel duruşunun kendileri için çok kıymetli olduğunu ifade etti. Tek Çin ilkesine bağlıyız Diplomatik ilişkilerdeki karşılıklı güvene vurgu yapan Filistinli büyükelçi, ülkesinin "Tek Çin" ilkesine sarsılmaz bir bağlılık göstereceğinin altını çizdi. Avad, Çin Devlet Başkanı tarafından ortaya konulan Küresel Yönetişim İnisiyatifi’nin, uluslararası toplumun Filistin meselesine daha adil ve etkili çözümler üretmesi noktasında kritik bir katkı sunduğunu dile getirdi.

Barışın Yarım Kalan Nefesi: Tahir Elçi Haber

Barışın Yarım Kalan Nefesi: Tahir Elçi

“İnsanlığın bu ortak mekânında silah, çatışma, operasyon istemiyoruz. Savaşlar, çatışmalar, operasyonlar bu alandan uzak olsun diyoruz.” Bazı insanlar vardır; zaman geçtikçe, tıpkı kökleri derine inen bir çınar gibi daha da görünür hâle gelirler. Unutulmazlar, aksine her yıl daha berrak bir hakikatin ortasında belirirler. Bu topraklarda her geçen gün büyüyen bir vicdan çağrısına dönüşen isimlerden biri de hiç kuşkusuz Tahir Elçi’dir. Dört Ayaklı Minare’nin gölgesinde kurşunlanan bedeni toprağa düşmüş olabilir; ama ruhu hâlâ Diyarbakır’ın, Amed'in semalarında dolaşıyor. Barışa uzanan bir el gibi süzülerek, bu coğrafyaya bir daha savaş, çatışma ve acı gelmesin diye fısıldamayı sürdürüyor. Bazen adaletin işlemediği bir an gelir; mahkeme salonuna bir güvercin konar. Lice davasında olduğu gibi… O narin beden, kapıya ilişen bir sessizlikle “Ben buradayım” der. O ses bugün hâlâ Tahir Elçi’nin sesidir. Tahir Elçi’yi yalnızca bir baro başkanı ya da bir avukat olarak tarif etmek yetersizdir. O, 90’lı yılların faili meçhul karanlığında ölümle burun buruna çalışan bir hukukçuydu. Ergenekon’un, JİTEM’in ve devlet içindeki hukuksuz yapıların karşısına dikilen bir adalet savunucusuydu. Yıllarca: • Yakılan köylerin izini sürdü, • Asit kuyularına atılan gençlerin dosyalarını açtı, • Kayıplarını arayan annelerin sesini duyurdu, • İşkence odalarının karanlığını raporlarla aydınlattı, • Ve Türkiye'nin, Türkiye Kürdistanı'nın dört bir yanında insanlığa karşı işlenen ağır suçları hukuk terazisine taşıdı. Kuşkonar’ın bombalanmasını milim milim inceleyen; tanıklarla, belgelerle hakikati ortaya çıkaran bir hafıza işçisiydi. Diyarbakır Barosu’nun başına geçtiğinde bir makam sahibinden çok, mağdurların dili oldu. Lice’nin, Cizre’nin, Şırnak’ın, Dargeçit’in acılarını kendi bedeninde taşıdı. Her dosyada bir halkın yükünü omzuna aldı. Bu nedenle Elçi, sadece bir baro başkanı değil; binlerce insanın Tahir abisiydi. Çözüm Süreci ve Son Çırpınış 2015’e gelindiğinde çözüm süreci çözülmenin eşiğindeydi. Siyasi açıklamalar umut verse de sahada karanlık bir hazırlığın izleri beliriyordu. Bunu herkesten önce fark edenlerden biri Tahir Elçi’ydi. Bir gün Silvan’da, ertesi gün Lice’de, sonra Cizre’deydi. Gerginliği düşürmeye, çatışmayı durdurmaya, devlet ile halk arasındaki yarılmayı onarmaya çalışıyordu. Baroya bile nadiren uğrar olmuştu; çünkü barış hızla elden kayıyordu. Yine de geri çekilmedi. Çünkü barışın kapısının kapanması demek, binlerce hayatın kararması demekti. O kapının kapanmasına bedenini koydu. Ve o yüzden, Dört Ayaklı Minare’nin ayaklarının altında şu tarihi cümleyi kurdu: “Bu ortak mekânda silah istemiyoruz.” Bu, halka bir çağrı, devlete bir uyarı, tarihe bırakılmış bir vasiyetti. Yarıda Kalan Barışımızdır Tahir Elçi 28 Kasım 2015’te, yıllarca faili meçhullerle mücadele ettiği bu kentin ortasında katledildi. Birçok kişi onun ölümünü “çatışmanın ortasında kalmış talihsiz bir an” diye açıkladı. Oysa yere düşen sadece bir insan değildi; barışın kendisiydi. Tahir Elçi o gün yalnızca bir basın açıklaması yapmıyordu. Barışa kasteden karanlığa sesleniyordu. Ve o karanlık, onu canlı yayında, herkesin gözünün içine bakarak susturdu. Unutulan Cesaret: İmralı Çağrısı Bugün Türkiye yeniden İmralı temaslarını tartışırken, hafızanın tozlu bir köşesine itilmiş bir gerçeği hatırlamak gerekir: 2015’te en cesur çıkışlardan birini yapan kişi Tahir Elçi’ydi. “İmralı ile görüşme yapılmalıdır; çözümün adresi bellidir” diyenlerden biriydi. O dönemki yoğun linç kampanyalarına rağmen bu cümleyi kurdu. Çünkü biliyordu: Barış, doğru adreslerden gelmeden gelmez. Bugün gelinen noktayı ise RED sorunsalı gölgelemektedir. Tahir Elçi, sadece anmalarda adı geçen bir figür değildir. Bu coğrafyanın vicdanıdır, hafızasıdır, barış ihtimalinin simgesidir. Bu topraklar barışı gerçekten konuştuğunda, en önde duran hep oydu. En cesur cümleleri o kurdu. En ağır bedelleri gerektiren zamanlarda bile geri adım atmadı. Ve kapanmak üzere olan barış kapısına kendi bedenini koydu. Bugün hâlâ Diyarbakır'ın, Amed'in sokaklarında, Sur’un taşlarında, Lice’nin dağlarında, Cizre’nin kavşaklarında yankılanan bir ses var: “Bu coğrafyada artık savaş değil, barış olsun.” Ve o ses hâlâ Tahir Elçi’nin sesidir. Sevgili Tahir abinin anısını, emeklerini ve cesaretini bir kez daha minnetle yad ediyorum. ŞİYAR KAYMAZ

Trump’tan dikkat çeken Gazze açıklaması: İkinci aşama şimdi başlıyor Haber

Trump’tan dikkat çeken Gazze açıklaması: İkinci aşama şimdi başlıyor

Görev henüz tamamlanmadı ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda, Gazze’deki ateşkes ve esir değişimi sürecine ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Trump, “Gazze'de ikinci aşama şimdi başlıyor. Yirmi rehine iyi durumda geri döndü, ancak görev henüz bitmemişti ve ölüler söz verildiği gibi teslim edilmedi.” ifadelerini kullanarak sürecin henüz sona ermediğini vurguladı. İkinci aşama” mesajı dikkat çekti Trump’ın “ikinci aşama” ifadesi, uluslararası kamuoyunda yeni bir diplomatik ya da askeri sürece mi işaret ettiği yönünde tartışmalara yol açtı. Beyaz Saray kaynakları, açıklamanın “ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ve kalan esirlerin serbest bırakılması için yürütülecek yeni müzakerelere” atıfta bulunduğunu belirtti. Gazze’de ateşkes sonrası hassas denge Geçtiğimiz hafta Mısır’da yürütülen görüşmelerin ardından Hamas ile İsrail arasında geçici bir ateşkes sağlanmış, 20 İsrailli rehinenin serbest bırakıldığı açıklanmıştı. Ancak anlaşma kapsamında ölenlerin cenazelerinin teslim edilmemesi taraflar arasında gerilimi yeniden artırdı. Trump’ın açıklaması, ABD’nin ateşkesin ikinci aşamasında daha aktif bir rol üstlenebileceği yönündeki beklentileri de güçlendirdi. Washington’dan yeni diplomatik adımlar bekleniyor ABD yönetiminin, Orta Doğu’daki ateşkes sürecini izlemek ve insani yardımların geçişini sağlamak amacıyla CENTCOM aracılığıyla diplomatik temaslarını yoğunlaştırdığı biliniyor. Trump’ın açıklaması, bu sürecin “daha kapsamlı bir stratejiye” evrileceğinin sinyali olarak değerlendiriliyor.

Gazze’de ateşkes sonrası ilk hareketlilik: Yardım tırları bölgeye giriş yaptı! Haber

Gazze’de ateşkes sonrası ilk hareketlilik: Yardım tırları bölgeye giriş yaptı!

İki yıl süren bombardımanın ardından Gazze’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasıyla birlikte, bölgeye insani yardım sevkiyatı yeniden başladı. Sabah saatlerinde İsrail’in Kerem Şalom (Kerem Ebu Salim) sınır kapısını açmasının ardından, yardım malzemesi taşıyan yüzlerce TIR Gazze Şeridi’ne giriş yaptı. Yardımlar sınırlı düzeyde ulaştı Filistinli kaynaklar, yardım TIR’larının bölgeye ulaşmasına rağmen henüz tamamının sivillere dağıtılmadığını belirtti. Yardımların hâlâ İsrail ordusunun kontrolünde olduğu ve Filistinli yardım kuruluşlarına teslim edilmediği aktarıldı. Kaynaklar, ateşkesin ardından yardımlarda “olağanüstü bir artış” yaşanmadığını, sevkiyatın son aylardaki düzeyde sürdüğünü ifade etti. 600 TIR standardı devrede İsrail devlet televizyonu KAN’ın haberine göre, hükümetin onayladığı ateşkes anlaşması uyarınca Gazze’ye insani yardımların serbestçe girmesine izin verildi. Bu uygulamanın, 19 Ocak 2025 tarihli kararda belirlenen günlük 600 yardım TIR’ı standardına dayanacağı bildirildi. Yardımların içinde gıda, ilaç, içme suyu, tıbbi malzeme ve 50 yakıt tankerinin bulunduğu açıklandı. Uluslararası izleme birimi denetliyor Yardımların akışı, Mısır’ın başkenti Kahire’de kurulan ve Türkiye, ABD, Mısır, Katar ve İsrail temsilcilerinin yer aldığı ortak operasyon birimi tarafından denetleniyor. Refah Sınır Kapısı’nın da çarşamba günü yeniden açılması, ilk etapta günlük 300 kişilik insani geçişe izin verilmesi planlanıyor. BM: 1,6 milyon kişiye ulaşmayı hedefliyoruz Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP), ateşkesin ardından Gazze’de “hayat kurtarıcı gıda dağıtımlarını artırmaya hazır olduklarını” açıkladı. Program kapsamında ilk üç ayda 1,6 milyon kişiye, yani yaklaşık 320 bin aileye, ekmek, buğday unu ve temel gıda paketi ulaştırılması hedefleniyor. Ateşkesin arka planı ABD Başkanı Donald Trump’ın duyurduğu plan kapsamında, Mısır’da yürütülen müzakereler sonrası 10 Ekim itibarıyla ateşkes ve esir takası anlaşması yürürlüğe girmişti. İsrail ordusunun “sarı hat” olarak adlandırılan bölgeye çekilmesiyle birlikte çatışmalar durdu. Gazze’de 8 Ekim 2023’ten bu yana süren saldırılarda 67 bin 682 Filistinli hayatını kaybetmiş, 170 binden fazla kişi yaralanmıştı. Ateşkes, yıkımın ortasında kalan yüz binlerce sivil için yeni bir umut penceresi açtı.

Afganistan-Pakistan sınırında savaş alarmı: Üsler vuruldu, sınır kapatıldı Haber

Afganistan-Pakistan sınırında savaş alarmı: Üsler vuruldu, sınır kapatıldı

Afganistan ile Pakistan arasında tansiyon yeniden tırmandı. Paktiya vilayetinde iki ülke sınır birlikleri arasında çıkan çatışmalarda karşılıklı saldırılar yaşandı. Afganistan tarafı, Pakistan’ın son dönemdeki hava operasyonlarına misilleme olarak sınır hattındaki üsleri hedef aldığını açıklarken, Pakistan ordusu da “güçlü bir karşılık” vererek Afgan tarafına ait çok sayıda askeri mevziyi vurduğunu duyurdu. “Pakistan üslerini hedef aldık” Afgan basını, Afgan güçlerinin Durand Hattı yakınlarında Pakistan’a ait üsleri hedef aldığını ve saldırıların doğrudan hava operasyonlarına misilleme niteliğinde olduğunu bildirdi. Afgan Savunma Bakanlığı, operasyonların gece yarısı itibarıyla durdurulduğunu ancak ülkenin topraklarını “kararlılıkla savunmaya” devam edeceklerini açıkladı. Pakistan: “Afgan üslerini yerle bir ettik” İslamabad merkezli Dawn gazetesi, Pakistan güvenlik yetkililerinin ordunun saldırılara topçu, tank ve İHA’larla yanıt verdiğini aktardı. PTV News ise Pakistan ordusunun Afganistan’a ait 19 karakolu ele geçirdiğini, çok sayıda Afgan askerinin öldüğünü ve bazı üslerin ateşe verildiğini öne sürdü. Siviller bölgeden kaçıyor Çatışmaların en yoğun yaşandığı Dand-e Patan bölgesinde sivil halkın evlerini terk etmek zorunda kaldığı bildirildi. Torkham Sınır Kapısı gece boyunca yaşanan çatışmaların ardından geçici olarak kapatıldı. Afganistan tarafı da sınırın hem yolcu geçişlerine hem de transit trafiğe kapatıldığını doğruladı. Afganistan: “58 Pakistan askeri öldü” Afgan yönetimi sözcüsü Zabihullah Mücahid, sınır hattında çıkan çatışmalarda 58 Pakistan askerinin öldüğünü, 30’unun ise yaralandığını iddia etti. Afganistan tarafından da 20’den fazla kişinin öldüğünü açıklayan Mücahid, çatışmaların Katar ve Suudi Arabistan’ın devreye girmesiyle durdurulduğunu belirtti. Gerilim yeni bir çatışmanın habercisi olabilir Son haftalarda Pakistan’ın Afganistan içlerine yönelik hava saldırısı iddiaları iki ülke arasındaki gerilimi artırmıştı. Analistler, bu son çatışmaların iki taraf arasında uzun süredir biriken siyasi ve askeri gerilimin patlama noktasına geldiğini belirtiyor. Taraflar birbirini sivillere ateş açmakla suçlarken, bölgedeki tansiyonun düşeceğine dair bir işaret henüz görünmüyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.