SON DAKİKA

#Şeffaflık

HABER DEĞER - Şeffaflık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Şeffaflık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Hesapta sürpriz bitiyor: Kafe ve restoranlarda ek ücret devri kapanıyor Haber

Hesapta sürpriz bitiyor: Kafe ve restoranlarda ek ücret devri kapanıyor

Restoran ve kafelerde fiyatlandırma sistemi değişiyor Tüketicinin korunmasına yönelik yeni bir adım atan Ticaret Bakanlığı, restoran ve kafelerde uzun süredir tartışma konusu olan kuver, servis ücreti, garsoniye ve benzeri ek ödemeleri kaldırmaya hazırlanıyor. Karar’ın aktardığı bilgilere göre, düzenlemeye ilişkin yönetmelik taslağında sona gelindi ve fiyatlandırmada tam şeffaflık hedefleniyor. Menüde ne yazıyorsa hesapta o olacak Hazırlanan taslağa göre işletmeler, masa bedeli, açma parası ya da servis ücreti gibi adlar altında hiçbir ek ücret talep edemeyecek. Yurttaşlar yalnızca sipariş ettikleri ürünlerin menüde yer alan fiyatını ödeyecek. Böylece servis ve sunum dahil nihai bedel, menüde açıkça görülen fiyat olacak. Mevcut istisna tamamen kaldırılıyor Hâlihazırdaki uygulamada işletmeler, fiyat listelerinde belirtmek koşuluyla kuver veya servis ücreti alabiliyordu. Yeni düzenlemeyle bu istisnanın da ortadan kaldırılması planlanıyor. Amaç, sipariş verilmeden önce ödenecek tutarın net biçimde bilinmesini sağlamak ve adisyona sonradan eklenen kalemlerin önüne geçmek. Tüketici şeffaflık talebi karşılık buluyor Düzenlemenin temel gerekçesi, tüketicinin hesap sırasında beklenmedik bedellerle karşılaşmasını engellemek. Bakanlık, fiyatların açık ve anlaşılır biçimde sunulmasının hem tüketici hakkı hem de piyasa düzeni açısından zorunlu olduğuna dikkat çekiyor. Denetimler artacak, ceza uygulanacak Taslağın kısa süre içinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesi bekleniyor. Düzenlemenin ardından 81 ilde denetimlerin artırılması, kurallara uymayan işletmelere idari para cezası uygulanması öngörülüyor. Yurttaşlar ise mevzuata aykırı uygulamaları Bakanlığın ilgili birimlerine şikâyet edebilecek. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Tecavüzden tutuklanan torpilli yeğen 2025’te kadroya alındı Haber

Tecavüzden tutuklanan torpilli yeğen 2025’te kadroya alındı

Kamuoyunda tartışmalı “ek ders karşılığı” istihdam uygulaması, 2025’te sessiz sedasız yapılan kadro geçişleriyle yeniden gündeme geldi. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde yaklaşık 300 kişinin sözleşmeli ve ardından güvenceli statüye geçirildiği süreçte, Bakan Yardımcısı Zafer Tarıkdaroğlu’nun yeğeninin de bu kapsamda kadroya alındığı belirlendi. KPSS’siz kadro ve “tesadüf” savunması İddialara göre Fetullah P., Cumhurbaşkanlığı Kararı’ndan kısa süre önce Bursa Nilüfer Sosyal Hizmet Merkezi’nde “ek ders karşılığı” görevlendirildi. 27 Şubat 2025’te kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla birlikte sözleşmeli ve ardından kadrolu statüye geçirildi. Aynı dönemde on binlerce aday objektif alım ilanı beklerken, bu geçişler “torpil” eleştirilerini beraberinde getirdi. Cinsel saldırı iddiası ve tutuklama B.G. adlı bir kadın, 11 Aralık 2025’te Fetullah P.’nin kendisine cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla şikâyetçi oldu. Savcılık sürecinin ardından Fetullah P., 13 Aralık 2025’te “nitelikli cinsel istismar” suçlamasıyla tutuklandı. Olay sonrası bakanlık tarafından idari inceleme başlatıldı. Şikâyetten vazgeçme ve tahliye B.G.’nin şikâyetinden vazgeçmesi üzerine Fetullah P. tahliye edildi. Tahliyenin ardından görev yaptığı birime dönmek istediği, ancak kendisine şimdilik gelmemesinin bildirildiği öğrenildi. Bakan Yardımcısı’ndan açıklama Bakan Yardımcısı Tarıkdaroğlu, BirGün’den Timur Soykan’a yaptığı açıklamada, yeğeninin ek dersli başvurusundan sonradan haberdar olduğunu savundu. Kadroya geçiş kararının “tesadüf” olduğunu öne süren Tarıkdaroğlu, süreçte etkisi bulunmadığını ve sözleşmenin uzatılmamasını isteyeceğini söyledi. KPSS’siz kadro geçişleri, torpil iddiaları ve ağır bir suçlamayla gündeme gelen bu dosya; kamuda istihdam, şeffaflık ve hesap verebilirlik tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Olayla ilgili adli ve idari süreçlerin nasıl sonuçlanacağı yakından izleniyor.

Ankara’daki barınaklarda 10 ayda 17 bin köpek öldü Haber

Ankara’daki barınaklarda 10 ayda 17 bin köpek öldü

Ankara’da sahipsiz hayvanlara ilişkin tablo, belediyeye ait barınaklardan gelen resmi verilerle yeniden tartışma konusu oldu. Ankara Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki hayvan bakım evlerine ilişkin Ekim ayı denetim formlarına göre, son 10 ayda barınaklara alınan on binlerce köpekten binlercesi yaşamını kaybetti. Toplanan köpeklerin neredeyse yarısı öldü “Sahipsiz Hayvanları İzleme ve Denetim Formu”na yansıyan bilgilere göre, 10 aylık süreçte barınaklara toplam 41 bin 142 köpek toplandı. Bu köpeklerden 17 bin 790’ının ölüm kaydının “doğal nedenler” başlığı altında tutulduğu belirtildi. Veriler, barınaklara alınan her iki köpekten birine yakınının hayatta kalamadığını gösteriyor. Yeni yasa sonrası barınaklardaki tablo ağırlaştı Kamuoyunda “Katliam Yasası” olarak anılan 7527 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda yapılan değişikliklerin yürürlüğe girmesinin ardından, sahipsiz hayvanların belediyeler tarafından yoğun biçimde toplanmaya başlandığı biliniyor. Hayvan hakları savunucuları, bu süreçte barınak koşullarının yetersizliği ve denetimsizlik nedeniyle hayvan ölümlerinin arttığını dile getiriyor. Şeffaflık talebi karşılıksız kaldı Konuya ilişkin bilgi almak amacıyla Ankara Büyükşehir Belediyesi yetkilileriyle iletişime geçilmek istendi ancak belediyeden herhangi bir geri dönüş sağlanamadı. Barınaklardaki ölümlerin nedenlerine dair ayrıntılı ve bağımsız bir açıklamanın yapılmaması, tepkileri daha da artırdı. Hayvan hakları açısından alarm zilleri Uzmanlar ve hayvan hakları savunucuları, yüksek ölüm oranlarının münferit olaylarla açıklanamayacağını belirterek, barınak koşullarının, veteriner hizmetlerinin ve denetim mekanizmalarının acilen kamuoyuna açık biçimde incelenmesi gerektiğini vurguluyor. Tartışma, sahipsiz hayvan politikalarının yalnızca “toplama” odaklı değil, yaşam hakkını merkeze alan bir anlayışla yeniden ele alınması çağrılarını güçlendiriyor.

SPK’den rekor yaptırım: 18 kişiye 2 milyar lirayı aşan ceza, 9 siteye erişim engeli Haber

SPK’den rekor yaptırım: 18 kişiye 2 milyar lirayı aşan ceza, 9 siteye erişim engeli

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), haftalık bülteninde yer alan kararlarla sermaye piyasalarındaki usulsüzlüklere karşı kapsamlı yaptırımlar uyguladı. Kurul, piyasa bozucu işlemler nedeniyle hem yüksek tutarlı idari para cezaları hem de işlem yasakları ve lisans iptallerine hükmetti. 2 milyar lirayı aşan idari para cezası SPK, Peker Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı AŞ, Ray Sigorta AŞ, Euro Trend Yatırım Ortaklığı AŞ, Global Menkul Değerler AŞ ve Pamel Yenilenebilir Elektrik Üretim AŞ paylarında gerçekleştirilen işlemlerle bağlantılı olarak 18 kişiye toplam 2 milyar 28 milyon 461 bin 827 lira idari para cezası uygulanmasına karar verdi. Suç duyurusu, işlem yasağı ve lisans iptali Kurul, söz konusu işlemler kapsamında 19 kişi hakkında suç duyurusunda bulunulmasına hükmetti. Bu kişiler için 2 yıl süreyle geçici işlem yasağı getirilirken, 8 kişinin tüm lisansları da işlem yasağı süresince iptal edildi. 9 internet sitesi ve 3 sosyal medya hesabına erişim engeli Türkiye’de yerleşik kişilere internet üzerinden izinsiz kaldıraçlı işlem yaptırdığı belirlenen 9 internet sitesine erişimin engellenmesi için hukuki süreç başlatıldı. Ayrıca sermaye piyasalarında izinsiz faaliyette bulunduğu tespit edilen 3 sosyal medya hesabı için de erişim engeli kararı alındı. Diğer SPK kararları Kurul, Meysu Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ’nin 7,50 liradan halka arzını uygun buldu. Ditaş Doğan Yedek Parça İmalat ve Teknik AŞ’nin 85 milyon liralık bedelli, Bayrak EBT Taban Sanayi ve Ticaret AŞ’nin 193,5 milyon liralık bedelsiz sermaye artırımı onaylandı. Türkiye İş Bankası’nın 9 milyar dolarlık borçlanma aracı, KT Sukuk Varlık Kiralama AŞ’nin 1,5 milyar liralık kira sertifikası ihraç başvuruları da kabul edildi. SPK’nin aldığı kararlar, piyasa bozucu işlemler ve izinsiz finansal faaliyetlere karşı denetimlerin sıkılaştığını ve yaptırımların sertleştiğini bir kez daha ortaya koydu. Kurul, sermaye piyasalarında şeffaflık ve yatırımcı güveninin korunması için denetimlerin süreceğini vurguladı.

Feti Yıldız’dan AK Parti raporuna teyit vurgusu: İlkesel eşik pazarlık konusu olamaz Haber

Feti Yıldız’dan AK Parti raporuna teyit vurgusu: İlkesel eşik pazarlık konusu olamaz

Milliyetçi Hareket Partisi Hukuk ve Seçim İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı uzun paylaşımda, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Meclis’e sunduğu süreç raporundaki “tespit ve teyit mekanizması”na ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yıldız, söz konusu bölümün, MHP’nin daha önce ortaya koyduğu yaklaşım ile birebir örtüştüğünü ifade etti. “Tespit ve teyit sürecin en kritik eşiğidir” Yıldız, terör örgütünün silah bırakması, kendisini tasfiye etmesi ve varlığının sona erdirilmesinin devlet tarafından tespit ve teyit edilmesinin sürecin en önemli aşaması olduğunu belirtti. Bu adımın yalnızca sahadaki fiilî durumun kaydı olmadığını vurgulayan Yıldız, aynı zamanda hukuki ve idari işlemler için bir başlangıç noktası olduğuna dikkat çekti. “Bu eşik aşılmadan hiçbir ileri adım atılamaz” MHP’li Yıldız, devletin tespit ve teyidi olmadan sürecin hiçbir ileri safhasına geçilmemesi gerektiğini vurguladı. Bu anın, hem ilgili kurumlar hem de hukuk düzeni açısından yeni bir dönemin miladı olarak görülmesi gerektiğini ifade etti. Güvenlik ve hukuk birlikte işletilmeli Paylaşımda, tespit ve teyit sürecinin devletin ilgili güvenlik kurumları arasında sağlanacak koordinasyonla yürütülmesi gerektiği belirtildi. Yıldız, bu sürecin objektif, ölçülebilir ve açık kriterlere bağlanmış göstergeler üzerinden yapılmasının zorunlu olduğunu kaydetti. Silahsızlanma somut delillerle ortaya konulmalı Yıldız’a göre, örgütün silahlı kapasitesinin ortadan kalktığı, lojistik ağların sürdürülebilir bir tehdit oluşturamayacak şekilde dağıtıldığı ve silahların sahada yeniden kullanılmasına imkân vermeyecek biçimde imha edildiği somut tespit ve delillerle ortaya konulmalı. Şeffaflık ve kayıt altına alma vurgusu Süreç boyunca uygulanacak yöntemlerin şeffaf olması gerektiğini belirten Yıldız, idari kararlar ile bu kararlara esas teşkil eden bilgi, belge ve kıstasların kayıt altına alınmasının zorunlu olduğunu ifade etti. Bu kayıtların, gerektiğinde yargısal ve hukuki denetime açık biçimde muhafaza edilmesi gerektiğini vurguladı. Meclis ve yargı denetimi için arşiv şartı Tespit sürecinde kullanılan veri toplama, analiz ve raporlama mekanizmalarının kurumsal arşivlerde düzenli biçimde saklanmasının önemine işaret eden Yıldız, bunun bireysel başvurular, anayasal denetim süreçleri ve Meclis denetimi açısından hayati olduğunu belirtti. “Bu karar pazarlık değil, devlet tasarrufudur” Feti Yıldız, tespit ve teyit kararının herhangi bir pazarlığın ya da keyfî bir tasarrufun konusu olamayacağını vurguladı. Bu kararın, devletin güvenlik ve hukuki yetkisinin birleştiği, ölçülebilir delillere dayanan, şeffaf ve denetlenebilir bir kurumlar arası mutabakatla alınacağını ifade etti. Toplumsal güven ve kalıcı huzur hedefi Yıldız, tespit ve teyit mekanizmasının titizlikle işletilmesinin, kalıcı huzur ve toplumsal güven üretme kapasitesini doğrudan etkileyeceğini belirtti. Yanlış, eksik ya da zamansız bir tespitin hem adalet duygusunu zedeleyebileceğini hem de yeni güvenlik riskleri doğurabileceğini söyledi. AK Parti raporuyla tam paralellik vurgusu Paylaşımının başında AK Parti raporundaki ilgili bölümün, MHP’nin ilkesel yaklaşımıyla birebir örtüştüğünü ifade eden Yıldız, bu çerçevenin Türkiye toplumunda güven duygusunu pekiştirecek ve ileride doğabilecek hukuki ve toplumsal tartışmaların önünü kesecek bir zemin sunduğunu kaydetti.

Himalayalar’da su alarmı: Çin’in 168 milyar dolarlık barajı 1,5 milyar insanı tehdit ediyor Haber

Himalayalar’da su alarmı: Çin’in 168 milyar dolarlık barajı 1,5 milyar insanı tehdit ediyor

Çin, Tibet’te yer alan Yarlung Tsangpo Nehri’nin “Büyük Bükülme” olarak bilinen bölümünde, yaklaşık 168 milyar dolarlık dev bir hidroelektrik baraj projesini hayata geçiriyor. Proje, Çin’in enerji kapasitesini artırmayı ve karbon nötr hedeflerine katkı sunmayı amaçlarken, nehrin aşağı havzalarında yaşayan yaklaşık 1,5 milyar insan için ciddi su güvenliği endişeleri doğuruyor. Çin, Himalayalar’daki barajla enerji gücünü küresel ölçekte büyütmeyi hedefliyor Yaklaşık 2 bin metrelik yükseklik farkına sahip “Büyük Bükülme” bölgesi, dünyadaki en yüksek hidroelektrik potansiyellerden biri olarak kabul ediliyor. Çinli yetkililere göre bu proje, Üç Boğaz Barajı’nın yaklaşık üç katı kadar elektrik üretebilecek kapasiteye sahip. Üretilen enerjinin özellikle elektrikli araçlar, yapay zekâ merkezleri ve yüksek enerji tüketen süper bilgisayar tesisleri için kullanılacağı belirtiliyor. Proje yalnızca enerji değil, ulusal güvenlik stratejisinin de parçası olarak görülüyor Uzmanlara göre Tibet’te böylesine büyük bir altyapı yatırımı, Çin’in tartışmalı sınır bölgelerinde kontrolünü güçlendirme politikasının bir uzantısı. Çin yönetimi, Himalayalar boyunca inşa edilen barajlar ve ulaşım projeleriyle hem askeri hem de siyasi nüfuzunu artırmayı amaçlıyor. Bu durum, özellikle Hindistan ile ilişkilerde yeni gerilim başlıkları yaratıyor. Baraj sistemi nehir ekosistemini kökten değiştirecek ölçekte planlanıyor Projeye göre nehrin bir bölümü tünellerle yönlendirilerek beş kademeli hidroelektrik santraline aktarılacak. Her santral, bir öncekinden daha alçak bir noktada konumlanacak ve toplamda yaklaşık 150 kilometrelik bir sistem oluşturacak. Ancak rezervuarların ne kadar alanı sular altında bırakacağı ve tam yerleşim planı hâlâ kamuoyuyla paylaşılmış değil. Deprem, heyelan ve iklim krizi riskleri projenin en kırılgan noktası Yarlung Tsangpo Vadisi, dünyanın en derin kanyonlarından birine ev sahipliği yapıyor ve yoğun sismik hareketlilikle biliniyor. Uzmanlar, buzul gölü taşkınları, artan yağış rejimi ve iklim krizinin etkileri nedeniyle böylesi bir mega projenin tüm risklerinin mühendislik çözümleriyle tamamen ortadan kaldırılamayacağını vurguluyor. Yerel topluluklar yerinden edilme ve kültürel kayıp tehlikesiyle karşı karşıya Baraj inşaatı, bölgede yaşayan on binlerce kişinin, özellikle Monpa ve Lhoba topluluklarının yaşam alanlarını terk etmesine yol açıyor. Çinli yetkililer yeni konut ve ibadet alanları inşa edildiğini açıklasa da yerel halk, sosyal bağların ve kültürel hafızanın geri dönülmez biçimde zarar gördüğünü dile getiriyor. Hindistan ve Bangladeş için susuzluk ve kuraklık riski büyüyor Yarlung Tsangpo Nehri, Hindistan sınırları içinde Brahmaputra adını alarak tarım, balıkçılık ve içme suyu açısından hayati bir rol oynuyor. Hindistanlı yetkililer, Çin’in suyu ne zaman ve ne kadar bırakacağına dair şeffaf veri paylaşmamasının “su güvenliği” açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu belirtiyor. Uzmanlara göre bu durum, iklim krizinin de etkisiyle Güney Asya’da kuraklık ve gıda krizlerini derinleştirebilir. Bölgede başlayan baraj yarışı ekolojik riskleri daha da artırıyor Çin’in hamlesine karşılık Hindistan da Brahmaputra üzerinde büyük ölçekli baraj projelerini hızlandırmış durumda. Uzmanlar, iki ülke arasında iş birliği yerine rekabetin hâkim olması halinde, nehir ekosisteminin ve milyonlarca yurttaşın yaşam hakkının daha büyük risk altına gireceği uyarısında bulunuyor. Bilim insanları şeffaflık ve uluslararası iş birliği çağrısı yapıyor Çevre örgütleri ve akademisyenler, projeden önce kapsamlı biyolojik çeşitlilik çalışmaları yapılmasını, su akışına dair verilerin aşağı havza ülkeleriyle paylaşılmasını talep ediyor. Aksi halde, Çin’in temiz enerji hedefiyle başlattığı bu mega proje, Güney Asya için uzun vadeli bir susuzluk ve kuraklık krizinin tetikleyicisi olabilir.

İstifa eden Furkan Torlak hakkında çarpıcı suçlamalar Haber

İstifa eden Furkan Torlak hakkında çarpıcı suçlamalar

İstifanın ardından iddialar büyüyor Sabah gazetesinin Mehmet Akif Ersoy hakkında yayımladığı haber sonrası Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi Koordinatörlüğü görevinden istifa eden Furkan Torlak, bu kez çok daha ağır iddialarla gündemde. Torlak hakkında, kamu gücünü aşan biçimde kişisel verilere eriştiği ve bir hâkime talimat verdiği ileri sürüldü. İddiaların kaynağı eski bir rapor BirGün gazetesinin haberine göre söz konusu iddialar, 2022 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Turaş Turizm ve Ticaret A.Ş. hakkında hazırlanan bir iç raporda yer aldı. Raporda, şirketin işleyişine yönelik ciddi usulsüzlükler sıralanırken Furkan Torlak’ın adı da doğrudan anıldı. “Kişisel verilere bir telefonla ulaşıldı” iddiası Raporda yer alan ifadelerde, Torlak’ın bakanlıkla ilişkisini kullanarak bazı yurttaşların ve kamu çalışanlarının kapsamlı kişisel verilerine tek bir telefonla erişebildiği öne sürüldü. İddiaya göre bu erişimler yalnızca şirket çalışanlarıyla sınırlı kalmadı; işe alınması planlanan kişilerin aile bilgilerine kadar uzandı. “Hakime talimat verdi” suçlaması dikkat çekti Raporda en dikkat çeken bölüm ise yargıya müdahale iddiası oldu. Belgede, Torlak için “kişisel verilere ulaşan ve hakime talimat veren” ifadelerinin kullanıldığı aktarıldı. Aynı raporda, Torlak’ın kendisini “bakan müşaviri” olarak tanıtarak kurum içinde etkili olduğu öne sürüldü. Raporu hazırlayan bürokrat istifa etmişti İddiaların yer aldığı raporu hazırlayan Turaş Genel Müdürü Tayhan Şimşek’in, hazırladığı dosyanın ardından baskı gördüğü ve görevde yalnızca beş ay kalabildiği belirtildi. Şimşek, Aralık 2022’de görevinden istifa etmişti. Raporda, kamunun uğradığı zararlar ve şirketin sistematik biçimde boşaltıldığına dair tespitler de yer aldı. Resmi bir soruşturma var mı? Şu ana kadar Furkan Torlak hakkında iddialara ilişkin resmi bir adli soruşturma başlatıldığına dair kamuoyuna yansıyan bir açıklama yapılmadı. Ancak ortaya çıkan belgeler ve istifanın zamanlaması, Türkiye toplumunda kamu gücü, kişisel verilerin korunması ve yargı bağımsızlığı başlıklarında yeni tartışmaları beraberinde getirdi. Gözler yetkili kurumlarda Kamuoyunda yankı uyandıran bu iddiaların ardından, ilgili kurumların nasıl bir adım atacağı merak konusu. Türkiye toplumunda adalet ve şeffaflık beklentisi güçlenirken, sürecin yalnızca siyasi değil, hukuki boyutuyla da ele alınması çağrıları yükseliyor.

Köy Enstitüleri geri mi dönüyor? Türkiye için yeni model önerisi! Haber

Köy Enstitüleri geri mi dönüyor? Türkiye için yeni model önerisi!

Köy Enstitülerinden ilham alan yeni model anlatılıyor Yerel Yönetimler Vakfı Kurucu Başkan Yardımcısı Mehmet Anıl Korkmaz, vakfın çıkış noktasını Cumhuriyet’in kalkınma hamleleri ve Köy Enstitüleri deneyimiyle ilişkilendiriyor. Korkmaz’a göre Türkiye’nin kalkınma süreci Köy Enstitüleri’nin kapanmasıyla “duraksadı” ve bugün için daha güncel bir modele ihtiyaç var. Bu nedenle vakıf, “Köy Enstitülerinin modern versiyonu” olarak tanımlanan Belediye Enstitüsü kavramını geliştirdi. Korkmaz, bu modeli “yerelden kalkınma ve demokrasi” çerçevesinde tanımlayarak, vakfın kurumsal yapısının da bu amaçla kurulduğunu söylüyor. “Bilinçli seçmen” değil “bilinçli aday” vurgusu öne çıkıyor Korkmaz, yerel siyasetin en temel probleminin seçmen değil aday profili olduğunu savunuyor. Ona göre “bilinçli aday” modeli, yerel yönetimleri dönüştürecek ana halka. Belediye Enstitüsü bu nedenle 20’den fazla ders içeren geniş bir eğitim programı hazırlıyor. Hedef, yurttaşların yalnızca seçmen değil, sahaya inmeye hazır “donanımlı adaylar” haline gelmesi. Ademi merkeziyetçiliğe mesafeli ama yerel revizyona açık Yerel yönetimlerin yetki alanlarının artırılması Türkiye’de sık sık “ademi merkeziyetçilik” tartışmasıyla ilişkilendiriliyor. Korkmaz ise bu kavrama mesafeli. “Üniter devlet” vurgusu yapan Korkmaz, yerel reformların merkezi yapıya karşı bir siyasal ayrışma değil, teknik bir iyileştirme olduğunu savunuyor. İdari vesayet tartışmasında hakem–futbolcu benzetmesi dikkat çekiyor Korkmaz, merkezin belediyeler üzerindeki denetim yetkisini “hakemin futbolcu üzerindeki etkisi”ne benzetiyor. Bu yapının doğru kullanılması gerektiğini, denetimin müdahaleye dönüşmemesi gerektiğini belirtiyor. Aynı zamanda İstanbul gibi büyükşehirlerin bakanlık bütçelerini aşan mali güçlere sahip olduğunu hatırlatarak, “tam bir hiyerarşi ilişkisi olmadığını” öne sürüyor. Kayyum konusunda denge arayışı: “Varsa atansın ama derhal seçim” Türkiye’de en sert tartışma başlıklarından biri olan kayyum uygulamaları konusunda Korkmaz hem yolsuzluk hem sandık iradesi üzerinden konuşuyor. Yolsuzluğu “yurttaşın cebinden çalınması” olarak nitelendiren Korkmaz, bu durumda kayyum dahil yaptırımların meşru olduğunu söylüyor. Ancak kritik bir şart ekliyor: “Kayyum atanıyorsa belediye derhal seçime götürülmeli. Halk kendi başkanını yeniden seçmeli.” Korkmaz’a göre sorun kayyumun varlığı değil, seçilmiş belediye yönetimi yerine uzun yıllar kalıcı bir atanmış yönetimin işletilmesi. Halk meclislerine mesafeli ama katılım hakkına kapı açık Sosyalist yerinden yönetim modellerinde sık kullanılan halk meclisleri, katılımcı bütçe ve komünal yönetim gibi mekanizmalara temkinli yaklaşan Korkmaz, belediye meclislerini “zaten halk meclisleri” olarak tanımlıyor. Alternatif yapıları “ideolojik bir alan” olarak görüyor, fakat yurttaş katılımını destekliyor: Belediye meclis toplantılarına katılım, imar planlarına itiraz ve yerel denetim mekanizmalarının aktif kullanılmasını teşvik ediyor. Şeffaflık tartışmasında “yarım şeffaflık” eleştirisi geliyor Korkmaz, belediyelerin ihale süreçlerindeki seçici şeffaflığı eleştiriyor. Bazı ihaleleri yayınlayıp bazılarını gizlemenin güven inşa etmediğini, aksine kuşku yarattığını söylüyor. Bu nedenle yerel şeffaflığın yalnızca siyasi vitrin olarak değil, tüm süreçlerde uygulanması gerektiğini savunuyor. Vakıf kendisini nasıl tanımlıyor? Röportajın genel çerçevesi, Yerel Yönetimler Vakfı’nın kendisini şu konumda gördüğünü gösteriyor: Üniter devlete bağlı Yerelden kalkınma odaklı Yolsuzluk karşıtı Kayyumda “seçime dönüş” şartını savunan Yerel demokrasiyi teknik ve anayasal reformlarla güçlendirmeyi hedefleyen bir aktör Buna karşın vakfın “bilinçli seçmen” yerine “bilinçli aday”ı merkeze koyması, bazı çevrelerce “yerel demokrasinin tabandan değil, yukarıdan inşa edilmesi” şeklinde yorumlanabilir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.