SON DAKİKA

#Sivil Toplum

HABER DEĞER - Sivil Toplum haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sivil Toplum haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Meclis, İmralı görüşmesine ait tutanakları yayımladı: Üç milletvekilinin Öcalan ile temasına dair ayrıntılar ortaya çıktı Haber

Meclis, İmralı görüşmesine ait tutanakları yayımladı: Üç milletvekilinin Öcalan ile temasına dair ayrıntılar ortaya çıktı

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), DEM Parti milletvekillerinden oluşan heyetin İmralı’da gerçekleştirdiği görüşmeye ilişkin tutanakları kamuoyuyla paylaştı. 16 sayfalık metinde, görüşmede dile getirilen siyasi yorumlar, Türkiye ve bölgeye dair değerlendirmeler ile “umut hakkı” tartışması dikkat çekti. İmralı görüşmesine dair tutanaklar Meclis sitesinde yayımlandı Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından paylaşılan tutanaklarda, DEM Parti milletvekilleri Fethi Yıldız, Gülüstan Kılıç Koçyiğit ve Hüseyin Yayman’ın İmralı’da yaptığı görüşmenin ayrıntıları yer aldı. Metinde, Abdullah Öcalan’ın Türkiye siyasetine, bölgesel gelişmelere ve Kürt meselesine ilişkin değerlendirmeleri aktarıldı. “Siyasete Ülkü Ocakları’nda başladım” ifadesi dikkat çekti Tutanakta, Abdullah Öcalan’ın geçmişine dair yaptığı değerlendirmelerden biri olarak “Siyasete Ülkü Ocakları’nda başladım” ifadesinin yer aldığı görüldü. Ayrıca Öcalan’ın, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli hakkında kullandığı ifadeler de metne yansıdı. “Umut hakkı” tartışması tutanaklarda yer aldı Görüşmede kamuoyunda son dönemde tartışılan “umut hakkı” kavramına da değinildi. Tutanakta, Bahçeli’nin bu konuda kullandığı ifadelere atıf yapıldığı, Öcalan’ın ise “umut hakkı olmadan çalışamam” değerlendirmesinde bulunduğu aktarıldı. Bu başlık, Meclis’te muhalefet partilerinin itirazlarına rağmen tutanakta yer aldı. Suriye ve bölgesel dengelere ilişkin değerlendirmeler aktarıldı Metinde, Suriye’deki gelişmelere dair yorumlar da bulunuyor. Öcalan’ın, Kürt sorununun bölgesel dengelerden bağımsız ele alınamayacağını vurguladığı, İsrail ve Orta Doğu’daki güç ilişkilerine dair değerlendirmelerde bulunduğu ifade edildi. Ayrıca Suriye’de sivil toplum ve yerel demokrasi vurgusu yapılan bölümler dikkat çekti. Sağlık durumu ve cezaevi koşulları da gündeme geldi Tutanaklarda, görüşmeye katılan milletvekillerinin Öcalan’ın sağlık durumu ve cezaevi koşullarına ilişkin sorular yönelttiği, bu başlıkların da görüşmede ele alındığı belirtildi. Tutanaklar Komisyon’da tartışma yarattı İmralı görüşmesine ilişkin tutanaklar, TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantısında da gündeme geldi. Özellikle muhalefet partileri, tutanakların yayımlanmasına itiraz ederken, Meclis Başkanlığı tutumunu değiştirmedi. Yayımlanan 16 sayfalık tutanak, İmralı görüşmesine dair bugüne kadar kamuoyuna yansıyan en kapsamlı resmi belge olma özelliği taşıyor. MECLİS SAYFASINDA YER ALAN TUTANAK... haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Alaaddin Aldemir, HİSAR Derneği’nin toplantısına katıldı Haber

Alaaddin Aldemir, HİSAR Derneği’nin toplantısına katıldı

Hukuk, iktisat ve siyaset alanlarında yürüttüğü araştırma ve toplantılarla dikkat çeken Hukuk İktisat ve Siyaset Araştırmaları Derneği (HİSAR), bugün Ankara’da bir toplantı gerçekleştirdi. Akademisyenler, hukukçular ve sivil toplum temsilcilerinin katıldığı buluşmada, Türkiye’nin güvenlik politikaları, toplumsal barış ve “terörsüz bir gelecek” hedefi çok boyutlu olarak ele alındı. Toplantıya eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Alaaddin Aldemir de katıldı. Alaaddin Aldemir’den “toplumsal mutabakat” vurgusu Toplantıda söz alan Alaaddin Aldemir, terörle mücadelenin yalnızca güvenlik politikalarıyla sınırlı ele alınmaması gerektiğini ifade etti. Aldemir, hukuk devleti ilkeleri, demokratik katılım ve toplumsal uzlaşıyı esas alan bir yaklaşımın kalıcı barış için zorunlu olduğunu belirterek, “Terörsüz Türkiye” hedefinin geniş bir toplumsal mutabakatla mümkün olabileceğini söyledi. Hukuk ve siyaset perspektifinden değerlendirmeler Toplantıda yapılan sunumlarda, terörle mücadelenin hukuki zemini, demokratik standartların korunması ve ekonomik-sosyal politikaların rolü ele alındı. Katılımcılar, güvenlik politikalarının insan haklarıyla uyumlu biçimde yürütülmesinin toplumsal güveni güçlendireceği görüşünde birleşti. HİSAR Derneği’nin çalışmaları ve düzenli Çarşamba toplantıları Ankara merkezli bir sivil toplum kuruluşu olan HİSAR Derneği, eski milletvekili Ayhan Bilgen’in öncülüğünde kuruldu. Dernek, hukuk, iktisat ve siyaset alanlarında araştırmalar yaparak Türkiye’nin temel meselelerine yönelik nitelikli analizler ve çözüm önerileri üretmeyi amaçlıyor. HİSAR’ın Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini ise Vakkas Cebe yürütüyor. Dernek, sivil toplumun siyasete katılımını artırmayı ve farklı toplumsal kesimler arasında diyalog ve uzlaşıyı güçlendirmeyi temel misyonları arasında görüyor. Bu kapsamda HİSAR, her hafta düzenli olarak gerçekleştirdiği Çarşamba toplantılarında “alternatif siyaset”, “adalet”, “demokratikleşme” ve “toplumsal barış” gibi başlıkları ele alıyor. Bu buluşmalarda akademisyenler, siyasetçiler ve sivil toplum temsilcileri bir araya gelerek güncel meseleler üzerine yapıcı tartışmalar yürütüyor. Çalışmalar sürecek mesajı Toplantının ardından HİSAR Derneği yetkilileri, “Terörsüz Türkiye” hedefi doğrultusunda akademik çalışmalar, raporlar ve düzenli toplantılarla sürece katkı sunmaya devam edeceklerini belirtti. Bugünkü toplantı, soru-cevap bölümü ve karşılıklı görüş alışverişiyle sona erdi.

Epstein dosyasında Türkiye iddiası: Kız çocukları istismar adasına götürüldü Haber

Epstein dosyasında Türkiye iddiası: Kız çocukları istismar adasına götürüldü

ABD’de çocuklara yönelik cinsel istismar ve fuhuş ağı kurmakla suçlanan milyarder Jeffrey Epstein dosyasına ilişkin yeni belgelerin yayımlanması, dünya genelinde yankı uyandırdı. Açıklanan belgelerde Türkiye’ye dair iddiaların da yer aldığı öne sürülürken, konu Türkiye kamuoyunda siyasi tartışma başlattı. ABD Adalet Bakanlığı belgeleri tartışma yarattı ABD Adalet Bakanlığı tarafından Epstein dosyasının bir bölümünün kamuoyuna açılmasının ardından, belgelerde farklı ülkelerden reşit olmayan kız çocuklarının istismar ağına dahil edildiğine dair ifadeler bulunduğu ileri sürüldü. Belgelerin, Epstein’in kurduğu sistemin uluslararası boyutuna işaret ettiği iddia edildi. Turhan Çömez: “Korkunç bir insanlık suçu” İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, belgelerde Türkiye’den küçük kız çocuklarının da “istismar adasına” götürüldüğünün yazdığını savundu. Çömez, çocukların İngilizce bilmedikleri için yaşadıkları zorlukların dahi not edildiğini belirterek, “Tek kelimeyle korkunç bir insanlık suçu” ifadelerini kullandı. Paylaşılan belgeye atıf yapıldı Çömez’in aktardığına göre belgede, Epstein’in Türkiye, Çek Cumhuriyeti, Asya ülkeleri ve farklı bölgelerden çok sayıda reşit olmayan kızı taşıdığı, bu çocukların bir kısmının İngilizce bilmediği bilgisi yer aldı. İddialar, Epstein’in istismar ağının küresel ölçekte örgütlendiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi. Geçmişe gönderme ve çağrı Çömez, yıllar önce küresel çocuk istismarı çetelerine ilişkin bir dosyayı dönemin İçişleri Bakanlığı’na sunduğunu ve bu sayede bazı suçluların yakalandığını da hatırlattı. Açıklamalar, Türkiye toplumunda çocukların korunmasına yönelik uluslararası işbirliği ve şeffaf soruşturma çağrılarını güçlendirdi. Toplumsal ve hukuki beklenti Sivil toplum çevreleri, iddiaların bağımsız ve kapsamlı biçimde araştırılması gerektiğini vurgularken, çocuk haklarının korunmasının evrensel bir sorumluluk olduğunun altını çiziyor. Belgelerde yer aldığı öne sürülen iddiaların doğruluğunun, hukuki süreçlerle netleştirilmesi bekleniyor.

Çirkin tezahüratlarla gündeme gelmişti: Leyla Zana, Diyarbakır’daki mitingde konuşacak Haber

Çirkin tezahüratlarla gündeme gelmişti: Leyla Zana, Diyarbakır’daki mitingde konuşacak

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) öncülüğündeki Demokratik Toplum Platformu, 4 Ocak Pazar günü Diyarbakır’da bir miting düzenlemeye hazırlanıyor. İstasyon Meydanı’nda yapılması planlanan mitingin konuşmacı listesi kamuoyuna yansıdı. Konuşmacılar listesi netleşti Edinilen bilgilere göre mitingde, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, kısa süre önce İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden tahliye edilen Veysi Aktaş, 2013–2015 yılları arasında yürütülen çözüm sürecinde İmralı Sekretaryası’nda görev alan ve 33 yıl tutukluluğun ardından tahliye edilen Çetin Arkaş ile Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar konuşma yapacak. Programda ayrıca eski milletvekili Leyla Zana’nın da yer alacağı öğrenildi. Mitingin talebi ve kapsamı Demokratik Toplum Platformu tarafından organize edilen mitingin, Abdullah Öcalan için “özgürlük” talebi etrafında şekillendiği belirtiliyor. Organizasyon, Türkiye toplumunda süren tartışmaların barışçıl ifade alanlarında görünür kılınmasını hedeflediğini duyuruyor. Geçmişteki tezahüratlar yeniden gündemde Leyla Zana, yakın zamanda Bursaspor–Somaspor karşılaşmasında bazı taraftarların küfürlü tezahüratlarına hedef olmuş; bu durum kamuoyunda tepki toplamıştı. Söz konusu miting haberiyle birlikte bu olay da yeniden gündeme geldi. Toplumsal hassasiyet vurgusu Sivil toplum çevreleri, miting ve benzeri etkinliklerde ifade özgürlüğü ile toplumsal barışın gözetilmesi gerektiğini vurgularken; farklı görüşlerin şiddetsiz ve ayrımcı olmayan bir dil üzerinden tartışılmasının Türkiye toplumunun ortak yararına olduğu görüşünü dile getiriyor.

Aydoğan Doğan, Bilal Erdoğan meselesini değerlendirdi: Peşin hükümle siyaset olur mu? Haber

Aydoğan Doğan, Bilal Erdoğan meselesini değerlendirdi: Peşin hükümle siyaset olur mu?

Türkiye siyasetinde bazı isimler vardır; yaptıklarıyla değil, taşıdıkları soyadıyla tartışılırlar. Bilal Erdoğan ismi de uzun süredir bu listenin en üst sıralarında yer alıyor. Henüz hiçbir resmi siyasi görevi yokken, bir panelde yaptığı konuşma günlerce manşetlerde kalabiliyor. Peki gerçekten tartıştığımız şey Bilal Erdoğan’ın söyledikleri mi, yoksa onun kim olduğu mu? Bu soruyu sormadan “nepotizm”, “hanedanlık”, “veliaht” gibi kavramları art arda sıralamak, meseleyi kolaycı bir yere sıkıştırmak anlamına geliyor. Oysa Türkiye gibi siyasetle toplumsal hafızanın iç içe geçtiği bir ülkede, bazı figürleri yalnızca soyadı üzerinden okumak, gerçeği eksik bırakıyor. Genç, eğitimli ve küresel bir profil Bilal Erdoğan’ı sevelim ya da sevmeyelim; ortada inkâr edilemeyecek bir gerçek var: Bu ülkede az sayıda siyasal figür, onun sahip olduğu akademik ve uluslararası birikime sahip. ABD ve Avrupa merkezli üniversitelerde eğitim almış, kamu yönetimi ve siyaset teorisi üzerine çalışmış, birden fazla dil bilen, küresel kurumlarda bulunmuş bir isimden söz ediyoruz. Bu noktada dürüst olmak gerekiyor. Türkiye’de “gençlik” ve “liyakat” kavramları yıllardır yan yana getiriliyor ama pratiğe nadiren yansıyor. Bilal Erdoğan ise tam da bu tartışmanın ortasında duruyor. Yaşı itibarıyla genç, birikimi itibarıyla donanımlı ve siyasetle ilişkisi bakımından alışıldık kalıpların dışında bir figür. Siyasetin dışından siyaseti okumak Bilal Erdoğan’ın en çok eleştirildiği noktalardan biri, “siyaset yapmadan siyasete etki etmek” iddiası. Ancak burada gözden kaçırılan bir detay var; Bilal Erdoğan bugüne kadar ne milletvekilliğine aday oldu ne bir parti yönetiminde görev aldı ne de bir devlet makamında yer aldı. Buna rağmen konuşmaları bu kadar yankı buluyorsa, bu durum onun “gizli iktidar”ından çok, Türkiye’de siyasetin ne kadar semboller üzerinden okunduğunu gösteriyor. Kimi yurttaşlar için Bilal Erdoğan, babasının devamı; kimileri için ise muhafazakâr camiada yetişmiş yeni bir kuşağın temsilcisi. Asıl soru şu; Siyaset yalnızca parti rozetleriyle mi yapılır, yoksa fikirle, vizyonla ve toplumsal alanda kurulan ilişkilerle mi? Bir liderlik mirası mı, kendi yolunu arayan bir isim mi? Bilal Erdoğan’ın babası elbette Türkiye siyasetinin son yirmi yılına damga vurmuş bir figür. Recep Tayyip Erdoğan gibi bir liderin oğlu olmak, kaçınılmaz olarak hem büyük bir avantaj hem de ağır bir yük. Ancak tam da bu nedenle şu tespiti yapmak gerekiyor: Bilal Erdoğan, bugüne kadar babasının siyasi gücüne yaslanarak bir makam talep etmedi. Tam tersine, sivil toplum alanında kalmayı tercih etti; eğitim, kültür ve gençlik çalışmalarıyla görünür oldu. Bu tercih, “hazır koltuk” beklentisi içinde olan klasik siyasetçi profiliyle örtüşmüyor. Bu durum, onu otomatik olarak “lider adayı” yapar mı? Hayır. Ama “olamaz” demeyi de fazlasıyla iddialı kılar. Türkiye’de lider çocukları meselesi ve çifte standart Türkiye siyasi tarihinde lider çocuklarının siyasete girmesi yeni bir olgu değil. Sağdan sola, milliyetçilikten İslamcılığa kadar birçok gelenekte bu örnekler yaşandı. Ancak dikkat çekici olan şu: Söz konusu isimler çoğu zaman bu kadar sert ve peşin bir reddiyeyle karşılaşmadı. Bilal Erdoğan söz konusu olduğunda ise tartışma henüz başlamadan bitiriliyor. Daha aday olmadan, daha bir pozisyon almadan “olamaz” deniliyor. Bu refleks, gerçekten demokrasi hassasiyetinden mi kaynaklanıyor, yoksa politik kamplaşmanın doğal sonucu mu? Bu soruyu sormak, Bilal Erdoğan’ı savunmak değil; siyasal tutarlılığı savunmaktır. Ama evet, yurttaşların kaygıları da gerçek Tüm bunlar söylenirken, yurttaşların itirazlarını yok saymak da mümkün değil. Gücün aile çevresinde yoğunlaştığı algısı, Türkiye toplumunda ciddi bir rahatsızlık yaratıyor. Kamu kaynakları, vakıflar, ayrıcalık iddiaları gibi başlıklar, yalnızca Bilal Erdoğan’a değil, mevcut siyasal düzene yöneltilmiş eleştiriler. Bu noktada mesele, bir kişinin yetkinliğiyle sınırlı değil; sistemin şeffaflığı ve eşitliğiyle ilgili. Bilal Erdoğan’ın olası bir siyasi rolü, bu kaygıları giderecek şekilde açık, denetlenebilir ve toplumsal rızaya dayalı olmak zorunda. Peşin hüküm mü, gerçek bir değerlendirme mi? Bilal Erdoğan bugün ne bir parti lideri ne bir bakan ne de bir milletvekili. Ama hakkında yazılanlara bakıldığında, sanki çoktan bütün bu görevleri üstlenmiş gibi davranılıyor. Bu durum, aslında onun gücünden çok, Türkiye’de siyasal algının nasıl çalıştığını gösteriyor. Belki de asıl mesele şu; Bilal Erdoğan’a haksızlık yapılıyor olabilir mi? Henüz sahaya çıkmamış bir ismi, yalnızca soyadı üzerinden mahkûm etmek, demokratik reflekslerle ne kadar uyumlu? Yanıtı zaman gösterecek. Ama şurası kesin; Eğer Türkiye genç, eğitimli ve dünyayla temas kurabilen bir siyasal kuşak arıyorsa, bu arayışta bazı isimleri baştan silmek yerine, onları dikkatle izlemek daha adil bir tutum olabilir. Aydoğan DOĞAN

10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü: Hakların güvencesi örgütlü toplumdur Haber

10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü: Hakların güvencesi örgütlü toplumdur

​​​​​​İnsan haklarının tarihi, halkların mücadele tarihidir 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü, 1948’de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne dayanıyor. Ancak insan hakları fikri, yalnızca uluslararası sözleşmelerde değil; yoksulların, işçilerin, kadınların, çocukların, siyahilerin, yerinden edilen halkların ve sömürge coğrafyalarının yüzyıllar boyunca yürüttüğü direnişlerde şekillendi. Hak taleplerinin doğuşunda, devletlerden gelen ayrıcalıklardan çok, baskı koşullarına rağmen ses çıkaran insanların kolektif iradesi belirleyici oldu. Tarihsel deneyimler, hakların ancak toplumsal adalet talebinin yükseldiği dönemlerde güç kazandığını ortaya koyuyor. Bu yüzden bugün 10 Aralık yalnızca bir yıldönümü değil; hakların kâğıt üzerinde kalmaması için verilen toplumsal mücadelenin sürekliliğini hatırlatan bir tarihsel duraktır. Hakların kâğıt üstünde kalması: Eşitsizliklerin gölgesi İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, her insanın doğuştan eşit haklara sahip olduğunu ilan ederken, küresel ekonomik krizler, savaşlar, zorla yerinden edilmeler ve otoriterleşme dalgaları bu hakların pratikte herkese eşit ulaşmadığını açıkça gösteriyor. Dünyanın pek çok yerinde güvencesiz çalışan işçiler, temel hizmetlere erişemeyen çocuklar, şiddete maruz kalan kadınlar ve sınır politikalarının sıkıştırdığı göçmenler, normların uygulamada büyük bir boşlukla karşılaştığını gözler önüne seriyor. Bu tablo günümüzde en önemli tespiti güçlendiriyor: Hakların gerçek güvencesi, toplumun hak bilincidir. Hak bilinci yerleşmediğinde, en temel özgürlüklerin bile sessizce ortadan kaldırılabildiği defalarca görüldü. Toplumun geniş kesimlerinin haklarının neleri kapsadığını bilmesi, hakların fiilen kullanılabilmesi kadar, kaybedildiğinde bunun farkına varılabilmesi için de zorunlu. Hak savunucularına yönelik baskıların artışı Son yıllarda birçok ülkede insan hakları savunucularına yönelik gözaltılar, soruşturmalar ve dijital izleme uygulamaları yaygınlaştı. Hak ihlallerinin görünür olmaması için çeşitli yöntemlerle baskı oluşturulması, ihlalleri yapan yapılar açısından bir “korunma refleksi” haline geliyor. Bugün hak talep eden kişi ve grupların hedef haline getirilmesi, hak mücadelesinin toplumsal etkisinin ne kadar güçlü olduğunun da bir göstergesi. Çünkü hak arayışı, yalnızca bireyin değil, toplumun tamamının yaşam koşullarını ilgilendiriyor. Bu nedenle hak taleplerinin bastırılması, toplumun sesini kısmaya yönelik daha geniş bir siyasal stratejinin parçası haline geliyor. Eğitim ve hak bilinci: Değişimin kalıcı gücü Hakların korunması yalnızca hukuki mekanizmalarla değil, eğitim yoluyla toplumsal kültürün güçlendirilmesiyle mümkün oluyor. Eğitim süreci, hakların tanımlarının öğrenilmesinin ötesinde, haksızlık karşısında ses çıkarma cesaretinin gelişmesini sağlıyor. Hak bilincinin erken yaşlardan itibaren kazandırılması, bireyleri yalnızca kendi özgürlüklerini savunmaya değil, başkalarının uğradığı adaletsizlikleri de görüp sorgulamaya yöneltiyor. Bu nedenle hak eğitimi; okul müfredatlarından medya okuryazarlığına, aile içi iletişimden sivil toplum çalışmalarına kadar geniş bir yelpazede etkili olmak zorunda. Toplumun kendi haklarını bilen bir yapıya kavuşması, yalnızca yöneticilerin kararlarıyla değil, yurttaşların iradesiyle güvence altına alınmış bir hak düzeni yaratıyor. Kadınların, çocukların ve göçmenlerin durumu: Eşitsizliğin en görünür hali Dünya genelinde hak ihlallerinin en yoğun yaşandığı kesimlerin başında kadınlar, çocuklar ve göçmenler geliyor. Kadına yönelik şiddetin yaygınlığı, çocuk işçiliğinin artışı, zorla yerinden edilen insanların kamplarda karşılaştığı insanlık dışı koşullar, uluslararası hukukla pratik arasındaki uçurumu derinleştiriyor. Bu kırılgan grupların durumunu iyileştirmek, yalnızca devletlerin değil toplumun tüm kesimlerinin sorumluluğu olarak görülüyor. Çünkü hak eşitsizlikleri, yalnızca belirli grupları değil, toplumun bütününü etkileyen yapısal sorunların bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. 10 Aralık bir yüzleşme günüdür Dünya İnsan Hakları Günü, geçmişte kazanılan hakları anmak kadar, bugün hâlâ çözülmeyi bekleyen eşitsizliklerle yüzleşme çağrısıdır. Hak ihlallerinin sürdüğü bir dünyada 10 Aralık, bir kutlamadan çok, toplumsal hafızayı tazeleyen bir uyarıdır: Hakların kaybedilmesi sessizce gerçekleşir; korunması ise ancak kolektif bir bilincin ve dayanışmanın varlığıyla mümkündür. Bu nedenle bugün, hakların yalnızca hukuki metinlerde değil, toplumun geniş kesimlerinin ortak iradesinde hayat bulabileceğini hatırlama günüdür. Çünkü haklar, sahip çıkıldıkça yaşar.

Araç sahiplerine yeni yük: Muayene ücretleri bir gecede uçtu Haber

Araç sahiplerine yeni yük: Muayene ücretleri bir gecede uçtu

Zam kararı resmileşti, takvim 1 Ocak’ı işaret ediyor. 2026 yılı için yeniden değerleme oranının yüzde 25,49 olarak ilan edilmesi, muayene ücretlerinin de aynı oranda artacağı anlamına geldi. Düzenleme, Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giriş sürecini başlattı. Artış, 1 Ocak 2026 itibarıyla TÜVTÜRK istasyonlarında uygulanacak. Otomobil sahipleri en sıkı darbeyi alacak gruplardan biri oldu. Mevcut tarifede 2.620 TL olan standart otomobil muayene ücreti, yeni yılda 3.288,84 TL’ye çıkıyor. Aynı tarife; minibüs, kamyonet, özel amaçlı taşıt, arazi taşıtı, römork ve yarı römorkları da kapsıyor. Kısacası, bireysel kullanıcıdan küçük esnafa kadar geniş bir kesim doğrudan etkilenecek. Ağır vasıta ve toplu taşıma cephesi de zamdan kaçamadı. Otobüs, kamyon, çekici ve tanker sınıfında muayene bedeli 4.445,60 TL’ye yükseldi. Bu kalemdeki artış, taşımacılık maliyetlerine yansıma potansiyeli nedeniyle fiyat zinciri üzerinde dolaylı bir baskı yaratabilecek başlıklar arasında görülüyor. İki teker ve tarım araçları için yeni rakamlar da şekillendi. Traktör (römorklu-römorksuz), motosiklet ve motorlu bisiklet için muayene ücreti 1.674,53 TL olarak belirlendi. Tarımsal üretimde kullanılan traktörlerdeki artış, kırsal ekonominin yük hanesine yeni bir kalem ekledi. Oran otomatik işliyor, tartışma kapısı kapanıyor. Mevzuat gereği araç muayene ücretleri, her yıl ilan edilen yeniden değerleme oranına endeksli olarak güncelleniyor. Bu nedenle 2026 zammı, teknik bir “otomatik ayarlama” olsa da yurttaş açısından cebine doğrudan yansıyan bir artış olarak karşılık buluyor. Toplumun gündemi: Güvenlik mi, erişilebilirlik mi? Muayenenin trafik güvenliği açısından vazgeçilmez olduğu vurgulanırken, artan bedeller “ulaşılabilirlik” tartışmasını da beraberinde getiriyor. Sivil toplum ve tüketici çevreleri, dar gelirli yurttaşlar için taksitlendirme ve indirimli dönem uygulamalarının gündeme alınmasını talep ediyor. Gözler ilk faturalarda olacak. 1 Ocak’la birlikte istasyonlardaki ilk tahsilatlar, zammın fiilen nasıl hissedileceğini gösterecek. Araç sahipleri, randevu planlarını ve bütçelerini şimdiden yeni tarifeye göre ayarlamaya başladı.

Kulisler bu haberle çalkalanıyor! Haber

Kulisler bu haberle çalkalanıyor!

İddia nereden çıktı, neden önemli? Türkiye siyasetinde tartışma yaratan bir iddia, AK Parti kulislerinden sızarak kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Gazeteci Serdar Akınan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ileride gerçekleşmesi beklenen siyasi geçiş sürecinde oğlu Necmeddin Bilal Erdoğan’ı halefi olarak değerlendirdiğini öne sürdü. Akınan’ın “AK Parti’nin kalbinden” ifadesiyle duyurduğu kulis bilgisi, hem parti içinde hem muhalefet cephesinde tartışma yarattı. Bilal Erdoğan kimdir? Eğitim, iş hayatı ve kamuoyu profilinin arka planı 23 Nisan 1981 İstanbul doğumlu Necmeddin Bilal Erdoğan, eğitimini Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi ve Indiana Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümlerinde tamamladı. Türkiye’ye dönüşünün ardından inşaat, enerji ve eğitim sektörlerinde faaliyet gösterdi. Sivil toplumda ise TÜGVA ve TÜRGEV gibi vakıflarda yöneticilik yaparak etkisini artırdı. Resmi bir siyasi görevi bulunmamasına rağmen, adı sık sık siyasetle ilişkilendiriliyor. Özellikle 2013’te sızan telefon kayıtları sonrasında kamuoyundaki algısı tartışmalı hâle geldi. “Erdoğan kararını verdi” diyen Serdar Akınan ne söyledi? İddianın çıkış noktası, gazeteci Serdar Akınan’ın YouTube ve sosyal medya paylaşımı oldu. Akınan, “Erdoğan kararını verdi, yerine Bilal Erdoğan geçecek” ifadelerini kullanarak, sürecin önce AK Parti Genel Başkanlığı, ardından Cumhurbaşkanlığı üzerinden planlandığını ileri sürdü. Akınan ayrıca Emine Erdoğan’ın da bu süreçte etkili olduğunu ima etti. İddia, paylaşımın ardından 250 binden fazla etkileşim aldı ve gündemin ilk sıralarına çıktı. Bu tartışma, daha önce BirGün yazarı Yaşar Aydın ve eski milletvekili Selçuk Özdağ tarafından ortaya atılan “halefiyet senaryoları” ile benzerlik gösteriyor. Ancak AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, konuyu “asılsız spekülasyon” olarak değerlendirdi. Siyasi ve sivil tepkiler: Destekleyenler, karşı çıkanlar, uyarıda bulunanlar AK Parti çevresi: “Erdoğan mirasının devamı” Parti tabanında bazı isimler iddiayı olumlu karşıladı. Eski AK Partili Yusuf Elmas, “Gerçek mi bilmiyorum ama kesinlikle destekliyorum” dedi. Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak da “yeni nesil lider hazırlığı” vurgusuyla dolaylı destek verdi. Muhalefet ve eski AK Partililer: “Nepotizm ve kurumsal çöküş riski” CHP’li Avukat Cemil Çiçek, “Böyle bir senaryoya oy vermem” diyerek sert çıktı. HKP Genel Başkanı Nurullah Efe Ankut, “Aile içi geçişler demokrasiyi zedeler” yorumunda bulundu. Eski AK Partili Selçuk Özdağ, “Hakan Fidan gibi isimler de konuşuluyor” diyerek itirazını dile getirdi. Sivil toplum ve akademi: “Şeffaflık ve meritokrasi olmazsa risk büyük” TÜSİAD sessiz kalırken, akademisyen Dr. Serkan J. İnci, “Aile bağları değil liyakat konuşulmalı” uyarısı yaptı. Cumhuriyetçi Düşünce Derneği ise “Ailevi siyasallaşma, demokratik standartları bozar” açıklaması yayımladı. Kamuoyu tepkisi: Sosyal medyada üçlü ayrışma X (Twitter) analizlerine göre: %40 destekleyici, %35 eleştirel, %25 temkinli yorum yapıldı. “Babası gibi olursa destekleriz” diyenler ile “Cumhuriyet mirası aile devrine bırakılamaz” diyenler arasında sert tartışmalar yaşandı. Uzmanlara göre mesele ne? “Erdoğan sonrası dönemin psikolojisi” Siyaset bilimci Doç. Dr. Selçuk Atak, tartışmayı şöyle değerlendirdi: “Aile mirası güçlü bir motivasyon olabilir ancak nepotizm algısı seçmen davranışını etkileyebilir.” KONDA’nın Ekim 2025 anketine göre, Erdoğan’ın onay oranı %45, ancak olası halefiyet tartışmaları henüz netleşmiş değil. Resmî açıklama yok, spekülasyon devam ediyor İddia, Türkiye'nin siyasi geleceğine dair kritik bir tartışmayı tetiklemiş durumda. Henüz Cumhurbaşkanlığı ya da AK Parti’den resmî bir açıklama yapılmadı. Süreç ilerledikçe, tartışma “siyasi miras mı, aile aktarımı mı?” sorusu etrafında şekillenmeye devam edecek. Haber: Edip YETMİŞSEKİZ

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.