SON DAKİKA

#Sivil Toplum

HABER DEĞER - Sivil Toplum haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sivil Toplum haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Fatma Nur Çelik ve kızı ölü bulundu: “Başıma bir şey gelirse intihar demeyin” demişti Haber

Fatma Nur Çelik ve kızı ölü bulundu: “Başıma bir şey gelirse intihar demeyin” demişti

İstanbul Zeytinburnu sahilinde dün akşam saatlerinde bir anne ve kızının cansız bedenleri bulundu. Hayatını kaybedenlerin, kamuoyunda bir süredir kızına yönelik istismar davası nedeniyle gündemde olan Fatma Nur Çelik ve 8 yaşındaki kızı Hifa İkra olduğu açıklandı. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı. Çelik, çocuğunun öz babası olduğu belirtilen Ayhan Şengüler hakkında açılan istismar davası sürecinde adalet nöbeti tutuyor ve kamuoyundan destek istiyordu. Şengüler’in Kuran’a Hizmet Vakfı yöneticisi olduğu belirtilmişti. Davanın karar duruşmasının 5 Mayıs’ta görüleceği, sanığın ise tutuksuz yargılandığı öğrenildi. Fatma Nur Çelik’in daha önce yaptığı açıklamalarda, güvenliğinden endişe ettiğini dile getirdiği ve “5 Mayıs’a kadar yaşayabilir miyim bilmiyorum. Başıma bir şey gelirse intihar demeyin” ifadelerini kullandığı ortaya çıktı. Çelik’in, hem kendisinin hem de kızının tehdit edildiğini iddia ettiği, bazı haberlerde vakıf isminin açıkça geçmesinin ardından erişim engeli kararları alındığını söylediği belirtildi. "Başıma bir şey gelirse intihar demeyin” demişti. Bugün kızıyla beraber ölü bulundular. Çocuk yaşta istismarına uğradığı Kuran'a Hizmet Vakfı yöneticisi Ayhan Şengüler ile evlendirilen ve kızı da istismara uğrayınca adalet mücadelesine başlayan Fatmanur Çelik’in sesi duyulmadı. pic.twitter.com/yU6MX6PMHq — Hilal Köylü (@hilalkoylu) March 3, 2026 Olayın ardından Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, çocuk hakkında İstanbul Anadolu 2. Çocuk Mahkemesi kararıyla sağlık ve danışmanlık tedbiri uygulandığı, tedavi sürecinde annenin yönlendirmelere olumlu yanıt vermediği iddia edildi. Bakanlık, çocuğun sağlık durumunun risk altında olması nedeniyle 2 Mart’ta acil koruma kararı çıkarıldığını ve adrese gidildiğini ancak kimseye ulaşılamadığını duyurdu. Akşam saatlerinde anne ve çocuğun hayatını kaybettiği bilgisinin alındığı aktarıldı. Bakanlık, bazı medya organlarının ve sivil toplum kuruluşlarının süreci çarpıttığını savunarak, kamuoyunu “hassas ve titiz davranmaya” davet etti. Öte yandan, dosyayı takip eden Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği temsilcileri daha önce yaptıkları açıklamalarda, yargılama sürecinde çocuğun üstün yararı ilkesinin ihlal edildiğini, beyanlarının defalarca tekrar ettirildiğini ve travma sonrası stres bozukluğu tanısıyla tedavi gördüğünü belirtmişti. Dernek, annenin yaşadığı ihmalleri dile getirmeye çalıştığı her durumda “örtük biçimde çocuğunun elinden alınacağı tehdidiyle karşı karşıya bırakıldığını” savunmuştu. Çelik’in ve kızının ölümü kamuoyunda “şüpheli ölüm” tartışmalarını gündeme taşırken, olayın tüm yönleriyle aydınlatılması ve ihmallerin olup olmadığının ortaya çıkarılması çağrıları yapılıyor. Soruşturma sürüyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Cumhurbaşkanı Erdoğan; Hava, su ve toprak kirliliği ürkütücü boyutta Haber

Cumhurbaşkanı Erdoğan; Hava, su ve toprak kirliliği ürkütücü boyutta

Cemre Vakfı Tanıtım Programı’na katılan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bugün tüm dünya, çevre ve iklim meselesinde ciddi sınamaların eşiğinde bulunuyor. Sanayi atıkları, spreyler, dumanlar, petrol ve ilaç atıkları, plastik ürünler, yeni gübreler, çöpler, kimyasal atıklar çevremizi çok hızlı biçimde kirletiyor. Hava, su ve toprak artık iyice ürkütücü boyutlara ulaşan bu hızlı kirlenmeden payını alıyor” dedi. İCumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul AKM’de düzenlenen Cemre Vakfı Tanıtım Programı’na katılarak bir konuşma yaptı. İkinci günü idrak edilen Ramazanın katılımcılarla birlikte millete, İslam alemine ve tüm insanlığa hayırlar getirmesini Allah'tan niyaz eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sizlerin şahsında burada bulunamayan ancak bir yaşatma ve yeşertme gönüllüsü olarak, bir cemre olarak bu çatıyı yücelten ve yükselten genç kardeşlerime selamlarımı, sevgilerimi gönderiyorum. Biliyorum ki sizler çevre duyarlılığı olan milyonları temsilen buradasınız. Biliyorum ki sizler söz konusu çevre olunca, afetle mücadele olunca, 'Kim var?' denildiğinde, sağına soluna bakmadan 'Ben varım' diyen milyonlarca neferi temsil ediyorsunuz. Dolayısıyla gözlerinin ışıltısı, yüreğimi ısıtan, geleceğe dair umutlarımı büyüten siz genç arkadaşlarımla birlikte Türkiye'nin sorumluluk sahibi tüm gençlerini burada saygıyla selamlıyorum" diye konuştu. "SİZİNLE BİRLİKTE YÜRÜMEK BENİM İÇİN AYRI GURURDUR" Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu anlamlı program vesilesiyle bugün Türkiye'nin 81 iline, yarın dünyanın dört bir yanına düşeceğine inandığı cemrelerle beraber olmaktan büyük bahtiyarlık duyduğunu belirterek, şöyle devam etti: "Sizin şu heyecanınızı paylaşmak, sizinle beraber olmak, sizinle aynı ufka bakmak, birlikte yürümek benim için ayrı gururdur, mutlulukların en büyüğüdür. 2021 yılında bir sivil toplum hareketi olarak başlayan ve geçtiğimiz sene kurumsal bir yapıya dönüşen Cemre Vakfına, mütevellisine, mensuplarına teşekkürlerimi iletiyor, bu güzel buluşmaya vesile olan vakfımızın fahri başkanı Samsun Milletvekilimiz Çiğdem Karaaslan'ı tebrik ediyorum. Rabb'im halis niyetinizi, çabalarınızı ve adımlarınızı bereketli kılsın. Son derece güncel, hayati önemde ve geleceğimizi doğrudan ilgilendiren bir mücadeleye gönül veriyor, omuz veriyorsunuz." Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir şeyi tüm samimiyetiyle ifade etmek istediğini aktararak, genç kardeşlerine bakınca sadece Türkiye'yi yeşertme ve yaşatma azmini değil, aynı zamanda kurdun, kuşun, dağın, taşın, havanın, suyun hakkını gözeten bir medeniyetin mirasçılarını gördüğünü dile getirdi. Gençlere bakınca tabiatla aynı dili konuşan bir hassasiyeti, özü, hakka ve hakikate giden bir inceliği gördüğünü anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: "Sizlere bakınca 'Benim sadık yârim kara topraktır' diyerek kültürümüzün varlıkla bağını sanata dönüştüren Aşık Veysel'deki idrak derinliğini görüyorum. Sizlere bakınca sadece doğal afetlerde Hızır gibi yetişen gönül elçilerini değil, aynı zamanda kendini dünyanın geleceğinden mesul hisseden, darda kalana yetişmeyi hayat tarzı hâline getiren yüksek sorumluluk bilinci görüyorum. Sizlere bakınca hiçbir inkırazın, yabancılaşmanın, kültürel erozyonların milletimizin kalbinden ve gönlünden silemediği uyanış ve diriliş mayasını, bunu hayata geçirme iradesini görüyoruz. Sizlere bakınca bizi millet yapan değerlerin tecellisini görüyorum. Her birinize coşkunuz, çevre hassasiyetiniz, afetler konusundaki farkındalığınız için teşekkür ediyorum." "İKLİM VE ÇEVRE KRİZİNİ GÖRMEZDEN GELMEK MÜMKÜN DEĞİL, DOĞRU DA DEĞİL" Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisini vatanı, ülkesi, milleti ve tüm insanlık için cemre olmaya adayan katılımcıları ve Cemre Vakfını tebrik etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bugün tüm dünya, çevre ve iklim meselesinde ciddi sınamaların eşiğinde bulunuyor. Sanayi atıkları, spreyler, dumanlar, petrol ve ilaç atıkları, plastik ürünler, suni gübreler, çöpler, kimyasal atıklar çevremizi çok hızlı biçimde kirletiyor" diye konuştu. Hava, su ve toprağın, artık iyice ürkütücü boyutlara ulaşan bu hızlı kirlenmeden payını aldığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: "40-50 yıl önce insanlığın hiçbir surette gündeminde olmayan yeni sorunlar ortaya çıkarken, örneğin mikro plastikler, deniz canlıları için en büyük tehditlerden biri hâline geliyor. Sorumsuzca tabiata atılan bir plastik şişe, yaklaşık 4 asır boyunca çevreyi kirletmeye devam ediyor. Çevre kirliliği, iklim krizi ve tabiatın bozulan dengesi sebebiyle yaşanan seller, fırtınalar, ani hava olayları insanların yanı sıra tüm canlıları olumsuz etkiliyor. Öyle bir noktadayız ki dünyanın neresinde olursak olalım iklim ve çevre krizini görmezden gelmek mümkün değil, açıkçası doğru da değil. Çevre konusunda çabalarımızı artırmamız, başta gençler olmak üzere daha fazla insanı harekete geçirmemiz gereken bir dönemdeyiz." Gençlerin bir araya gelmesiyle vücut bulan Cemre Vakfının, farkında olmakla sorumluluk almak arasındaki boşluğu gönüllülükle doldurmayı amaçlayan bir çevre hareketi olduğunu dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Cemre, ayağı toprağa basanların, bir ağaç gölgesinde serinleyenlerin, avuçlarıyla gözelerden su içenlerin, yağmurun sesine kulak verenlerin, her bahar tabiatın yeniden uyanışına şahitlik edenlerin buluştuğu, güç birliği yaptığı, harbi ve hasbi bir iyilik hareketidir" ifadesini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: "Bu hareket çevre duyarlılığını ideolojik çerçeveye hapsedenlerin refleksiyle değil, kendini kâinatla, kâinatı da kendisiyle bir gören ulvi bir duruşun ve duyuşun sivil çatısıdır. Cemre, gücünü ve ilhamını medeniyetimizin kurucu değerlerinden alan, kökü mazide, gözü atide bir bilinç hareketidir. Bunu son derece kıymetli bulduğumu hassaten vurgulamak istiyorum. Çünkü biz gerek kültürel kadrolarımız gerekse medeniyetimiz, özellikle müktesebatımız bu açıdan oldukça zengin bir birikime sahibiz. 'Yarın kıyametin kopacağını bilsen dahi elindeki fidanı dik' buyuran bir Peygamberin ümmetiyiz. Millet olarak savaş zamanlarında bile fethettiği ülkelerde sadece insanların değil, canlı cansız her varlığın hakkına riayet eden, tabiata asla zarar vermeyen, karıncayı dahi incitmeyen bir medeniyetin mensuplarıyız." Tabiatı tahrip etmenin kınandığı, israfın şiddetle yasaklandığı, temizliğin övüldüğü bir kültürden geldiklerini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Kültürümüzde kurdun, kuşun, dağın, taşın, börtü böceğin, çiçeğin, ağacın, suyun, havanın, toprağın, velhasıl tabiattaki her varlığın hakkı vardır. Bu hakkı gözetmek bize emredilmiştir. Sadece bizde değil dünyanın farklı yerlerinde ilhamını fıtrattan alan tüm kadim kültürlerde tabiat tasavvurunun birbiriyle örtüştüğünü görürsünüz" şeklinde konuştu. "GENÇLERİMİZİ 'BİR CEMRE DE SEN OL' DİYEREK CEMRE VAKFIMIZA ÜYE OLMAYA DAVET EDİYORUM" Amerikan yerlilerine atfedilen "Son ırmak kuruduğunda, son ağaç kesildiğinde ve son balık öldüğünde, o zaman beyaz adam paranın yenmediğini anlayacak" sözünü hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Biz de bugün diyoruz ki su kaynakları kirletildiğinde, canlılar nefes alamaz hâle geldiğinde, ozon tabakası delik deşik olduğunda, dünyanın florası ve faunası zehirlenerek can çekiştiğinde, yeryüzü insan için artık yaşanmaz olduğunda, agresif büyümenin, tüketim çılgınlığının, sömürüye dayalı konforun, zenginliğin ve insanı büyüleyen teknolojik ilerlemenin hiçbir işe yaramadığını herkes idrak edecek" değerlendirmesinde bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: "Bunun için çevre bilinci, aynı zamanda bir vatan bilincidir. Çevre bilinci, aynı zamanda bir var olma bilincidir. Çevre bilinci, aynı zamanda bir gelecek inşa etme bilincidir. Çevre bilinci, aynı zamanda kendimizin, insan olduğumuzun farkına varma bilincidir. Çevre bilinci, kâinattaki dengeyi idrak etme bilincidir. Cemre Vakfı ve Cemre gönüllülerimizin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da işte bu bilinçle hareket edeceklerine, yaptıkları çalışmalara işte bu pencereden bakacaklarına yürekten inanıyorum. Çevreye duyarlı ve gönüllülük bilinci yüksek tüm gençlerimizi 'Bir cemre de sen ol' diyerek Cemre Vakfımıza üye olmaya davet ediyorum." Cumhurbaşkanı Erdoğan, Allah'ın eseri ve emaneti olarak gördükleri tabiatı korumak, gelecek nesillere daha yaşanabilir, daha güzel, daha temiz bir Türkiye bırakmak için yoğun gayret gösterdiklerini kaydetti. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminden beri çevre konusunda çok önemli çalışmalar içinde olduklarını anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Hatırlayın, şu kavram fakire aittir. Çöp, çukur, çamur. Bunu biz hâllettik. Kökü kokudan ötürü toprakla doldurulması tartışılan Haliç'i, tekrar Boğaz'ın incisi hâline getirdik. Vahşi depolamadan dolayı çöp dağlarının patladığı İstanbul'u, ülkemizin en temiz şehirlerinden biri hâline getirdik. İstanbul'daki tecrübemizi daha sonra Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak tüm Türkiye'ye teşmil ettik" diye konuştu. "RÜZGÂR VE GÜNEŞ ENERJİSİNİ YAYGINLAŞTIRARAK YENİLENEBİLİR ENERJİNİN GÜÇ İÇERİSİNDEKİ PAYINI YÜZDE 62'YE ÇIKARDIK" Cumhurbaşkanı Erdoğan, sadece 5 ilde kullanılan doğal gazı 81 vilayete yayarak, şehirlerin hava kirliliği sorununu önemli ölçüde çözdüklerini belirterek, "Rüzgâr ve güneş enerjisini yaygınlaştırarak yenilenebilir enerjinin toplam kurulu güç içerisindeki payını yüzde 62'ye çıkardık. Neredeyse bir asırdır ihmal edilen nükleer enerjiye yönelik yatırımlarımızı hızlandırdık. Ağaçlandırma noktasında ise adeta bir devrim yaptık. Son 23 yılda 7,5 milyarın üzerinde fidanı toprakla buluşturduk. Dünyada en fazla ağaçlandırma yapan, Avrupa'da orman varlığını en çok artıran ülkeler arasında ilk sıralarda yer alıyoruz. 81 ilimize 82 milyon metrekareyi aşan millet bahçesi kazandırma hedefimizi adım adım gerçekleştiriyoruz" ifadelerini kullandı. Şimdiye kadar toplam 38 milyon 700 bin metrekare büyüklüğünde 314 millet bahçesini tamamladıklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, kalanların inşasının da hızla devam ettiğini dile getirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: "Yerli otomobil markamız Togg'u elektrikli olarak üretirken yine çevre hassasiyetimizi ortaya koyduk. Çevre projelerinde asla bir siyasi ayrımcılık içinde değiliz. Çevreyi koruyan, tabiatı güzelleştiren, bizim bu alandaki çabalarımıza katkı veren her adımı, her fikri samimiyetle destekliyoruz. Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın kapıları herkese açıktır. Aynı şekilde bizim kapımız, ülkesine, milletine ve şehrine hizmet etmek isteyenlere sonuna kadar açıktır. Çevreyi korumanın partisi olmaz, afetlere karşı hazırlığın ideolojisi olmaz. Biz iş yapana, hizmet üretene, insanımıza faydası olana her zaman sahip çıkarız, destek veririz, önünü açarız." "SIFIR ATIK PROJESİ BUGÜN GELİNEN NOKTADA KÜRESEL BİR ÇEVRE HAREKETİNE DÖNÜŞTÜ" Türkiye'nin çevre konusunda, küresel düzeyde oluşturulan örgütlerin içinde yer alma, anlaşmalara taraf olma konusunda gelişmiş ülkelerin önünde olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Paris İklim Anlaşması'nı 2021 yılında Meclisimizde biz onayladık. Ardından yeşil büyüme vizyonu ve net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda iklim değişikliğiyle mücadeleyi amaçlayan İklim Kanunu'nu kabul ettik. Nihai hedefimiz olan 2053 yılında net sıfır emisyona ulaşmak için gerekli tüm adımları atmayı sürdürüyoruz. Eşim Emine Erdoğan'ın himayesinde yürütülen Sıfır Atık Projesi bugün gelinen noktada küresel bir çevre hareketine dönüştü" ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, çevre projelerinin çatısını sıfır atık anlayışının oluşturduğunu belirterek, şunları kaydetti: "Bu hareket bize şunu öğretiyor. Bir pet şişeyi geri dönüştürdüğümüzde sadece bir atığı bertaraf etmiyoruz, aynı zamanda bir canlının hayatını, bir sahilin güzelliğini, bir çocuğun umudunu da kurtarıyoruz. Bir ağacı kurtardığımızda yalnızca bir fidan yeşertmiyoruz, daha önemlisi bir neslin nefesini de güvence altına alıyoruz. Şimdi tüm bu çabaları, projeleri ve hizmetleri bir üst aşamaya taşımaya hazırlanıyoruz. Biliyorsunuz oldukça çetin geçen diplomatik müzakereler neticesinde COP31'in ev sahipliğini üstlendik. Bu sene Antalya'da 200'e yakın ülkeyi ağırlayacak, inşallah artık 'Söz değil, eylem zamanı' diyeceğiz. Çevreye, afetlere ve topluma dair ilk ısıyı büyütme gayretiyle kurulan Cemre Vakfımızın bizlere bu mücadelemizde destek olacağına, omuz ve katkı vereceğine yürekten inanıyorum. İnşallah biz de Cemre Vakfı gibi samimi, sorumlu, vizyoner ve gayretli sivil toplum kuruluşlarımıza gereken her türlü desteği vereceğiz." Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Lafa gelince çevreci kesilen ama Milas'ta zeytin ağacı kıyımı yapanların yönettikleri şehirleri çöpe, çamura ve çukura mahkum edenlerin, kışın ortasında milletimize haftalarca susuzluk çektiren istismarcıların, kimi zaman beceriksizlikleri, kimi zaman aşırı rant hırsları sebebiyle cennet vatanımızı yaşanmaz hâle getirmelerine fırsat vermeyeceğiz" dedi. Yılın ilk cemresinin havaya düştüğü bu günlerde Türkiye'nin 'cemre'leriyle bir araya gelmekten duyduğu bahtiyarlığı ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, herkesin Ramazan-ı Şerif'ini de tebrik etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Rabb'imden hepimizi sağlık ve afiyet içinde bayrama da kavuşturmasını niyaz ediyorum. Cemre Vakfının faaliyetlerinin hayırlara vesile olmasını, çevre ve afetlere hazırlık konusunda başarılı çalışmalara imza atmasını temenni ediyorum" diye konuştu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Polisler ve emekliler tek ses olamıyor! Haber

Polisler ve emekliler tek ses olamıyor!

Balıkesir Emekli Emniyet Mensupları Derneği (BALEMDER) Başkanı Metin Yılmaz, görevdeki ve emekli polislerin ortak sorunlarına rağmen güçlü bir çatı yapılanma oluşturulamamasının çözüm yollarını tıkadığını söyleyerek, “Birlik olmadan hak aramak zorlaşıyor" dedi. Görevdeki ve emekli polislerin yıllardır benzer yapısal sorunlarla mücadele etmesine karşın, bu kesimi güçlü biçimde temsil edecek etkili bir çatı yapılanmanın hâlâ oluşturulamaması dikkat çekiyor. Polis emeklileri adına değerlendirmelerde bulunan BALEMDER Yönetim Kurulu Başkanı Metin Yılmaz, temsilde yaşanan dağınıklığın sorunların çözümünü zorlaştırdığını vurguladı. Görevdeki polislerin uzun çalışma saatleri, ağır mesai koşulları, yetersiz sosyal haklar ve mesleki yıpranma ile karşı karşıya olduğunu belirten Yılmaz, emekli polislerin ise düşük maaşlar ve artan hayat pahalılığı nedeniyle ciddi ekonomik sıkıntılar yaşadığını ifade etti. “Görevdeyken yıpranan polis, emekli olduğunda da geçim mücadelesi veriyor” diyen Yılmaz, sorunların görevle sınırlı kalmadığını dile getirdi. Türkiye genelinde çok sayıda polis emeklileri derneği bulunduğunu hatırlatan Yılmaz, bu tabloya rağmen güçlü bir temsilin ortaya çıkmadığını söyledi. “Bir meslek için onlarca dernek var ama ortak bir ses yok. Talepler parçalı olunca kamuoyunda ve karar vericiler nezdinde etkili olamıyoruz” ifadelerini kullanan Yılmaz, ciddi bir koordinasyon sorunu yaşandığını kaydetti. Türkiye’de “kamu yararına çalışan” statüsüne sahip bir polis emeklileri derneği bulunduğunu anımsatan Yılmaz, bu yapının önemli bir misyon taşımasına rağmen tüm emeklileri kapsayamadığını belirtti. Üye sayısının sınırlı olmasının, yeni derneklerin ve yerel platformların ortaya çıkmasına yol açtığını ifade etti. Polislerin ve polis emeklilerinin yasal düzenlemeler gereği sendikal faaliyet yürütemediğine dikkat çeken Yılmaz, bunun sivil toplum faaliyetlerinin önünde engel olmadığını vurguladı. “Sendika yok diye susmak zorunda değiliz. Demokratik ve hukuki sınırlar içinde sivil toplum anlayışıyla sorunlarımızı dile getirebiliriz” dedi. Gelinen noktada iki temel seçeneğin bulunduğunu ifade eden Yılmaz, “Ya mevcut kamu yararına çalışan dernek yapısını genişleterek kapsayıcı bir çatıya dönüşecek ya da daha katılımcı, daha demokratik ve temsil gücü yüksek yeni bir çatı yapılanma kurulacak” değerlendirmesinde bulundu. Yılmaz, hangi yol tercih edilirse edilsin temel ilkenin değişmemesi gerektiğini belirterek, “Kişisel beklentilerden, siyasi tartışmalardan ve yerel hesaplardan uzak durulmalı. Tek hedef, polislerin ve polis emeklilerinin ortak menfaatleri olmalı. Çünkü dağınık yapı sorunları büyütür, birlik ise çözüm üretir" diye konuştu.

Türk Böbrek Vakfı’ndan diyabet farkındalığı etkinliği Haber

Türk Böbrek Vakfı’ndan diyabet farkındalığı etkinliği

Türk Böbrek Vakfı (TBV), çocuklarda böbrek sağlığının korunmasına yönelik saha çalışmalarına bir yenisini daha ekledi. Türk Böbrek Vakfı tarafından İstanbul Bilgi Üniversitesi ev sahipliğinde düzenlenen “Küçük Şefler Mutfakta: Sağlıklı Beslenme ve Böbrek Dostu Tarifler” etkinliği, İstanbul Bilgi Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü’nde gerçekleştirildi. Etkinlikte Tip 1 diyabetli çocuklar, İstanbul Bilgi Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü’nün uygulama mutfağında böbrek dostu ve sağlıklı tarifler hazırladı. Çocuklar pizzadan dondurmaya kadar sevilen yiyecekleri, uygun malzemelerle hazırlarken, aileler ise eş zamanlı olarak düzenlenen panelde alanında uzman isimlerden bilgi aldı. Sivil toplum ve üniversite işbirliği açısından da dikkat çekici bir örnek oluşturan “Küçük Şefler Mutfakta” etkinliği; İstanbul Bilgi Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölümü iş birliği ve İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin desteğiyle hayata geçirildi. Mutfak atölyesi, Gastronomi Bölümü öğretim üyelerinin liderliğinde ve bölüm öğrencilerinin rehberliğinde gerçekleştirildi. Etkinlik sonunda çocuklar kendi hazırladıkları pizza ve meyveli dondurmaların tadını çıkardı. Son olarak küçük şeflere katılım sertifikası, çocuklara mentorluk yapan Bilgi Üniversitesi öğrencilerine ve öğretim üyelerine teşekkür belgeleri takdim edildi. TBV BAŞKANI TİMUR ERK: “Diyabet, böbrek hastalıklarının en önemli nedenlerinden biri” Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, diyabet ve böbrek sağlığı arasındaki güçlü ilişkiye dikkat çekerek şunları söyledi: “Böbrek hastalıklarının en önemli sebeplerinden biri diyabet. Bu nedenle sağlıklı beslenmenin önemini anlatmak için yıllardır okul okul geziyoruz. Bugüne kadar 60 ilde, yüzlerce okulda yaklaşık 2 milyon öğrenciye sağlıklı beslenme eğitimi verdik. Bugün burada diyabet tanısı almış çocuklarımızla birlikteyiz. Doğru beslenme ve tedaviyle akranlarından hiçbir farkları kalmaz.” Kendisinin de 28 yıldır Tip 2 diyabet hastası olduğunu hatırlatan Erk, “80 yaşımdaki formumu düzenli spor ve sağlıklı beslenmeye borçluyum” dedi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Meclis, İmralı görüşmesine ait tutanakları yayımladı: Üç milletvekilinin Öcalan ile temasına dair ayrıntılar ortaya çıktı Haber

Meclis, İmralı görüşmesine ait tutanakları yayımladı: Üç milletvekilinin Öcalan ile temasına dair ayrıntılar ortaya çıktı

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), DEM Parti milletvekillerinden oluşan heyetin İmralı’da gerçekleştirdiği görüşmeye ilişkin tutanakları kamuoyuyla paylaştı. 16 sayfalık metinde, görüşmede dile getirilen siyasi yorumlar, Türkiye ve bölgeye dair değerlendirmeler ile “umut hakkı” tartışması dikkat çekti. İmralı görüşmesine dair tutanaklar Meclis sitesinde yayımlandı Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından paylaşılan tutanaklarda, DEM Parti milletvekilleri Fethi Yıldız, Gülüstan Kılıç Koçyiğit ve Hüseyin Yayman’ın İmralı’da yaptığı görüşmenin ayrıntıları yer aldı. Metinde, Abdullah Öcalan’ın Türkiye siyasetine, bölgesel gelişmelere ve Kürt meselesine ilişkin değerlendirmeleri aktarıldı. “Siyasete Ülkü Ocakları’nda başladım” ifadesi dikkat çekti Tutanakta, Abdullah Öcalan’ın geçmişine dair yaptığı değerlendirmelerden biri olarak “Siyasete Ülkü Ocakları’nda başladım” ifadesinin yer aldığı görüldü. Ayrıca Öcalan’ın, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli hakkında kullandığı ifadeler de metne yansıdı. “Umut hakkı” tartışması tutanaklarda yer aldı Görüşmede kamuoyunda son dönemde tartışılan “umut hakkı” kavramına da değinildi. Tutanakta, Bahçeli’nin bu konuda kullandığı ifadelere atıf yapıldığı, Öcalan’ın ise “umut hakkı olmadan çalışamam” değerlendirmesinde bulunduğu aktarıldı. Bu başlık, Meclis’te muhalefet partilerinin itirazlarına rağmen tutanakta yer aldı. Suriye ve bölgesel dengelere ilişkin değerlendirmeler aktarıldı Metinde, Suriye’deki gelişmelere dair yorumlar da bulunuyor. Öcalan’ın, Kürt sorununun bölgesel dengelerden bağımsız ele alınamayacağını vurguladığı, İsrail ve Orta Doğu’daki güç ilişkilerine dair değerlendirmelerde bulunduğu ifade edildi. Ayrıca Suriye’de sivil toplum ve yerel demokrasi vurgusu yapılan bölümler dikkat çekti. Sağlık durumu ve cezaevi koşulları da gündeme geldi Tutanaklarda, görüşmeye katılan milletvekillerinin Öcalan’ın sağlık durumu ve cezaevi koşullarına ilişkin sorular yönelttiği, bu başlıkların da görüşmede ele alındığı belirtildi. Tutanaklar Komisyon’da tartışma yarattı İmralı görüşmesine ilişkin tutanaklar, TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantısında da gündeme geldi. Özellikle muhalefet partileri, tutanakların yayımlanmasına itiraz ederken, Meclis Başkanlığı tutumunu değiştirmedi. Yayımlanan 16 sayfalık tutanak, İmralı görüşmesine dair bugüne kadar kamuoyuna yansıyan en kapsamlı resmi belge olma özelliği taşıyor. MECLİS SAYFASINDA YER ALAN TUTANAK... haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Alaaddin Aldemir, HİSAR Derneği’nin toplantısına katıldı Haber

Alaaddin Aldemir, HİSAR Derneği’nin toplantısına katıldı

Hukuk, iktisat ve siyaset alanlarında yürüttüğü araştırma ve toplantılarla dikkat çeken Hukuk İktisat ve Siyaset Araştırmaları Derneği (HİSAR), bugün Ankara’da bir toplantı gerçekleştirdi. Akademisyenler, hukukçular ve sivil toplum temsilcilerinin katıldığı buluşmada, Türkiye’nin güvenlik politikaları, toplumsal barış ve “terörsüz bir gelecek” hedefi çok boyutlu olarak ele alındı. Toplantıya eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Alaaddin Aldemir de katıldı. Alaaddin Aldemir’den “toplumsal mutabakat” vurgusu Toplantıda söz alan Alaaddin Aldemir, terörle mücadelenin yalnızca güvenlik politikalarıyla sınırlı ele alınmaması gerektiğini ifade etti. Aldemir, hukuk devleti ilkeleri, demokratik katılım ve toplumsal uzlaşıyı esas alan bir yaklaşımın kalıcı barış için zorunlu olduğunu belirterek, “Terörsüz Türkiye” hedefinin geniş bir toplumsal mutabakatla mümkün olabileceğini söyledi. Hukuk ve siyaset perspektifinden değerlendirmeler Toplantıda yapılan sunumlarda, terörle mücadelenin hukuki zemini, demokratik standartların korunması ve ekonomik-sosyal politikaların rolü ele alındı. Katılımcılar, güvenlik politikalarının insan haklarıyla uyumlu biçimde yürütülmesinin toplumsal güveni güçlendireceği görüşünde birleşti. HİSAR Derneği’nin çalışmaları ve düzenli Çarşamba toplantıları Ankara merkezli bir sivil toplum kuruluşu olan HİSAR Derneği, eski milletvekili Ayhan Bilgen’in öncülüğünde kuruldu. Dernek, hukuk, iktisat ve siyaset alanlarında araştırmalar yaparak Türkiye’nin temel meselelerine yönelik nitelikli analizler ve çözüm önerileri üretmeyi amaçlıyor. HİSAR’ın Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini ise Vakkas Cebe yürütüyor. Dernek, sivil toplumun siyasete katılımını artırmayı ve farklı toplumsal kesimler arasında diyalog ve uzlaşıyı güçlendirmeyi temel misyonları arasında görüyor. Bu kapsamda HİSAR, her hafta düzenli olarak gerçekleştirdiği Çarşamba toplantılarında “alternatif siyaset”, “adalet”, “demokratikleşme” ve “toplumsal barış” gibi başlıkları ele alıyor. Bu buluşmalarda akademisyenler, siyasetçiler ve sivil toplum temsilcileri bir araya gelerek güncel meseleler üzerine yapıcı tartışmalar yürütüyor. Çalışmalar sürecek mesajı Toplantının ardından HİSAR Derneği yetkilileri, “Terörsüz Türkiye” hedefi doğrultusunda akademik çalışmalar, raporlar ve düzenli toplantılarla sürece katkı sunmaya devam edeceklerini belirtti. Bugünkü toplantı, soru-cevap bölümü ve karşılıklı görüş alışverişiyle sona erdi.

Epstein dosyasında Türkiye iddiası: Kız çocukları istismar adasına götürüldü Haber

Epstein dosyasında Türkiye iddiası: Kız çocukları istismar adasına götürüldü

ABD’de çocuklara yönelik cinsel istismar ve fuhuş ağı kurmakla suçlanan milyarder Jeffrey Epstein dosyasına ilişkin yeni belgelerin yayımlanması, dünya genelinde yankı uyandırdı. Açıklanan belgelerde Türkiye’ye dair iddiaların da yer aldığı öne sürülürken, konu Türkiye kamuoyunda siyasi tartışma başlattı. ABD Adalet Bakanlığı belgeleri tartışma yarattı ABD Adalet Bakanlığı tarafından Epstein dosyasının bir bölümünün kamuoyuna açılmasının ardından, belgelerde farklı ülkelerden reşit olmayan kız çocuklarının istismar ağına dahil edildiğine dair ifadeler bulunduğu ileri sürüldü. Belgelerin, Epstein’in kurduğu sistemin uluslararası boyutuna işaret ettiği iddia edildi. Turhan Çömez: “Korkunç bir insanlık suçu” İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, belgelerde Türkiye’den küçük kız çocuklarının da “istismar adasına” götürüldüğünün yazdığını savundu. Çömez, çocukların İngilizce bilmedikleri için yaşadıkları zorlukların dahi not edildiğini belirterek, “Tek kelimeyle korkunç bir insanlık suçu” ifadelerini kullandı. Paylaşılan belgeye atıf yapıldı Çömez’in aktardığına göre belgede, Epstein’in Türkiye, Çek Cumhuriyeti, Asya ülkeleri ve farklı bölgelerden çok sayıda reşit olmayan kızı taşıdığı, bu çocukların bir kısmının İngilizce bilmediği bilgisi yer aldı. İddialar, Epstein’in istismar ağının küresel ölçekte örgütlendiğine dair tartışmaları yeniden alevlendirdi. Geçmişe gönderme ve çağrı Çömez, yıllar önce küresel çocuk istismarı çetelerine ilişkin bir dosyayı dönemin İçişleri Bakanlığı’na sunduğunu ve bu sayede bazı suçluların yakalandığını da hatırlattı. Açıklamalar, Türkiye toplumunda çocukların korunmasına yönelik uluslararası işbirliği ve şeffaf soruşturma çağrılarını güçlendirdi. Toplumsal ve hukuki beklenti Sivil toplum çevreleri, iddiaların bağımsız ve kapsamlı biçimde araştırılması gerektiğini vurgularken, çocuk haklarının korunmasının evrensel bir sorumluluk olduğunun altını çiziyor. Belgelerde yer aldığı öne sürülen iddiaların doğruluğunun, hukuki süreçlerle netleştirilmesi bekleniyor.

Çirkin tezahüratlarla gündeme gelmişti: Leyla Zana, Diyarbakır’daki mitingde konuşacak Haber

Çirkin tezahüratlarla gündeme gelmişti: Leyla Zana, Diyarbakır’daki mitingde konuşacak

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) öncülüğündeki Demokratik Toplum Platformu, 4 Ocak Pazar günü Diyarbakır’da bir miting düzenlemeye hazırlanıyor. İstasyon Meydanı’nda yapılması planlanan mitingin konuşmacı listesi kamuoyuna yansıdı. Konuşmacılar listesi netleşti Edinilen bilgilere göre mitingde, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, kısa süre önce İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden tahliye edilen Veysi Aktaş, 2013–2015 yılları arasında yürütülen çözüm sürecinde İmralı Sekretaryası’nda görev alan ve 33 yıl tutukluluğun ardından tahliye edilen Çetin Arkaş ile Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar konuşma yapacak. Programda ayrıca eski milletvekili Leyla Zana’nın da yer alacağı öğrenildi. Mitingin talebi ve kapsamı Demokratik Toplum Platformu tarafından organize edilen mitingin, Abdullah Öcalan için “özgürlük” talebi etrafında şekillendiği belirtiliyor. Organizasyon, Türkiye toplumunda süren tartışmaların barışçıl ifade alanlarında görünür kılınmasını hedeflediğini duyuruyor. Geçmişteki tezahüratlar yeniden gündemde Leyla Zana, yakın zamanda Bursaspor–Somaspor karşılaşmasında bazı taraftarların küfürlü tezahüratlarına hedef olmuş; bu durum kamuoyunda tepki toplamıştı. Söz konusu miting haberiyle birlikte bu olay da yeniden gündeme geldi. Toplumsal hassasiyet vurgusu Sivil toplum çevreleri, miting ve benzeri etkinliklerde ifade özgürlüğü ile toplumsal barışın gözetilmesi gerektiğini vurgularken; farklı görüşlerin şiddetsiz ve ayrımcı olmayan bir dil üzerinden tartışılmasının Türkiye toplumunun ortak yararına olduğu görüşünü dile getiriyor.

Aydoğan Doğan, Bilal Erdoğan meselesini değerlendirdi: Peşin hükümle siyaset olur mu? Haber

Aydoğan Doğan, Bilal Erdoğan meselesini değerlendirdi: Peşin hükümle siyaset olur mu?

Türkiye siyasetinde bazı isimler vardır; yaptıklarıyla değil, taşıdıkları soyadıyla tartışılırlar. Bilal Erdoğan ismi de uzun süredir bu listenin en üst sıralarında yer alıyor. Henüz hiçbir resmi siyasi görevi yokken, bir panelde yaptığı konuşma günlerce manşetlerde kalabiliyor. Peki gerçekten tartıştığımız şey Bilal Erdoğan’ın söyledikleri mi, yoksa onun kim olduğu mu? Bu soruyu sormadan “nepotizm”, “hanedanlık”, “veliaht” gibi kavramları art arda sıralamak, meseleyi kolaycı bir yere sıkıştırmak anlamına geliyor. Oysa Türkiye gibi siyasetle toplumsal hafızanın iç içe geçtiği bir ülkede, bazı figürleri yalnızca soyadı üzerinden okumak, gerçeği eksik bırakıyor. Genç, eğitimli ve küresel bir profil Bilal Erdoğan’ı sevelim ya da sevmeyelim; ortada inkâr edilemeyecek bir gerçek var: Bu ülkede az sayıda siyasal figür, onun sahip olduğu akademik ve uluslararası birikime sahip. ABD ve Avrupa merkezli üniversitelerde eğitim almış, kamu yönetimi ve siyaset teorisi üzerine çalışmış, birden fazla dil bilen, küresel kurumlarda bulunmuş bir isimden söz ediyoruz. Bu noktada dürüst olmak gerekiyor. Türkiye’de “gençlik” ve “liyakat” kavramları yıllardır yan yana getiriliyor ama pratiğe nadiren yansıyor. Bilal Erdoğan ise tam da bu tartışmanın ortasında duruyor. Yaşı itibarıyla genç, birikimi itibarıyla donanımlı ve siyasetle ilişkisi bakımından alışıldık kalıpların dışında bir figür. Siyasetin dışından siyaseti okumak Bilal Erdoğan’ın en çok eleştirildiği noktalardan biri, “siyaset yapmadan siyasete etki etmek” iddiası. Ancak burada gözden kaçırılan bir detay var; Bilal Erdoğan bugüne kadar ne milletvekilliğine aday oldu ne bir parti yönetiminde görev aldı ne de bir devlet makamında yer aldı. Buna rağmen konuşmaları bu kadar yankı buluyorsa, bu durum onun “gizli iktidar”ından çok, Türkiye’de siyasetin ne kadar semboller üzerinden okunduğunu gösteriyor. Kimi yurttaşlar için Bilal Erdoğan, babasının devamı; kimileri için ise muhafazakâr camiada yetişmiş yeni bir kuşağın temsilcisi. Asıl soru şu; Siyaset yalnızca parti rozetleriyle mi yapılır, yoksa fikirle, vizyonla ve toplumsal alanda kurulan ilişkilerle mi? Bir liderlik mirası mı, kendi yolunu arayan bir isim mi? Bilal Erdoğan’ın babası elbette Türkiye siyasetinin son yirmi yılına damga vurmuş bir figür. Recep Tayyip Erdoğan gibi bir liderin oğlu olmak, kaçınılmaz olarak hem büyük bir avantaj hem de ağır bir yük. Ancak tam da bu nedenle şu tespiti yapmak gerekiyor: Bilal Erdoğan, bugüne kadar babasının siyasi gücüne yaslanarak bir makam talep etmedi. Tam tersine, sivil toplum alanında kalmayı tercih etti; eğitim, kültür ve gençlik çalışmalarıyla görünür oldu. Bu tercih, “hazır koltuk” beklentisi içinde olan klasik siyasetçi profiliyle örtüşmüyor. Bu durum, onu otomatik olarak “lider adayı” yapar mı? Hayır. Ama “olamaz” demeyi de fazlasıyla iddialı kılar. Türkiye’de lider çocukları meselesi ve çifte standart Türkiye siyasi tarihinde lider çocuklarının siyasete girmesi yeni bir olgu değil. Sağdan sola, milliyetçilikten İslamcılığa kadar birçok gelenekte bu örnekler yaşandı. Ancak dikkat çekici olan şu: Söz konusu isimler çoğu zaman bu kadar sert ve peşin bir reddiyeyle karşılaşmadı. Bilal Erdoğan söz konusu olduğunda ise tartışma henüz başlamadan bitiriliyor. Daha aday olmadan, daha bir pozisyon almadan “olamaz” deniliyor. Bu refleks, gerçekten demokrasi hassasiyetinden mi kaynaklanıyor, yoksa politik kamplaşmanın doğal sonucu mu? Bu soruyu sormak, Bilal Erdoğan’ı savunmak değil; siyasal tutarlılığı savunmaktır. Ama evet, yurttaşların kaygıları da gerçek Tüm bunlar söylenirken, yurttaşların itirazlarını yok saymak da mümkün değil. Gücün aile çevresinde yoğunlaştığı algısı, Türkiye toplumunda ciddi bir rahatsızlık yaratıyor. Kamu kaynakları, vakıflar, ayrıcalık iddiaları gibi başlıklar, yalnızca Bilal Erdoğan’a değil, mevcut siyasal düzene yöneltilmiş eleştiriler. Bu noktada mesele, bir kişinin yetkinliğiyle sınırlı değil; sistemin şeffaflığı ve eşitliğiyle ilgili. Bilal Erdoğan’ın olası bir siyasi rolü, bu kaygıları giderecek şekilde açık, denetlenebilir ve toplumsal rızaya dayalı olmak zorunda. Peşin hüküm mü, gerçek bir değerlendirme mi? Bilal Erdoğan bugün ne bir parti lideri ne bir bakan ne de bir milletvekili. Ama hakkında yazılanlara bakıldığında, sanki çoktan bütün bu görevleri üstlenmiş gibi davranılıyor. Bu durum, aslında onun gücünden çok, Türkiye’de siyasal algının nasıl çalıştığını gösteriyor. Belki de asıl mesele şu; Bilal Erdoğan’a haksızlık yapılıyor olabilir mi? Henüz sahaya çıkmamış bir ismi, yalnızca soyadı üzerinden mahkûm etmek, demokratik reflekslerle ne kadar uyumlu? Yanıtı zaman gösterecek. Ama şurası kesin; Eğer Türkiye genç, eğitimli ve dünyayla temas kurabilen bir siyasal kuşak arıyorsa, bu arayışta bazı isimleri baştan silmek yerine, onları dikkatle izlemek daha adil bir tutum olabilir. Aydoğan DOĞAN

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.