SON DAKİKA

#Siyasi Partiler

HABER DEĞER - Siyasi Partiler haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Siyasi Partiler haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Anayasa Mahkemesi'nden siyasi partilere mali denetim: 15 parti hakkında suç duyurusu Haber

Anayasa Mahkemesi'nden siyasi partilere mali denetim: 15 parti hakkında suç duyurusu

Anayasa Mahkemesi'nin (AYM), siyasi partilerin finansal şeffaflığını denetleme yetkisi kapsamında yürüttüğü incelemelerin sonuçları Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yüksek Mahkeme; 2019 ile 2024 yılları arasındaki farklı dönemleri kapsayacak şekilde çok sayıda siyasi partinin kesin hesap verilerini, gelir-gider tablolarını ve taşınmaz varlıklarını mercek altına aldı. İncelemelerde bazı partilerin finansal kayıtları mevzuata uygun bulunurken, 15 partide usulsüzlükler ve belgelendirme eksiklikleri tespit edildi. Evrak eksikliği ve Kanuna aykırı hesap hareketleri Yüksek Mahkeme tarafından gerçekleştirilen hukuki inceleme neticesinde, bazı partilerin kesin hesaplarının 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'na açıkça aykırılık teşkil ettiği belirlendi. AYM’nin denetim raporunda, hesap hareketleri mevzuata uygun görünen bazı partilerin ise bu durum doğrulanacak yasal belge, fatura ve makbuzları denetim heyetine zamanında sunmadığı veya gizlediği aktarıldı. Mali şeffaflık ilkesinin ihlal edildiğini belirten Yüksek Mahkeme, sorumlu parti yöneticileri hakkında adli süreç başlatılması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmasını kararlaştırdı. Suç duyurusunda bulunulan 15 Siyasi Parti Mali kayıtlarındaki usulsüzlükler ve evrak eksiklikleri gerekçesiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na bildirilen ve sorumluları hakkında yasal soruşturma yürütülecek partiler şunlar oldu: 1. Cihan Partisi 2. Sevgi ve Saygı Partisi 3. Adil Türkiye Partisi 4. Adalet Birlik Partisi 5. Türk Birliği Partisi 6. Ezilenlerin Sosyalist Partisi 7. Yenilik Partisi 8. Hak ve Huzur Partisi 9. Komünist Parti 10. Muhafazakar Yükseliş Partisi 11. Türkiyem Partisi 12. Aydınlık Geleceğin Partisi 13. Devrimci İşçi Partisi 14. Aydınlık Demokrasi Partisi 15. Güç Birliği Partisi haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

AYM'den siyasi partilerin mali hesaplarına mercek: 26 parti hakkında suç duyurusu yapıldı Haber

AYM'den siyasi partilerin mali hesaplarına mercek: 26 parti hakkında suç duyurusu yapıldı

Anayasa Mahkemesi (AYM), siyasi partilerin finansal şeffaflığını ve hesap verilebilirliğini denetleme görevi kapsamında yürüttüğü incelemelerin sonuçlarını açıkladı. 15 Ekim 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 30 ayrı kararda, ağırlıklı olarak 2024 yılı hesapları ele alınırken, bazı partilerin 2022 ve 2023 yıllarına ait mali kayıtları da denetim süzgecinden geçirildi. Hayatın olağan akışına aykırılık olduğu iddia eedildi Yüksek Mahkeme’nin yayımladığı raporlarda öne çıkan en kritik bulgulardan biri, aktif olarak faaliyetlerini sürdüren parti genel merkezleri ile il teşkilatlarının kira, elektrik, su, haberleşme ve kırtasiye gibi temel işletim giderlerinin resmi hesaplarda yer almamasına dair tespitler oldu. AYM, bu tür zorunlu giderlerin mali tablolarda görünmemesinin hayatın olağan akışıyla bağdaşmadığını iddia ederek, bu durumun kayıt dışı gelir ve gider oluşturulduğuna dair tespitlere yer verildi. Bunun yanı sıra; genel merkez ve il örgütlerinin kesin hesaplarının birleştirildiğini ve kabul edildiğini gösteren yetkili organ kararlarının sunulmaması, yıl sonu kasa sayım tutanakları ile banka mutabakat yazılarının ibraz edilmemesi ve mali tablolar arasındaki tutarsızlıklarında olduğu söylendi. Suç duyurusu yapılan 26 parti Yayımlanan 30 kararın 26 farklı siyasi partiyi kapsamasıyla birlikte bu doğrultuda Milliyetçi Cumhuriyet Partisi’nin 2022, 2023 ve 2024 yıllarına ait hesapları üç ayrı kararla; Umuda Yürüyüş Partisi ile Küresel Adalet ve Liyakat Partisi’nin 2023 ve 2024 yılları hesapları ise ikişer ayrı kararla karara bağlandı. Mali denetim kararı alan 26 siyasi parti şunlardır: Türkiye Yüzüncü Yıl Partisi Kızılelma Partisi Milliyetçi Cumhuriyet Partisi Çağdaş Türkiye Partisi Umuda Yürüyüş Partisi Küresel Adalet ve Liyakat Partisi As Parti Kürdistan Komünist Partisi İşçinin Kendi Partisi Anadolu Cumhuriyet Partisi Türkiye Ekonomi ve Kalkınma Partisi Anahtar Parti Genç Türkiye Partisi Hak ve Adalet Partisi Doğuş Partisi Bağımsız Cumhuriyet Partisi Cumhuriyetçi Aydınlık Partisi Türkiye Emekliler ve Emekçiler Partisi Türkiye’m Partisi Cumhuriyet ve İstiklal Partisi Hak ve Huzur Partisi Adalet ve Demokrasi Partisi Türkiye Emekliler Partisi Sağ Parti Anadolu Birliği Partisi Ana Yol Partisi Yasal süreç için Başsavcılık ve Valiliğe bildirim Anayasa Mahkemesi, dosyalardaki tespitler doğrultusunda hesap verilebilir bir kayıt düzeninin oluşturulmadığı, istenen bilgilerin gerektiği şekilde paylaşılmadığı ve hesap dışı işlemler gerçekleştirildiği gerekçesiyle Siyasi Partiler Kanunu’nun 111’inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca yasal işlem başlatılması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmasını kararlaştırdı. Ayrıca bazı dosyalarda bilgilerin süresinde sunulmadığı iddia edilerek, parti sorumluları hakkında yasal işlem yapılması için konunun Ankara Valiliği’ne bildirildiği kaydedildi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Anayasa Mahkemesi gündeminde: YENİ Parti'nin ismi için kritik tarih Haber

Anayasa Mahkemesi gündeminde: YENİ Parti'nin ismi için kritik tarih

Siyasi partiler sicilinden çıkarılma talebi AYM'de Siyasi kulislerde uzun süredir tartışılan YENİ Parti'nin adıyla ilgili hukuki süreçte yeni bir eşiğe girildi. Anayasa Mahkemesi'nin 29 Eylül 2026 tarihli Genel Kurul gündemi netleşirken, parti unvanı ve rumuzunun Siyasi Partiler Kanunu'na muhalefet ettiği gerekçesiyle hükümsüz kılınması ve sicilden silinmesi yönündeki talebin söz konusu oturumda ele alınacağı kesinleşti. Yargıtay süreci ve isim benzerliği itirazı Yaşanan gelişmelerin temeli, Cumhuriyet Halk Partisi'nde yaşanan mutlak butlan sürecinin ardından Genel Başkanlık görevi düşen Özgür Özel ve ekibinin yeni bir siyasi hareket olarak YENİ Parti'yi hayata geçirmesine dayanıyor. Bu kuruluşun hemen ardından Yenilik Partisi Genel Başkanı Öztürk Yılmaz devreye girerek iki siyasi yapı arasındaki isim benzerliğini iddia taşımış, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na resmi başvuruda bulunarak YENİ Parti'nin adının değiştirilmesini talep etmişti. Özgür Özel'den "İltibas yok" savunması Parti isminin değiştirilmesinin tartışıldığı iddialarına yönelik yöneltilen soruları yanıtlayan Özgür Özel, İçişleri Bakanlığı'na iki alternatif isimle başvuru yaptıklarını hatırlatmıştı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan konuyla ilgili yazı gelmesinin ardından inceleme başlattıklarını aktaran Özel, "Ne logoda ne isimde benzerlik var. Anayasa profesörlerinden mütalaa aldık, bu konuyu çalışan. Bir iltibas olmadığını söylediler. Yolumuza devam ediyoruz" diyerek iddiaları reddetmişti. Parti Sözcüsü Zeynel Emre'den değerlendirme YENİ Parti Merkez Yönetim Kurulu toplantısının ardından kamuoyuna açıklamalarda bulunan Parti Sözcüsü Zeynel Emre de tartışmalara açıklık getirmişti. İki partinin adının birbirine karıştırılacağı yönündeki iddiaların istisnai bir nitelik taşıdığını savunan Emre, "Sandıkta gördüğü zaman iki amblemi kimse karıştırmaz, burası açıktır" şeklinde konuştu. Sürecin çözümüne dair ihtimallere de değinen Emre, "YENİ Parti isminin başına küçük bir düzenleme koyarak konuyu kapatabiliriz" ifadelerini kullanmıştı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Yeni Parti isim değişikliği hakkında kararını verdi Haber

Yeni Parti isim değişikliği hakkında kararını verdi

Yenilik Partisi'nin isim benzerliği başvurusunun ardından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tanınan yasal sürenin sonuna gelinirken, Yeni Parti yönetimi hukuki sürece ilişkin izleyeceği stratejiyi belirledi. Parti kurmayları, "Yeni Parti" adının Siyasi Partiler Kanunu'nun "Kullanılmayacak parti adları" başlıklı 96'ncı maddesinde yer alan iltibas (karıştırma) tanımı kapsamında değerlendirilemeyeceğini vurguladı. İki siyasi partinin kısaltmalarının da birbirinden farklı olduğuna dikkat çeken yöneticiler, sürecin nihai mercii olan Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) kararını bekleyeceklerini bildirdi. Mevcut takvime göre Başsavcılığın, sürenin dolmasıyla birlikte aykırılığın giderilmesi talebiyle 2820 sayılı Kanun'un 104. maddesi uyarınca AYM'ye ihtar başvurusunda bulunması öngörülüyor. Yüksek Mahkeme'nin savunma alarak yapacağı inceleme sonucunda bir aykırılık tespiti halinde ihtar kararı verebileceği belirtiliyor. Olası ihtar halinde Kurultay süreci işletilecek Anayasa Mahkemesi'nden ihtar kararı çıkmasını beklediklerini ifade eden parti kurmayları, olası bir yaptırım veya hukuki zorunluluk doğması durumunda ise gereğinin yapılacağını kaydetti. Kararın Kasım ayında planlanan 1. Kurultay'dan önce çıkması halinde değişikliğin Kurucular Kurulu kararıyla gerçekleştirileceği, kararın kurultay sonrasına kalması durumunda ise partinin olağanüstü kurultaya götürülebileceği ifade edildi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Tabela değişikliği kapıda mı? YENİ Parti'de Yargıtay incelemesi Haber

Tabela değişikliği kapıda mı? YENİ Parti'de Yargıtay incelemesi

Yargıtay masasında isim benzerliği krizi Türk siyasetindeki teşkilatlanma hamlelerini sürdüren YENİ Parti, Yargıtay'dan gelebilecek olası bir hukuki engelle yüzleşiyor. Yenilik Partisi Genel Başkanı Öztürk Yılmaz'ın, iki siyasi oluşumun adlarının benzerliği nedeniyle seçmen iradesinde yanılsama yaratacağı iddiasıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına resmi başvuruda bulunduğu öğrenildi. Yapılan itiraz sonrasında Ankara kulislerinde hareketlilik yaşanırken, Yargıtay'ın ihtilaflı başvuruya ilişkin YENİ Parti yönetimini bilgilendirdiği ve Siyasi Partiler Kanunu çerçevesinde hukuki inceleme başlattığı aktarıldı. Başsavcılığın yürüttüğü incelemenin birkaç ay içinde neticelenmesi bekleniyor. Kurultaysız çözüm ve "Değişim Partisi" formülü Hukukçuların ve parti tüzüğünün verdiği yetkilere göre, Yargıtay'dan olası olumsuz bir karar çıkması durumunda unvan ve logo değişikliği için büyük bir olağanüstü kurultay toplama zorunluluğu bulunmuyor. Böyle bir senaryoda gerekli adımların, partinin en üst yetkili organı konumundaki Kurucular Kurulu tarafından hızlıca atılabileceği ifade ediliyor. CNN Türk'ün aktardığı kulis bilgilerine göre YENİ Parti kurmayları, mevcut ismi hukuki zeminlerde savunmaya devam etmeyi ana hedef olarak belirlemiş durumda. Buna karşın olası bir olumsuz karara karşı hazırlanan B planı kapsamında, isim değişikliğinin mecburiyet haline gelmesi durumunda masadaki en güçlü alternatifin "Değişim Partisi" olduğu konuşuluyor. Parti yönetimi şu an için resmi bir değişiklik gündemlerinin olmadığını vurgulasa da, tabelanın akıbeti Yargıtay'ın vereceği nihai kararla netlik kazanacak. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

1980 Travması: Darbenin Mimarı Kenan Evren Kimdir? Haber

1980 Travması: Darbenin Mimarı Kenan Evren Kimdir?

Manisa’dan Harp Okulu’na: Askeri Kariyerin Basamakları Tam adıyla Ahmet Kenan Evren, 17 Temmuz 1917 tarihinde Manisa’nın Kula ilçesinde dünyaya geldi. Her ikisi de Balkan göçmeni olan bir ailenin dördüncü ve son çocuğu olarak doğdu. Babası Hayrullah Evren, Düyun-u Umumiye (Genel Borçlar) teşkilatında aşar kontrol memuru olarak görev yapmış, anne tarafı ise Bulgaristan'ın Ziştov kentinden göç ederek Soma’ya yerleşmişti. Resmi nüfus cüzdanı doğumundan altı ay sonra Alaşehir'de çıkarıldığı için resmî kayıtlara 1 Ocak 1918 doğumlu olarak geçti. Eğitim hayatına Alaşehir'de ilkokulla başlayan Evren, ortaokulu Manisa'da, liseyi ise İstanbul'da Maltepe Askeri Lisesi'nde tamamladı. 1938 yılında Kara Harp Okulu'ndan topçu asteğmen olarak mezun olan Evren, Şubat 1939'da teğmenliğe yükseldi. Çeşitli topçu birliklerinde batarya takım komutanlığı ve batarya komutanlığı yaptıktan sonra 1946 yılında Kara Harp Akademisi'ne girdi ve 1949'da kurmay yüzbaşı unvanıyla mezun oldu. Bu aşamadan sonra Genelkurmay Eğitim Şubesi kısım amirliği, 1. Ordu Harekât Dairesi başkan yardımcılığı ve Kara Harp Akademisi'nde öğretmenlik gibi kritik görevler üstlendi. Askeri kariyerindeki uluslararası dönemeçlerden biri, Kore Savaşı'nın ardından 1958-1959 yıllarında Güney Kore'de kalan Türk Tugayı'nda Harekât ve Eğitim Şube Müdürü ile Kurmay Başkanı olarak görev yapmasıydı. Türkiye'ye döndükten sonra Ordu Donatım Okulu Kurmay Başkanlığı, 2. Ordu Harekât Eğitim Başkanlığı, 227. Piyade Alayı komutanlığı, 9. Kolordu kurmay başkanlığı ve Kara Kuvvetleri Okullar Dairesi başkanlığı görevlerini yürüttü. 1964'te tuğgeneralliğe, 1967'de tümgeneralliğe terfi etti. Bu süreçte 58. Er Eğitim Tümeni Komutanlığı ve 2. Ordu kurmay başkanlığı yaptıktan sonra, 1970 yılında korgeneralliğe yükselerek 11. Kolordu komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Denetleme Kurulu başkanlığı görevlerinde bulundu. 1974'te orgeneral rütbesiyle Genelkurmay İkinci Başkanlığı'na, 1976-1977 yıllarında ise Ege Ordusu Komutanlığı'na getirildi. Genelkurmay Başkanlığına Giden Yol Kenan Evren'in Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna oturması, TSK içindeki dengelerin ve kıdem geleneğinin altüst olduğu sancılı bir süreçin sonucunda gerçekleşti. 1 Haziran 1977'de, "Kanlı 1 Mayıs" olaylarının ardından Kara Kuvvetleri Komutanı Namık Kemal Ersun, olası bir darbe hazırlığı içinde olduğu iddiasıyla dönemin başbakanı Süleyman Demirel tarafından 200 askerle birlikte resen emekliye sevk edildi. Geleceğin Genelkurmay Başkanı gözüyle bakılan Ersun'un tasfiye edilmesi orduda büyük bir sarsıntı yarattı. Bu karışıklık ortasında Genelkurmay Başkanı Semih Sancar'ın görev süresi bir yıl uzatılırken, Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na kimin getirileceği konusunda Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk ile Başbakan Süleyman Demirel arasında anlaşmazlık çıktı. Korutürk 1. Ordu Komutanı Adnan Ersöz'ü, Demirel ise 3. Ordu Komutanı Ali Fethi Esener'i savunurken, iki liderin de geri adım atmaması üzerine her iki komutan da 30 Ağustos 1977'de emekliye ayrıldı. Böylece kıdem sırasına göre Orgeneral Kenan Evren, 5 Eylül 1977'de beklenmedik bir şekilde Kara Kuvvetleri Komutanı oldu. Kısa bir süre sonra, 6 Mart 1978'de ise Türkiye Cumhuriyeti'nin 17. Genelkurmay Başkanı olarak atandı. "Adresi Meçhul Mektup"tan 12 Eylül Şafağına 1970'lerin sonlarına doğru Türkiye; ekonomik krizler, sağ-sol çatışmaları, siyasi cinayetler ve meclisin cumhurbaşkanını seçemez duruma gelmesiyle tam bir kaosa sürüklenmişti. Bu ortamda askerî kanat, baskılarını giderek artırdı. 27 Aralık 1979'da Kenan Evren ve kuvvet komutanları tarafından imzalanarak Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'e sunulan ve tarihe "adresi meçhul mektup" olarak geçen uyarı belgesinde, iki büyük siyasi parti olan AP ile CHP'ye ülkeyi birlikte yönetme ve sorunları çözme çağrısı yapıldı. Korutürk bu mektubu 2 Ocak 1980'de hükümete ve partilere iletti ancak siyasi çekişmeler durdurulamadı. Evren, 30 Ağustos 1980'deki Zafer Bayramı konuşmasında da müdahale sinyallerini açıkça verdi. Takvimler 12 Eylül 1980 Cuma gününü gösterdiğinde, sabaha karşı TRT radyolarından okunan "Ordu yönetime el koydu" bildirisiyle Türkiye bir kez daha tank sesleriyle uyandı. Kenan Evren liderliğinde; Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun'dan oluşan Milli Güvenlik Konseyi (MGK) kuruldu. Evren; Genelkurmay Başkanlığı ve MGK başkanlığının yanı sıra Devlet Başkanlığı unvanını da üstlendi. Darbenin gerekçesi resmi bildirilerde "devlet otoritesini yeniden tesis etmek, kardeş kavgasını önlemek ve ülkenin bölünmesini engellemek" olarak duyuruldu. Siyasi partiler kapatıldı; Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan ve Alparslan Türkeş gibi liderler önce Hamzakoy'a, ardından Zincirbozan'a sürgüne gönderildi. Parlamento feshedildi ve tüm ülkede sıkıyönetim ilan edildi. Darbe yönetimini kurumsallaştırmak amacıyla 20 Eylül'de eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülent Ulusu'ya hükümeti kurma görevi verildi. Acı Reçete ve Türk-İslam Sentezi 12 Eylül darbesi, yalnızca iç güvenlik gerekçesiyle yapılan bir müdahale değil, aynı zamanda Türkiye ekonomisini küresel sermayeye ve serbest piyasa ekonomisine entegre etmeyi amaçlayan 24 Ocak 1980 kararlarının topluma baskıyla kabul ettirilmesinin kilit aracıydı. Mehmet Ali Birand'ın 12 Eylül Saat 04.00 kitabında aktardığına göre, IMF yetkilileri askeri rejimin getirdiği sıkı disiplinin ekonomik kararların uygulanmasını kolaylaştırdığını açıkça övüyordu. Sıkıyönetim rejimi sayesinde sendikal muhalefet tamamen ezildi, grevler yasaklandı, işçi hakları askıya alındı ve halkın alım gücü büyük ölçüde düştü. İdeolojik alanda ise 1970'lerin güçlü sol muhalefetine karşı bir kalkan olarak Türk-İslam sentezi resmi devlet ideolojisi haline getirildi. Eğitim ve kültür hayatı bu eksende yeniden dizayn edildi. Karanlık Bilanço Kenan Evren döneminde Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en ağır insan hakları ihlallerine ve hukuksuzluklarına sahne oldu. Resmî raporlara ve insan hakları belgelendirmelerine göre 12 Eylül rejiminin bıraktığı bilanço şu acı tabloydu: 650 bin kişi gözaltına alındı; gözaltı süreleri günlerce, aylarca sürdü. 1 milyon 683 bin kişi sakıncalı olarak fişlendi. Açılan 210 bin dava kapsamında yüz binlerce insan yargılandı. Mahkemelerde toplam 6 bin 353 kişi için idam cezası istendi, mahkemeler 517 kişiye idam cezası verdi ve bunlardan 50'si (48 erkek, 2 adli suçlu) infaz edildi. İdam edilenlerin en sembolik ve trajik ismi, yaşı büyütülerek darağacına gönderilen 17 yaşındaki Erdal Eren oldu. Kenan Evren, Muş gezisinde yaptığı bir konuşmada idamları savunurken tarihe kazınan "Şimdi ben, bunu yakaladıktan sonra mahkemeye vereceğim ve ondan sonra da idam etmeyeceğim, ömür boyu ona bakacağım... Asmayalım da besleyelim mi?" sözlerini sarf etti. Yıllar sonra bir belgeselde ise idam kararlarını imzalarken elinin hiç titremediğini ve vicdan azabı çekmediğini ifade etti. Cezaevlerinde sistematik ve yaygın işkenceler uygulandı. Resmi rakamlara göre 171 kişi işkence altında hayatını kaybetti, yüzlerce insan sakat kaldı. Açlık grevleri ve ölüm oruçlarında mahkumlar yaşamını yitirdi. 30 bin kişi sakıncalı bulunarak kamu görevinden ve işinden atıldı. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı, 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurt dışına kaçmak zorunda kaldı. Basın, sanat ve kültür üzerindeki baskılar en üst seviyeye çıktı. Mamak Sıkıyönetim Komutanlığı'nca Bilim ve Sosyalizm Yayınları'na ait 113 bin 607 kitap yakıldı, yayıncı İlhan Erdost katledildi. Toplamda 39 ton kitap, gazete ve dergi SEKA'da imha edildi. Yüzlerce gazeteci yargılandı, gazeteler günlerce kapatıldı. Yılmaz Güney'in filmleri dahil 937 film yasaklandı. 23 bin 667 derneğin faaliyeti durduruldu. 1982 Anayasası ve Çankaya Yılları Askeri rejimin gölgesinde, üyeleri MGK tarafından atanan Danışma Meclisi tarafından hazırlanan anayasa, "hayır" oylarının rengi olan mavinin kullanımının yasaklandığı ve propagandaların tek taraflı yürütüldüğü bir ortamda halk oylamasına sunuldu. 7 Kasım 1982'de yapılan referandumda %91,37 oranında "evet" oyuyla 1982 Anayasası kabul edildi. Bu sonuç, anayasanın geçici 1. maddesi gereğince Kenan Evren'i otomatik olarak Türkiye'nin 7. Cumhurbaşkanı yaptı. 1 Temmuz 1983'te Genelkurmay Başkanlığı görevini Kara Kuvvetleri Komutanı Nurettin Ersin'e devrederek askerlikten emekli olan Evren, 6 Kasım 1983 genel seçimlerinin ardından iktidara gelen ANAP lideri Turgut Özal ile cumhurbaşkanlığı süresince genel anlamda uyumlu bir çalışma yürüttü. Dış politikada Pakistan lideri Ziya ül Hak ile yakın ilişkiler kurdu, İslam Konferansı Örgütü'nün zirvelerinde Türkiye'yi temsil etti. Cumhurbaşkanlığı görevi 9 Kasım 1989'da sona eren Evren, yerini Turgut Özal'a bırakarak Marmaris'e yerleşti. Emeklilik yıllarında resim yapmaya başlayan Evren, kişisel sergiler açtı, anılarını altı ciltlik Kenan Evren'in Anıları adıyla yayımladı ve kurduğu Kenan Evren Eğitim Kültür Vakfı ile ilgilendi. Bu dönemde yaptığı tabloların doğayı, çiçekleri ve huzurlu manzaraları yansıtması, sebep olduğu büyük toplumsal acılarla tezat oluşturduğu için kamuoyunda sıkça eleştirildi. Yargılama Süreci ve Tarihi Mahkûmiyet Kenan Evren'in dokunulmazlık zırhı, uzun yıllar boyunca anayasaya konulan maddelerle korundu. 2000 yılında Adana Savcısı Sacit Kayasu Evren hakkında iddianame hazırlasa da bu girişim sonuçsuz kalmış, Kayasu meslekten ihraç edilmiş ve AİHM kararıyla haklı bulunmuştu. Dönüm noktası ise 12 Eylül 2010 anayasa referandumu oldu. Referandumda %57,88 "evet" oyu çıkmasıyla birlikte, darbecilerin yargılanmasını ömür boyu garanti altına alan 1982 Anayasası'nın Geçici 15. maddesi yürürlükten kaldırıldı. Bu hukuki gelişmeyle birlikte Türkiye'nin dört bir yanından savcılıklara binlerce suç duyurusu yağdı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma sonucunda Ocak 2012'de hazırlanan iddianame ile Kenan Evren ve dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya şüpheli sıfatıyla yargı önüne çıkarıldı. 765 sayılı TCK'nın devlet kuvvetleri aleyhine cürümlerini düzenleyen 146. maddesi uyarınca yargılanan sanıklar, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle hakim karşısına çıktı. Sağlık durumu nedeniyle duruşmalara bizzat katılamayan Evren, tedavi gördüğü Ankara GATA'daki odasından sesli ve görüntülü bilişim sistemi (SEGBİS) aracılığıyla savunma yaptı ve mahkemedeki ifadesinde "Biz o gün doğru olanı yaptık. Bugün de olsa aynı şekilde ihtilal yapardık" diyerek yaptıklarını savundu. Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan ve mahkemenin kapatılmasının ardından Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam eden dava, 18 Haziran 2014 tarihinde karara bağlandı. Mahkeme, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya'yı "Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nı ve TBMM'yi ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye teşebbüs" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı. Ardından takdiri indirim uygulayarak cezayı müebbet hapse çevirdi ve Askeri Ceza Kanunu'nun 30. maddesi gereğince rütbelerinin erliğe düşürülmesine hükmetti. Yargıtay aşamasındaki temyiz süreci devam ederken, 9 Mayıs 2015 tarihinde Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nde (GATA) çoklu organ yetmezliği ve solunum yetmezliği nedeniyle 98 yaşında vefat etti. Ölümünün ardından 12 Mayıs 2015'te Genelkurmay Başkanlığı'nda sivil katılımın neredeyse yalnızca ailesiyle sınırlı kaldığı askeri bir tören düzenlendi; cenazesi Ahmet Hamdi Akseki Camii'nde kılınan namazın ardından Devlet Mezarlığı'nda toprağa verildi. Evren'in ölümüyle birlikte, hukuki süreç devam ettiği için kamu davası düşmüş oldu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

1980 Travması: 20. Yüzyılın En Büyük Anti-Sendikal Kuşatması DİSK Davası nedir? Haber

1980 Travması: 20. Yüzyılın En Büyük Anti-Sendikal Kuşatması DİSK Davası nedir?

"Şimdi Gülme Sırası Bizde" 12 Eylül 1980 sabahı beş generalin yönetime el koymasıyla birlikte meclis feshedilmiş, anayasa askıya alınmış ve siyasi partiler kapatılmıştı. Bu tablonun arkasında yatan en temel motivasyonlardan biri, sermaye sınıfının 1960’lardan itibaren giderek büyüyen ve güçlenen işçi sınıfı mücadelesine karşı duyduğu duyduğu öfkeydi. 15-16 Haziran 1970 Büyük İşçi Direnişi, milyonların katıldığı 1 Mayıs kutlamaları, DGM Direnişi, Faşizme İhtar Eylemleri ve ardı arkası kesilmeyen grevler egemen güçleri ürkütmüştü. Darbe, bu yükselişi kırmak için biçilmiş bir kaftandı. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Başkanı Halit Narin'in darbe sonrasında sarf ettiği "20 yıl işçiler güldü, biz ağladık. Şimdi gülme sırası bizde" sözleri, cunta rejiminin sınıf karakterini ve darbenin asıl sahiplerini net biçimde özetliyordu. Nitekim TİSK’in 1982 genel kurulunda sıraladığı taleplerin tamamı askeri yönetim tarafından eksiksiz hayata geçirildi. Ücret artışlarının sınırlanması, emekli aylıklarının düşürülmesi, emekli yaşının yükseltilmesi, kıdem tazminatına tavan getirilmesi, haftalık ve genel tatillerde ücret ödenmemesi, grev ertelemelerinin kapsamının genişletilmesi ve hak grevinin rafa kaldırılması gibi talepler doğrudan 1982 Anayasası'na ve çalışma yaşamına yasal kılıf olarak geçirildi. Toplu pazarlık hakkı ortadan kaldırılarak zorunlu tahkim sistemi devreye sokuldu. İşkenceler ve İdam Talepleri Aziz Çelik’in tanımıyla 20. yüzyıl Türkiye’sinin en büyük anti-sendikal davası olan DİSK Davası, işçi sınıfının örgütlü iradesine vurulan en kapsamlı darbe girişimlerinden biriydi. DİSK'in faaliyetleri durduruldu, konfederasyona kayyımlar atandı, mal varlıklarına el konuldu ve yöneticileri gözaltına alınarak 100 günü aşan insanlık dışı işkencelerden geçirildi. Dönemin cunta yönetimi, aralarında DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk’ün de bulunduğu 51 yönetici dahil toplam 78 kişi hakkında idam cezası talep etti. Yaklaşık 1.500 sendikacı ve aktivistin yargılandığı, 11 yıl süren bu devasa davada konfederasyonu suçlayacak somut hiçbir şiddet eylemi veya yasadışı delil ortaya konulamadı; tamamen meşru ve yasal sendikal faaliyetler suç unsuru olarak gösterildi. Hücrelerden Yükselen Acılar DİSK Davası, aynı zamanda derin insani trajedilerin ve unutulmaz acıların sahnesiydi. DİSK Onur Kurulu üyesi ve Lastik-İş yöneticisi Osman Özkan, 14 Nisan 1982'deki duruşmasından bir gün önce 16 yaşındaki evladını kaybetti. Askeri rejim, bir babanın evladının cenazesine katılmasına izin vermedi. Kızının tabutu tutuklu bulunduğu Davutpaşa Cezaevi'nin önüne getirildi; Osman Özkan evladını son kez cezaevinin demir parmaklıkları ve nizamiyesinden görebildi. Bu derin acıyı ömrü boyunca unutmayan Özkan, yıllar sonra mahkemede yaptığı tarihi savunmada dönemin savcısına seslenerek "Asla affetmeyeceğim" dedi. Bugün Osman Özkan DİSK tarihinde onurla anılırken, o zulmün faili savcının adını ise kimse hatırlamamaktadır; hafızanın adaleti, zalimleri unuttursa da direnenleri tarihe kazıdı. Enternasyonal Dayanışma ve Uluslararası Ağlar Davasının en kritik ve nefes aldırıcı yönlerinden biri de uluslararası alanda örülen dayanışma ağları oldu. Maden-İş avukatlığı ve DİSK Hukuk İşleri Dairesi Müdürlüğü görevlerini yürütürken 12 Eylül sonrası yurt dışına çıkmak zorunda kalan Yücel Top, Aralık 1981’de DİSK Avrupa Temsilciliği’ne atandı. Hasan Tahsin Benli ile yaptığı "Günlerin Bugün Getirdiği" adlı nehir söyleşi kitabında da yer alan anılarında aktardığı üzere Top; Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) başta olmak üzere uluslararası kurumlar nezdinde yoğun bir diplomasi yürüttü. Tutuklu yöneticilerin serbest bırakılması için kampanyalar örgütlendi, diğer ülkelerdeki sendikalardan destek alındı ve cezaevindeki sendikacıların ailelerine maddi yardım kanalları oluşturuldu. 11 Yılın Sonunda Gelen Beraat 11 yıl boyunca süren hukuk savaşının ardından, Askeri Yargıtay 3. Dairesi 16 Temmuz 1991 tarihinde tarihi bir karara imza attı. Yargılamaya dayanak yapılan Türk Ceza Kanunu’nun 141 ve 142. maddelerinin kaldırılmış olması gerekçe gösterilerek, DİSK yöneticileri hakkında beraat kararı verildi. Şiddete bulaşmamış, tamamen meşru hak arama mücadelesi olan sendikal faaliyetler aklanmış oldu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

MHP Genel Başkan Yardımcısı'ndan sert çıkışı: "Parti kurmayı şirket kurmaktan kârlı görenler türedi" Haber

MHP Genel Başkan Yardımcısı'ndan sert çıkışı: "Parti kurmayı şirket kurmaktan kârlı görenler türedi"

"Parti kurmayı şirket kurmaktan kârlı görenler türedi" Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, sosyal medya üzerinden siyasi partilerin kuruluşu, yasal esasları ve Türkiye'deki mevcut siyasi tabloya dair dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Siyasi parti kurmanın önceden izin alınmasını gerektirmediğini, şartları taşıyan 30 Türk vatandaşının bir araya gelmesiyle parti kurulabileceğini belirten Yıldız, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kayıtlarına göre Türkiye'de halihazırda 186 siyasi partinin bulunduğunu kaydetti. Mevcut partiler arasında kitle partileri, ideoloji partileri, kadro partileri ve bölgeci partilerin yanı sıra tabela partileri, hülle partileri, pazarlık partileri ve üyesiz partiler gibi çeşitli kümeleşmelerin yer aldığını ifade eden Yıldız, şu sert değerlendirmelerde bulundu: "Parti kurmayı şirket kurmaktan daha kârlı görenler türemiştir. Tabela partilerinin yasa dışı faaliyetlerini burada anlatmak zaman israfıdır. Son yıllarda kurulan pazarlık partilerinin demokrasiyi nasıl yozlaştırdıkları üniversitelerde tez konusu olmalıdır." Anayasal sınırlar ve hapis cezası uyarısı Paylaşımında siyasi partilerin uyması gereken anayasal sınırlara ve temel ilkelere de geniş yer veren Yıldız, partilerin devletin niteliklerine ve demokratik düzene aykırı faaliyetlerde bulunamayacağını vurguladı. Siyasi partilerin uyacağı temel esaslara yönelik ilk bölümü aktaran Yıldız, şu ifadelere yer verdi: "Siyasi partiler: a) Türkiye Devletinin Cumhuriyet olan şeklini; Anayasanın başlangıç kısmında ve 2 nci maddesinde belirtilen esaslarını; Anayasanın 3 üncü maddesinde açıklanan Türk Devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, diline, bayrağına, milli marşına ve başkentine dair hükümlerini; egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunun ancak, Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanılabileceği esasını; Türk Milletine ait olan egemenliğin kullanılmasının belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı veya hiçbir kimse veya organın, kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı hükmünü; seçimler ve halkoylamalarının serbest, eşit, gizli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılması esasını değiştirmek; b) Bölge, ırk, belli kişi, aile, zümre veya cemaat, din, mezhep veya tarikat esaslarına dayanamaz veya adlarını kullanamazlar." Yıldız, siyasi partilerin yasaklı faaliyetlerini ve hak hürriyet sınırlarını düzenleyen maddelerin devamını ise şu şekilde paylaştı: "c) Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini veya zümre egemenliğini veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamazlar ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar. d) Askerlik, güvenlik veya sivil savunma hizmetlerine hazırlayıcı nitelikte eğitim ve öğretim faaliyetlerinde bulunamazlar. e) Genel ahlak ve adaba aykırı amaçlar güdemezler ve bu amaca yönelik faaliyette bulunamazlar. f) Anayasanın hiçbir hükmünü, Anayasada yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlayamazlar." Açıklamasının sonunda yasal yaptırımlara dikkat çeken Yıldız, parti içi seçim süreçlerine ve oylamalara hile karıştıranlar hakkında şu uyarılarda bulundu: "Önseçimler ile siyasi parti kongrelerinin seçimleri ve kararları için yapılan oylamalarla, her kademedeki her çeşit parti görevlileri ve yedeklerinin seçimi için yapılan oylamalara ve bu oylamaların sayım ve dökümüne hile karıştıranlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.