SON DAKİKA

#Soğuk Savaş

HABER DEĞER - Soğuk Savaş haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Soğuk Savaş haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ortadoğu’nun bitmeyen krizi: 11 Eylül’le kurulan düzen, 7 Ekim’le sarsıldı Haber

Ortadoğu’nun bitmeyen krizi: 11 Eylül’le kurulan düzen, 7 Ekim’le sarsıldı

Ortadoğu’nun “savaşlar bitse bile huzurun gelmediği” coğrafya olarak anılmasının arkasında ne var? Akademisyen ve yazar Mehmet Akif Koç, bölgedeki kırılmaların sadece sahadaki çatışmalarla değil; rejim biçimleri, toplum yapıları, dış müdahaleler ve jeopolitik rekabetle örülü bir “uzun kriz düzeni” yarattığını vurguluyor. Koç’a göre bu düzenin iki ana dönüm noktası bulunuyor: 11 Eylül 2001 saldırıları ve 7 Ekim 2023 saldırıları. İki tarih de “saldırı” olsa da, asıl belirleyici olanın bu olaylardan sonra bölgeye dönük kurgu ve müdahale biçiminin değişmesi olduğunu söylüyor. 11 Eylül’ün ardından: ABD’nin müdahaleci dönemi ve ‘iki kamp’ siyaseti Koç, 11 Eylül sonrasında ABD’nin Ortadoğu’ya bakışında belirgin bir dönüşüm yaşandığını; 1990’ların “küresel liberal demokrasi” idealinin geriye düştüğünü ve Washington’un daha doğrudan müdahaleci bir hatta savrulduğunu belirtiyor. Bu dönemin yalnızca askeri müdahalelerle değil, siyasal dizayn ve ittifak mühendisliğiyle de ilerlediğini savunuyor. Koç’un çerçevesinde ABD’nin bölgede kurduğu temel yaklaşım şu: “Ya bizimlesin ya değilsin.” Bu bakışın içeriğini de şöyle özetliyor: ABD’yle aynı çizgideysen mezhebinin, ideolojinin ya da rejiminin ne olduğunun ikincil hale geldiği; fakat ABD’nin yanında değilsen, sistemin dışına itildiğin ve hedefe dönüşebildiğin bir denge. Arap ayaklanmaları: Soğuk Savaş’tan kalan yapılar tasfiye edildi Koç, 11 Eylül sonrası şekillenen dönemin ikinci büyük kırılmasını Arap ayaklanmalarıyla ilişkilendiriyor. Libya’da Kaddafi, Mısır’da Mübarek, Yemen’de Ali Abdullah Salih, Tunus’ta Bin Ali gibi yönetimlerin devrilmesini “Soğuk Savaş bakiyesi yapıların tasfiyesi” olarak okuyor. Suriye’de Baas rejiminin düşüşünü de aynı hat içinde değerlendiriyor; bu tasfiyelerin bölgeyi daha istikrarlı değil, daha kırılgan hale getirdiğini savunuyor. 7 Ekim sonrası: İran’ın yükselişi durdu, dengeler yeniden kuruldu Koç’a göre 2003 Irak işgali ile 7 Ekim 2023 arasındaki 20 yıllık dönem, İran’ın bölgesel etkisinin büyüdüğü bir zaman aralığıydı. İran’ın bir dönem Bağdat, Şam, Beyrut ve Sana üzerindeki nüfuzuyla “4 başkent” etkisine ulaştığını; Gazze’yi de ekleyerek bunu “4,5 başkent” diye tarif ettiğini aktarıyor. Ancak Koç, 7 Ekim sonrası sürecin İran’ın bu bölgesel momentini tersine çevirdiğini düşünüyor. Kendi “Ortadoğu okumasında” bölgeyi şekillendiren dört ana aktörü Türkiye, İran, İsrail ve Körfez Arapları (Suudi Arabistan, BAE, Katar) olarak tanımlıyor; diğer Arap ülkelerinin ise daha sınırlı bir etkiye sahip olduğunu söylüyor. Koç’un iddiası şu: 2003-2023 arasında İran, bu üç aktörü aynı anda karşısına aldı; buna karşılık diğer üç aktör ABD’yle birlikte hareket ederek İran’ın etkisini kıran bir çizgiye geldi. Bu süreçte Suriye’de yaşanan gelişmelerin de İran’ın alan kaybını hızlandırdığı görüşünde. “Suriye’de savaş bitti demek kolay, ama çatışma dinamikleri sürüyor” Koç, Suriye’de rejimin düşmüş olmasının ülkede iç çatışmaların biteceği anlamına gelmediğini savunuyor. Bunun temelini iki “makro çerçeve” ile açıklıyor: 1) Tarihsel-sosyolojik yarılma: Koç, Osmanlı’nın son döneminden beri Suriye’de bir yarılma bulunduğunu söylüyor. Bir yanda Halep-Hama-Humus-Şam-Dera hattında yoğunlaşan Sünni Arap merkez aks; diğer yanda Kuzeydoğu’daki Kürtler, güneyde Dürziler, sahilde Aleviler/Nusayriler, ayrıca Hristiyanlar, Türkmenler ve diğer toplulukların oluşturduğu periferik yapı. Bu iki eksenin farklı dönemlerde birbirini tasfiye ederek ilerlediğini; darbeler, rövanşlar ve kırılmaların bu gerilimi derinleştirdiğini belirtiyor. 2) “Beşli çatışma dinamiği” uyarısı: Koç, Suriye’de önümüzdeki dönemi şekillendirebilecek beş çatışma hattı öngörüyor: Sünni İslamcılar ile Aleviler arasındaki tarihsel kan davası; Sünni İslamcılar ile Dürziler arasındaki gerilim; Şam’daki yönetim ile Kürt yapıların (YPG/SDG) kontrol ve yetki mücadelesi; Şii ağlar (Hizbullah, Haşdi Şaabi ve İran bağlantılı gruplar) ile Sünni selefi unsurlar arasındaki derinleşmiş çatışma; son olarak da HTŞ’nin kendi içindeki farklı fraksiyonların, liderliğe ve dış ilişkiler tercihlerine dair üretebileceği iç gerilim. Koç, bu tablo nedeniyle “rejim değişse bile” Suriye’de kısa ve orta vadede çatışma potansiyelinin canlı kaldığını vurguluyor. İran’da neden gerilim bitmiyor? ‘Yapısal kriz + yarılmış sosyoloji + konjonktürel baskı’ İran başlığında Koç, sokak protestolarının arkasındaki gerilimi üç ana kümede topluyor: Yapısal kriz: “Seçilmişler ile atanmışlar” arasındaki yetki uçurumu. Koç, halkın sandığa giderken “Seçtiğim kişiler gerçekten yönetebiliyor mu?” sorusunu daha yüksek sesle sormaya başladığını; buna bağlı olarak seçim katılım oranlarının düştüğünü söylüyor. Yarılmış sosyoloji: Etnik/mezhepsel periferi (Azeri Türkleri, Kürtler, Araplar, Beluçlar, Türkmenler vb.) ile merkez arasındaki tarihsel gerilimler; ayrıca toplumun dindar-seküler ayrışması ve özellikle kadın hareketlerinin baskı mekanizmalarına tepkisi. Konjonktürel krizler: Nükleer program ve balistik füze tercihinin yaptırımları büyütmesi; yaptırımların ekonomi üzerinde ağır basınç üretmesi; bölgesel hegemonya kaybının ve dış baskının iç gerilimi daha kırılgan hale getirmesi. Koç, bu üç başlığın üst üste binmesinin İran’da “sönümlense bile geri gelen” kriz dalgaları ürettiğini savunuyor. “İran’da devrim olur mu?”: Koç’un üç senaryosu Koç, İran’da kısa vadede rejim değişikliğini mümkün kılacak üç senaryo dışında güçlü bir ihtimal görmediğini söylüyor: Seküler devrim: Bunun için milyonların uzun süreli ve ülke geneline yayılan eylemliliği, örgütlülük ve dış destek gibi şartların oluşması gerektiğini; fakat bugün İran’da bunun sosyolojik tabanının ve siyasal örgütlenme kanallarının sınırlı olduğunu savunuyor. Devletin periferide çözülmesi: Etnik/mezhepsel toplulukların kontrol alanları oluşturarak merkezi yapıyı geri itmesi ihtimali. Koç bunu tarihsel örneklerle anlatmakla birlikte, mevcut devlet kapasitesi nedeniyle kısa vadede düşük olasılık görüyor. Dışarıdan karasal işgal: Bu kapasitenin fiilen yalnızca ABD’de bulunduğunu; fakat Irak ve Afganistan tecrübelerinin ardından böyle bir işgalin maliyetinin yüksek olacağını vurguluyor. Koç, bu nedenle İran’da gerilimin “bitmesi” değil, farklı biçimlerde “yeniden üremesi” olasılığının daha güçlü olduğunu ifade ediyor.

Sovyetler Birliği’nin en etkili casusu Aldrich Ames ABD hapishanesinde öldü Haber

Sovyetler Birliği’nin en etkili casusu Aldrich Ames ABD hapishanesinde öldü

Soğuk Savaş’ın en büyük iç ihanetlerinden biri Aldrich Hazen Ames, Amerika Birleşik Devletleri Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) bünyesinde 31 yıl görev yaptıktan sonra, 1985–1993 yılları arasında Sovyetler Birliği’ne ve sonrasında Rusya’ya istihbarat sızdırdığı için 1994’te tutuklanmıştı. Vikipedi O dönemde CIA’nin Sovyetler masasında karşı istihbarat analisti olan Ames, Kremlin’e ABD adına çalışan çok sayıda Rus casusun kimliğini vermesiyle tarihin en yıkıcı ihanet vakalarından birine imza attı. euronews Verdiği bilgiler yüzlerce kişiyi tehlikeye attı Ames’in Moskova’ya sızdırdığı bilgiler, sadece gizli operasyonları deşifre etmekle kalmadı; Batı istihbaratının Sovyetler içindeki kaynaklarının kimlikleri ortaya çıktı ve en az on ajan ya tutuklandı ya da infaz edildi. Anadolu Ajansı Casusluk faaliyetleri karşılığında 2,5 milyon dolardan fazla ödeme aldığı bildirilen Ames, CIA tarihinin en zarar verici casuslarından biri olarak kabul ediliyordu. euronews Tutuklanma ve ceza Ames ve eşi Rosario, casusluk ve vergi kaçakçılığı suçlarını kabul ederek federal mahkeme tarafından şartlı tahliyesiz müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Ames, Maryland’deki Federal Correctional Institution’da tutuklu bulunduğu sürede parole şansı olmadan cezasını çekiyordu. Vikipedi Ölümü ve etkisi 84 yaşında hayatını kaybeden Ames’in ölümü, Soğuk Savaş istihbarat savaşlarındaki en tartışmalı figürlerden birinin yaşamının son bulması olarak değerlendiriliyor. İhaneti, CIA ve ABD’nin Sovyet stratejilerine dair güvenlik politikalarında uzun yıllar süren etkiler yarattı ve insan kaynaklı casusluk risklerine dair önemli dersler bıraktı. Vikipedi

Beyaz Saray'daki kritik zirveden "savaş" kararı çıktı! Haber

Beyaz Saray'daki kritik zirveden "savaş" kararı çıktı!

Trump’a “askeri seçenekler” sunuldu Amerikan CBS News’in haberine göre, Beyaz Saray’da yapılan toplantıya ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, Genelkurmay Başkanı Dan Caine ve çok sayıda üst düzey askeri yetkili katıldı. Toplantıda, Venezuela’ya yönelik olası saldırı dahil tüm güncellenmiş askeri senaryoların Başkan Trump’a sunulduğu öne sürüldü. Görüşmede, Karayipler ve Güney Amerika açıklarındaki güvenlik stratejileri masaya yatırıldı. Kaynaklara göre, Trump henüz Venezuela’ya doğrudan bir askeri müdahale kararı almadı ancak bölgedeki askeri varlığın artırılması yönünde talimat verdi. Hegseth: “Güney Mızrağı Operasyonu’nu başlattık” Toplantının ardından açıklama yapan ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, sosyal medya üzerinden “Batı Yarımküre’de uyuşturucu kaçakçılığı ve terörle mücadele kapsamında Güney Mızrağı Operasyonu’nu başlattık” ifadelerini kullandı. Operasyonun Güney Mızrak Ortak Görev Gücü (Joint Task Force South Spear) ve ABD Güney Komutanlığı (SOUTHCOM) koordinasyonunda yürütüleceği bildirildi. Hegseth açıklamasında, “Bu operasyon, ABD anakarasını korumayı, uyuşturucu teröristlerini etkisiz hale getirmeyi ve uyuşturucu kaynaklı ölümleri önlemeyi hedefliyor” dedi. Denizaltılar, savaş gemileri ve uçak gemisi bölgeye gönderildi Trump yönetimi, Latin Amerika kökenli uyuşturucu kartellerine karşı “yerinde mücadele” stratejisini devreye soktu. ABD, Venezuela açıklarına denizaltı ve savaş gemilerinden oluşan bir deniz filosu gönderdi. Ayrıca dünyanın en büyük uçak gemilerinden USS Gerald R. Ford, bölgeye ulaştı. Washington yönetimi, operasyonun “sınır ötesi suç örgütlerine yönelik” olduğunu savunurken; Caracas yönetimi bu adımı “egemenliğe saldırı” olarak nitelendirdi. Maduro’dan misilleme: 4,5 milyon milis seferber edildi Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro, ülkesinin herhangi bir dış müdahaleye karşı “hazır” olduğunu belirtti. Maduro, “Her karış toprak için savaşacağız. Halk ordumuzla birlikte vatanı savunacağız” diyerek 4,5 milyon milis gücünü seferber ettiğini açıkladı. Maduro ayrıca ABD’nin Karayipler açıklarında “uyuşturucu gerekçesiyle” hedef aldığı tekneleri uluslararası hukuka aykırı saldırılar olarak değerlendirdi. Uluslararası hukuk tartışması büyüyor ABD’nin Güney Amerika’da artan askerî varlığı, uluslararası hukukçular ve Birleşmiş Milletler çevrelerinde endişe yaratıyor. Eleştiriler, “uyuşturucuyla mücadele” bahanesiyle rejim değişikliği operasyonu yürütüldüğü yönünde. Latin Amerika’daki birçok ülke, bölgenin yeniden “soğuk savaş dönemini hatırlatan” bir askeri bloklaşma riskiyle karşı karşıya olduğunu savunuyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.