SON DAKİKA

#Sosyal Devlet

HABER DEĞER - Sosyal Devlet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sosyal Devlet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

“Ev sahibi Türkiye” hamlesi: 2 milyon yurttaşa konut hedefi Haber

“Ev sahibi Türkiye” hamlesi: 2 milyon yurttaşa konut hedefi

Burhanettin Duran, Ankara’da yaptığı açıklamada “Ev Sahibi Türkiye” projesinin kapsamına ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Proje kapsamında en az 2 milyon yurttaşın modern ve güvenli konutlara erişmesinin hedeflendiği belirtildi. İstanbul’da 100 bin konut için kura Projede en dikkat çeken başlıklardan biri İstanbul oldu. Duran, İstanbul’da 100 bin konut için kura çekiminin gerçekleştirileceğini açıkladı. Kura töreninin Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla 3 gün süreceği ifade edildi. 81 ilde 500 bin sosyal konut TOKİ tarafından yürütülen proje kapsamında Türkiye genelinde 81 ilde toplam 500 bin sosyal konut inşa edilecek. Bu adımın, ülke genelinde büyük bir konut dönüşümü yaratması hedefleniyor. 2 milyon kişiye güvenli yaşam Burhanettin Duran, projenin sadece konut üretmekle sınırlı olmadığını vurguladı. Açıklamaya göre: Afetlere dayanıklı yapılar inşa edilecek Modern yaşam alanları oluşturulacak Uygun ödeme koşulları sunulacak Bu kapsamda en az 2 milyon yurttaşın yaşam kalitesinin artırılması amaçlanıyor. Ekonomiye 300 sektörlük katkı Projeyle birlikte inşaat başta olmak üzere 300’den fazla sektörün harekete geçmesi bekleniyor. Uzmanlara göre bu ölçekte bir konut hamlesi: İstihdamı artırabilir Ekonomik canlılık yaratabilir Yerli üretimi destekleyebilir“Sosyal devlet vurgusu” Burhanettin Duran, projenin mahalle kültürünü koruyan sosyal donatılarıyla birlikte sosyal devlet anlayışının somut bir örneği olduğunu ifade etti. “Ev Sahibi Türkiye” projesinin, hem barınma ihtiyacına çözüm sunması hem de ekonomik hareketlilik yaratması açısından kritik bir adım olduğu değerlendiriliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

OECD’den Türkiye’ye “daha uzun çalışın” mesajı: Emeklilik yaşı tartışması büyüyor Haber

OECD’den Türkiye’ye “daha uzun çalışın” mesajı: Emeklilik yaşı tartışması büyüyor

OECD tarafından yayımlanan “Büyüme ve Rekabetçiliğin Temelleri 2026” raporu, Türkiye ekonomisine dair dikkat çeken tespitler içerdi. Raporda, nüfusun yaşlandığına işaret edilerek emeklilik yaşının artırılması önerildi. Ancak bu yaklaşım, emek politikaları açısından eleştirilere açık bir çerçeve sunuyor. “Daha uzun çalışma” önerisi OECD raporunda, yaşam beklentisinin artmasıyla birlikte emeklilik yaşının da yükseltilmesi gerektiği ifade edildi. Simülasyonlara göre bu tür bir düzenlemenin uzun vadede ekonomik büyümeye katkı sağlayabileceği belirtiliyor. Ancak raporun bu yaklaşımı, emeğin korunması ve yurttaşların yaşam kalitesi açısından tartışmalı bulunuyor. Zira mevcut koşullarda Türkiye’de milyonlarca yurttaş, emeklilik hakkına erişmekte dahi zorlanıyor. Yaşlı işgücüne “daha fazla çalışma” baskısı Raporda, ileri yaşlardaki yurttaşların işgücünde daha uzun süre kalmasının teşvik edilmesi gerektiği vurgulanırken, bunun için erken emekliliğin sınırlandırılması öneriliyor. Bu yaklaşım, özellikle ağır iş kollarında çalışan emekçiler açısından ciddi soru işaretleri yaratıyor. Uzmanlar, fiziksel olarak yıpranan işçiler için “daha uzun çalışma” politikasının sosyal adaletle çelişebileceğine dikkat çekiyor. Kadın emeği ve eşitsizlik vurgusu OECD, Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranının düşük olduğunu da belirtti. Ancak çözüm önerileri arasında yer alan esnek çalışma modelleri ve iş güvencesinin gevşetilmesi, güvencesizliği artırabileceği gerekçesiyle eleştiriliyor. Sosyal devlet yerine piyasa odaklı öneriler Raporda emeklilik sisteminin “cömert” olduğu ve finansmanının yüksek primlere dayandığı ifade edilirken, katkı paylarının düşürülmesi ve iş gücü piyasasının esnekleştirilmesi önerildi. Bu öneriler, sosyal politika perspektifinden bakıldığında kamu güvencelerinin zayıflatılması ve emeğin piyasa koşullarına daha fazla terk edilmesi riskini barındırıyor. Eğitim ve beceri politikaları öne çıkıyor OECD, Türkiye’nin düşük maliyetli iş gücüne dayalı üretimden yüksek katma değerli sektörlere geçmesi gerektiğini vurgularken, eğitim sisteminin iş gücü piyasasıyla daha uyumlu hale getirilmesini önerdi. Ancak bu dönüşümün, kamusal eğitim yatırımları ve eşit erişim politikalarıyla desteklenmemesi durumunda toplumsal eşitsizlikleri derinleştirebileceği belirtiliyor. Emek örgütlerinden eleştiri gelebilir Rapordaki önerilerin önümüzdeki süreçte sendikalar ve emek örgütleri tarafından tartışmaya açılması bekleniyor. Emeklilik yaşının artırılması yönündeki her adımın, yalnızca ekonomik değil aynı zamanda toplumsal boyutlarıyla ele alınması gerektiği vurgulanıyor. Tartışma büyüyor: Ekonomi mi, yaşam hakkı mı? OECD’nin önerileri, ekonomik büyüme hedefleri ile yurttaşların insanca yaşam hakkı arasında yeni bir denge tartışmasını gündeme taşıyor. Türkiye’de sosyal politika yaklaşımının hangi yönde şekilleneceği ise önümüzdeki dönemin en kritik başlıklarından biri olmaya aday. haberdeger.com — Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Faizsiz ev fırsatı geri döndü: SGK’dan kritik destek ama herkese değil Haber

Faizsiz ev fırsatı geri döndü: SGK’dan kritik destek ama herkese değil

Türkiye’de konut fiyatlarının hızla artması ve kredi faizlerinin yüksek seyretmesi, ev sahibi olmayı zorlaştırırken alternatif çözümler yeniden tartışılmaya başlandı. Bu süreçte Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından sağlanan faizsiz konut desteği dikkat çekti. Faiz yükü olmadan sunulan bu destek, özellikle sabit gelirli yurttaşlar için önemli bir avantaj olarak öne çıkıyor. Destek geniş kitlelere açık değil, belirli grupları kapsıyor SGK’nın sunduğu faizsiz konut desteği, herkese açık bir kredi kampanyası değil. Uygulama, sosyal devlet anlayışı kapsamında yalnızca belirli hak sahiplerine yönelik olarak sunuluyor. Bu kapsamda görev sırasında malul olanlar, görev nedeniyle hayatını kaybedenlerin eş ve çocukları ile terör ya da kamu görevi nedeniyle zarar gören bireyler ve yakınları destekten yararlanabiliyor. Bu yönüyle sistem, ekonomik olduğu kadar sosyal bir destek modeli olarak da değerlendiriliyor. Faizsiz olması mali yükü ciddi şekilde azaltıyor Destek modelinin en dikkat çeken özelliği, hiçbir faiz uygulanmaması. Bu durum toplam geri ödeme miktarını düşürürken uzun vadede borç yükünü hafifletiyor ve konut sahibi olmayı daha erişilebilir hale getiriyor. Özellikle düzenli maaşla geçinen dar gelirli hak sahipleri için bu avantaj kritik önem taşıyor. Hak sahipliği titizlikle belirleniyor Faizsiz konut desteğinden yararlanabilmek için başvuru sürecinde detaylı bir değerlendirme yapılıyor. Kişinin durumu, olayın niteliği ve yasal kriterler dikkate alınarak hak sahipliği belirleniyor. Ayrıca hak sahibi kişinin bu imkândan yararlanmaması durumunda, belirli şartlar altında hak aile bireylerine devredilebiliyor. Başvuru süreci dijitalleşmeyle hızlandı Geçmişte bürokratik işlemlerle zorlayıcı olabilen başvuru süreci, dijitalleşmeyle birlikte daha kolay ve hızlı hale geldi. Başvurular artık elektronik ortamda yapılabiliyor, gerekli belgeler online sistemlerden temin edilebiliyor ve süreç daha şeffaf ilerliyor. Kredi işlemleri ise SGK ile anlaşmalı bankalar üzerinden yürütülüyor. Geri ödeme maaş üzerinden otomatik yapılıyor Bu destek modelinde geri ödeme süreci de farklı işliyor. Hak sahiplerinin maaşlarından belirli oranlarda kesinti yapılarak ödeme gerçekleştiriliyor. Böylece ayrı bir ödeme takibine gerek kalmazken gecikme ve temerrüt riski de minimuma indiriliyor. Sosyal dayanışmanın güçlü bir örneği olarak öne çıkıyor Faizsiz konut desteği yalnızca bir finansman modeli değil, aynı zamanda toplumsal dayanışmanın bir parçası olarak değerlendiriliyor. Devletin, geçmişte fedakârlık göstermiş bireylerin yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik sunduğu bu destek, sosyal devlet anlayışının somut bir örneği olarak dikkat çekiyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Ramazan sofrası ekonominin aynası oldu Haber

Ramazan sofrası ekonominin aynası oldu

Ramazan ayının başlamasıyla birlikte Türkiye’de iftar sofralarının maliyeti yeniden ekonomi gündeminin başına oturdu. Hem evde kurulan sofraların hem de dışarıdaki iftar menülerinin ciddi biçimde zamlanması, yurttaşların tüketim alışkanlıklarını değiştirirken sosyal dayanışma, sosyal devlet ve piyasa tartışmalarını da görünür hale getirdi. İftar sofraları hayat pahalılığının sembolü haline geliyor Evde dört kişilik mütevazı bir iftar sofrasının maliyetinin belirgin biçimde yükselmesi, gıda enflasyonunun en somut göstergelerinden biri olarak değerlendiriliyor. Temel gıda ürünlerindeki artış, özellikle sabit gelirli yurttaşların davet kültürünü sınırlarken, daha sade sofralara yönelim dikkat çekiyor. Ekonomik iftar menülerinin dahi yüksek seviyelere çıkması, Ramazan’ın paylaşım kültürü ile piyasa fiyatları arasındaki gerilimi görünür kılıyor. Lüks iftarlar ile mütevazı sofralar arasındaki makas büyüyor Mahalle lokantalarında başlayan iftar menüleri ile otel ve lüks restoranlardaki fiyatlar arasındaki fark, gelir dağılımı tartışmasını derinleştiriyor. Orta segment bir iftarın bile aile bütçesinde ciddi bir kalem haline gelmesi, Ramazan sofralarının yalnızca dini değil sınıfsal bir tartışma başlığına dönüşmesine neden oluyor. Aynı akşam farklı ekonomik gerçekliklerin yaşanması, “sofra eşitsizliği” kavramını gündeme taşıyor. Denetimler ve piyasa müdahalesi tartışması öne çıkıyor Fiyat artışları sonrası gıda piyasasına yönelik denetimlerin artırılması, stokçuluk ve fahiş fiyat tartışmalarını yeniden gündeme getirdi. Bir kesim piyasa müdahalesinin zorunlu olduğunu savunurken, diğer kesim maliyet baskısının fiyatları kaçınılmaz biçimde yukarı çektiğini ifade ediyor. Bu tartışma, Ramazan döneminde gıdaya erişimin sosyal politika başlığı olarak ele alınmasına yol açıyor. Dayanışma ağları ve “yurttaş sofrası” kavramı güçleniyor Belediyelerin kurduğu halk iftarları, dayanışma mutfakları ve gıda kolisi uygulamaları sosyal ekonomi modellerinin sahadaki en görünür örnekleri arasında yer alıyor. Yardım taleplerindeki artış, gelir baskısının gündelik hayata yansımasını ortaya koyarken, paylaşım kültürünün kurumsal biçimlerde yeniden üretildiği görülüyor. Bu tablo, Ramazan’ın toplumsal dayanışma kapasitesini test eden bir dönem olduğunu gösteriyor. Tüketim alışkanlıkları değişiyor Yurttaşların daha planlı alışverişe yöneldiği, toplu davetlerin azaldığı ve ev içi tüketimin arttığı gözlemleniyor. İndirim takipleri, kooperatif alışverişi ve alternatif gıda ağlarına yönelim artarken, Ramazan’ın ekonomik davranışları yeniden şekillendirdiği ifade ediliyor. Ramazan ekonomisi ne söylüyor? Ortaya çıkan tablo üç temel eğilime işaret ediyor. İlk olarak gıda enflasyonu Ramazan’da görünür hale geliyor ve sofra maliyeti yurttaşın en somut enflasyon göstergesine dönüşüyor. İkinci olarak sınıfsal farklar sembolikleşiyor; farklı gelir gruplarının aynı dönemi bambaşka ekonomik deneyimlerle yaşadığı görülüyor. Üçüncü olarak sosyal dayanışma mekanizmaları yeniden önem kazanıyor ve piyasa fiyatlarının yarattığı boşluğu kolektif çözümler doldurmaya çalışıyor. Bu nedenle Ramazan sofraları artık yalnızca yemek değil; ekonomi politikalarının, sosyal devlet anlayışının ve toplumsal eşitlik tartışmasının aynası olarak okunuyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Devlet geri adım attı: 3,2 milyar liralık GSS borcu siliniyor Haber

Devlet geri adım attı: 3,2 milyar liralık GSS borcu siliniyor

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin gündemine gelmesi beklenen ve kamuoyunda 11. Yargı Paketi olarak bilinen kanun teklifinin kabul edilmesi halinde, genel sağlık sigortası kapsamında biriken eski borçlar için önemli bir adım atılacak. Devlet, 2016 öncesine ait ödenmemiş prim alacaklarını ve bunlara bağlı ek yükleri silmeyi planlıyor. Düzenleme 2016 öncesi tüm GSS borçlarını kapsıyor Teklifin yasalaşmasıyla, 1 Ocak 2016 tarihinden önce tahakkuk etmiş ancak ödenmemiş genel sağlık sigortası primleri ile bu borçlara eklenen gecikme cezası ve gecikme zamlarının tamamının tahsilinden vazgeçilecek. Böylece devlet, yıllardır tahsil edilemeyen alacaklar için dosyayı kapatmış olacak. Yaklaşık 1,5 milyon yurttaşın borcu silinecek Yapılan hesaplamalara göre düzenleme, 1 milyon 477 bin kişinin ödeyemediği toplam 3,2 milyar liralık genel sağlık sigortası primi borcunu kapsıyor. Bu adımın, özellikle düşük gelirli ve prim ödeme gücü bulunmayan yurttaşlar açısından önemli bir rahatlama yaratması bekleniyor. Amaç küçük ve tahsili zor alacaklardan vazgeçmek Yetkililer, düzenlemenin temel gerekçesinin çeşitli nedenlerle ödenememiş ya da zaman içinde unutulmuş, çoğu düşük tutarlı prim borçlarının idari ve mali yük oluşturması olduğunu ifade ediyor. Tahsil kabiliyeti düşük bu alacakların silinmesiyle hem yurttaşların üzerindeki borç baskısının azaltılması hem de kamu yönetiminde sadeleşme hedefleniyor. Yılbaşından önce yasalaşması bekleniyor Teklifin önümüzdeki günlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda görüşülmesi ve yılbaşından önce yasalaşması öngörülüyor. Düzenlemenin kabul edilmesi halinde borç silme işlemleri resen uygulanacak ve yurttaşların ayrıca başvuru yapmasına gerek kalmayacak. Sosyal devlet vurgusu öne çıkıyor Düzenleme, genel sağlık sigortasının sosyal niteliği gereği, prim borcu nedeniyle geçmişte sağlık hizmetlerine erişimde sorun yaşayan yurttaşlar açısından da sembolik bir anlam taşıyor. Uzmanlara göre bu adım, Türkiye toplumunda sosyal devlet anlayışının güçlendirilmesi yönünde önemli bir mesaj niteliği taşıyor.

ÖTV muafiyetinde engelliler için getirilen 10 yıl kuralı askıya alındı Haber

ÖTV muafiyetinde engelliler için getirilen 10 yıl kuralı askıya alındı

Yargı, engellilerin kazanılmış haklarını hukuka aykırı bulan düzenlemeyi askıya aldı. Danıştay 7. Dairesi, engelli yurttaşların ÖTV istisnası kapsamında edindiği ilk aracı sattıktan sonra ikinci kez muafiyetten yararlanabilmesi için getirilen “10 yıl bekleme” şartını hukuka aykırı bularak yürütmesini durdurdu. Karar, 27 Aralık 2024’ten önce aracını satan binlerce engelli yurttaşın yeniden muafiyetten yararlanmasının önünü açtı. On yıl kuralı, hakları geriye dönük budadığı için durduruldu. Yüksek Mahkeme, Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) istisnasını düzenleyen ve 15 Ocak 2025’te yürürlüğe giren ÖTV (II) Sayılı Liste Uygulama Genel Tebliği’nin 10. maddesindeki “10 yıl” kuralının, önceki dönemlerde işlem yapmış kişileri de kapsayacak biçimde uygulanmasının açıkça hukuka aykırı olduğuna hükmetti. Karinın merkezinde, “kazanılmış hakların” geriye dönük olarak daraltılamayacağı ilkesi yer aldı. Yüksek Mahkeme, engellilerin topluma katılımı vurgusunu öne çıkardı. Kararda, düzenlemenin engelli bireylerin günlük yaşamda bağımsız hareket etme kapasitesini zayıflatabileceği ve toplumsal hayata aktif katılımlarını engelleyebileceği tespitine yer verildi. Daire, bu sonuçların Anayasa’nın eşitlik ve sosyal devlet ilkeleriyle bağdaşmadığını belirterek yürütmenin durdurulmasına karar verdi. Karar kimleri kapsıyor ve ne değişiyor? Buna göre, 27 Aralık 2024’ten önce ÖTV istisnasıyla araç alıp beş yılın ardından satan ya da devreden engelli yurttaşlar, ikinci kez araç edinirken 10 yıl beklemeden yeniden ÖTV muafiyetinden yararlanabilecek. Uygulama; satış tarihi geçmişte kalanları da kapsayacak biçimde geriye dönük etki doğuruyor. Mücadeleyi yürüten dernek “kazanılmış haklar geri geldi” dedi. Türkiye Sakatlar Derneği Amasya Şube Başkanı Emine Hicin Arslan, kararın kamuoyuna duyurulmasının ardından yaptığı açıklamada, “Yoğun hukuki mücadelemiz, engellilerin kazanılmış haklarını koruyan bir dönüm noktasına ulaştı” ifadelerini kullandı. Ne olacak, süreç nasıl işleyecek? Kararın ardından idare, yürütmesi durdurulan hükmü uygulayamayacak. İlgili vergi dairelerinin, yeni başvuruları 10 yıl şartı aramaksızın değerlendirmesi, reddedilmiş dosyalar için de yeniden inceleme yolunun açılması bekleniyor. Türkiye toplumu açısından anlamı: Erişilebilirlik bir ayrıcalık değil, haktır. Karar, engelli yurttaşların bağımsız yaşam hakkını güçlendiren bir yargı içtihadı olarak kayda geçti. Hareket özgürlüğünü kısıtlayan bürokratik engellerin kaldırılması, sosyal politika perspektifinden “erişilebilirliğin” bir lütuf değil, hak olduğu yaklaşımını pekiştirdi.

Orkide Demirtaş’ın ölümü: Devletin ihmali mi, sağlık sisteminin çöküşü mü? Haber

Orkide Demirtaş’ın ölümü: Devletin ihmali mi, sağlık sisteminin çöküşü mü?

Niğde’de yaşayan 52 yaşındaki Orkide Demirtaş, 27 Temmuz’da bir restoranda yemek yerken fenalaştı. Baygınlık geçirdi, nefessiz kaldı ve kalbi durdu. Hastaneye kaldırıldığında entübasyon uygulandı ancak iddialara göre bu sırada nefes borusu yırtıldı. Kalp masajıyla hayata döndürülse de kritik durumdaydı. Doktorlar Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne sevk edilmesi gerektiğini söylediler, fakat iddialara göre Ankara’dan “yer yok” yanıtı geldi. Orkide tam iki gün boyunca Niğde’de bekletildi. 54 saat sonra Ankara’ya götürüldüğünde doktorların ilk sözleri “Çok geç kaldınız” oldu. 10 Ağustos’ta Orkide yaşamını yitirdi. “Keşke devlete güvenmeseydim” Orkide’nin ağabeyi Metin Demirtaş, bir dönem savcılık yapmış, bugün noterlik görevini sürdüren biri. Kardeşinin ölümünü “devletin ihmali” olarak tanımlıyor. “Keşke devlete güvenmeseydim” diyerek öfkesini dile getiriyor. Ona göre kardeşi, zamanında Ankara’ya götürülebilseydi, bugün hayatta olabilirdi. Metin Demirtaş’ın sözleri aslında bir yurttaşın devlete duyduğu güvenin nasıl boşa çıktığını gözler önüne seriyor: “Koskoca devletimiz var” diyerek beklediklerini ama karşılığında ölüm haberini aldıklarını söylüyor. İsmail Saymaz’ın yazısından Halk TV yazarı İsmail Saymaz, olayla ilgili kaleme aldığı yazısında şu cümleleri kullandı: “Orta Anadolu’nun göbeğinden başkente hasta transfer edilemedi. Nefes borusu lime lime olmuştu, ama çok geç kalınmıştı. Devlete güvenildi, ancak devlet Orkide’yi ölüme terk etti.” Saymaz, olayın bireysel bir trajedi olarak görülemeyeceğini belirtti: “Sağlık bir lütuf değil, bir haktır. Bu hak devletin keyfine göre değil, yurttaşın yaşam hakkı gereği koşulsuz sağlanmak zorundadır.” “Yer yok” bahaneleri ve bürokrasi duvarı Olayın vahim tarafı yalnızca bir tıbbi hata ihtimali değil. Bu trajedi, Türkiye’de sağlık sisteminin ne kadar kırılgan olduğunu ve yurttaşların en temel hakkı olan yaşam hakkının dahi bürokratik duvarlara çarpıp yok olabildiğini gösteriyor. “Yer yok” denilerek iki gün boyunca bekletilen bir hastanın ölümü, sadece bir ihmal değil, sosyal devletin çöküşünün somut ifadesidir. Devletin görevi yurttaşlarını “şartlara göre” tedavi etmek değil, en kritik anda onların yaşamını güvence altına almaktır. Bakanlığın açıklaması ve gerçeğin perdeleme çabası Sağlık Bakanlığı, iddialara “Nefes borusundaki yırtılmanın sebebi ayırt edilemedi, hastanın hayati fonksiyonlarının geri dönmesi için bekletildi” açıklamasıyla yanıt verdi. Ancak bu açıklama, kamuoyunda “sorumluluğu muğlaklaştırma ve meseleyi talihsizlik gibi sunma” olarak değerlendirildi. Ortada bir gerçek vardı: kritik durumdaki bir hasta, 290 kilometre ötedeki başkente sevk edilemediği için öldü. Sosyal devletin iflası Orkide Demirtaş’ın ölümü bireysel bir vaka değil. Türkiye’de sağlık hakkı her geçen gün daha fazla piyasanın insafına bırakılıyor. Yoğun bakımlar yetersiz, uzman hekim sayısı kritik noktalarda sınırlı. Devlet, bu açığı kapatmak yerine özelleştirilmiş sağlık hizmetlerini teşvik ediyor. Böylece, sağlıklı kalmak ya da hayatta kalmak çoğu zaman kişisel bağlantılara, şansa ya da maddi imkânlara bağlı hale geliyor. Oysa sosyal politika literatürünün altını çizdiği gibi, sağlık eşitsizliğin en ağır sonuçlarını doğuran alandır ve devletin asli görevi bu eşitsizlikleri ortadan kaldırmaktır. Sağlık bir lütuf değil, hak Orkide’nin ölümü, yalnızca bir kadının trajedisi değil, sosyal devletin yurttaşına karşı sorumluluğunu yerine getirmediğinin kanıtıdır. Bugün Türkiye’de yurttaşlar, hastalandıklarında devlete güvenip güvenemeyeceklerini sorguluyor. “Keşke devlete güvenmeseydim” cümlesi aslında bu ülkenin sosyal politikasının iflasını özetliyor. Sağlık hizmetleri piyasa mantığına teslim edildikçe, yaşam hakkı da imtiyazlara ve tesadüflere terk ediliyor. Ve asıl soru şu: Eğer bir yurttaş, en temel hakkı olan yaşama hakkını devlete emanet edemeyecekse, sosyal devlet nerede? Bu sorunun yanıtını aramak, yalnızca Orkide Demirtaş’ın değil, bu ülkede yaşayan milyonlarca insanın hayatını ilgilendiriyor. Çünkü sağlık, bir lütuf değil; vazgeçilemez, devredilemez, ertelenemez bir haktır.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.