SON DAKİKA

#Süreç

HABER DEĞER - Süreç haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Süreç haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

DEM Parti’den süreç çağrısı: İktidar elini çabuk tutmalıdır Haber

DEM Parti’den süreç çağrısı: İktidar elini çabuk tutmalıdır

DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Koçyiğit, iktidarın “elini çabuk tutması” gerektiğini belirterek sürecin yasal güvenceye kavuşturulmadan ilerleyemeyeceğini söyledi. Koçyiğit, demokratik entegrasyonun Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin devreye girmesini zorunlu kıldığını ifade ederek, siyasi partilerin daha fazla sorumluluk alması ve toplumun tüm kesimlerini kapsayan bir hukuk mimarisinin kurulması gerektiğini dile getirdi. Demokratik siyaset, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılmasının sürecin temel unsurlarından biri olduğunu vurgulayan Koçyiğit, “Bugün yaşadığımız pek çok krizin kaynağında demokratik hukukun yokluğu yer almaktadır” dedi. “Tarihi fırsatın iyi değerlendirilmesi gerektiğini” belirten Koçyiğit, sürecin günlere ve aylara yayılamayacağını ifade ederek barış yasalarının hızla Meclis’e getirilmesi ve yasalaştırılması gerektiğini söyledi. Silah bırakma sürecini kolaylaştıracak ve silah bırakanların siyasal ve sosyal hayata katılımını sağlayacak düzenlemeler yapılmadan sürecin ilerlemesinin mümkün olmadığını dile getirdi. Koçyiğit, konuşmasında ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarına da değindi. Minab kentinde bir ilkokulun bombalanması sonucu çok sayıda çocuğun hayatını kaybettiğini belirterek sivillere yönelik saldırıları kınadıklarını ifade etti. Dışarıdan yapılan askeri müdahalelerle özgürlük ve demokrasinin getirilemeyeceğini söyleyen Koçyiğit, ABD ve İsrail’in amacının İran’ı özgürleştirmek değil, bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmek olduğunu savundu. Koçyiğit’in açıklamaları, hem iç politikada sürecin geleceği hem de bölgesel gelişmeler açısından yeni tartışmaları beraberinde getirdi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İmamoğlu davası düştü: Siyasi yasak talebi içeren dosya kapandı Haber

İmamoğlu davası düştü: Siyasi yasak talebi içeren dosya kapandı

Silivri’de tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu hakkında kamuoyunda “çirkin davası” olarak bilinen ve siyasi yasak talebini de içeren dosya, ilk duruşma yapılmadan kapandı. Mahkemenin belirlediği ön ödeme tutarının yatırılması üzerine dava düşürüldü. Hakaret suçlamasıyla açılmıştı Dava, Beykoz Belediyesi AK Parti Meclis Üyesi Serkan Şahin’in açıklamalarına verilen yanıt sonrası açılmıştı. İmamoğlu’nun kullandığı ifadeler nedeniyle “hakaret” suçlaması yöneltilmiş, 3 ay 15 günden 2 yıl 4 aya kadar hapis cezası ile birlikte siyasi yasak uygulanması talep edilmişti. Ön ödeme kararıyla dosya kapandı Bakırköy 33. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülmesi planlanan davanın ilk duruşması öncesinde sanık tarafından ön ödeme yapılmasıyla dosya esasa girilmeden düşürüldü. Böylece siyasi yasak ihtimali de bu dosya açısından gündemden çıktı. Benzer dosya da aynı şekilde kapanmıştı İmamoğlu hakkında daha önce açılan bir başka hakaret davası da ön ödeme hükümleri kapsamında sonuçlanmıştı. Adliyede görevli savcılara hakaret iddiasıyla açılan dosya, ödeme yapılması sonrası düşürülmüştü. İBB davasında süreç devam ediyor Öte yandan İmamoğlu hakkında yolsuzluk suçlamaları kapsamında yürütülen ve kamuoyunda “İBB davası” olarak anılan ana dosyada yargı süreci sürüyor. Binlerce sayfalık iddianamede çok sayıda suç isnadı yer alırken, ilk duruşmanın mart ayında yapılması planlanıyor. Diploma soruşturması ve siyasi tartışma sürüyor İmamoğlu hakkında yürütülen bir diğer süreç ise üniversite diplomasına ilişkin soruşturma oldu. Diploma iptali kararına karşı açılan davada yargılama devam ederken, muhalefet partileri ve bazı hukukçular sürecin siyasi nitelik taşıdığı görüşünü dile getiriyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Okulda ‘selefi yemin’ iddiası: Görüntüler sonrası soruşturma başlatıldı Haber

Okulda ‘selefi yemin’ iddiası: Görüntüler sonrası soruşturma başlatıldı

İstanbul’un Arnavutköy ilçesindeki Necip Fazıl Kısakürek İmam-Hatip Ortaokulu’nda öğrencilerin kamuoyunda “selefi andı” olarak anılan bir metni topluca okuduğu görüntülerin yayılması üzerine yetkililer harekete geçti. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü, olayın tüm yönleriyle araştırılması için resmi soruşturma başlatıldığını açıkladı. Görüntüler sosyal medyada yayıldı 23 Şubat’ta okulda kaydedildiği belirtilen videoda öğrencilerin bir metni topluca okuduğu görülürken görüntülerin okulun sosyal medya hesabından paylaşıldığı, tepkilerin ardından ise kaldırıldığı ifade edildi. Müdürlük, olayın doğrulanması ve sorumluların belirlenmesi amacıyla müfettiş görevlendirildiğini duyurdu. “Muvahhidin Andı” iddiası gündemde Görüntülerde yer alan metnin, kamuoyunda bazı radikal dini yapılarla ilişkilendirilen “Muvahhidin Andı” olduğu öne sürüldü. Videoda öğrencilerin, geçmişte kullanılan Öğrenci Andı’ndaki bazı ifadeler yerine dini referanslı cümleler tekrarladığı görüldü. Bu durum eğitim politikaları ve okul ortamında ideolojik içerik tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı. Müdürlük: Süreç mevzuat çerçevesinde yürütülecek İl Milli Eğitim Müdürlüğü açıklamasında, inceleme sonucunda ortaya çıkacak bulgular doğrultusunda gerekli idari işlemlerin yapılacağı vurgulandı. Yetkililer, soruşturmanın okul yönetimi, paylaşım süreci ve metnin içeriği dahil tüm boyutlarıyla sürdürüldüğünü belirtti. Eğitimde içerik tartışması büyüyor Yaşanan olay, eğitim kurumlarında kullanılan metinlerin içeriği, pedagojik uygunluk ve ideolojik etkiler başlıklarında yeni bir tartışma başlattı. Uzmanlar, benzer olaylarda şeffaf soruşturma yürütülmesinin ve okul ortamında çocuk haklarının gözetilmesinin kritik olduğunu ifade ediyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

AKP ‘süreç’ raporunu Meclis’e sundu: Çalışma 15 başlıktan oluşuyor Haber

AKP ‘süreç’ raporunu Meclis’e sundu: Çalışma 15 başlıktan oluşuyor

Adalet ve Kalkınma Partisi, Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na ilişkin hazırladığı raporu TBMM’ye sundu. Raporun kimler tarafından teslim edildiği, hangi sürecin parçası olduğu ve kapsamına dair ilk bilgiler kamuoyuyla paylaşıldı. AKP raporu TBMM Genel Sekreterliği’ne iletti Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından hazırlanan rapor, AKP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şen, Grup Başkanvekili Abdülhamid Gül ve Adalet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği’ne sunuldu. Rapor Cumhurbaşkanı’na da iletildi AKP kaynaklarından edinilen bilgilere göre rapor, Meclis’e sunulmadan önce Recep Tayyip Erdoğan’a da arz edildi. Böylece rapor, hem yürütme hem de yasama gündemine taşınmış oldu. 15 başlık altında hazırlandı AKP’nin süreç raporunun toplam 15 ana başlıktan oluştuğu öğrenildi. Başlıkların içeriğine dair ayrıntılar henüz kamuoyuyla paylaşılmazken, çalışmanın Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun yürüttüğü tartışmalar çerçevesinde hazırlandığı belirtildi. Komisyon süreci Meclis’te devam ediyor Rapora ilişkin değerlendirmelerin, TBMM’deki komisyon çalışmaları kapsamında ele alınması bekleniyor. AKP’nin sunduğu metnin, Kürt meselesinin çözümüne yönelik siyasi yaklaşımlar ve atılabilecek adımlar açısından Meclis’teki diğer partilerin tutumlarıyla birlikte tartışılması öngörülüyor. Ayrıntılar bekleniyor AKP’nin 15 başlık altında topladığı raporun içeriği ve önerilerinin önümüzdeki günlerde açıklanması beklenirken, Meclis’teki süreç Türkiye toplumunda “süreç” tartışmalarını yeniden gündemin merkezine taşımış durumda.

Asgari ücrette masadaki rakam 30 bin TL'ye mi tamamlanacak? Haber

Asgari ücrette masadaki rakam 30 bin TL'ye mi tamamlanacak?

Milyonlarca çalışanın gözü kulağı Asgari Ücret Tespit Komisyonu'na çevrilmişken, 2026 yılı zammı için masadaki senaryolar netleşmeye başladı. Türk-İş'in katılmadığı toplantılar sürerken, Ekonomist Muhammed Bayram'dan dikkat çeken bir çıkış geldi. Bayram, teknik hesaplamaların yüzde 28'i işaret ettiğini ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "son bir dokunuşla" rakamı 30 bin TL'ye tamamlayabileceğini öne sürdü. "Yüzde 28 cepte, Erdoğan tamamlayabilir" Ülke TV'de süreci değerlendiren Ekonomist Muhammed Bayram, 2026 bütçe görüşmelerindeki sigorta gelirleri artış tahmininin yüzde 28 olduğuna dikkat çekti. En güçlü ihtimalin bu oran olduğunu belirten Bayram, asıl beklentisini şu sözlerle açıkladı: "Oransal zam ne olursa olsun, bu toplantı çok politize oldu. Son bir dokunuşla Sayın Cumhurbaşkanımızın rakamı 30 bin TL'ye tamamlayacağını düşünüyorum. Devlet işçiyi ezdirmemek için önlemler alacak." "TÜRK-İŞ'in masadan kalkması hata" Bayram, işçi sendikası TÜRK-İŞ'in komisyon toplantılarına katılmama kararını da eleştirdi. Geçen yıl da benzer bir tavır sergilendiğini hatırlatan Bayram, "Geçen yıl masadan kalkmasalardı rakam 22 bin 104 TL değil, 25 bin TL olacaktı. Bu tavır maalesef süreci tıkıyor" yorumunda bulundu. Süreç ne zaman bitecek? Gözler 18 Aralık Perşembe günü yapılacak ikinci toplantıya çevrilirken, Bayram sürecin uzamayacağını öngördü. Ara zam beklentisinin olmadığını vurgulayan ekonomist, "Komisyon görüşmeleri 4. toplantıya kalmaz, 3. toplantıda biter" diyerek nihai kararın yakında açıklanacağının sinyalini verdi. Masadaki zam senaryoları Mevcut asgari ücretin 22 bin 104 TL olduğu durumda, konuşulan zam oranlarına göre oluşacak yeni maaş tablosu şöyle: Zam Oranı Yeni Asgari Ücret %25 27.630 TL %28 (Tahmin) 28.293 TL %30 28.735 TL %35 29.840 TL %40 30.945 TL

Galatasaray’da Barış Alper dönemi bitiyor: Yerine dünya yıldızı geliyor Haber

Galatasaray’da Barış Alper dönemi bitiyor: Yerine dünya yıldızı geliyor

Galatasaray’da son iki sezondur yükselen performansıyla adından sıkça söz ettiren Barış Alper Yılmaz için yolun sonuna geliniyor. Geçtiğimiz yaz Avrupa’dan birçok kulübün radarına giren milli futbolcu, o dönemde gelen tekliflere rağmen takımda tutulmuştu. Ancak bu kez yönetimin tavrının değiştiği öğrenildi. Sarı-kırmızılı yönetimin, ara transfer döneminde Barış Alper için gelecek teklifleri değerlendirmeye hazırlandığı belirtildi. Futbolcunun performansı ve potansiyeli göz önüne alındığında ciddi bonservis tekliflerinin kulübün kapısını çalması bekleniyor. Teknik heyetin de olası bir ayrılığa karşı alternatif planlarını hazırladığı ifade ediliyor. Lookman ilk sırada Galatasaray, Barış Alper’in ayrılığı durumunda kanat hattını güçlendirmek için Serie A’ya yöneldi. İddialara göre sarı-kırmızılıların bir numaralı hedefi, Atalanta forması giyen Ademola Lookman. Nijeryalı yıldızın, kulübüyle yaşadığı sorunlar ve teknik heyetle yaşanan gerilim nedeniyle ayrılığa sıcak baktığı belirtiliyor. Galatasaray yönetimi, Barış Alper’den elde edilecek bonservis gelirini Lookman transferinde kullanmayı planlıyor. Ocak ayı hareketli geçecek Hem Barış Alper Yılmaz’ın olası satışı hem de Lookman transferi için Galatasaray cephesinde ocak ayı işaret edildi. Sarı-kırmızılı taraftarların heyecanla takip ettiği süreç, devre arasında kulüp gündeminin oldukça hareketleneceğini gösteriyor.

Demirtaş : Neler yapabilirdik ya da yapabiliriz? Haber

Demirtaş : Neler yapabilirdik ya da yapabiliriz?

HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun Abdullah Öcalan'ı ziyareti etmesi yönündeki tartışmalara yazı kaleme aldı. Edirne F Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, T24'te "Sürecin muhasebesi: Neler yapabilirdik ya da yapabiliriz?" başlıklı bir yazısında ilginç değerlendirmeler var. "Kardeşliğin hukuku, yasaları önce yüreklerde yapılmalı ki geri kalan normatif süreçler yeni bir iklimde, yeni bir atmosferde, yeni bir toplumsal ve siyasal zihniyette kolayca ve olumlu sonuçlar alacak şekilde ilerleyebilsin” diyen Demirtaş, “barış ve kardeşlik mutlaka kazanacak” ifadelerini kullandı. Selahattin Demirtaş’ın kaleme aldığı yazının tamamı şöyle: Sürecin kilit kavramı “silah” değil “kardeşlik”tir. Silah, kardeşlik hukukunu örselediği, kanattığı için tabii ki öncelikle silah aradan çıkmalıydı. Bununla eş zamanlı olarak da kardeşlik hukuku ve duygusu onarılmalıydı. İşte buna ilişkin etkili, sonuç alıcı tek bir adım bile atılmadı... Peki neler yapabilirdik ya da yapabiliriz? Ben aklıma ilk gelenleri sıralayayım, siz ekleyin, genişletin lütfen... Recep Tayyip Erdoğan, Devlet Bahçeli ve Abdullah Öcalan’ın inisiyatifleriyle son bir yılda önemli gelişmeler yaşandı, ciddi adımlar atıldı. - Bahçeli’nin Ekim 2024’teki girişimi ve çağrısı - Öcalan’ın 27 Şubat çağrısı - Erdoğan’ın süreci sahiplenmesi - PKK’nin fesih kongresi - TBMM’de komisyon kurulması - Süleymaniye’de silahları yakma töreni yapılması - PKK’nin Türkiye’den tümüyle çekilmesi - SDG’nin Şam ile entegrasyon anlaşmasına varması Bunlar küçümsenecek, hiçleştirilecek adımlar değil. Hepsi de değerli ve tarihi hamleler. Tamamı da Türkiye’nin iç ve dış güvenliğini yakından ilgilendiren ciddi, olumlu gelişmeler. Yani konunun “güvenlik” boyutunda, bir yılda büyük mesafe kat edildi. Bu, işin olumlu tarafı. Sürecin kilit kavramı “silah” değil “kardeşlik”tir Şimdi soru şudur: Süreç sadece “güvenlik” başlığından ve “güvenlik” başlığı da sadece silahtan mı oluşuyor? Bu soruya evet cevabı verenler ya “güvenlik” kavramını ya da süreci hiç anlamamış, en azından bizim anladığımız şekilde anlamamış demektir. Oysa sürecin kilit kavramı “silah” değil “kardeşlik”tir. Silah, kardeşlik hukukunu örselediği, kanattığı için tabii ki öncelikle silah aradan çıkmalıydı. Bununla eş zamanlı olarak da kardeşlik hukuku ve duygusu onarılmalıydı. İşte buna ilişkin etkili, sonuç alıcı tek bir adım bile atılmadı. Çıkarılması gereken yasalardan söz etmiyorum, henüz o konuda da ilerleme olmadı ancak yasadan önce yapılması gereken şey, duyguda birliği sağlamaya yönelik çalışmalardır, bunlar yapılmadı. Yasa Meclis’ten önce halkın bilincinde yapılmalıdır “Yasa nerede yapılır?” diye sorulsa herkes net bir şekilde “Meclis’te” diye cevaplayacaktır ancak bu cevap doğru değil. Yasa toplumda, halkta, millette yapılır; Meclis ise o yasayı norma dönüştürür ve bağlayıcı hale getirir. Dolayısıyla kardeşliğin yasaları önce halkın bağrında, yüreğinde, benliğinde ve bilincinde yapılmalıdır. İşin esası ideoloji, teori, norm değil duygudur. Kardeşlik önce duyguda kurulur, sonra Meclis onu norma, yasaya dönüştürür. Ortada duygu yokken yasa yapmaya kalkarsanız hem zorlanırsınız hem de halkın iradesinin tersine adım atmış olursunuz. Her şeyi getirip yasaya bağlamak ve sanki yasalar çıksa tüm sorunlar hemen o saat çözülecekmiş gibi bir beklentiye girmek büyük hatadır. Mesela Meclis yarın, “Kürtler ile Türkler kardeştir ve birbirlerini sevmek zorundadırlar” diye bir yasa yapsa mesele hallolur mu? Sabahına herkes birbirini sevmeye mi başlar? Evet, Kürt ile Türk kardeştir, birbirlerini kardeş gibi, ana gibi, yar gibi sevmelidir. Fakat son yüz yılın hataları nedeniyle araya kan girdi, silah girdi, ayrımcılık girdi. Tamamı Türk ve Kürt analarının evladı olan 50 bin kardeşimiz Türkiye’nin her mezarlığında toprağın altına girdi, bazılarının mezarı bile yok. Öfkeler, kızgınlıklar, kırgınlıklar, nefretler, intikam duyguları birikti, birikti, kardeşlerin arasına girdi. Bunları gidermek, yasımızı ve acımızı ortaklaştırmak, yaralarımızı karşılıklı sarmak, göz göze bakıp kardeşçe sarılmak, hüzün ve sevinç gözyaşlarını aynı anda dökmek yasadan çok daha öncelikli, yapıcı ve kalıcı olur. Zaten bunları yaptıktan sonra yasayı yapmak çok kolaydır ve o iş artık sadece küçük bir detaydır. Cumartesi Anneleri ile Barış Anneleri, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nda Neler yapılabilirdi? Peki bu belirttiklerimi sağlamak için neler yapabilirdik ya da yapabiliriz? Ben aklıma ilk gelenleri sıralayayım, siz ekleyin, genişletin lütfen. Mesela Meclis Komisyonu aylarca “dinleme” adı altında top çevirmek yerine şunları yapsaydı çok daha etkili olmaz mıydı? Hatta siyasi parti liderleri de bu etkinliklerde yer alsalardı sonuç çok daha yapıcı olmaz mıydı? Neler mesela? • Liderler ve komisyon üyeleri; Adnan Menderes’in, Alparslan Türkeş’in, Orhan Doğan’ın ve Mehmet Sincar’ın mezarlarını ziyaret edip oradan Anıtkabir’e gitselerdi. • Konya’da Mevlana’yı, Doğubayazıt’ta Ehmedê Xanî’yi ziyaret etselerdi. • Diyarbakır’da Amedspor ile Trabzonspor arasında bir kardeşlik maçı organize etselerdi. Tüm Diyarbakır, Trabzonspor ve Amedspor bayraklarıyla donatılsaydı. Karadeniz’den akın akın gelen kardeşlerimiz Diyarbakırlıların evlerinde misafir edilselerdi, stadyuma maçı izlemeye birlikte gitselerdi. Vanspor, aynı şekilde Kayserispor’a konuk olsaydı ve Kürt kardeşlerimiz akın akın Kayseri’ye gidip evlerde misafir olsalardı. • Milli futbol takımı, bir maçını Diyarbakır Stadyumu’nda oynasaydı ve Diyarbakırlılar Milli Takım’a canı gönülden sahip çıksalardı. • Bir otobüs dolusu genç Edirne’den, bir otobüs genç de Hakkari’den yola çıksaydı, Anıtkabir’de buluşup Türkçe ve Kürtçe bir kardeşlik bildirisi okusalar, bildiriyi Anıtkabir defterine de yazsalardı. • Bir otobüs dolusu genç İzmir’den, bir otobüs de Kars’tan yola çıksa ve Çanakkale Şehitliği’nde buluşup kardeşlik bildirisini Türkçe ve Kürtçe okusalar, oradan beraberce Ankara’ya, Meclis’e gelip bildiriyi Meclis Başkanı’na teslim etselerdi. • Kültür Bakanlığı’nın girişimiyle yedi bölgede kardeşlik konserleri düzenlense ve TRT sanatçıları ile Mezopotamya Kültür Merkezi (MKM) sanatçıları aynı sahnede Türkçe ve Kürtçe kardeşlik türküleri, şarkıları söyleselerdi. • Milli Eğitim Bakanlığı’nın girişimiyle Kürtçe - Türkçe ve Türkçe - Kürtçe sözlük ile gramer kitabı basılsaydı ve tüm öğrencilere ücretsiz dağıtılsaydı. • Bursa Ulu Camide ve Diyarbakır Ulu Cami’de aynı anda Türkçe ve Kürtçe kardeşlik hutbesi okunsaydı. • Evlatlarını çatışmalarda kaybetmiş Türk ve Kürt anaları kol kola girip beraberce mezarlıkları ziyaret etselerdi, akşamına da Beştepe’de Cumhurbaşkanı tarafından ağırlansalardı. Bunlar yapılmadı ama Yazmaya devam etsem sayfalar yetmez ama derdimi anlatabilmişimdir umarım. Yani kardeşliğin hukuku, yasaları önce yüreklerde yapılmalı ki geri kalan normatif adımlar atılırken, yasalar yapılırken yeni kırılmalar, ayrışmalar olmasın. Eğer bu belirttiğim gibi çalışmalar yapılmış olsaydı Meclis Komisyonunun İmralı’ya gitmesi konusu da bir krize dönüşmezdi. Bunlar yapılmadı ama başta da belirttiğim gibi bol bol dinleme yapıldı. Orada burada gereksiz yere sloganlar atıldı, televizyonlarda konuşanlar ağızlarının ayarını tutturamadılar; hakaretler, tehditler, şantajlar, ekranlardan halkın üstüne boca edildi. Yetmedi, muhalefete yönelik ve özellikle CHP’yi hedefe koyan “mutlak butlan, iptal, tutuklama, kayyım, casusluk, rüşvet” operasyonlarıyla ayrışma iyice derinleştirildi. 30 yıllık hapis cezalarını bitirmiş siyasi mahpuslar, hasta mahpuslar bile cezaevinden çıkamadılar. Kayyım atanmış tek bir belediye bile halka iade edilmedi. Kürt – Türk kardeşliği pekiştirilmeden, üstüne Türk – Türk ayrışması eklendi. Sonuç olarak; Dost acı söyler, ben barışın ve kardeşliğin dostu olarak bunları 12 metrekarelik hücremden görüyor ve üzülüyorum. Hücredeki tek arkadaşım ve yerine kayyım atanarak altı yıldır suçsuz yere hapiste tutulan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Başkanı Dr. Adnan Selçuk Mızraklı’ya ve onun dik duruşuna bakıp bakıp bu yazıyı yazarken umudumuzu koruyor, mücadele kararlılığımızı diri tutuyoruz. Biliyoruz, inanıyoruz ve çabalıyoruz. Barış ve kardeşlik mutlaka kazanacak.

CHP’de “mutlak butlan” davasına ret: Şimdi ne olacak, istinafta süreç nasıl şekillenecek? Haber

CHP’de “mutlak butlan” davasına ret: Şimdi ne olacak, istinafta süreç nasıl şekillenecek?

Cumhuriyet Halk Partisi’nin 4-5 Kasım 2023’te yapılan 38. Olağan Kurultayı ve 6 Nisan 2025’teki 21. Olağanüstü Kurultayı’na ilişkin açılan “mutlak butlan” davalarında beklenen karar açıklandı. Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi, birleşen altı dosya hakkında “konusuz kaldığı” ve “husumet yokluğu” gerekçesiyle ret kararı verdi. Bu karar, hem parti içi tartışmalara hem de Türkiye siyasetindeki dengelere doğrudan etki edecek yeni bir süreci başlattı. Mahkeme kararının anlamı: Kurultay sonuçları geçerli kalmaya devam edecek Hukuk çevreleri kararı, CHP’nin mevcut yönetiminin görevine devam etmesi anlamına geldiği yönünde yorumluyor. Avukat Ali Kemal Atçeken, kararın “davacıların aktif husumet ehliyetine sahip olmadıkları” gerekçesine dayandığını belirterek, “Bu karar, davaya konu edilen kurultayların tüm sonuçlarıyla geçerli kalmaya devam edeceği anlamına geliyor. Yani mevcut genel başkan ve kurullar görevlerine devam edecek” dedi. Mahkeme böylece, davacı tarafın kurultay iptali talebini esastan incelemeden reddetmiş oldu. Ancak kararın istinafa taşınması durumunda, süreç farklı bir yöne evrilebilir. Davacılar kararı istinafa taşıyor: Dava yeniden görülebilir mi? Davacı taraf avukatı Onur Yusuf Üregen, kararın ardından “Süreci istinafa taşıyacağız. Bu kararı beklemiyorduk, hukuki yollara başvurmaya devam edeceğiz” açıklamasında bulundu. Avukat Atçeken ise, istinaf sürecinin iki haftalık bir süre içinde başlatılabileceğini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: “İstinaf mahkemesi, dosyayı esastan inceleyip davacı taleplerini reddedebilir ya da yerel mahkeme yerine geçerek talepleri kısmen kabul edebilir. Ayrıca eksik inceleme tespit edilirse, karar kaldırılıp dava yeniden görülebilir. Bu durumda süreç sıfırdan başlar.” Bu karar emsal olur mu? Gelecekteki kurultay davaları etkilenebilir Kararın, benzer nitelikteki parti içi davalar açısından da önemli bir hukuki örnek teşkil edip etmeyeceği tartışılıyor. Atçeken’e göre, “Mahkeme kararları ancak İstinaf ve Yargıtay denetiminden geçip kesinleştiğinde emsal niteliği kazanır. Eğer bu karar kesinleşirse, ilerideki benzer davalarda aynı gerekçeler dayanak gösterilebilir.” Bu durum, yalnızca CHP açısından değil, tüm siyasi partilerin iç hukuk süreçleri bakımından da önem taşıyor. Zira “aktif husumet” ve “konusuz kalma” gerekçeleri, parti içi davalarda sıkça tartışılan iki temel kavram. CHP yönetimi açısından tablo net: Kurultay sonuçları geçerli CHP yönetimi, mahkemenin kararını “kurultay iradesinin tescili” olarak değerlendiriyor. Atçeken, “Bu karar, kurultayın tüm sonuçlarıyla birlikte geçerliliğini koruduğu anlamına gelir. Dolayısıyla parti yönetiminin ek bir hukuki adım atmasına gerek yok” diyerek, mevcut yapının yasal çerçevede devam edeceğini vurguladı. Ancak hukukçular, sürecin istinafta farklı bir sonuca ulaşma ihtimaline de dikkat çekiyor. Türkiye toplumunun yakından takip ettiği bu dava, yalnızca bir partinin iç meselesi olmaktan çıkıp, siyasi meşruiyet ve kurumsal hukuk tartışmalarının merkezine yerleşmiş durumda.

Ayhan Bilgen: Silah bırakma yavaşlarsa güven sarsılır Haber

Ayhan Bilgen: Silah bırakma yavaşlarsa güven sarsılır

Bugün saat 17.00’de SuperHaber ekranlarında Sinan Sungur’un sunduğu “Haberin Olsun” programına konuk olan eski milletvekili Ayhan Bilgen, “Öcalan’a af mı geliyor?” tartışmaları çerçevesinde silahsızlanma sürecine dair değerlendirmelerde bulundu. Bilgen, mevcut sürecin önceki girişimlerden farklı olarak “daha dikkatli, aynı hataları tekrar etmeme konusunda daha hassas” bir şekilde yürütüldüğünü vurguladı. Ancak “Ortadoğu’daki gelişmeler çok hızlı. Eğer silah bırakma süreçleri hızlı yönetilmezse güven sarsılır, kamuoyunda hayal kırıklıkları yaşanır” diyerek uyarıda bulundu. Yasal düzenleme vurgusu Bilgen, yalnızca kamuoyu yönetimiyle sürecin ilerletilemeyeceğini belirterek, Meclis’in atacağı adımların önemine dikkat çekti: “Şu anda silah bırakmayı hızlandıracak ‘geçiş dönemi hukuku’ niteliğinde düzenlemelere ihtiyaç var. Örneğin silahı bırakmış birinin askerlik yükümlülüğü nasıl çözülecek? Etkin pişmanlık yasaları bu sorunu çözmeye yetmez.” “Af değil, pratik eksiklerin giderilmesi” Programda sıkça tartışılan af konusu için Bilgen, doğrudan kapsamlı bir af yerine pratik çözümlere işaret etti: “Bu meseleyi af gibi kapsamlı bir düzenleme değil, pratik eksiklerin giderilmesiyle çözmek gerekir. Silah bırakanların toplumsal hayata uyumunu sağlayacak tedbirler alınmalı.” Ayrıca Meclis’te zaman zaman gündeme gelen “umut hakkı” tartışmalarına da değinen Bilgen, bunun özellikle Öcalan ve uzun süre cezaevinde kalan isimler için anlamlı olabileceğini söyledi. Öcalan görüşmeleri İmralı’da yapılan görüşmelere ilişkin olarak Bilgen, Öcalan’ın sürece müdahil olmasının önemini vurguladı: “Öcalan adına konuşmaktan herkesin vazgeçmesi gerekir. Öcalan kendini gayet net ifade edebiliyor. Tecridin kalkması, miting yapması değil; heyetlerle görüşebilmesi, örgütle daha kolay iletişim kurabilmesi demektir.” Bilgen ayrıca, DEM Parti’nin isim değişikliği ve program yenileme sürecinde Öcalan’ın da etkili olacağını ifade etti. YPG ve suriye yorumu Suriye ve YPG tartışmalarına da değinen Bilgen, “Ne İsrail’in dayattığı bölünmüş Suriye modeli olacak ne de eski merkeziyetçi yapı. Bir ara formül, bir geçiş planı kaçınılmaz” dedi. Kürt siyasetine de çağrıda bulunarak “Eski ezberlerle hareket edilmemeli, yeni bir yol kurulmalı” diye konuştu. “Siyaset topyekûn dönüşmeli” Kendi siyasi yolculuğuna ilişkin soruya ise Bilgen, Türkiye’deki siyaset tarzını eleştirerek yanıt verdi: “Kimlik kavgası, yolsuzluk ve çürüme eksenli bir siyasetten çıkmamız lazım. Siyaset statükocu olursa başka hiçbir alanı dönüştüremez. Önce siyaset kendi içinde değişmeli. Türkiye’nin topyekûn siyaseti dönüşmek zorunda.” CHP’nin kurultayını da önemsediklerini belirten Bilgen, ana muhalefetin atacağı adımların Türkiye’nin geleceği açısından belirleyici olacağını ifade etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.