SON DAKİKA

#Teknik Arıza

HABER DEĞER - Teknik Arıza haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Teknik Arıza haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Mansur Yavaş’a Klip Çektiler! Haber

Mansur Yavaş’a Klip Çektiler!

Ankara’da 2025 yılı boyunca yaşanan su kesintileri, yalnızca iklim krizi ve baraj doluluk oranlarıyla açıklanamayacak bir toplumsal tepkiye dönüştü. Günlerce su akmayan mahalleler, düzensiz basınç uygulamaları ve net bir bilgilendirme yapılmaması, kentte yaşayan yurttaşları sosyal medyada kendi dilini kurmaya itti. Bu dilin en çarpıcı örneği ise kısa sürede viral olan “Çorbam var içen mi” şarkısı oldu. Mizah yoluyla kurulan bu itiraz, sorunun ne kadar yaygın ve hissedilir olduğunu gösterirken, ABB’nin resmi hesabından yayımlanan “Kamuoyuna Duyuru” başlıklı metin, kamuoyunda “bilgilendirme” değil “azarlama” olarak algılandı. Son 50 Yılın En Kurak Yılı mı, Son 50 Yılın En Kötü Yönetimi mi? Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne göre 2025 yılı, hidrolojik veriler açısından başkent için “son 50 yılın en kurak yılı.” Barajlara gelen su miktarının tarihi dip seviyelere gerilediği, kişi başına düşen günlük su miktarının 55 litreye kadar düştüğü resmi açıklamada açıkça ifade ediliyor. Üç yıl içinde barajlara gelen suyun 661 milyon metreküpten 182 milyon metreküpe düşmesi, kuraklık gerçeğini inkâr edilemez kılıyor. Ancak tartışma tam da bu noktada başlıyor. Çünkü “kuraklık” vurgusu, sahadaki düzensiz ve plansız kesintileri açıklamak için bir kalkana dönüşüyor. Belediye “su veriliyor” derken, yurttaşın deneyimi çoğu zaman “saat var, gün yok” şeklinde yaşanıyor. Aynı şehirde, hatta aynı sokakta farklı binaların tamamen farklı su rejimleriyle karşı karşıya kalması, sorunun yalnızca iklimsel olmadığını düşündürüyor. Kuraklık gerçek olabilir; ancak kuraklığın nasıl yönetildiği, hangi mahallede ne zaman ne olacağının neden net biçimde açıklanmadığı sorusu yanıtsız kalıyor. Teknik Arıza mı, Mühendislik Fiyaskosu mu? ABB cephesi, kesintileri ve basınç düşüklüklerini büyük ölçüde “eski altyapı”, “patlayan borular” ve geçmişte yapılmamış yatırımlarla açıklıyor. Özellikle Kesikköprü hattındaki arızalar örnek gösterilerek, sorunun teknik olduğu vurgulanıyor. Ancak kulislerde ve teknik çevrelerde konuşulan iddialar, tablonun bundan ibaret olmadığını ortaya koyuyor. İddialara göre yeni kurulan ve revize edilen hatlarda hidrolik denge yeterince hesaplanmadı, debi ve basınç ilişkisi mahalle ölçeğinde analiz edilmeden sisteme su verildi. Yüksek kotlu bölgelerde suya erişim neredeyse imkânsız hale gelirken, düşük kotlarda dengesiz yüklenme nedeniyle arızalar arttı. Gece basınç düşürme uygulamasının kayıp-kaçağı azaltmak yerine sistemi daha da kırılgan hale getirdiği öne sürülüyor. Bazı uzmanlara göre sorun, suyun varlığı değil, dağıtımın mühendislik açısından sağlıklı planlanmamış olması. Yani mesele “eski borular”dan çok, yanlış projelendirme ve aceleci müdahaleler. Belediye bir şeyler yapıyor olabilir; ancak yanlış yapılan her hamle, krizi çözmek yerine derinleştiriyor. “3 Gün Var, 5 Gün Yok”: Başkent’te Su Lüks Oldu Ankara’da su, artık temel bir hak değil; denk gelirse kullanılan bir ayrıcalık. Kentin birçok mahallesinde “üç gün var, beş gün yok” ifadesi sıradan bir şikâyete dönüştü. Aynı apartmanda farklı saatlerde, hatta aynı katta bile farklı musluklardan farklı sonuçlar alınıyor. Yurttaşlar bidonlarla çeşme arıyor, apartmanlar yüksek maliyetlerle su tankı kurmak zorunda kalıyor. Temizlik, yemek, kişisel hijyen gibi en temel ihtiyaçlar komşu dayanışmasına bırakılmış durumda. Başkentte yaşanan bu tablo, “modern belediyecilik” söylemiyle taban tabana zıt bir görüntü yaratıyor. Sorun yalnızca suyun azlığı değil; suyun ne zaman geleceğinin bilinmemesi. Belirsizlik, krizin en yıpratıcı boyutuna dönüşüyor. Mansur Yavaş Pavyona Kadar Düştü Türkiye’de tarihsel olarak bazı gece kulübü ve gazinolarda (pavyonlarda) sahne alan şarkıcılar, bazen sözlerinde güncel olaylara göndermeler yaparak toplumsal eleştiri içerikli şarkılar seslendirebiliyor. Ankara’da bu su krizi de popüler kültürün gündemine girdi. Yavaş’a yönelik esprili şarkılar ve mırıldanmalar, normal yollarla dikkat çekilemeyen durumu halk diline taşıdı. Kullanılan dil, sert politik dilden ziyade sivri mizah ve zeybek havasını aratmayan, eğlence ortamı jargonuna yakın ögeler içeriyor. Sosyolojik açıdan bakıldığında bu durum, halkın kendine özgü direnme ve eleştirme yolları geliştirdiğinin bir işareti. Toplum, otoriteye karşı mizahi bir dil kullanarak hem sinirini boşaltıyor hem de görünürlük kazanıyor. Bu kesim şarkıları, daha çok alt-orta sınıfın eğlence mekanı kültüründen beslendiği için, “pavyon şakası” olarak da değerlendiriliyor. Geçmişte Türkiye’de kırsal ya da işçi semtlerinde yetişen bazı halk müziği ve arabesk sanatçıların sözlerinde, günlük sıkıntılar ve yöneticilere ince göndermeler yer alması bilinen bir durumdu. Ankara’daki son gelişmeler de benzer bir geleneğin yeni bir örneği gibi okunuyor. Söz konusu “Çorbam var içen mi” videosunda geçen mizansenler bu toplumsal eleştiriyi somutlaştırıyor. Halkın bu tür içeriklerle durumu tiye alması, bir nevi krize karşı kolektif başkaldırı biçimi olarak yorumlanabilir. Akademik literatürde kriz dönemlerinde mizahın bir savunma ve hiciv aracı olduğundan söz edilir; Ankara’da su sorunu üzerinden yapılan göndermeler de bu geleneğin çağdaş bir yansıması olarak görülebilir. “Çorbam var içen mi” videosu, Ankara’daki su krizinin sembolü haline geldi. Belediye başkanına yönelik eleştiri artık basın toplantılarında ya da meclis kürsülerinde değil; şarkılarda, videolarda ve pavyon dilinde dile getiriliyor. Ankaralı Cumhur’un “Su yok, metro yok, yol yok – çorbam var içen mi” dizesi, yerel yönetimin yaşadığı itibar kaybının kısa bir özeti gibi dolaşıma giriyor. Bu ifade bir hakaretten çok, siyasal bir gösterge. Çünkü bir kentte yönetime dair eleştiri popüler kültürün en alt, en sivri diline kadar inmişse, orada ciddi bir güven kırılması yaşanıyor demektir. Mansur Yavaş’ın yönetimi artık teknik raporlarla değil, hicivle tartışılıyor. Bu da krizin sadece altyapısal değil, yönetsel ve iletişimsel olduğunu gösteriyor. Neticede Ankara’da su kesintileri konusu, katmanlı bir toplumsal mesele haline geldi. Halk, musluğundan su akmadığında baraj grafiğini değil, yöneticisini sorgular. Ankara’da bugün tartışılan şey barajlar değil; bu kentin neden öngörülebilir biçimde yönetilemediği. Teknik ayrıntılar, kuraklık verileri ve altyapı sorunları bir yana; bir kentin sakinleri suya erişim hakkının kesintiye uğradığını düşündüğünde sosyal tepki mekanizmaları devreye giriyor. Eleştiriler giderek artarken, “su yokluk” meselesi bir politikaya, bir yönetime tepki olarak paylaşılan bir folklor parçasına dönüştü. “Çorbam var içen mi” şarkısının bu kadar sahiplenilmesi, yurttaşın başka bir dil bulamadığının göstergesi. Mansur Yavaş’ın bu sosyolojik zemindeki performansı nasıl şekillendireceği, önümüzdeki süreçte Ankara siyaseti için önemli bir sınav olmaya devam edecek.

ANKARA BİR DAMLA SUYA HASRET KALDI! Haber

ANKARA BİR DAMLA SUYA HASRET KALDI!

Ankara, 2025’in son aylarına girerken modern bir başkentten çok krizle boğuşan bir kent görüntüsü veriyor. Haftalardır, hatta bazı bölgelerde aylardır devam eden su kesintileri nedeniyle yurttaşlar temel bir hak olan temiz suya erişemiyor. Akşam saatlerinde kesilen, sabaha kadar gelmeyen; kimi zaman sabah 10’u bulmadan musluklardan akmayan su, başkentin gündelik hayatını felç etmiş durumda. BAŞKENT’TE ORTAÇAĞ MANZARALARI: TANKER KUYRUKLARI GERİ DÖNDÜ Ankara’da ortaya çıkan tablo, “sosyal belediyecilik” söylemleriyle taban tabana zıt. Mamak, Keçiören, Pursaklar ve Etimesgut başta olmak üzere birçok ilçede yurttaşlar bidonlarla, damacanalarla tanker bekliyor. Apartman önlerinde oluşan kuyruklar, Türkiye’nin başkentinde 2025 yılında yaşanan utanç verici bir manzarayı gözler önüne seriyor. Çamaşır yıkayamayan, duş alamayan, çocuklarına hijyen sağlayamayan aileler için bu durum artık bir konfor sorunu değil, doğrudan yaşam krizi. İlçe Kesinti Süresi / Durumu En Çok Etkilenen Mahalleler Mamak 3 Gündür Kesintili / Bazı yerlerde 30+ Saat Akdere, Saimekadın, Peyami Sefa, Kazım Orbay Yenimahalle Haftalardır her gün kesinti iddiası Pamuklar, Susuz, Ata, Batı Sitesi Etimesgut 24 Saati aşan planlı/plansız kesintiler Bağlıca, Yapracık, Şehit Ali, Turkuaz Keçiören Habersiz ve uzun süreli kesintiler Bağlarbaşı, Hasköy, Atıfbey “BORU PATLADI” DENİLDİ, AYLAR GEÇTİ Kesintilerin ilk günlerinde yapılan açıklamalarda sorun “boru patlağı” ve “teknik arıza” olarak duyuruldu. Ancak 30 Eylül’den bu yana geçen sürede kesintilerin hâlâ sürmesi, bu açıklamaları boşa düşürdü. Eğer sorun bir boru patlağından ibaret ise neden hâlâ giderilemedi? Eğer altyapı yetersizse neden aylarca geçici çözümlerle oyalanıldı? Yanıtlanmayan bu sorular, kamuoyunda “yönetememe” eleştirisini güçlendirdi. GECE GİDİYOR, SABAH GELMİYOR Yurttaşların ortak şikâyeti net: Su akşam 8–9 saatlerinde kesiliyor, sabah ise çoğu zaman 10’u bulmadan gelmiyor. Plansız, düzensiz ve önceden bildirilmeyen kesintiler; çalışanları, öğrencileri, yaşlıları ve hastaları doğrudan etkiliyor. Başkentte yaşam, suyun keyfine ve saatine göre planlanır hale gelmiş durumda. SABIR TAŞTI: “BU YÖNETİM Mİ?” Sosyal medyada tepkiler çığ gibi büyüyor. Yurttaşlar, yaşanan krizin artık teknik değil siyasi bir sorun olduğunu dile getiriyor. “Beceriksizliğin faturası neden bize kesiliyor?” sorusu binlerce paylaşımda tekrar ediliyor. İstifa çağrıları açıkça dillendirilirken, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin sessizliği öfkeyi daha da artırıyor. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın yönetimi, başkenti tanker kuyruklarına mahkûm etmekle suçlanıyor. Yurttaşlar, aylar süren kesintilere rağmen hâlâ net, takvimli ve güven veren bir çözüm planı açıklanmamasını kabul etmiyor. ANKARA SUSUZ, YÖNETİM CEVAPSIZ Başkentte yaşanan tablo artık inkâr edilemez bir noktaya ulaştı. Su kesintileri geçici değil, yapısal bir krize dönüşmüş durumda. Ankara susuz, yurttaş öfkeli, kamuoyu yanıtsız. 30 Eylül’den bu yana değişmeyen tek şey ise belirsizlik. Başkent, bir damla suya hasret; sorumlular ise hâlâ net bir hesap vermiş değil.

Bakan Yerlikaya olay yerinden açıkladı... Ses kayıt cihazı ve kara kutu çıkarıldı Haber

Bakan Yerlikaya olay yerinden açıkladı... Ses kayıt cihazı ve kara kutu çıkarıldı

Ankara'da düşen Falcon-50 jetinde 8 kişi hayatını kaybetti; enkazdan ses kayıt cihazı ve kara kutu çıkarıldı. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 23 Aralık 2025 akşamı Ankara Esenboğa Havalimanı'ndan Trablus'a gitmek üzere havalanan ve Libya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Muhammed Ali Ahmed Al-Haddad'ı taşıyan özel jetin düşmesiyle ilgili basın açıklaması yaptı. Bakan Yerlikaya, olayın yaşandığı Haymana ilçesindeki AFAD mobil koordinasyon merkezinde gazetecilere bilgi verdi. Bakan Yerlikaya, uçağın saat 20:10'da Esenboğa'dan kalktıktan sonra 20:32'de teknik arıza nedeniyle geri dönüş bildirdiğini, saat 20:52'de Haymana civarında irtibat kesildi; uçakta acil iniş bildirimi alındı ancak temas sağlanamadığını belirterek, "Uçakta Libya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Muhammed Ali Ahmed Al-Haddad, Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Futuri Gribel dahil 5 Libya heyeti mensubu ve 3 mürettebat olmak üzere toplam 8 kişi bulunuyordu. Enkaz, Jandarma tarafından Haymana ilçesi Kesikkavak Köyü'nün 2 km güneyinde bulundu. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Ulaşım Emniyeti İnceleme Merkezi ekiplerince yürütülen çalışmalarda saat 02:45'te ses kayıt cihazı, 03:20'de kara kutu ele geçirildi" dedi. Sahada AFAD, Jandarma, Emniyet, Sağlık, UMKE, Kara ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları ile diğer birimlerden toplam 408 personel, 103 kara aracı ve 7 hava aracı görev yaptığını ifade eden Bakan Yerlikaya, enkaz alanının yaklaşık 3 kilometrekarelik bir bölgede yayıldığını söyledi. Libya'dan 22 kişilik heyet Ankara'ya intikal ettiği öğrenildi.

Ankara’da düşen uçağın son anları ortaya çıktı Haber

Ankara’da düşen uçağın son anları ortaya çıktı

Ankara, dün akşam saatlerinde yaşanan uçak kazasıyla sarsıldı. Esenboğa Havalimanı’ndan Trablus’a gitmek üzere havalanan özel jetle kısa süre sonra irtibat kesildi. Uçağın, Muhammed Ali Ahmed Al-Hadda ve beraberindeki askeri heyeti taşıdığı açıklandı. Enkazın Haymana ilçesi Kesikkavak Köyü yakınlarında bulunmasıyla facia doğrulandı. 20.17’de kalktı, 20.33’te acil durum bildirdi Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, uçağın 23 Aralık akşamı 20.17’de havalandığını, 20.33’te ise hava trafik kontrolüne elektrik arızası nedeniyle acil durum bildirimi yaparak acil iniş talep ettiğini açıkladı. Elektrik arızası sonrası dönüş ve radar kaybı Kuleyle yapılan temasın ardından uçağın rotasını geri çevirdiği, ancak kısa süre sonra radar bağlantısının koptuğu bildirildi. Arama-kurtarma ekipleri hızla bölgeye sevk edildi. Enkaz Haymana’da bulundu İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, jandarma ekiplerinin uçağın enkazına Haymana Kesikkavak Köyü’nün yaklaşık 2 km güneyinde ulaştığını duyurdu. Kazada kurtulan olmadığı açıklandı. Libya’dan ilk değerlendirme: “Teknik arıza” Libya makamları da kazaya ilişkin açıklama yaptı. Libya Ulusal Birlik Hükûmeti yetkilileri, ilk bulguların teknik arızaya işaret ettiğini belirtti. Başbakan Abdülhamid Muhammed el-Dibeybe, uçakta bulunan heyetin hayatını kaybettiğini duyurdu. Soruşturma başlatıldı Kazanın kesin nedeni, enkaz incelemeleri ve uçuş kayıtlarının analiziyle netleşecek. Türk ve Libyalı yetkililerin koordinasyonunda çok yönlü soruşturma sürüyor. Kamuoyuna yeni bilgiler geldikçe paylaşılacağı bildirildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.