SON DAKİKA

#Terör Örgütü

HABER DEĞER - Terör Örgütü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Terör Örgütü haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

“Türkiye artık güvenilir bir NATO müttefiki değil” Haber

“Türkiye artık güvenilir bir NATO müttefiki değil”

Türkiye’nin son yıllarda izlediği dış politika, Batı dünyasında giderek daha sert tartışmaların konusu haline geliyor. Uluslararası analizlerde Ankara’nın bölgesel gücünü artırma hamleleri, NATO ile ilişkileri ve Hamas ile bağlantıları üzerinden yeni bir “jeopolitik risk” olarak tanımlanıyor. Türkiye “yeni İran mı?” tartışması yeniden gündemde Batı merkezli analizlerde, İran’ın bölgedeki etkisinin zayıfladığı bir dönemde Türkiye’nin yeni bir güç odağı olarak öne çıktığına dikkat çekiliyor. Bu değerlendirmelerde Türkiye’nin İran’la birebir aynı olmadığı vurgulansa da, izlediği politikaların Batı çıkarlarıyla giderek daha fazla çeliştiği ifade ediliyor. Analize göre Türkiye’nin ideolojik olarak İran’dan farklı olması, yarattığı stratejik sonuçları değiştirmiyor. Asıl tartışma, Ankara’nın NATO ve ABD’nin güvenlik çıkarlarını zayıflatıp zayıflatmadığı üzerine yoğunlaşıyor. Kıbrıs’taki askeri hamle “gerilimi tırmandırdı” Türkiye’nin Mart ayında Kıbrıs’ın kuzeyine Amerikan yapımı F-16 savaş uçakları konuşlandırması, analizde “önemli bir askeri tırmanış” olarak değerlendirildi. Bu adımın yalnızca bölgesel güç gösterisi değil, aynı zamanda İsrail’e yönelik dolaylı bir mesaj olduğu ifade ediliyor. Söz konusu hamlenin, tartışmalı bir bölgede askeri varlığı artırması nedeniyle uluslararası hukuk ve ittifak dengeleri açısından da tartışma yarattığı belirtiliyor. Hamas ile ilişkiler en kritik başlıklardan biri Analizde en sert eleştirilerden biri Türkiye’nin Hamas ile ilişkilerine yöneltiliyor. Ankara’nın bu ilişkiyi yalnızca siyasi destekle sınırlı tutmadığı, örgütün Türkiye’de faaliyet yürütmesine imkân tanıdığı iddia ediliyor. Türkiye’nin Hamas’a yönelik tutumu, NATO üyesi bir ülkenin ABD tarafından “terör örgütü” olarak tanımlanan bir yapıyla yakın ilişkiler kurması açısından Batı’da ciddi bir güvenlik sorunu olarak değerlendiriliyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Hamas’ı terör örgütü olarak görmemesi de bu tartışmanın merkezinde yer alıyor. S-400 krizi ve NATO ile çelişen politikalar Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın alması, analizde NATO ile yaşanan en büyük kırılmalardan biri olarak öne çıkıyor. Bu kararın, ABD’nin F-35 programını riske attığı ve Türkiye’nin programdan çıkarılmasına yol açtığı hatırlatılıyor. Ankara’nın hem Batı savunma sistemlerine entegre olmak istemesi hem de Rusya ile askeri iş birliklerini sürdürmesi, “çelişkili ve riskli bir strateji” olarak tanımlanıyor. Rusya-Ukrayna savaşında “çifte politika” eleştirisi Türkiye’nin Ukrayna’ya insansız hava araçları satarken, aynı zamanda Rusya’ya yönelik yaptırımlara katılmaması da analizde eleştirilen başlıklar arasında yer alıyor. Ankara’nın Rusya ile ekonomik ilişkilerini sürdürmesi ve finansal akışlara alan açması, NATO’nun ortak tutumuyla uyumsuz bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor. Doğu Akdeniz ve bölgesel güç hedefi Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de deniz yetki alanlarını genişletme girişimleri ile Afrika Boynuzu, Suriye ve Katar’daki askeri varlığını artırması, analizde “bölgesel hegemonya arayışı” olarak yorumlanıyor. Bu çerçevede Türkiye’nin yalnızca savunma değil, aynı zamanda etki alanını genişletmeye yönelik aktif bir dış politika izlediği belirtiliyor. “Sorun Türkiye’yi yanlış tanımlamak değil, görmezden gelmek” Analizin sonuç bölümünde, Türkiye’nin birebir “yeni İran” olmadığı ancak artık klasik bir NATO müttefiki gibi davranmadığı vurgulanıyor. Asıl riskin Türkiye’yi abartmak değil, aksine değişen dış politika yönelimini görmezden gelmek olduğu ifade ediliyor. Batı’nın Ankara’ya yönelik yaklaşımını yeniden değerlendirmesi gerektiği dile getiriliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist HABER: Ferhat ÖZMEN

Aydoğan Doğan: NATO bir terör örgütüdür! Haber

Aydoğan Doğan: NATO bir terör örgütüdür!

İnsan hakları aktivisti ve siyasetçi Aydoğan Doğan, sosyal medya platformu X’te yaptığı paylaşımla NATO’ya yönelik eleştirilerde bulundu. Doğan, paylaşımında NATO’yu “emperyalizmin legal terör örgütü” olarak nitelendirdi ve örgütün tarih boyunca “sivil hedefleri vurduğunu, uluslararası hukuku ihlal ettiğini” savundu. Doğan paylaşımında, “NATO, bir savunma ittifakı maskesi altında faaliyet gösteren, küresel ölçekte terör eylemleri düzenleyen bir örgüttür” ifadelerini kullanarak, örgütün kuruluşundan bu yana ABD öncülüğünde birçok ülkeye müdahale ederek işgal ettiğini ya da işgale hazırladığını iddia etti. Aydoğan Doğan, özellikle 1999’daki Yugoslavya bombardımanı ve 2011’deki Libya operasyonunu örnek göstererek, bu müdahalelerin “binlerce sivilin ölümüne yol açtığını” belirtti. Doğan, “78 gün süren bombardımanda Belgrad ve Novi Sad gibi kentler yerle bir edildi, uranyum içeren mühimmat kullanıldı, binlerce sivil hayatını kaybetti” dedi. Doğan ayrıca, Afganistan ve Irak işgallerinin de NATO’nun “barış” iddiasını çürüttüğünü savunarak, “Afganistan’da 176 bin sivil öldü, Irak’ta bir milyondan fazla insan hayatını kaybetti. Bu, uluslararası hukukun açık ihlalidir” ifadelerine yer verdi. Ukrayna savaşı üzerinden de eleştirilerini sürdüren Doğan, NATO’nun “Rusya’ya karşı vekalet savaşı yürüttüğünü ve 100 milyar dolarlık silah yardımıyla krizi derinleştirdiğini” ileri sürdü. Son olarak Türkiye’ye yönelik çağrıda bulunan Doğan, “Türkiye acilen NATO’dan ayrılmalı, bölgesel iş birliklerine yönelmelidir. Egemenlik yolunda atılacak en önemli adım budur” değerlendirmesinde bulundu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

El Mencho öldürüldü, Meksika karıştı: Kartel sonrası şiddet dalgası büyüyor Haber

El Mencho öldürüldü, Meksika karıştı: Kartel sonrası şiddet dalgası büyüyor

Meksika’nın en çok aranan uyuşturucu baronlarından, Nemesio Oseguera Cervantes, bilinen adıyla “El Mencho”, güvenlik güçlerinin düzenlediği operasyonla öldürüldü. Jalisco Yeni Nesil Karteli (CJNG) liderinin ölümünün ardından ülkenin birçok bölgesinde yol kapatma, kundaklama ve silahlı çatışmalar yaşandı. Devlet Başkanı Claudia Sheinbaum, kamuoyuna sakin olma çağrısı yaptı. Operasyon sonrası ülke genelinde şiddet tırmandı Jalisco eyaletine bağlı Tapalpa kasabasında gerçekleştirilen askeri operasyonda çıkan çatışmada El Mencho’nun öldürüldüğü bildirildi. Operasyonun ardından kartelin olası misillemeleri kapsamında çok sayıda araç yakma, yol kesme ve iş yeri kundaklama vakası yaşandı. Bazı bölgelerde toplu taşıma askıya alınırken yerel yönetimler “kırmızı alarm” uygulamasını devreye soktu. Sheinbaum: “Bilgili kalın, sakinliğimizi koruyalım” Devlet Başkanı Sheinbaum, Ulusal Savunma Bakanlığı, ordu ve Ulusal Muhafızın koordineli biçimde çalıştığını belirterek güvenlik güçlerinin eyalet yönetimleriyle temas halinde olduğunu söyledi. Günlük yaşamın birçok bölgede normal seyrettiğini ifade eden Sheinbaum, yurttaşların resmi açıklamaları takip etmesi gerektiğini vurguladı. ABD istihbarat desteğini doğruladı Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, operasyon sırasında ABD’nin Meksika’ya istihbarat desteği sağladığını açıkladı. El Mencho’nun özellikle fentanil kaçakçılığındaki rolü nedeniyle iki ülke için “üst düzey hedef” olarak değerlendirildiği belirtildi. ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin daha önce CJNG’yi yabancı terör örgütü olarak tanımladığı da hatırlatıldı. Kartel dengeleri yeniden şekillenebilir Uzmanlara göre CJNG liderinin öldürülmesi, Meksika’daki suç örgütleri arasındaki güç dengelerini kısa vadede daha da kırılgan hale getirebilir. Liderlik boşluğunun iç çatışma riskini artırabileceği, aynı zamanda rakip karteller arasında yeni mücadele alanları doğurabileceği değerlendiriliyor. Güvenlik ve barış vurgusu Sheinbaum yönetimi, ülkede güvenlik, adalet ve refah hedeflerinin sürdüğünü belirterek operasyonların devam edeceği mesajını verdi. Yetkililer, yurttaşlardan riskli bölgelerde dikkatli olmalarını ve resmi uyarılara uymalarını istedi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

32 ilde DEAŞ'a 170 gözaltı! Haber

32 ilde DEAŞ'a 170 gözaltı!

İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, DEAŞ terör örgütüne yönelik 32 ilde düzenlenen operasyonlarda 170 şüphelinin yakalandığını açıkladı. Şüphelilerden 10’u tutuklanırken, 15’i hakkında adli kontrol kararı verildi. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, DEAŞ terör örgütüne yönelik son iki haftadır devam eden kapsamlı operasyonların detaylarını paylaştı. Yerlikaya, 32 ilde gerçekleştirilen operasyonlarda toplam 170 şüphelinin yakalandığını duyurdu. Operasyonlar; Cumhuriyet Başsavcılıkları ile Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Başkanlığı, Terörle Mücadele Daire Başkanlığı ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı koordinasyonunda, İl Emniyet Müdürlüklerine bağlı TEM Şube Müdürlüklerince gerçekleştirildi. Yakalanan şüphelilerin geçmiş dönemlerde DEAŞ terör örgütü içerisinde faaliyet yürüttüğü ve örgüte finans sağladığı tespit edilirken, operasyonların ilk aşamasında 10 şüpheli tutuklandığı, 15 şüpheli hakkında ise adli kontrol hükümleri uygulandığı bildirilirken, diğer şüphelilerle ilgili adli işlemlerin sürdüğü öğrenildi. DEAŞ’a yönelik operasyonların düzenlendiği iller arasında Adana, Ankara, İstanbul, İzmir, Gaziantep, Diyarbakır, Şanlıurfa, Hatay, Kahramanmaraş, Kocaeli, Sakarya, Samsun, Van, Tekirdağ ve Yozgat’ın da bulunduğu toplam 32 il yer aldığını duyuran Bakan Yerlikaya, açıklamasında “Ülkemizin her bölgesinde huzur ve istikrarı sağlamak için yılın 365 günü, gece gündüz operasyonlarımıza devam ediyoruz” ifadelerini kullanarak kararlılık mesajı verdi.

Trump’tan "zombi uyuşturucu" için tarihi karar Haber

Trump’tan "zombi uyuşturucu" için tarihi karar

ABD Başkanı Donald Trump, uyuşturucuyla mücadele politikasında savaş doktrinini değiştirecek bir karara imza attı. Trump, ülkede her yıl on binlerce kişinin ölümüne neden olan ve "zombi uyuşturucu" olarak bilinen sentetik ağrı kesici fentanili, imzaladığı başkanlık kararnamesiyle resmen "kitle imha silahı" (KİS) olarak tanımladı. Bu kararla birlikte fentanil, ABD güvenlik protokollerinde nükleer silahlar ve nörotoksin gazlarla aynı tehdit seviyesine yükseltildi. Pentagon ve ordu devreye giriyor Trump'ın "kimyasal silah" benzetmesi yaptığı fentanil için alınan bu karar, ABD ordusunun yetkilerini de genişletiyor. Kararname sayesinde: Normalde nükleer ve kimyasal silahların yayılmasını önlemek için kullanılan askeri ve teknik istihbarat imkanları, artık uyuşturucu kartellerine karşı kullanılabilecek. Pentagon, uyuşturucu ticaretini engellemek için daha aktif rol oynayacak. Bu ticarete göz yuman ülkeler, ABD ve dünya düzenine doğrudan tehdit olarak değerlendirilecek. Hedefteki ülkeler: Çin ve Venezuela Washington yönetimi, aldığı bu sert kararın arkasındaki hedefleri de netleştirdi. Beyaz Saray, yasa dışı fentanil trafiğinin ana kaynakları olarak Çin ve Venezuela'yı işaret ediyor. ABD, bu ülkeleri ticareti engellememekle ve küresel güvenliği tehlikeye atmakla suçluyor. Morfinden 100 kat güçlü: "Fentanil Zombileri" Tıbbi olarak kanser hastalarının şiddetli ağrılarını dindirmek için üretilen fentanil, yasa dışı laboratuvarlarda üretilip sokaklara indiğinde ölüm saçıyor. Etkisi: Morfinden 100 kat daha güçlü olan madde, çok küçük dozlarda bile solunumu durdurarak öldürebiliyor. Zombi Etkisi: Kullanıcılarda bilinç kaybı ve olduğu yerde donup kalma gibi etkiler yarattığı için sokaklarda hareketsiz duran bağımlılara "fentanil zombisi" adı veriliyor. Trump: "Bu bir kimyasal saldırıdır" Daha önce uyuşturucu kartellerini "yabancı terör örgütü" ilan eden Trump, Beyaz Saray’da yaptığı açıklamada fentanilin ABD’yi zehirlemek için kullanılan bir araç olduğunu savundu. Başkan, yasa dışı fentanil trafiğinin klasik uyuşturucu kaçakçılığından ziyade, ülkeye yönelik bir kimyasal silah saldırısı niteliği taşıdığını vurguladı.

Maduro’dan Washington’a meydan okuma: ABD’nin ‘terör örgütü’ dediği o çeteleri tarihe gömdük! Haber

Maduro’dan Washington’a meydan okuma: ABD’nin ‘terör örgütü’ dediği o çeteleri tarihe gömdük!

"Suç imparatorluklarını yıktık" Başkent Caracas’ta Bolivarcı Ulusal Polis Servisi Akademisi’nin yeni merkezinin açılışında konuşan Maduro, suç örgütlerine karşı yürütülen amansız mücadelede sona gelindiğini savundu. Maduro; insan kaçakçılığı, uyuşturucu ticareti ve suikastlarla anılan Tren de Aragua, Tren del Llano ve "El Koki" olarak bilinen yapıların, devletin demir yumruğuyla etkisiz hale getirildiğini belirtti. "Biz tehdit değil, kıtanın güvenlik teminatıyız" ABD yönetiminin Karayipler’deki askeri hareketliliğini ve Venezuela’ya yönelik "saldırgan" politikalarını eleştiren Maduro, Washington’a net bir mesaj gönderdi. Ülkesinin ABD için hiçbir zaman bir tehdit oluşturmadığını vurgulayan Venezuela lideri, "Venezuela ABD için ne geçmişte ne de bugün bir tehdittir; asla da olmayacaktır. Aksine biz tüm Amerika kıtası için bir güvenlik garantisi ve umuduz" ifadelerini kullandı. Maduro, emperyalist tavırlara rağmen ABD dahil tüm ülkelerle istihbarat paylaşımı ve ortak güvenlik operasyonlarına hazır olduklarını da sözlerine ekledi. ABD yaptırım listesine almıştı Maduro’nun "bitirdik" dediği Tren de Aragua çetesi, yakın zamanda ABD Hazine Bakanlığı’nın radarına girmişti. Washington yönetimi, çeteyi "yabancı terör örgütü" olarak tanımlayarak göçmen kaçakçılığı, kara para aklama ve cinsel istismar gibi suçlara karıştığı gerekçesiyle örgüte yönelik yeni yaptırım kararları almıştı.

“Dünya seyrediyor” uyarısı: Sudan, Darfur’da yeni soykırımın başladığını duyurdu Haber

“Dünya seyrediyor” uyarısı: Sudan, Darfur’da yeni soykırımın başladığını duyurdu

İki yılı aşkın süredir iç savaşla sarsılan Sudan’da, Darfur bölgesinden gelen yeni katliam haberleri “soykırım” tartışmasını yeniden dünyaya taşıdı. Kuzey Darfur’un başkenti El-Faşir’in paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (RSF) düşmesinin ardından Sudan’ın İngiltere Büyükelçisi Babikir Elamin, Londra’da yaptığı açıklamada uluslararası topluma sert çıkıştı: “Dünya ya çaresiz ya da hiç ilgilenmiyor. Bu katliamı durdurmak zorundayız.” Darfur’dan gelen raporlar: toplu infazlar, tecavüzler, fidye için kaçırılan siviller Bölgede binlerce sivilin öldürüldüğü, kadınların sistematik biçimde cinsel saldırıya uğradığı, ailelerin fidye için kaçırıldığı belirtiliyor. Yerel kaynaklara göre sadece son haftalarda yüzlerce kişi öldürüldü, bölgede temel gıda tükendi, insanlar hayvan yemi ve deri kaynatıp yemek zorunda bırakıldı. Sudan’daki iç savaşta can kaybının 150 binin üzerine çıktığı tahmin ediliyor. “Birleşik Arap Emirlikleri soykırımın finansörü” iddiası Sudan Büyükelçisi, RSF’ye silah sağladığı iddiasıyla Birleşik Arap Emirlikleri’ni açıkça “soykırımın aktörü” olmakla suçladı. “BAE, RSF’yi silahlandırarak bu savaşın uzamasını sağlıyor” diyen Elamin, İngiltere’den baskı uygulamasını istedi: “Birleşik Krallık, BM Güvenlik Konseyi üyesi olarak bu suçu durdurmak için BAE’ye baskı kurmalı.” BAE ise iddiaları “kesin bir dille reddetti” ve her iki tarafı da desteklemediğini savundu. İngiltere: “21. yüzyılın en büyük insani felaketi olabilir” Londra hükümeti, RSF’nin kuşattığı El-Faşir’de yaşananları “dehşet verici” olarak tanımladı ve önümüzdeki haftalarda felaketin daha da büyüyebileceği uyarısında bulundu. Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı, “Darfur’da yaşananlar, uluslararası toplum gerekli adımı atmazsa 21. yüzyılın en büyük insani krizine dönüşecek” açıklaması yaptı. “RSF, IŞİD gibi muamele görmeli” çağrısı Sudan Büyükelçisi, RSF’nin bir terör örgütü olarak tanınması gerektiğini belirtti: “RSF’nin yaptığı, 20 yıl önceki Janjaweed katliamının devamıdır. Onlarla IŞİD’le nasıl mücadele ettiysek öyle mücadele etmeliyiz.” 2003’te Darfur’da aynı yapının önceki versiyonu olan Cancavid milisleri tarafından 300 bin kişinin öldürüldüğü Birleşmiş Milletler raporlarında yer almıştı. Kriz neden dünyada gündem olmuyor? Sudan’daki savaş, Ukrayna ve Gazze gündemlerinin gölgesinde küresel medyada sınırlı yer buluyor. BM uzmanlarına göre uluslararası ilginin yokluğu, RSF’nin ilerleyişini hızlandırıyor: “Dünya bakmadığı sürece soykırım daha rahat yapılıyor.”

Mehmet Uçum: Terör hiçbir iyi hedefin aracı olamaz! Haber

Mehmet Uçum: Terör hiçbir iyi hedefin aracı olamaz!

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, sosyal medya hesabından yayımladığı “Önce Geçiş Sonra Demokrasi Çarpıtması!” başlıklı yazısında, “Terörsüz Türkiye” süreci ve demokrasi reformları üzerine tartışmalara yanıt verdi. Uçum, bazı çevrelerin “geçiş süreci” kavramını yanlış yorumlayarak demokrasiyi askıya alma iddiasında bulunduğunu belirtti. “Geçiş süreci demokrasiden bağımsız değildir” Uçum yazısında, “Terörsüz Türkiye’ye geçiş”in amacının terörün kesin ve kalıcı biçimde sona ermesi olduğunu, bu sürecin yalnızca terör örgütü ve onun siyasi-ideolojik bağlantılarıyla sınırlı olduğunu vurguladı. “Geçiş süreci Türkiye’deki ve bölgedeki Kürt yurttaşların tamamına yönelik değildir. Bu süreçteki özneler münfesih terör örgütünün kurucuları, yöneticileri ve hukuken muhatap alınabilecek kişilerle sınırlıdır.” Uçum’a göre, geçiş süreci hukuku demokratik düzenin bir parçası olarak görülmeli ve demokrasiyle birlikte ilerlemelidir. “Geçiş süreci hukukunu demokrasi dışında görmek abestir. Terörün ve şiddetin sona ermesi zaten demokratik alanı genişletecek, yeni olanaklar yaratacaktır.” “Türkiye’de demokrasi askıda değil, işliyor” Yazısında muhalefetin “demokrasi askıda” yönündeki söylemlerine de yanıt veren Uçum, Türkiye’de demokratik sistemin tüm kurumlarıyla işlediğini belirtti: “Demokrasi askıda ise Türkiye’de her türlü muhalefet nasıl olabiliyor, varlıklarını nasıl sürdürebiliyor? En radikal fikirlerin bile ortaya çıkabildiği bir ortamda, ‘demokrasi yok’ demek ideolojik körlüktür.” Uçum, hukuki süreçlerin ve cezaların “demokrasiye darbe” gibi gösterilmesini yanlış bulduğunu vurguladı: “Suç alanına girilmedikçe her kanattan muhalifler demokratik alanda son derece rahat hareket ediyor. Türkiye’nin gerçeği budur.” “Terörü sona erdirmek hiçbir ön şarta bağlanamaz” Uçum, yazısının sonunda “terör ve demokrasi” arasındaki ilişkiyi açık biçimde tanımlayarak, terörün hiçbir şekilde meşrulaştırılamayacağını belirtti: “Terörü sona erdirmek hiçbir ön şarta bağlanamaz. Terör hiçbir iyi hedefin aracı olamaz. Terörün bitmesi herkesin kazancıdır, demokrasiyi geliştirmek için yüksek bir imkandır. Bu süreci istismar etmek en büyük sabotaj olur.” “Demokrasiye geçiş değil, demokrasiyi güçlendirme hedefi” Cumhurbaşkanı Başdanışmanı, “demokrasiye geçiş” gibi ifadelerin Türkiye’nin mevcut sistemini yok saydığını da dile getirdi: “Türkiye zaten demokratik bir düzene sahip. Hedef, demokrasiye geçmek değil, demokrasiyi geliştirmektir. Cumhuriyet ve demokrasi güçlü temellere sahiptir; eksikleri tamamlamak, kurumları geliştirmek elbette mümkündür.” Uçum’un yazısı, Cumhurbaşkanlığı çevrelerinde yürütülen “Terörsüz Türkiye” ve “yeni anayasa” tartışmalarına dair en kapsamlı değerlendirmelerden biri olarak dikkat çekti. Siyaset kulislerinde ise bu çıkış, önümüzdeki dönemde güvenlik-demokrasi dengesine dair yeni anayasal adımların habercisi olarak yorumlandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.