SON DAKİKA

#Tüketim

HABER DEĞER - Tüketim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tüketim haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ayhan Bilgen’den küresel sisteme sert eleştiri: Kapitalist uygarlık insanlığı çıkmaza sürüklüyor! Haber

Ayhan Bilgen’den küresel sisteme sert eleştiri: Kapitalist uygarlık insanlığı çıkmaza sürüklüyor!

Hisar Araştırmalar Koordinatörü ve eski milletvekili Ayhan Bilgen, yaptığı değerlendirmede kapitalist sistemin yarattığı küresel krizlere dikkat çekti. Bilgen, mevcut düzenin yalnızca ekonomik eşitsizlikleri büyütmekle kalmadığını, aynı zamanda siyasal ve ahlaki bir çürüme ürettiğini savundu. Ona göre insanlığın önündeki gerçek alternatif, katılımcı ve dayanışmacı bir uygarlık modelinin inşa edilmesi. “Kapitalist uygarlık insanlığı ağır bir krize sürükledi” Bilgen yazısında kapitalist sistemin bugün ulaştığı noktayı sert ifadelerle eleştirdi. Mevcut düzenin sınırsız tüketim ve güç biriktirme anlayışı üzerine kurulu olduğunu belirten Bilgen şu değerlendirmeyi yaptı: “Kapitalist uygarlık iddiasının insanlığı getirdiği nokta bugün çok daha net biçimde görülmektedir. Temsili demokrasi kurumları ve kurulları küresel saldırı altındadır.” Bilgen’e göre bu saldırının kaynağı sistemin dışında değil, bizzat sistemin rantından beslenen güç odaklarıdır. Epstein dosyası sistemin çürümesinin sembolü Bilgen, son yıllarda dünya gündeminde geniş yer tutan Epstein skandalını da küresel sistemin işleyişine dair önemli bir gösterge olarak değerlendirdi. “Epstein dosyası bireysel bir ahlaki yozlaşma vakası değil, küresel sistemin rehin alınma mekanizmasıdır.” Bilgen’e göre bu tür skandallar yalnızca bireysel suçlar olarak ele alınamaz. Asıl sorun, küresel güç ilişkilerinin manipülasyon ve baskı araçları üzerinden şekillenmesidir. “Sınırsız tüketim hırsı bugünkü tabloyu yarattı” Bilgen, kapitalist sistemin temel motivasyonunun sınırsız tüketim ve kaynakların tek elde toplanması olduğunu belirtti. “Sınırsız tüketme ve dünyanın bütün kaynaklarını tek elde toplayarak yönetme hırsı bugünkü tabloyu ortaya çıkarmıştır.” Bu durumun yalnızca Batı ülkelerini değil Türkiye dahil pek çok Orta Doğu ülkesini de etkileyen ciddi riskler doğurduğunu ifade etti. Alternatif: mağdurların dayanışması Bilgen’e göre kapitalist sistemin yarattığı eşitsizliklere karşı gerçek alternatif, mağdur kesimlerin dayanışması ve ortak mücadele hattı oluşturmasıdır. “Bu küresel sistematik çürümenin alternatifi, mağdurların dayanışması ve buluşması ile inşa edilebilir.” Bilgen ayrıca farklı uygarlıkların değer mirasının da bu süreçte önemli bir rol oynayabileceğini vurguladı. İslam medeniyetinin değer mirasına vurgu Bilgen yazısında İslam medeniyetinin tarihsel mirasına da dikkat çekti. Ona göre İslam’ın temel yaklaşımı güç ve hakimiyet kurmak değil, toplumun gönlünü kazanmak ve değer üretmektir. “Tercihi sınırsız güç elde etmek yerine, değerler dünyasına katkı üretmek üzerine yapmak belirleyici bir farktır.” Bilgen, İslam’ın kendinden önceki inanç ve medeniyetlerin alternatifi değil, tamamlayıcısı olarak görülmesi gerektiğini ifade etti. “Kurtuluş, toplumların katılımından geçiyor” Bilgen, insanlığın karşı karşıya olduğu krizlerin çözümünün tek bir lider ya da güçten beklenmemesi gerektiğini vurguladı. “İnsanlığı tehdit eden sermaye hegemonyasının gerçek alternatifi, toplumların kurtarıcı beklemek yerine kurtuluş mücadelesine katılımıdır.” Ona göre katılımcı demokrasi ve sivil siyasal mekanizmalar güçlendirilmeden küresel krizlerin çözülmesi mümkün değil. Yeni uygarlık arayışı Bilgen yazısını, kapitalizmin yarattığı ayrışmalara karşı toplumların dayanışmasının yeni bir uygarlık modelinin temelini oluşturabileceği görüşüyle tamamladı. Etnik, dini veya bölgesel ayrımların ötesine geçen bir dayanışma hattının kurulmasının insanlık için güçlü bir alternatif yaratabileceğini belirten Bilgen, bu yaklaşımın hem Türkiye’de hem de küresel ölçekte yeni siyasal arayışların önünü açabileceğini ifade etti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Dünyanın “süper gıda” olarak tanımladığı sebze neden Türkiye’de tüketilmiyor? Haber

Dünyanın “süper gıda” olarak tanımladığı sebze neden Türkiye’de tüketilmiyor?

Son yıllarda sağlıklı beslenme trendlerinin merkezine yerleşen kale sebzesi, dünya genelinde “süper gıda” olarak anılıyor. Vitamin ve mineral bakımından oldukça zengin olan bu yeşil yapraklı bitki, özellikle Avrupa ve ABD’de mutfakların vazgeçilmezleri arasına girdi. Ancak aynı sebze Türkiye’de henüz geniş bir tüketim alışkanlığı oluşturabilmiş değil. Kale sebzesi vitamin deposu olarak görülüyor Uluslararası beslenme araştırmalarına göre kale, kalori başına düşen vitamin ve mineral miktarı bakımından en zengin sebzelerden biri olarak gösteriliyor. Tek bir porsiyon kale, günlük A, C ve K vitamini ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayabilecek düzeyde besin değeri barındırıyor. Uzmanlar ayrıca kale sebzesinin içerdiği kalsiyum miktarının bazı ölçümlerde sütten daha yüksek olabildiğini belirtiyor. Bunun yanında magnezyum ve potasyum gibi önemli mineraller açısından da güçlü bir kaynak olarak değerlendiriliyor. Antioksidan bakımından güçlü Kale, yalnızca vitamin ve mineraller açısından değil, aynı zamanda antioksidan bileşikler bakımından da dikkat çekiyor. İçeriğinde bulunan quercetin ve kaempferol gibi flavonoller, hücreleri oksidatif strese karşı koruyabilen güçlü bileşikler arasında gösteriliyor. Bu nedenle kale sebzesi, özellikle sporcuların ve sağlıklı beslenmeye önem veren kişilerin diyet listelerinde sıkça yer alıyor. Türkiye’de üretim ve tüketim sınırlı Dünya genelinde popülerliği artmasına rağmen kale sebzesinin Türkiye’de üretimi ve tüketimi oldukça sınırlı. Bu sebze genellikle az sayıda üretici tarafından yetiştiriliyor ve daha çok büyük şehirlerdeki bazı özel marketlerde satışa sunuluyor. Tarım uzmanlarına göre Türkiye’nin iklim koşulları kale yetiştiriciliği için oldukça uygun olsa da iç pazarda talebin düşük olması üretimin yaygınlaşmasını engelliyor. Uzmanlar, besin değeri yüksek sebzelerin tüketiminin artırılmasının dengeli ve sağlıklı beslenme açısından önemli olduğunu vurguluyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

TÜİK açıkladı: Türkiye ekonomisi 2025’te yüzde 3,6 büyüdü Haber

TÜİK açıkladı: Türkiye ekonomisi 2025’te yüzde 3,6 büyüdü

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılı dördüncü çeyrek ve yıllık büyüme verilerini açıkladı. Buna göre Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH), 2025 yılında bir önceki yıla göre zincirlenmiş hacim endeksiyle yüzde 3,6 arttı. Türkiye ekonomisi böylece 22 çeyrektir büyüme performansını sürdürmüş oldu. GSYH 63 trilyon TL’yi aştı Üretim yöntemine göre cari fiyatlarla GSYH, 2025 yılında yüzde 41,3 artarak 63 trilyon 20 milyar 906 milyon TL olarak gerçekleşti. 2025’in dördüncü çeyreğinde ise GSYH, cari fiyatlarla bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 41,4 artışla 18 trilyon 467 milyar 295 milyon TL oldu. Dördüncü çeyrek GSYH’si dolar bazında 438 milyar 605 milyon dolar olarak hesaplandı. Kişi başına gelir 18 bin dolar seviyesinde Kişi başına düşen GSYH, 2025 yılında: 712 bin 200 TL 18 bin 40 dolar olarak kaydedildi. En hızlı büyüyen sektör: İnşaat Sektörel bazda 2025 yılı performansı incelendiğinde: İnşaat: %10,8 Bilgi ve iletişim: %8,0 Vergiler eksi sübvansiyonlar: %6,9 Ticaret, ulaştırma, konaklama: %4,6 Finans ve sigorta: %3,8 Sanayi: %2,9 Gayrimenkul: %2,7 Kamu, eğitim, sağlık: %1,0 Tarım sektörü ise %8,8 daraldı. Son çeyrek büyümesi yüzde 3,4 2025 yılının dördüncü çeyreğinde: Yıllık bazda büyüme: %3,4 Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış çeyreklik artış: %0,4 Tüketim büyümeyi destekledi Yerleşik hanehalklarının nihai tüketim harcamaları 2025 yılında yüzde 4,1 arttı. Hanehalkı tüketiminin GSYH içindeki payı yüzde 54,4 olarak gerçekleşti. Dördüncü çeyrekte: Hanehalkı tüketimi: %5,2 artış Devlet harcamaları: %0,9 azalış Sabit sermaye oluşumu: %5,4 artış Dış ticarette zayıf görünüm 2025 genelinde: İhracat: %0,3 azaldı İthalat: %4,9 arttı Dördüncü çeyrekte ise ihracat %2,3 azalırken ithalat %3,8 arttı. Gelir dağılımında dikkat çeken tablo İşgücü ödemeleri 2025 yılında yüzde 40,4 artarken, net işletme artığı/karma gelir yüzde 44,2 yükseldi. Ancak işgücü ödemelerinin Gayrisafi Katma Değer içindeki payı: 2024’te %37,0 2025’te %36,9 Net işletme artığının payı ise: %43,1’den %44,1’e çıktı. Bu tablo, işletme gelirlerinin payındaki artışın sürdüğüne işaret etti. Genel tablo Ekonomi 2025 yılında büyümesini sürdürürken; inşaat ve bilgi-iletişim sektörleri öne çıktı. Tarımda daralma, ihracatta gerileme ve gelir dağılımındaki pay değişimi ise dikkat çeken başlıklar oldu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Yeni değil, yeterli olsun: İkinci el kıyafetlere talep rekor kırıyor! Haber

Yeni değil, yeterli olsun: İkinci el kıyafetlere talep rekor kırıyor!

Kış Kapıda, Fiyatlar El Yakıyor Her çarşamba Ankara’nın merkezinde Ayrancı Kapalı Pazar Yeri'nde kurulan ikinci el pazarı, son haftalarda adım atılamayacak kadar kalabalık. Havalar soğudukça, vatandaşın önceliği mont, kazak, bot oldu. Ancak mağazalardaki fiyatlar cep yakıyor: Yeni bir mont 2.500 liradan başlıyor, bot fiyatları 3.000 lirayı aşıyor. Bu tablo, dar gelirli yurttaşı da öğrenciyi de “yeniden giyilebilir” ikinci ellere yöneltti. Bir pazar esnafı durumu şöyle özetliyor: “Kış geldi, herkes mont soruyor. 200 liraya ikinci el mont buluyor, yeni fiyatı 10 katı. Kim alacak o paraya?” “Temizse yeter”: Tüketim değil, hayatta kalma ekonomisi Pazara gelenlerin çoğu artık “marka” ya da “moda” aramıyor. Yeter ki iş görsün anlayışı hâkim. Bir üniversite öğrencisi elinde ikinci el botu gösterip gülüyor: “Geçen yıl aynı model mağazada 3.500 liraydı. Buradan 250’ye aldım. Temizse, sağlam tabanlıysa, neden olmasın?” Bu sözler, Türkiye’nin orta sınıfının bile artık ikinci ele yöneldiğini gösteriyor. Kıyafet yalnızca bir ihtiyaç değil; gelir adaletsizliğinin en somut göstergesi haline gelmiş durumda. İsraf azalıyor mu, yoksa mecburiyet mi? Bir yandan çevre savunucuları ikinci el alışverişin sürdürülebilirlik açısından olumlu olduğunu savunuyor. Tekstil sektörünün dünyada en çok atık üreten alanlardan biri olduğu biliniyor. Ancak Ankara’daki pazarın gerçekliği biraz farklı: Burada insanlar “ekolojik bilinçten” değil, ekonomik çaresizlikten alışveriş yapıyor. “Keşke çevreci olduğumuz için alsak ama olmuyor,” diyor bir anne. “Çocuğa mont alacağım, 1.200 liradan aşağı yok. Burada 150’ye buldum. Temiz, sıcak tutuyor, gerisi önemli değil.” Ay sonunu getiremeyenler için yeni normal: İkinci el Asgari ücretlinin maaşı kiraya, faturalara ve mutfağa gidiyor. Giyecek, artık lüks tüketim kalemlerinden biri haline geldi. Her ay sonu, pazarlarda benzer bir manzara: Mont denerken pazarlık yapan işçiler, botun tabanını kontrol eden öğrenciler, eldivenlere bakan emekliler… Ekonomistler, bu durumu “sessiz bir uyum süreci” olarak tanımlıyor. Yani halk, gelirine göre değil; geliri yetmediği için ikinci el piyasasına mecburen adapte oluyor. “İkinci el ekonomisi” büyüyor Son yıllarda yalnızca sokak pazarlarında değil, dijital platformlarda da ikinci el satış patladı. Uygulamalardaki ilan sayısı rekor kırarken, kadınlar evdeki kullanılmayan kıyafetleri satarak geçim sağlamaya başladı. Uzmanlara göre bu tablo, bir yönüyle “mikro direniş ekonomisi” oluşturuyor: İsraf azalıyor, döngüsel ekonomi güçleniyor; ancak bunun nedeni gönüllü bilinç değil, hayatta kalma zorunluluğu. Bir montun ardındaki hikâye Ankara’daki tezgâhlarda 150 liraya alınan bir mont, aslında bu ülkenin ekonomik tablosunu anlatıyor. Bir yanda “kış indirimi” diye 3.000 liraya ürün satan mağazalar, diğer yanda soba dumanı arasında pazarlık yapan insanlar. Bir mont, artık yalnızca bir kıyafet değil; gelir eşitsizliğinin soğuk gerçeği. Tüketim çağında tükenmişlik Her çarşamba yeniden kurulan ikinci el pazarları, artık bir “moda” değil, bir hayatta kalma alanı. Yükselen fiyatların, azalan maaşların, büyüyen umutsuzluğun ortasında, vatandaşın tercihi net: “Yeniye gücüm yetmiyor, ikinci el de olsa sıcak tutsun yeter.” Bu söz, aslında koca bir dönemin özeti: Artık mesele şıklık değil, dayanıklılık.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.