SON DAKİKA

#Tüketim

HABER DEĞER - Tüketim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tüketim haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Asya yükseliyor, Avrupa duraklıyor mu? Hidayet Muslu’dan çarpıcı analiz Haber

Asya yükseliyor, Avrupa duraklıyor mu? Hidayet Muslu’dan çarpıcı analiz

Haber Değer Genel Yayın Yönetmeni Ferhat Özmen’in sorularını yanıtlayan Türkiye Ziraatçiler Derneği Genel Başkanı Hidayet Muslu, küresel güç dengelerinin Asya lehine değiştiğini belirtti. Muslu, özellikle son yıllarda bilimsel üretim, patent sayıları ve nüfus avantajı üzerinden Asya’nın öne çıktığını ifade ederken, Türkiye’nin üretim ve eğitim politikalarını yeniden yapılandırması gerektiğine dikkat çekti. Asya bilimsel patlama yaşıyor, patent üretiminde zirveye çıktı Muslu, son 20 yılda özellikle Çin, Hindistan, Güney Kore ve Japonya’nın bilimsel üretimde büyük bir sıçrama yaptığını söyledi. 2024 ve 2025 verilerine dikkat çeken Muslu, dünya patent üretiminin yaklaşık yüzde 90’ının Asya tarafından gerçekleştirildiğini ifade etti. Avrupa’nın bu alanda ciddi bir gerileme yaşadığını belirten Muslu, bu tabloyu “somut bir bilimsel güç kayması” olarak değerlendirdi. Avrupa’nın zenginliği durağanlığa dönüştü Muslu’ya göre Avrupa, son 300 yılda ekonomik ve kültürel açıdan dünyaya yön veren bir merkezdi. Ancak zamanla elde edilen refahın toplumlarda durağanlığa yol açtığını belirtti. Nüfus artışının sınırlı olması, nitelikli iş gücü kaybı ve üretim dinamiklerinin zayıflaması Avrupa’nın rekabet gücünü düşüren başlıca faktörler arasında gösterildi. Asya’nın avantajı: Nüfus, eğitim ve planlı üretim Asya’nın yükselişinde en önemli etkenlerden birinin nüfus gücü olduğunu vurgulayan Muslu, dünya nüfusunun büyük bölümünün bu kıtada yaşadığını hatırlattı. Bu durumun hem iç pazar hem de üretim gücü açısından büyük avantaj sağladığını ifade etti. Ayrıca Asya’nın ekip çalışmasına dayalı mühendislik anlayışı ve ihtiyaç odaklı eğitim modeliyle fark yarattığını dile getirdi. Türkiye köprü ülke ama yönünü yeniden tanımlamalı Türkiye’nin coğrafi ve doğal kaynaklar açısından büyük avantajlara sahip olduğunu belirten Muslu, buna rağmen ekonomik ve kültürel ilişkilerde ağırlığın Avrupa’ya yöneldiğini söyledi. Türkiye’nin hem Asya hem Avrupa ile dengeli ilişkiler kurarak stratejik konumunu daha etkin kullanması gerektiğini vurguladı. “Türkiye üretim toplumundan tüketim toplumuna kaydı” Muslu, Türkiye’de üretim yerine tüketim odaklı bir yapının öne çıktığını belirterek, bunun en somut örneklerinden birinin tarım ürünlerindeki fiyat farkları olduğunu söyledi. Antalya’da 4 liraya alınan bir ürünün İstanbul’da 44 liraya ulaşmasının, planlama ve lojistik sorunlarını ortaya koyduğunu ifade etti. Çözüm: Eğitim, planlama ve üretim odaklı dönüşüm Türkiye’nin yeniden üretim toplumu haline gelmesi için eğitimin baştan aşağı yenilenmesi gerektiğini vurgulayan Muslu, eğitim sisteminin doğrudan üretim ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi gerektiğini söyledi. Doğal kaynakların doğru kullanımı, nitelikli iş gücü yetiştirilmesi ve merkezi planlama anlayışının güçlendirilmesi gerektiğini belirtti. Gençler için kritik uyarı: “Hayaller üretimle buluşmalı” Muslu, gençlerin geleceğinin eğitim ve üretim politikalarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu ifade ederek, tarım ve üretim alanlarının yeniden cazip hale getirilmesi gerektiğini söyledi. “Bir genç ‘toprakla üretim yaparak mutlu olacağım’ diyorsa, o toplumun geleceği güçlüdür” diyen Muslu, gençlerin hayallerinin doğru politikalarla desteklenmesi gerektiğini vurguladı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İran’dan Türkiye’ye doğal gaz akışı kesildi: Enerji hattında kritik kırılma Haber

İran’dan Türkiye’ye doğal gaz akışı kesildi: Enerji hattında kritik kırılma

İran’ın en büyük doğal gaz sahalarından biri olan Güney Pars’ta meydana gelen saldırının ardından Türkiye’ye yapılan doğal gaz sevkiyatı tamamen durdu. Enerji hattındaki kesinti, bölgesel kriz riskini artırırken, gaz akışının ne zaman normale döneceği belirsizliğini koruyor. Saldırı sonrası bölgesel enerji dengesi sarsıldı Uluslararası kaynaklara göre, İsrail’in 18 Mart’ta İran’ın Güney Pars gaz sahasını hedef almasıyla başlayan süreç, enerji altyapısını doğrudan etkiledi. İran’ın buna karşılık bölgedeki enerji noktalarına yönelik hamleleri, yalnızca Türkiye’yi değil, küresel LNG tedarik zincirini de etkileyen bir krizi tetikledi. Art arda gelen saldırılar sonrası Avrupa gaz piyasasında fiyatlar hızla yükselirken, vadeli işlemler son üç yılın en yüksek seviyelerine ulaştı. Türkiye alternatif kaynaklara yöneldi Türkiye Doğal Gaz Dağıtıcıları Birliği verilerine göre Türkiye’nin yıllık gaz ihtiyacının yaklaşık yüzde 14’ü İran’dan karşılanıyordu. Sevkiyatın durmasıyla birlikte Ankara’nın Rusya ve Azerbaycan’dan gelen hatlara ve mevcut stratejik rezervlere yöneldiği belirtiliyor. Enerji yönetiminden henüz resmi bir açıklama yapılmazken, sürecin hassasiyeti nedeniyle teknik incelemelerin sürdüğü ifade ediliyor. Depolar dolu, tüketim yakından izleniyor Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın daha önce yaptığı açıklamalara göre Türkiye’nin doğal gaz depolama kapasitesi yaklaşık 6,3 milyar metreküp seviyesinde bulunuyor. Günlük ortalama tüketimin ise 230 milyon metreküp civarında olduğu belirtiliyor. Mevcut stokların kısa vadede arz sıkıntısını önleyebileceği ancak kesintinin uzaması halinde yeni önlemlerin gündeme gelebileceği değerlendiriliyor. Güney Pars krizi bölgeyi etkiliyor İran için kritik öneme sahip Güney Pars sahası, yalnızca Türkiye’ye değil, bölgedeki birçok ülkeye enerji akışı sağlayan stratejik bir merkez olarak öne çıkıyor. Uzmanlara göre bu hattaki kesintiler sadece Türkiye ile sınırlı kalmayabilir. Irak başta olmak üzere bölge ülkelerine yapılan sevkiyatın da etkilenmesi, enerji krizinin daha geniş bir coğrafyaya yayılabileceği ihtimalini güçlendiriyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Avrupa’da akaryakıt alarmı: Kota geldi, ordu devreye girdi Haber

Avrupa’da akaryakıt alarmı: Kota geldi, ordu devreye girdi

Slovenya hükümeti, Orta Doğu’daki savaşın enerji arzı üzerindeki etkileri nedeniyle akaryakıt satışlarına kısıtlama getirdi. 22 Mart 2026 tarihinde alınan karara göre ülke genelinde bireysel tüketicilerin günlük akaryakıt alımı sınırlandırılırken, lojistik sürecin yönetimi için askeri birimler görevlendirildi. Küresel enerji piyasalarında yaşanan dalgalanmalar ve dağıtım zincirindeki aksamalar nedeniyle acil eylem planını devreye alan hükümet, arz güvenliğini sağlamak amacıyla doğrudan müdahale kararı aldı. Günlük tüketim sınırlandı Yeni düzenlemeye göre yurttaşlar günde en fazla 50 litre akaryakıt alabilecek. Ticari faaliyet yürüten şirketler ve çiftçiler için bu sınır 200 litre olarak belirlendi. Uygulamanın ikinci bir duyuruya kadar yürürlükte kalacağı açıklandı. Alınan kararın, artan talep karşısında kaynakların dengeli dağıtılmasını sağlamak amacıyla hayata geçirildiği belirtildi. Ordu lojistik sürece dahil edildi Acil durum önlemleri kapsamında Slovenya Silahlı Kuvvetleri de sürece dahil edildi. Askeri personel ve nakliye birimleri, akaryakıtın depolardan istasyonlara ulaştırılmasında aktif rol üstlenecek. Bu adım, lojistik darboğazın aşılması ve dağıtımın kesintisiz sürdürülmesi amacıyla atılan istisnai bir önlem olarak değerlendiriliyor. Demiryolunda olağanüstü düzenleme Akaryakıt taşımacılığını hızlandırmak için demiryolu trafiğinde de olağanüstü düzenlemelere gidildi. Yetkililer, iç piyasaya yönelik yakıt taşıyan trenlere öncelik tanınacağını duyurdu. Ayrıca dağıtım şirketlerine teslimat sürelerini kısaltmaları yönünde çağrı yapıldı. Arz güvenliği ön planda tutuluyor Hükümet, stratejik yakıt depolarının dolu olduğunu vurgularken, alınan önlemlerin kıtlık yaşanmaması için uygulandığını açıkladı. Enerji arzının sürdürülebilirliği için tüm lojistik ve dağıtım süreçlerinin koordineli şekilde yürütüldüğü ifade edildi. Avrupa’da enerji güvenliği tartışmaları sürerken, Slovenya’nın attığı bu adımın diğer ülkeler için de emsal oluşturup oluşturmayacağı merak konusu olmaya devam ediyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Ayhan Bilgen’den küresel sisteme sert eleştiri: Kapitalist uygarlık insanlığı çıkmaza sürüklüyor! Haber

Ayhan Bilgen’den küresel sisteme sert eleştiri: Kapitalist uygarlık insanlığı çıkmaza sürüklüyor!

HİSAR Araştırmalar Koordinatörü ve eski milletvekili Ayhan Bilgen, yaptığı değerlendirmede kapitalist sistemin yarattığı küresel krizlere dikkat çekti. Bilgen, mevcut düzenin yalnızca ekonomik eşitsizlikleri büyütmekle kalmadığını, aynı zamanda siyasal ve ahlaki bir çürüme ürettiğini savundu. Ona göre insanlığın önündeki gerçek alternatif, katılımcı ve dayanışmacı bir uygarlık modelinin inşa edilmesi. “Kapitalist uygarlık insanlığı ağır bir krize sürükledi” Bilgen yazısında kapitalist sistemin bugün ulaştığı noktayı sert ifadelerle eleştirdi. Mevcut düzenin sınırsız tüketim ve güç biriktirme anlayışı üzerine kurulu olduğunu belirten Bilgen şu değerlendirmeyi yaptı: “Kapitalist uygarlık iddiasının insanlığı getirdiği nokta bugün çok daha net biçimde görülmektedir. Temsili demokrasi kurumları ve kurulları küresel saldırı altındadır.” Bilgen’e göre bu saldırının kaynağı sistemin dışında değil, bizzat sistemin rantından beslenen güç odaklarıdır. Epstein dosyası sistemin çürümesinin sembolü Bilgen, son yıllarda dünya gündeminde geniş yer tutan Epstein skandalını da küresel sistemin işleyişine dair önemli bir gösterge olarak değerlendirdi. “Epstein dosyası bireysel bir ahlaki yozlaşma vakası değil, küresel sistemin rehin alınma mekanizmasıdır.” Bilgen’e göre bu tür skandallar yalnızca bireysel suçlar olarak ele alınamaz. Asıl sorun, küresel güç ilişkilerinin manipülasyon ve baskı araçları üzerinden şekillenmesidir. “Sınırsız tüketim hırsı bugünkü tabloyu yarattı” Bilgen, kapitalist sistemin temel motivasyonunun sınırsız tüketim ve kaynakların tek elde toplanması olduğunu belirtti. “Sınırsız tüketme ve dünyanın bütün kaynaklarını tek elde toplayarak yönetme hırsı bugünkü tabloyu ortaya çıkarmıştır.” Bu durumun yalnızca Batı ülkelerini değil Türkiye dahil pek çok Orta Doğu ülkesini de etkileyen ciddi riskler doğurduğunu ifade etti. Alternatif: mağdurların dayanışması Bilgen’e göre kapitalist sistemin yarattığı eşitsizliklere karşı gerçek alternatif, mağdur kesimlerin dayanışması ve ortak mücadele hattı oluşturmasıdır. “Bu küresel sistematik çürümenin alternatifi, mağdurların dayanışması ve buluşması ile inşa edilebilir.” Bilgen ayrıca farklı uygarlıkların değer mirasının da bu süreçte önemli bir rol oynayabileceğini vurguladı. İslam medeniyetinin değer mirasına vurgu Bilgen yazısında İslam medeniyetinin tarihsel mirasına da dikkat çekti. Ona göre İslam’ın temel yaklaşımı güç ve hakimiyet kurmak değil, toplumun gönlünü kazanmak ve değer üretmektir. “Tercihi sınırsız güç elde etmek yerine, değerler dünyasına katkı üretmek üzerine yapmak belirleyici bir farktır.” Bilgen, İslam’ın kendinden önceki inanç ve medeniyetlerin alternatifi değil, tamamlayıcısı olarak görülmesi gerektiğini ifade etti. “Kurtuluş, toplumların katılımından geçiyor” Bilgen, insanlığın karşı karşıya olduğu krizlerin çözümünün tek bir lider ya da güçten beklenmemesi gerektiğini vurguladı. “İnsanlığı tehdit eden sermaye hegemonyasının gerçek alternatifi, toplumların kurtarıcı beklemek yerine kurtuluş mücadelesine katılımıdır.” Ona göre katılımcı demokrasi ve sivil siyasal mekanizmalar güçlendirilmeden küresel krizlerin çözülmesi mümkün değil. Yeni uygarlık arayışı Bilgen yazısını, kapitalizmin yarattığı ayrışmalara karşı toplumların dayanışmasının yeni bir uygarlık modelinin temelini oluşturabileceği görüşüyle tamamladı. Etnik, dini veya bölgesel ayrımların ötesine geçen bir dayanışma hattının kurulmasının insanlık için güçlü bir alternatif yaratabileceğini belirten Bilgen, bu yaklaşımın hem Türkiye’de hem de küresel ölçekte yeni siyasal arayışların önünü açabileceğini ifade etti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Dünyanın “süper gıda” olarak tanımladığı sebze neden Türkiye’de tüketilmiyor? Haber

Dünyanın “süper gıda” olarak tanımladığı sebze neden Türkiye’de tüketilmiyor?

Son yıllarda sağlıklı beslenme trendlerinin merkezine yerleşen kale sebzesi, dünya genelinde “süper gıda” olarak anılıyor. Vitamin ve mineral bakımından oldukça zengin olan bu yeşil yapraklı bitki, özellikle Avrupa ve ABD’de mutfakların vazgeçilmezleri arasına girdi. Ancak aynı sebze Türkiye’de henüz geniş bir tüketim alışkanlığı oluşturabilmiş değil. Kale sebzesi vitamin deposu olarak görülüyor Uluslararası beslenme araştırmalarına göre kale, kalori başına düşen vitamin ve mineral miktarı bakımından en zengin sebzelerden biri olarak gösteriliyor. Tek bir porsiyon kale, günlük A, C ve K vitamini ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayabilecek düzeyde besin değeri barındırıyor. Uzmanlar ayrıca kale sebzesinin içerdiği kalsiyum miktarının bazı ölçümlerde sütten daha yüksek olabildiğini belirtiyor. Bunun yanında magnezyum ve potasyum gibi önemli mineraller açısından da güçlü bir kaynak olarak değerlendiriliyor. Antioksidan bakımından güçlü Kale, yalnızca vitamin ve mineraller açısından değil, aynı zamanda antioksidan bileşikler bakımından da dikkat çekiyor. İçeriğinde bulunan quercetin ve kaempferol gibi flavonoller, hücreleri oksidatif strese karşı koruyabilen güçlü bileşikler arasında gösteriliyor. Bu nedenle kale sebzesi, özellikle sporcuların ve sağlıklı beslenmeye önem veren kişilerin diyet listelerinde sıkça yer alıyor. Türkiye’de üretim ve tüketim sınırlı Dünya genelinde popülerliği artmasına rağmen kale sebzesinin Türkiye’de üretimi ve tüketimi oldukça sınırlı. Bu sebze genellikle az sayıda üretici tarafından yetiştiriliyor ve daha çok büyük şehirlerdeki bazı özel marketlerde satışa sunuluyor. Tarım uzmanlarına göre Türkiye’nin iklim koşulları kale yetiştiriciliği için oldukça uygun olsa da iç pazarda talebin düşük olması üretimin yaygınlaşmasını engelliyor. Uzmanlar, besin değeri yüksek sebzelerin tüketiminin artırılmasının dengeli ve sağlıklı beslenme açısından önemli olduğunu vurguluyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

TÜİK açıkladı: Türkiye ekonomisi 2025’te yüzde 3,6 büyüdü Haber

TÜİK açıkladı: Türkiye ekonomisi 2025’te yüzde 3,6 büyüdü

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılı dördüncü çeyrek ve yıllık büyüme verilerini açıkladı. Buna göre Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH), 2025 yılında bir önceki yıla göre zincirlenmiş hacim endeksiyle yüzde 3,6 arttı. Türkiye ekonomisi böylece 22 çeyrektir büyüme performansını sürdürmüş oldu. GSYH 63 trilyon TL’yi aştı Üretim yöntemine göre cari fiyatlarla GSYH, 2025 yılında yüzde 41,3 artarak 63 trilyon 20 milyar 906 milyon TL olarak gerçekleşti. 2025’in dördüncü çeyreğinde ise GSYH, cari fiyatlarla bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 41,4 artışla 18 trilyon 467 milyar 295 milyon TL oldu. Dördüncü çeyrek GSYH’si dolar bazında 438 milyar 605 milyon dolar olarak hesaplandı. Kişi başına gelir 18 bin dolar seviyesinde Kişi başına düşen GSYH, 2025 yılında: 712 bin 200 TL 18 bin 40 dolar olarak kaydedildi. En hızlı büyüyen sektör: İnşaat Sektörel bazda 2025 yılı performansı incelendiğinde: İnşaat: %10,8 Bilgi ve iletişim: %8,0 Vergiler eksi sübvansiyonlar: %6,9 Ticaret, ulaştırma, konaklama: %4,6 Finans ve sigorta: %3,8 Sanayi: %2,9 Gayrimenkul: %2,7 Kamu, eğitim, sağlık: %1,0 Tarım sektörü ise %8,8 daraldı. Son çeyrek büyümesi yüzde 3,4 2025 yılının dördüncü çeyreğinde: Yıllık bazda büyüme: %3,4 Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış çeyreklik artış: %0,4 Tüketim büyümeyi destekledi Yerleşik hanehalklarının nihai tüketim harcamaları 2025 yılında yüzde 4,1 arttı. Hanehalkı tüketiminin GSYH içindeki payı yüzde 54,4 olarak gerçekleşti. Dördüncü çeyrekte: Hanehalkı tüketimi: %5,2 artış Devlet harcamaları: %0,9 azalış Sabit sermaye oluşumu: %5,4 artış Dış ticarette zayıf görünüm 2025 genelinde: İhracat: %0,3 azaldı İthalat: %4,9 arttı Dördüncü çeyrekte ise ihracat %2,3 azalırken ithalat %3,8 arttı. Gelir dağılımında dikkat çeken tablo İşgücü ödemeleri 2025 yılında yüzde 40,4 artarken, net işletme artığı/karma gelir yüzde 44,2 yükseldi. Ancak işgücü ödemelerinin Gayrisafi Katma Değer içindeki payı: 2024’te %37,0 2025’te %36,9 Net işletme artığının payı ise: %43,1’den %44,1’e çıktı. Bu tablo, işletme gelirlerinin payındaki artışın sürdüğüne işaret etti. Genel tablo Ekonomi 2025 yılında büyümesini sürdürürken; inşaat ve bilgi-iletişim sektörleri öne çıktı. Tarımda daralma, ihracatta gerileme ve gelir dağılımındaki pay değişimi ise dikkat çeken başlıklar oldu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Yeni değil, yeterli olsun: İkinci el kıyafetlere talep rekor kırıyor! Haber

Yeni değil, yeterli olsun: İkinci el kıyafetlere talep rekor kırıyor!

Kış Kapıda, Fiyatlar El Yakıyor Her çarşamba Ankara’nın merkezinde Ayrancı Kapalı Pazar Yeri'nde kurulan ikinci el pazarı, son haftalarda adım atılamayacak kadar kalabalık. Havalar soğudukça, vatandaşın önceliği mont, kazak, bot oldu. Ancak mağazalardaki fiyatlar cep yakıyor: Yeni bir mont 2.500 liradan başlıyor, bot fiyatları 3.000 lirayı aşıyor. Bu tablo, dar gelirli yurttaşı da öğrenciyi de “yeniden giyilebilir” ikinci ellere yöneltti. Bir pazar esnafı durumu şöyle özetliyor: “Kış geldi, herkes mont soruyor. 200 liraya ikinci el mont buluyor, yeni fiyatı 10 katı. Kim alacak o paraya?” “Temizse yeter”: Tüketim değil, hayatta kalma ekonomisi Pazara gelenlerin çoğu artık “marka” ya da “moda” aramıyor. Yeter ki iş görsün anlayışı hâkim. Bir üniversite öğrencisi elinde ikinci el botu gösterip gülüyor: “Geçen yıl aynı model mağazada 3.500 liraydı. Buradan 250’ye aldım. Temizse, sağlam tabanlıysa, neden olmasın?” Bu sözler, Türkiye’nin orta sınıfının bile artık ikinci ele yöneldiğini gösteriyor. Kıyafet yalnızca bir ihtiyaç değil; gelir adaletsizliğinin en somut göstergesi haline gelmiş durumda. İsraf azalıyor mu, yoksa mecburiyet mi? Bir yandan çevre savunucuları ikinci el alışverişin sürdürülebilirlik açısından olumlu olduğunu savunuyor. Tekstil sektörünün dünyada en çok atık üreten alanlardan biri olduğu biliniyor. Ancak Ankara’daki pazarın gerçekliği biraz farklı: Burada insanlar “ekolojik bilinçten” değil, ekonomik çaresizlikten alışveriş yapıyor. “Keşke çevreci olduğumuz için alsak ama olmuyor,” diyor bir anne. “Çocuğa mont alacağım, 1.200 liradan aşağı yok. Burada 150’ye buldum. Temiz, sıcak tutuyor, gerisi önemli değil.” Ay sonunu getiremeyenler için yeni normal: İkinci el Asgari ücretlinin maaşı kiraya, faturalara ve mutfağa gidiyor. Giyecek, artık lüks tüketim kalemlerinden biri haline geldi. Her ay sonu, pazarlarda benzer bir manzara: Mont denerken pazarlık yapan işçiler, botun tabanını kontrol eden öğrenciler, eldivenlere bakan emekliler… Ekonomistler, bu durumu “sessiz bir uyum süreci” olarak tanımlıyor. Yani halk, gelirine göre değil; geliri yetmediği için ikinci el piyasasına mecburen adapte oluyor. “İkinci el ekonomisi” büyüyor Son yıllarda yalnızca sokak pazarlarında değil, dijital platformlarda da ikinci el satış patladı. Uygulamalardaki ilan sayısı rekor kırarken, kadınlar evdeki kullanılmayan kıyafetleri satarak geçim sağlamaya başladı. Uzmanlara göre bu tablo, bir yönüyle “mikro direniş ekonomisi” oluşturuyor: İsraf azalıyor, döngüsel ekonomi güçleniyor; ancak bunun nedeni gönüllü bilinç değil, hayatta kalma zorunluluğu. Bir montun ardındaki hikâye Ankara’daki tezgâhlarda 150 liraya alınan bir mont, aslında bu ülkenin ekonomik tablosunu anlatıyor. Bir yanda “kış indirimi” diye 3.000 liraya ürün satan mağazalar, diğer yanda soba dumanı arasında pazarlık yapan insanlar. Bir mont, artık yalnızca bir kıyafet değil; gelir eşitsizliğinin soğuk gerçeği. Tüketim çağında tükenmişlik Her çarşamba yeniden kurulan ikinci el pazarları, artık bir “moda” değil, bir hayatta kalma alanı. Yükselen fiyatların, azalan maaşların, büyüyen umutsuzluğun ortasında, vatandaşın tercihi net: “Yeniye gücüm yetmiyor, ikinci el de olsa sıcak tutsun yeter.” Bu söz, aslında koca bir dönemin özeti: Artık mesele şıklık değil, dayanıklılık.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.