SON DAKİKA

#Umut

HABER DEĞER - Umut haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Umut haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Cücelik tedavisinde umut var: Boy 30 cm uzayabiliyor Haber

Cücelik tedavisinde umut var: Boy 30 cm uzayabiliyor

İlker Tolga Özgen, akondroplazi hastalarında boy uzamasına katkı sağlayan tedavinin artık Türkiye’de erişilebilir hale geldiğini duyurdu. Özgen, özellikle erken yaşta tanı konulan çocuklarda önemli sonuçlar alınabildiğini ifade etti. Erken tanı ile 20-30 cm’ye kadar uzama mümkün Uzmanlara göre tedavi, büyüme plakları açık olan çocuklarda daha etkili oluyor. İlker Tolga Özgen, “Süt çocukluğu döneminde tanı alan bir hastada 20-30 santimetre civarında boy kazanımı mümkün olabilir” dedi. Tedavinin uygulandığı süreçte her yıl ortalama 2 santimetre ek uzama sağlanabildiği belirtiliyor. Akondroplazi genetik bir hastalık Halk arasında “cücelik” olarak bilinen Akondroplazi, genetik kökenli bir iskelet gelişim bozukluğu olarak tanımlanıyor. Bu hastalıkta kol ve bacaklarda kısalık görülürken, erişkin boy uzunluğu önemli ölçüde sınırlı kalıyor. Tedavi uluslararası onay aldı Söz konusu tedavi yönteminin FDA tarafından 2023 yılında onaylandığını belirten uzmanlar, yöntemin boy uzaması ve vücut oranlarının dengelenmesi açısından etkili olduğunu vurguluyor. SGK geri ödeme kapsamına aldı Türkiye’de tedaviye erişim açısından önemli bir adım da atıldı. 2026 yılı itibarıyla akondroplazi tanısı doğrulanmış hastalar için tedavi Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından geri ödeme kapsamına alındı. Uzmanlar, tedaviye ne kadar erken başlanırsa elde edilecek kazanımın o kadar yüksek olacağını ifade ediyor. Yeni gelişmenin, akondroplazi hastaları ve aileleri için önemli bir umut olduğu değerlendiriliyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Manisa Soma’da doğal gaz için imzalar atıldı Haber

Manisa Soma’da doğal gaz için imzalar atıldı

Manisa Büyükşehir Belediyesi, Somalı vatandaşların kronikleşen ısınma sorununa kalıcı çözüm üretmek amacıyla Aksa Doğalgaz firması ile tarihi bir iş birliği protokolü imzaladı. Manisa Büyükşehir Belediyesi, Soma ilçesinde Termik Santral kaynaklı yaşanan ısınma mağduriyetini sona erdirmek için harekete geçti. Termik santralin teknik yetersizlikleri ve üretim belirsizlikleri nedeniyle yaşanan sorunlar, Büyükşehir Belediyesi ve Aksa Doğalgaz arasında imzalanan protokol ile çözüme kavuşturulacak. Soma Belediyesi’nde düzenlenen imza törenine; Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, Soma Belediye Başkanı Sercan Okur ve Aksa Manisa Doğalgaz Dağıtım A.Ş. Müdürü İbrahim Başaran katıldı. Törende ayrıca Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Burak Deste ile Genel Sekreter Yardımcıları Pınar Mine Hacıalibeyoğlu ve Erk Kayabaş da hazır bulundu. Törende konuşan Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Besim Dutlulu, sürecin Soma için hem hüzünlü hem de umut verici bir dönüm noktası olduğunu belirtti. Geçmişte iyi niyetle başlatılan bölgesel ısıtma sisteminin güncel şartlarda yetersiz kaldığını vurgulayan Başkan Dutlulu, şunları söyledi: “Bu yıl vatandaşlarımız, bizden kaynaklanmayan sebeplerle ciddi bir mağduriyet yaşadı. Göreve geldiğimizde santralin çalışıp çalışmayacağı belirsizdi; buna rağmen ciddi yatırımlar yaparak sistemi çalıştırdık. Ancak gelinen noktada, Soma'nın geleceğini artık ömrünü tamamlamış bir termik santrale bağlayamayız. Enerji Bakanlığı, Aksa ve ilçe belediyemizle ortak bir akıl yürüterek Soma’nın tamamını doğalgaza geçirme kararı aldık.” Isınma sorununun çözümü için tüm kurumların sorumluluk aldığını ifade eden Başkan Dutlulu, yatırımın detaylarını şu sözlerle paylaştı: “Tüm Soma merkezi bir şantiye alanına dönüşecek. Yaklaşık 400 bin metrekare kilit parke taş ve 400 bin metrekare sıcak asfalt çalışması yapılacak. Aksa Doğalgaz hat döşeme işlemlerini yaparken, Büyükşehir ve Soma Belediyesi de bozulan yolları modern bir şekilde yenileyecek. Aksa’nın hedefi Kasım ayına kadar bağlantıları tamamlamak; belediyelerin hedefi ise kışa girmeden yolları konforlu hale getirmek.” Vatandaşların maddi kayıplarının en aza indirilmesi için meclis gündemine yeni maddeler taşıyacaklarını belirten Başkan Dutlulu, güvence bedeli, fatura indirimleri ve özel kampanyalar konusunda firmalarla görüşeceklerini müjdeledi. Vatandaşlardan süreçteki kazı çalışmaları ve mali yükler için sabır isteyen Başkan Dutlulu, “Amacımız Soma’yı isli ve sorunlu sistemden kurtarıp modern, temiz bir ısınma sistemine kavuşturmaktır” dedi. Soma Belediye Başkanı Sercan Okur ise Bölgesel Isıtma Sistemi’nin (BIS) tarihçesine değinerek, özelleştirme sonrası gerekli yatırımların yapılmamasının sistemi işlemez hale getirdiğini ifade etti. Okur, “Termik santral artık ısınma ihtiyacını karşılayamıyor. Biz ne kadar yatırım yaparsak yapalım, kaynağın sahibi olan santral çalışmadığında emeklerimiz boşa gidiyor. Enerji Bakanı Sayın Alparslan Bayraktar’ın talimatıyla başlayan bu süreç, Soma’nın geleceği için tek çıkış yoluydu. Ben bölgesel ısıtma sisteminde emeği olan gece gündüz emer veren mesai arkadaşlarıma verdikleri emekler ve katkıları için teşekkür ediyorum” dedi. Aksa Manisa Doğalgaz Müdürü İbrahim Başaran ise hazırlıkların tamamlandığını belirterek, “Malzemelerimizi tedarik ettik. Yağışların ardından kalabalık ekiplerle sahaya çıkacağız. Amacımız, kış sezonu gelmeden Soma halkına doğalgazı ulaştırmak” dedi. Konuşmaların ardından atılan imzalarla birlikte, Soma’nın doğalgaz dönüşüm süreci resmen başlatıldı.

Yüzyılların geleneği bugün yaşanıyor: Nevruz yeniden sahnede Haber

Yüzyılların geleneği bugün yaşanıyor: Nevruz yeniden sahnede

Nevruz Bayramı, 2026 yılında 21 Mart tarihinde kutlanıyor. Gece ile gündüzün eşitlendiği ilkbahar ekinoksuna denk gelen bu özel gün, doğanın uyanışını ve baharın başlangıcını simgeliyor. Türkiye başta olmak üzere Orta Asya’dan Orta Doğu’ya uzanan geniş bir coğrafyada kutlanan Nevruz, binlerce yıllık bir gelenek olarak varlığını sürdürüyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 2010 yılında aldığı kararla 21 Mart, “Uluslararası Nevruz Günü” olarak kabul edilirken, bu tarih her yıl aynı gün kutlanmaya devam ediyor. 2026 yılında da Nevruz, hafta sonuna denk gelmesi nedeniyle birçok yerde etkinliklerle karşılanıyor. Nevruz doğanın yeniden doğuşunu simgeliyor Nevruz, yalnızca bir bayram değil; aynı zamanda doğanın yeniden canlanmasının ve yeni başlangıçların sembolü olarak görülüyor. Kış mevsiminin sona erdiği ve baharın başladığı bu gün, farklı kültürlerde yeni yılın başlangıcı olarak da kabul ediliyor. Türkiye toplumu ile birlikte İran, Azerbaycan ve Orta Asya’daki birçok halk tarafından kutlanan Nevruz, ortak bir kültürel miras niteliği taşıyor. Gelenekler kuşaktan kuşağa aktarılıyor Nevruz kutlamaları, yüzyıllardır süregelen çeşitli geleneklerle yaşatılıyor. En bilinen ritüellerden biri ateş üzerinden atlama geleneği olarak öne çıkıyor. Bu ritüel, geçmişten bugüne arınmayı ve yeni başlangıçları simgeliyor. Ayrıca doğada yapılan kutlamalar, toplu buluşmalar ve çeşitli etkinlikler de bu günün önemli parçaları arasında yer alıyor. Yumurta boyama ve tokuşturma gibi gelenekler özellikle çocuklar arasında yaygın olarak sürdürülüyor. Nevruz sofralarında ise bolluk ve bereketi simgeleyen özel yemekler hazırlanırken, dargınlıkların sona erdirilmesi ve birlik duygusunun güçlendirilmesi de bu günün önemli anlamları arasında bulunuyor. Her yıl aynı tarihte kutlanan Nevruz, farklı coğrafyalarda farklı biçimlerde yaşansa da, ortak bir anlam etrafında birleşiyor: yenilenme, umut ve birlikte olma duygusu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Bilim kurgu sinemasından alışılmışın dışında 6 film Haber

Bilim kurgu sinemasından alışılmışın dışında 6 film

Bilim kurgu filmleri çoğu zaman geleceği anlatıyormuş gibi görünür. Ancak aslında bugünün dünyasına dair sorular sorar: İnsan nedir? Teknoloji bizi nereye götürüyor? Kimliğimiz ve varlığımız ne kadar kırılgan? Bazı filmler bu soruları devasa uzay savaşlarıyla anlatırken, bazıları tek bir insanın zihnündeki çatışmayı merkeze alır. Bu listede, bilim kurgu türünü farklı açılardan ele alan ve her öneri listesinde karşınıza çıkmayan altı filmi derledik. Mickey 17: İnsan hayatının değeri üzerine rahatsız edici bir soru Bong Joon-ho’nun yönettiği Mickey 17, yakın gelecekte insanların tehlikeli uzay kolonizasyon görevlerinde “harcanabilir” işçiler olarak kullanıldığı bir sistemi anlatıyor. Mickey adlı karakter, öldüğünde hafızası korunarak yeniden klonlanan bir işçi olarak görevine devam eder. Ancak sistemin temel bir kuralı vardır: Aynı anda iki Mickey var olamaz. Yeni bir kopya üretilebilmesi için önceki versiyonun tamamen ortadan kalkmış olması gerekir. Film, insan hayatının değeri ve kimlik kavramı üzerine oldukça sarsıcı bir soru sorar: Eğer bir insanın yerine yenisi üretilebiliyorsa, gerçekten ne kadar değerliyiz? Aniara: Uzayın ortasında kaybolan bir geminin varoluş hikâyesi Pella Kågerman ve Hugo Lilja’nın yönettiği Aniara, Mars’a doğru yola çıkan bir koloni gemisinin yaşadığı kazanın ardından rotasından sapmasıyla başlar. Gemideki yolcular başlangıçta bunun geçici bir sorun olduğunu düşünür. Fakat zaman ilerledikçe geri dönüş ihtimalinin giderek azaldığı anlaşılır. Hikâye bu noktadan sonra uzayın ortasında sıkışıp kalan insanların psikolojisine odaklanır. Aniara; tüketim kültürü, insanın evrendeki yeri ve umut fikri üzerine karanlık atmosferiyle dikkat çeken varoluşsal bir bilim kurgu anlatısıdır. District 9: Bilim kurgu üzerinden ayrımcılık eleştirisi Neill Blomkamp’ın yönettiği District 9, Dünya’ya gelen uzaylıların insanların kontrolü altındaki bir gettoda yaşamak zorunda bırakıldığı bir geleceği anlatır. Bu bölgede çalışan bir devlet görevlisi beklenmedik bir olayın ardından kendisini bir anda gettonun içinde, sürgün edilmiş halde bulur. Film, bilim kurgu çerçevesini kullanarak ayrımcılık, yabancılaşma ve güç ilişkileri üzerine sert bir eleştiri sunar. Hikâye ilerledikçe insan ile “öteki” arasındaki sınırın ne kadar hızlı değişebileceğini gösterir. Prey: Avcı ile av arasındaki dengeleri tersine çeviren hikâye Dan Trachtenberg imzalı Prey, Predator evrenine farklı bir bakış getiren bir film. Comanche halkından genç bir savaşçı olan Naru, kabilesini korumaya çalışan yetenekli bir avcıdır. Dünya’ya gelen son derece gelişmiş bir Predator, Naru ve kabilesi için ölümcül bir tehdit haline gelir. Film boyunca Naru’nun yalnızca bir yaratıkla değil, kendi sınırlarıyla da mücadele ettiğini görürüz. Prey; doğayla kurulan ilişki, hayatta kalma içgüdüsü ve cesaret üzerine kurulu sade ama etkili bir bilim kurgu anlatısıdır. Moon: Yalnızlık ve kimlik üzerine minimalist bir bilim kurgu Duncan Jones’un yönettiği Moon, Ay yüzeyindeki bir madende çalışan astronot Sam Bell’in hikâyesini anlatır. Üç yıllık görev süresinin sonuna yaklaşan Sam, günlerini yalnızlık içinde geçirir ve tek arkadaşı yapay zekâ bilgisayar GERTY’dir. Ancak görevinin sonuna doğru yaşanan beklenmedik bir olay, Sam’in hem görevini hem de kendi varlığını sorgulamasına yol açar. Moon, büyük aksiyon sahneleri yerine kimlik, yalnızlık ve insanın kendi kopyasıyla yüzleşmesi üzerine kurulu sakin ama güçlü bir bilim kurgu filmidir. Bugonia: Paranoya ve gerçeklik arasındaki ince çizgi Yorgos Lanthimos’un yönettiği Bugonia, iki komplo teorisyeninin büyük bir şirketin CEO’sunun aslında dünyayı ele geçirmeye çalışan bir uzaylı olduğuna inanmasıyla başlayan tuhaf bir hikâye anlatır. Bu inanç, karakterleri giderek daha radikal eylemlere sürükler. Lanthimos’un absürt anlatım diliyle şekillenen filmde paranoya ile gerçeklik arasındaki çizgi sürekli bulanıklaşır. Bugonia; komplo kültürü, güç algısı ve modern toplumdaki güvensizlik hissi üzerine düşündüren sıra dışı bir bilim kurgu olarak öne çıkar. haberdeger.com — Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

7 yıl boyunca saklandı: 8 yaşındaki çocuk çöp yığınları arasında bulundu Haber

7 yıl boyunca saklandı: 8 yaşındaki çocuk çöp yığınları arasında bulundu

Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinde 7 yıl önce babası tarafından kaçırıldığı iddia edilen 8 yaşındaki N.S., polisin düzenlediği operasyonla bulundu. Özel ekip tarafından yapılan baskında çocuğun harabe bir evde çöp ve kıyafet yığınları arasında tutulduğu ortaya çıktı. Yıllarca evden çıkarılmadığı belirtilen çocuk devlet korumasına alınırken, olayla ilgili iki kişi tutuklandı. 1 yaşındayken annesinden kaçırıldığı iddia edildi İddiaya göre Mustafakemalpaşa’da yaşayan Umut K., Almanya’da birlikte yaşadığı Rebecca S. ile ilişkisi sırasında 2018 yılında dünyaya gelen oğulları N.S. ile Türkiye’ye geldi. Bir süre sonra taraflar arasında çıkan tartışmanın ardından Umut K.’nin 1 yaşındaki oğlunu annesi Hanife S.’ye bırakarak kaçırdığı öne sürüldü. Çocuğunu bulamayan Rebecca S., polise başvurarak şikayetçi oldu ve daha sonra ülkesine geri döndü. Açılan dava sürecinde çocuğun yıllarca saklandığı ileri sürüldü. Özel ekip babaannenin izini sürdü Olayın aydınlatılması için Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekipleri özel bir çalışma yürüttü. Baba Umut K.’nin iki yıl önce kalp krizi nedeniyle hayatını kaybetmesinin ardından hakkında arama kararı bulunan babaanne Hanife S. takibe alındı. Mustafakemalpaşa Cumhuriyet Başsavcılığı’nın izniyle kurulan 6 kişilik özel ekip, haftada bir polis merkezine imza vermeye gelen babaanneyi adım adım izledi. Harabe evde operasyon düzenlendi Polis ekipleri, 10 Mart’ta imza attıktan sonra ayrılan babaannenin şüpheli hareketlerle harabe bir eve girdiğini tespit etti. Bunun üzerine operasyon düzenleyen ekipler, evde yaptıkları aramada N.S.’yi kıyafet ve çöp yığınları arasında bitkin halde buldu. 7 yıl boyunca evden çıkarılmadığı ve hiç okula gitmediği belirtilen çocuk polis ekipleri tarafından kurtarıldı. Kurtarma anları ise kameraya yansıdı. İki kişi tutuklandı Sağlık kontrolünden geçirilen N.S., daha sonra Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’ne teslim edilerek koruma altına alındı. Gözaltına alınan babaanne Hanife S. ile kuzeni Recai M., emniyetteki işlemlerinin ardından “kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçundan tutuklandı. Olayla ilgili soruşturmanın sürdüğü bildirildi. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Pembe Pusula Gazetesi 15 yaşında: Kadınların sesi susmayacak Haber

Pembe Pusula Gazetesi 15 yaşında: Kadınların sesi susmayacak

Türkiye’nin Tek Kadın Gazetesi Pembe Pusula Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Neslihan Çelik Alkoçlar, 15. Kuruluş Yıldönümü ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla açıklama yayınladı. Açıklamasında dikkat çeken ifadelere yer veren Pembe Pusula Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Neslihan Çelik Alkoçlar, gazetenin kurulduğu günden bu yana kadınların eşitlik, adalet ve hak mücadelesinin sözcüsü olmaya çalıştıklarını vurgulayarak, kadınların sesini görünür kılan, sorunlarını gündeme taşıyan ve çözüm için yol gösteren öncü bir misyon üstlendiklerini söyledi. “Kadınlar, erkek egemen zihniyete kurban edilmeye devam ediyor” Tarih yazan bir kalemin, cesaretle atılmış bir imzanın ve kadınların sesini büyüten bir mücadelenin yıl dönümünü kutluyor olmanın gurur ve mutluluğunu yaşadıklarını ifade eden Alkoçlar, 8 Mart’ta yalnızca bir gazetenin kuruluşunu değil, kadınların varoluş mücadelesini, özgürlüğe kanat çırpışlarını ve toplumsal hayattaki güçlü varlığını da gündeme taşıyacaklarını belirterek, “Biz sadece habercilik yapmadık, kadınlara varoluş mücadelesinin kutsallığı noktasında cesaret verdik, onların toplumun hücrelerine kadar yayılan kimi zaman hüzünlü kimi zaman gurur veren yaşam hikayelerini sayfalarımıza taşıdık. 15 yılda sadece dayanışma ruhunu büyütmedik aynı zamanda son 15 yılda acımasızca yaşamdan koparılan 4500 kadınımızın hatırasını sayfalarımıza taşıyarak toplumumuzun ve kurumlarımızın kadın cinayetleri ile yüzleşmesi ve cezasızlığın ortadan kalkmasına yönelik farkındalık oluşmasına yönelik örnek bir yayıncılık benimsedik. Dünyanın farklı coğrafyalarında erkek egemen zihniyet, güç ve iktidar savaşıyla her yeri kan gölüne çevirirken, kadınlar ve çocuklar her zaman olduğu gibi yaşam ve umut arasındaki trajedinin mağduru olmaya devam etmektedir. ‎Daha bir hafta önce İran’da bir kız okulunda 168 evladın öldürülmesi, Filistin’de 3 yıldır devam eden zulümde öldürülen kadın ve çocukların sayısı bize hem Türkiye’de hem de dünyada kadınların karşı karşıya olduğu vahşet ve riski derin ve yakıcı şekilde anlatmaktadır. Kadına yönelik şiddet, aile içi istismar, ekonomik eşitsizlik ve özellikle kadın cinayetleri, çağımızın en ağır insan hakları ihlalleri arasında yer alıyor. Her yıl binlerce kadın, yalnızca kadın olduğu için şiddete maruz kalıyor, hayatını kaybediyor ya da yaşam hakkını tehdit altında sürdürüyor. Erkek egemen zihniyetin devamlılığı için kadınlar kurban edilmeye devam ediyor.” dedi. “Kalem sustuğunda karanlık büyür. Kadın yazdığında tarih değişir” ‎“Kadın varsa toplum vardır” gerçeğiyle haykıran varoluş mücadelesinin verdiği ilham ve cesaretin Pembe Pusula’nın yolunu aydınlatmaya devam ettiğine dikkat çeken Neslihan Çelik Alkoçlar, kadınların sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal hayatta daha güçlü temsil edilmesi için atılan her adımda, geçmişin cesur kadınlarının izini gördüklerini, onların açtığı yolda daha kararlı yürüdüklerine işaret ederek; “Yaşamdan koparılan tüm kadınları saygı ve özlemle anıyor, kadınların özgür ve güvenli yaşayabildiği bir dünya için mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz. Kadın cinayetleri istatistik değildir. Her biri hayalleri, umutları ve yaşamları yarım bırakılmış kadınların hikâyesidir. Her isim, yitirdiğimiz bir hayatın yüreklerimizde açtığı yarayı, toplum vicdanına büyüyen kara lekeyi temsil ediyor. Özgecan Aslan, Pınar Gültekin, Emine Bulut, Şule Çet, Başak Cengiz, Münevver Karabulut, Nagehan Usta, Narin Güran ve daha niceleri… Bu isimler toplumsal şiddetin sembolü hâline gelmiş acı bir gerçek olarak hafızamızdaki ve vicdanımızdaki tazeliğini koruyor. 15 yıl önce yola çıkarken tek bir ilkemiz vardı: Kadınların sesi duyulmalı, kadınların hikâyeleri anlatılmalı ve adalet talebi görünür olmalı. Gazeteciliğin yalnızca haber vermek olmadığına inanıyoruz. Bize göre gazetecilik toplumun vicdanını canlı tutabildiği ölçüde büyüyecektir. Bu nedenle kadına yönelik şiddet başta olmak üzere dünyamızı sonsuz bir uçurumun eşiğine sürükleyen sorunları ve bu sorunların baş aktörlerinin kirli ve karanlık yüzlerini ifşa etmeyi, dünyayı güzelleştiren her bir kadının adını ve hikayesini yaşatmayı sorumluluğumuzun gereği olarak görüyoruz. Kuruluş yıldönümümüz olan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde bir kez daha söz veriyoruz: Kadınların sesi olmaya, adalet arayışını görünür kılmaya ve kadınların yaşam hakkını savunmaya devam edeceğiz. Çünkü her kadın adı hatırlandıkça, her hikâye anlatıldıkça, sessizlik biraz daha kırılır. Kalem sustuğunda karanlık büyür. Kadın yazdığında tarih değişir. Nice güçlü, cesur ve aydınlık yıllara…” diye konuştu.

Hak ettiği değeri görememiş 5 film Haber

Hak ettiği değeri görememiş 5 film

Wristcutters: A Love Story (2006) Goran Dukic’in yönettiği film, Etgar Keret’in kısa öyküsünden uyarlanmış sıra dışı bir kara mizah hikâyesi sunuyor. İntihar edenlerin gittiği kasvetli bir arafta geçen anlatı, kayıp, pişmanlık ve umut kavramlarını tuhaf bir yol filmi üzerinden ele alıyor. Eski sevgilisini bulmak için yola çıkan Zia’nın hikâyesi, absürt mizah ile varoluşsal sorgulamayı aynı anda taşımasıyla akılda kalıyor. Perfetti Sconosciuti (2016) Paolo Genovese’nin yönettiği film, basit bir oyun üzerinden ilişkilerin kırılganlığını açığa çıkarıyor. Bir akşam yemeğinde herkes telefonunu ortaya koymayı kabul ettiğinde, sırlar hızla görünür hale geliyor. Modern ilişkilerde mahremiyet, sadakat ve dijital hayatın etkisini çarpıcı bir gerçekçilikle anlatan film, minimal mekânına rağmen yüksek gerilim kurmayı başarıyor. The Sunset Limited (2011) Tommy Lee Jones ve Samuel L. Jackson’ın iki karakter üzerinden yürüttüğü diyalog, sinemada nadir görülen bir felsefi tartışmaya dönüşüyor. Hayatın anlamı, inanç, umutsuzluk ve varoluş üzerine kurulu film neredeyse tamamen konuşmalardan oluşmasına rağmen güçlü oyunculuklarıyla izleyiciyi içine çekiyor. Minimal anlatımıyla büyük sorular soran bir yapım. The Last Seduction (1994) Neo-noir türünün en güçlü örneklerinden biri sayılan film, manipülasyon ve güç ilişkileri üzerine kurulu karanlık bir gerilim sunuyor. Linda Fiorentino’nun performansı filmi sürüklerken, hikâye klasik suç anlatısını ters yüz ediyor. Karakter merkezli ilerleyen yapı, seyirciyi sürekli etik sınırları sorgulamaya itiyor. In Bruges (2008) Martin McDonagh’ın kara mizah ile suç hikâyesini birleştirdiği film, iki tetikçinin Bruges’te geçirdiği bekleme sürecini anlatıyor. Mizah ile suçluluk duygusu arasında gidip gelen anlatı, affedilme, hata ve insanlık üzerine güçlü bir atmosfer kuruyor. Şehir mekânının karakter gibi kullanılması filmi özel kılan unsurlardan biri. Bu beş film, gişe başarılarından bağımsız olarak sinemanın anlatı gücünü hatırlatan yapımlar arasında yer alıyor. Büyük hikâyeler bazen küçük ölçekli filmlerde saklı olabiliyor. Eğer farklı bir sinema deneyimi arıyorsanız, bu liste yeni favorilerinizi bulmanız için iyi bir başlangıç olabilir. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Tutuklu Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın bestesi hayat buldu Haber

Tutuklu Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın bestesi hayat buldu

“Kent Uzlaşısı” operasyonu kapsamında 23 Mart’ta tutuklanan ve Silivri Marmara Cezaevi’nde bulunan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, cezaevinde üretmeye devam ediyor. Şahan’ın hücresinde bestelediği “No:9” adlı eser, müzisyenlerin ortak çalışmasıyla düzenlenerek dinleyiciyle buluştu. Cezaevinden sanata uzanan davet Şahan, bir süre önce notalara döktüğü bestesini avukatları aracılığıyla sanatçılara ulaştırarak eserin seslendirilmesi için çağrıda bulundu. Bu davet üzerine “No:9”, farklı kuşaklardan müzisyenlerin katkısıyla aranje edildi ve kayda alındı. Usta isimler eserde buluştu Eserde kavalda Şahan’ın babası Talip Şahin yer alırken; asma davul ve sandukada Arif Sağ, akustik gitarda Bülent Ortaçgil, yaylı tanburda Cahit Berkay, bağlamada Erdal Erzincan ve Tolga Sağ, perküsyonda Diler Özer, piyanoda Dengin Ceyhan performans sergiledi. Yaylı düzenlemeler İstanbul Strings tarafından icra edilirken, trompette Atakan Gözetlik, elektro gitarda Cenk Şanlıoğlu esere eşlik etti. Mix ve mastering süreci Ömer Avcı tarafından yürütüldü. Klip aile emeğiyle hazırlandı Eserin video klibinin yönetmenliğini Resul Emrah Şahan’ın ablası Ceren Şahan üstlendi. Tüm sanatçıların görüntülerinin yer aldığı klip, Şahan’ın kişisel YouTube kanalında yayımlanırken, “No:9” adlı beste Spotify üzerinden de dinlenebiliyor. “Umut etmekten vazgeçmeyen herkese armağan” Resul Emrah Şahan, bestesini tutuklu bulunan yol arkadaşlarına, adalet beklentisi içindeki ailelere ve umutla bekleyen yurttaşlara ithaf etti. Cezaevinden ilettiği mesajında, eserin “yalnız hissedene yoldaş olmasını” dilediğini belirten Şahan, 2026’nın “kavuşmaların ve adaletin yılı” olması temennisinde bulundu.

Dünyadan 9 anlamlı yılbaşı ritüeli Haber

Dünyadan 9 anlamlı yılbaşı ritüeli

Her yıl aynı geri sayım, aynı şarkılar, aynı kutlama ritüelleri… Yeni yıla girerken farklı kültürlerin yüzyıllardır yaşattığı anlamlı geleneklere göz atmaya ne dersiniz? Geçtiğimiz yılların yükünü, mücadelelerini ve dönüşümlerini geride bırakırken; dünyada yeni yılı karşılamanın daha sade, daha sembolik ve daha bilinçli yolları var. İşte dünyanın dört bir yanından, umut, bereket ve yenilenme teması etrafında şekillenen dokuz yılbaşı geleneği. İspanya | Şansın on iki üzümü İspanya’da yeni yıl, her biri bir ayı temsil eden 12 üzümle karşılanır. Gece yarısı saat kulesi her çaldığında bir üzüm yenir. Rivayete göre bu on iki üzümü zamanında bitirebilenler, yıl boyunca şansı yanlarında taşır. Geleneğin kökeni 19. yüzyıl Madrid’ine uzanır ve bugün ülke genelinde cava şişeleri eşliğinde coşkuyla sürdürülür. Rusya | Yılbaşı hediyeleri Rusya’da yılbaşı, Noel’in yerini alan en büyük aile bayramıdır. Çocuklar hediyelerini Ded Moroz’tan alır; ona torunu Sneguroçka eşlik eder. Sovyet döneminde şekillenen bu gelenek, bugün hâlâ yeni yılı umutla karşılamanın sembollerinden biri. Japonya | Toshikoshi soba Japonya’da yılın son gecesi, aile sofralarında uzun ömür ve dayanıklılığı simgeleyen toshikoshi soba yenir. Karabuğdaydan yapılan bu noodle, hem geçmiş yılın zorluklarını geride bırakmayı hem de yeni yıla güçle adım atmayı temsil eder. İrlanda | Kötü ruhları uzaklaştırmak İrlanda’da yılbaşı gecesi evlerde ekmekler kapılara ve duvarlara vurularak kötü ruhların uzaklaştırıldığına inanılır. Ayrıca gece yarısından sonra eve ilk giren kişinin kim olduğu da önemlidir: Siyah saçlı bir erkeğin bolluk getirdiği, kırmızı saçlı bir kadının ise uğursuzluk sayıldığına dair eski inanışlar hâlâ hatırlanır. ABD (Güney) | Hoppin’ John Amerika’nın güneyinde, özellikle Afro-Amerikan topluluklarda, Hoppin’ John adlı yemek yeni yıl sofralarının vazgeçilmezidir. Fasulye, pirinç ve domuz etinden oluşan bu yemek; bereketi, huzuru ve maddi refahı simgeler. Bazı aileler tabağın altına bozuk para koyarak şanslarını artırmayı dener. Kolombiya | Bavulla dilek tutmak Kolombiya’da yeni yıla girerken boş bir bavulla evin etrafında dolaşmak, bol seyahatli bir yıl dilemenin yolu sayılır. Aynı zamanda cebine mercimek doldurmak da bolluk ve kazanç çağrısı olarak görülür. Filipinler | Yuvarlak meyveler ve puantiyeler Filipinler’de yuvarlak şekiller parayı ve refahı simgeler. Bu nedenle yılbaşı gecesi sofralarda 12 yuvarlak meyve yer alır. Puantiyeli kıyafetler giymek de iyi şansın çağrıldığı bir başka gelenektir. Yunanistan | Kapıda soğan Yunanistan’da yeni yılın ilk günü kapılara asılan soğanlar, yeniden doğuşun ve büyümenin sembolüdür. Aileler çocuklarını sabah hafifçe soğanla uyandırarak yılın bereketli geçmesini diler. Brezilya | Denize yedi dilek Brezilya’da yılbaşı gecesi beyaz kıyafetlerle denize girilir. Denizlerin tanrıçası Yemanjá’ya saygı sunulur; yedi dalganın üzerinden atlanırken her dalga için bir dilek tutulur. Beyaz çiçekler denize bırakılır, yeni yıl umutla karşılanır. Danimarka | Tabak kırmak Danimarka’da eski tabak ve bardaklar sevdiklerinin kapısına atılır. Ne kadar çok kırık varsa, o kadar çok dostluk ve iyi şans olduğuna inanılır. Gece yarısında herkes sandalyeden zıplayarak yeni yıla birlikte “atlamış” olur.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.