SON DAKİKA

#Vicdan

HABER DEĞER - Vicdan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Vicdan haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

“Yeşil Yol”, geçmişten bugüne uzanan bir adalet hikâyesi! Haber

“Yeşil Yol”, geçmişten bugüne uzanan bir adalet hikâyesi!

Yeşil Yol (The Green Mile), 1935 yılında Louisiana’daki Cold Mountain Hapishanesi’nin idam koğuşunda geçiyor. Koğuşun sorumlusu Paul Edgecomb, mahkûmların infaz odasına giderken yürüdüğü yeşil renkli koridor nedeniyle “Yeşil Yol” olarak anılan bölümde görev yapıyor. Hikâye, iki küçük kızın öldürülmesi suçundan idama mahkûm edilen John Coffey’nin koğuşa getirilmesiyle başlıyor. Fiziksel görünümüyle ilk anda dikkat çeken Coffey, kısa süre içinde sakin tavrı ve hassas kişiliğiyle gardiyanların ilgisini çekiyor. Paul Edgecomb ve çalışma arkadaşları, Coffey’nin alışılmışın dışında özelliklere sahip olduğunu fark ediyor. Film, Coffey’nin geçmişine ilişkin soruların ortaya çıkmasıyla birlikte hapishanedeki karakterlerin kararlarına odaklanıyor. Hikâye boyunca mahkûmlar, gardiyanlar ve yöneticiler arasındaki ilişkiler üzerinden insan davranışları ve vicdani tercihler işleniyor. Yeşil Yol, adalet ve önyargı kavramlarını merkeze alıyor Film, idam cezası uygulamasını arka planına alırken adalet sisteminin işleyişine dair soruları da gündeme getiriyor. Bir kişinin suçlu kabul edilmesiyle gerçeğin ortaya çıkması arasındaki fark, hikâyenin temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. John Coffey’nin yaşadıkları, dış görünüş, toplumsal konum ve önyargıların insanlar hakkında verilen kararları nasıl etkileyebildiğini gösteriyor. Film, karakterlerin olaylara yaklaşımı üzerinden adaletin yalnızca kurallar ve kararlarla değil, insan davranışlarıyla da ilişkili olduğunu anlatıyor. Paul Edgecomb’un Coffey’ye yaklaşımı ise görev sorumluluğu ile kişisel vicdan arasındaki dengeyi yansıtıyor. Bu yönüyle Yeşil Yol, bir hapishane hikâyesinin ötesine geçerek merhamet, empati ve sorumluluk üzerine kurulu bir anlatı sunuyor. Yeşil Yol neden bugün de önemini koruyor? Yeşil Yol, gösterime girmesinin üzerinden yıllar geçmesine rağmen adalet, insan hakları ve idam cezası tartışmalarıyla ilişkilendirilen filmler arasında yer alıyor. Film, yanlış ya da eksik kararların geri döndürülemez sonuçlar doğurabileceğini hatırlatıyor. Yapım, yargı süreçlerinde tanıklıkların, toplumsal önyargıların ve dönemin koşullarının etkisini hikâyesinin bir parçası hâline getiriyor. Bu nedenle film, adaletin yalnızca hukuki bir süreç değil, aynı zamanda insan hayatını doğrudan etkileyen bir mesele olduğunu vurguluyor. Filmde öne çıkan merhamet ve empati temaları da günümüzde karşılık buluyor. Karakterlerin zor koşullarda aldıkları kararlar, izleyiciye insan ilişkileri ve sorumluluk duygusu üzerine düşünme alanı açıyor. Yeşil Yol, Stephen King’in 1996 yılında yayımlanan aynı adlı romanından sinemaya uyarlandı. King, kitabı ilk olarak altı ayrı kısa kitapçık hâlinde yayımladı; eser daha sonra tek ciltte bir araya getirildi. Yönetmen Frank Darabont kimdir? Frank Darabont, 1959 yılında Fransa’da doğdu. Çocuk yaşta ailesiyle birlikte ABD’ye taşınan Darabont, sinema kariyerine senarist olarak başladı. Özellikle Stephen King eserlerinden yaptığı uyarlamalarla tanındı. Darabont, Yeşil Yoldan önce 1994 yapımı Esaretin Bedeli (The Shawshank Redemption) filmini yönetti. Yine Stephen King’in eserinden uyarlanan film, zaman içinde sinema tarihinin öne çıkan yapımları arasında yer aldı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

İletişim Başkanı Duran: "Soykırım suçuyla yargılananların Türkiye’ye tarih dersi vermeye hakkı yok" Haber

İletişim Başkanı Duran: "Soykırım suçuyla yargılananların Türkiye’ye tarih dersi vermeye hakkı yok"

Duran, İsrail’in Filistin’de sürdürdüğü saldırıları meşrulaştırmak ve uluslararası kamuoyunu manipüle etmek amacıyla tarihi bir konuyu siyasi bir silah olarak kullanmaya cüret ettiğini belirterek, bu tutumu "tek kelimeyle ikiyüzlülük" olarak tanımladı. "Bebek, kadın, yaşlı demeden katlediyorlar" İsrail yönetiminin güncel eylemleri ile tarihi çarpıtma çabaları arasındaki çelişkiye dikkat çeken Duran, "Bebek, kadın, yaşlı demeden on binlerce masum sivili gözlerini kırpmadan katlederek 21. yüzyılın en vahşi katliamına imza atan İsrail yönetiminin, tarihi olayları siyasi bir silah olarak kullanmaya cüret etmesi tek kelimeyle ikiyüzlülüktür" dedi. "İnsanlık suçlarını örtbas etme çabası" Duran, İsrail'in bu hamlesinin gerçek nedeninin Filistin'de işledikleri suçları unutturmak olduğunu savunarak şu ifadeleri kullandı: "İsrail’in 1915 olaylarını sözde ‘soykırım’ olarak tanıması, ellerine bulaşan Filistinli masumların kanını, Orta Doğu’da yürüttükleri devlet terörünü ve fütursuzca işledikleri insanlık suçlarını örtbas etme çabasının beyhude bir dışavurumudur." "Uluslararası hukuku ayaklar altına alan bir yapı" İsrail'in hastaneler, okullar ve ibadethaneler gibi sivil alanlara yönelik saldırılarını anımsatan İletişim Başkanı, İsrail'in ahlaki bir söylemde bulunmasının tutarsızlığına vurgu yaptı: "Uluslararası hukuku ayaklar altına alan bir yapının ahlaki ve tarihi yükümlülüklerden bahsetmesi insanlık tarihinin gördüğü en büyük ironidir." Açıklamasını, İsrail’in Uluslararası Adalet Divanı’ndaki (UAD) durumuna dikkat çekerek tamamlayan Duran, sert bir uyarıda bulundu: "Uluslararası Adalet Divanı’nda soykırım suçuyla yargılananların Türkiye’ye tarih dersi vermeye veya vicdan bekçiliğine soyunmaya zerre kadar hakkı yoktur." haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Haber Editörümüz Ödül Aldı Haber

Haber Editörümüz Ödül Aldı

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Mezunları Vakfı (İLEV) tarafından geleneksel olarak düzenlenen “Meslekte 50 Yıl Onur Ödülleri”, bu yıl da iletişim alanının duayen isimlerini bir araya getirdi. Gazetecilik, televizyon, radyo, sinema, halkla ilişkiler ve reklamcılık başta olmak üzere iletişim alanında yarım asrı aşan mesleki deneyime sahip isimler, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi (İLEF) Mahmut Tali Öngören Sinema Salonu’nda düzenlenen törenle ödüllerini aldı. İLEV ve İLEF iş birliğiyle gerçekleştirilen törende, fakültenin uygulama atölyelerinde başarı gösteren öğrencilere de “Öğrenci Emek Ödülleri” verildi. Haber sitemizin editörü Sümeyye Ela Er de eğitim programı kapsamındaki mesleki uygulamaları ve atölye çalışmalarındaki özverili çabalarından dolayı 2025-2026 Öğretim Yılı İLEF Öğrenci Emek Ödülü'ne layık görüldü. Mesleki hafıza yeni kuşaklara aktarıldı Etkinlik, İLEV ve İLEF’in yıllardır sürdürdüğü iletişim geleneğini görünür kılarken, mesleki hafızanın yeni kuşaklara aktarılmasına da katkı sundu. Törenin açılışında konuşan İLEV Başkanı Ayça Olcaytu İşçen, geleceğin iletişimcilerinin “gerçekliğin koruyucuları” olacağını ifade eden “İnsanlar her şeyden şüphe ettiğinde güvenebilecekleri doğru bilgiye ihtiyaç duyacak. Geleceğin iletişimcileri de bu güveni inşa eden kişiler olacak” dedi. Mesleğin etik ilkelerine de dikkat çeken İşçen, usta iletişimcilerin genç kuşaklara yalnızca mesleki deneyim değil, aynı zamanda sabretmeyi, sorgulamayı ve vicdanlı olmayı öğrettiğini belirterek, “Saygınlığın, tıklanma sayısından çok daha değerli olduğunu bize ustalarımız öğretti” ifadelerini kullandı. “Bir elimizde yapay zekâ, veriler ve algoritmalar olacak; diğer elimizde ise etik ilkeler, vicdan ve insan sevgisi bulunacak” diyen İşçen, geleceğin başarılı iletişimcilerinin teknolojiyi en iyi kullananlar değil, “en insan kalmayı başarabilenler” olacağını vurguladı. Bu anlamlı günde, 23’üncüsü düzenlenen “Meslekte 50 Yıl Onur Ödülleri”nin sahipleri şu isimlerden oluştu: Ahmet Hagur, Attila Aşut, Behzad Erdem Akdoğan, Bekir Metin, Besim Güçtenkorkmaz, Cengiz Yıldırım, Ekrem Çatay, Emire Yukay, Ercan Akyol, Fahrettin Fidan, Fedai Öztürk, Gönül Doğanöz, Hamit Önder Sürenkök, Hilmi Güver, İnci Derviş İnanç, Korkmaz Çakar, Mehmet Ali Solak, Prof. Dr. Metin Kazancı, Mihriban Sezen, Müşerref Seçkin, Nedret Çatay, Orhan Selim Ertanhan, Osman Yüksel, Prof. Dr. Oya Tokgöz, Selma Özinanır, Serpil Çelikkan, Sevinç Raşit Andız, Suat Altunol, Yaşar Ahmet Hızarcı, Yazgülü Aldoğan ve Yusuf Ağar. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Kemal Kılıçdaroğlu sessizliğini bozdu: "CHP arınmasını bilir, tehditleriniz vız gelir" Haber

Kemal Kılıçdaroğlu sessizliğini bozdu: "CHP arınmasını bilir, tehditleriniz vız gelir"

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) iştirakleri ve belediyelerine yönelik hukuki süreçlerin gündemi sarstığı bir atmosferde, eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu sessizliğini bozdu. Kameralar karşısına geçerek dikkat çeken açıklamalarda bulunan Kılıçdaroğlu, "temiz siyaset" çağrısı yaparak partisine yönelik tarihi bir iç muhasebe uyarısında bulundu. "Siyaseti temiz tutmak namus borcudur" Siyasette ahlak ve vicdan ilkelerinin altını çizen Kemal Kılıçdaroğlu, kirlenen siyasetin doğrudan vatandaşın ekmeğine darbe vuracağını belirterek, "Bir milletin gelecesi, siyasetin aklıyla, vicdanıyla ve ahlakıyla şekillenir. Milletin helal sofraları, temiz siyasetle bereketi bulur. Çünkü kirlenen siyaset, önce vicdanı çürütür; sonra ahlakı yok eder ve en sonunda da gözünü milletin ekmeğine diker. İşte bu yüzden siyaseti temiz tutmak ve milletin sofrasına bereketi taşımak bu ülkede siyaset yapan herkesin namus borcudur." ifadelerini kullandı. "Ulu çınarın gölgesi haramın sığınağı olamaz" CHP'nin sıradan bir siyasi organizasyon değil, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün emaneti olan kutsal bir ruh olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, partinin kirlenmişlik iddialarıyla yan yana gelemeyeceğini vurguladı. Son dönemde yaşanan parti içi krizlere atıfta bulunan eski CHP lideri, "Bu ulu çınarın gölgesi haramın ve kirlenmişliğin sığınağı asla ve asla olamaz! Cumhuriyet Halk Partisi gerektiğinde arınmasını da bilir; iç muhasebesini yapmasını da… Ama yolundan asla dönmez; çünkü bu yürüyüş bir iktidar yürüyüşüdür! Çünkü bu yürüyüş halkın umudunu yeniden ayağa kaldırma yürüyüşüdür!" dedi. "İftiralarınız da tehditleriniz de vız gelir" Kendisine yönelik baskı kurmaya çalışan odaklara ve eleştirilere karşı duruşunu bozmayacağını ilan eden Kılıçdaroğlu, ömrü boyunca dürüstlükten ödün vermediğini hatırlatarak mesajını, "Benden susmamı veya başka şeyler söylememi bekleyenler var. Beni iyi dinleyin! Kemal Kılıçdaroğlu milletin ve partisinin çıkarlarını kendi ikbali için müzakere etmez! Bin kere toprak olur da bin kere çiçek açar; namuslu dürüst evlatlarının elinde ama eğilip bükülmez! İftiralarınız da tehditleriniz de vız gelir! Ben doğruyu söylerim, ben hakikatin yanında dururum! 70 yılı aşkın ömrünü bu halkın adalet kavgasına adamış; boğazından tek bir haram lokma geçmemiş ve evlatlarına bırakacağı tek mirası, verdiği ahlak kavgası olan Bay Kemal’den hiç kimse başka bir şey söylemesini asla beklemesin!" dedi. Bu güzel ülkenin vicdan sahibi, yurtsever ve asil yurttaşlarına… pic.twitter.com/LNuLp2AVHU — Kemal Kılıçdaroğlu (@kilicdarogluk) May 20, 2026 haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Vizyonda bu hafta: Komediden korkuya 8 yeni film seyirciyle buluştu Haber

Vizyonda bu hafta: Komediden korkuya 8 yeni film seyirciyle buluştu

Sinema salonlarında bu hafta komediden drama, aksiyondan animasyona geniş bir yelpazede sekiz yeni film vizyona girdi. Uluslararası yapımların yanı sıra yerli korku ve gerilim filmlerinin de yer aldığı haftada, göç, aile, kimlik ve hayatta kalma temaları öne çıktı. Göç ve vicdan hikâyesi: “Ben Bir Yabancıydım” Brandt Andersen’in yönettiği “Ben Bir Yabancıydım”, Akdeniz’de yolları kesişen dört yabancının hikâyesi üzerinden savaş, göç ve merhamet temalarını ele alıyor. Suriyeli bir doktorun küçük kızıyla Halep’ten kaçışıyla başlayan film, vicdan ve sorumluluk arasındaki çatışmayı dramatik bir anlatımla beyaz perdeye taşıyor. Orta yaş krizi ve kimlik arayışı perdeye taşınıyor Bradley Cooper imzalı “Sesim Geliyor Mu?”, boşanma sürecindeki bir adamın New York komedi sahnesinde yeni bir anlam arayışını konu alıyor. Dram ve komediyi bir araya getiren yapım, ortak ebeveynlik ve bireysel dönüşüm üzerine odaklanıyor. Aksiyon ve gerilimde hayatta kalma mücadelesi Ric Roman Waugh’un yönettiği “Sığınak”, İskoçya’da ıssız bir adada yaşayan eski bir askerin bir kızı kurtarmasıyla değişen hayatını anlatıyor. Aksiyon ve gerilim unsurlarını bir araya getiren film, geçmiş travmalar ve koruma içgüdüsü ekseninde ilerliyor. Biyografi ve sanat: Chopin’in Paris yılları “Chopin, Chopin!” ünlü besteci Frederic Chopin’in hastalıklarla mücadele ederken müziğinde yarattığı dönüşümü ve Paris sosyetesindeki var olma çabasını ele alıyor. Film, izleyiciyi 19. yüzyılın kültürel atmosferine götürüyor. Sağlık emekçilerinin görünmeyen yükü “Gece Vardiyası”, personel eksikliği yaşayan bir acil serviste çalışan bir hemşirenin tükenmişlik sürecini merkezine alıyor. Yapım, sağlık sektöründeki yoğun tempo ve sistemsel baskıları gerçekçi bir dille aktarıyor. Yerli yapımlarda gerilim ve korku öne çıktı Can Evrenol’un yönettiği “Cam Sehpa”, sıradan bir evlilik hikâyesinden yola çıkarak beklenmedik bir trajediye uzanan gerilimli bir anlatı kuruyor. Bülent Terzioğlu imzalı “Muamma: Cenin-i Cin” ise paranormal olaylar üzerinden aile içi sırları ve inanç çatışmalarını işliyor. Animasyonda epik bir intikam hikâyesi Mamoru Hosoda’nın yönettiği “Scarlet”, babasının intikamını almak isteyen bir prensesin öte dünyada çıktığı yolculuğu anlatıyor. Film, nefret ve merhamet arasındaki dengeyi fantastik bir anlatıyla ele alıyor. Bu hafta vizyona giren yapımlar, farklı türleri ve temalarıyla sinema salonlarında geniş bir izleyici kitlesine hitap ederken, hem uluslararası hem yerli sinemanın çeşitliliğini bir kez daha ortaya koyuyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Aydoğan Doğan: Kobanê’de çocuklar ölürken siyaset susamaz! Haber

Aydoğan Doğan: Kobanê’de çocuklar ölürken siyaset susamaz!

İnsan hakları savunucusu ve siyasetçi Aydoğan Doğan, sosyal medya platformu X üzerinden art arda yaptığı açıklamalarda, komşu ülkede yaşanan sivil katliamlara karşı Ankara’nın izlediği politikayı eleştirdi. Doğan, “denge politikası” söylemiyle sürdürülen sessizliğin ahlaki bir çöküşe işaret ettiğini belirterek, güvenlik merkezli yaklaşımın adalet üretmediğini ifade etti. "Ankara’nın sessizliği tarafsızlık değil, suç ortaklığı" Doğan, “Türkiye bugün susarak tarafsız kalmıyor, susarak suça ortak oluyor” sözleriyle iktidarın tutumunu hedef aldı. Komşu ülkede sivillerin yaşamını yitirdiği bir tabloda seyirci kalmanın ahlaki olarak savunulamayacağını belirten Doğan, adalet üretmeyen güvenlik politikalarının yalnızca daha fazla şiddet yarattığını dile getirdi. "Kürt halkı her kriz anında yalnız bırakılıyor" “Kürtler yine yalnız, yine terk edilmiş” ifadelerini kullanan Doğan, bölgede yaşanan her pazarlık ve kriz sürecinde ilk feda edilenin Kürt halkı olduğunu savundu. Geçmişte IŞİD’e karşı verilen mücadelede yalnız bırakıldıklarını hatırlatan Doğan, bugün ise Şam’a bağlı silahlı yapıların insafına terk edildiklerini ifade etti. "Dış güçlere yaslanan politikaların bedelini halklar ödüyor" Rojava yönetiminin yıllarca ABD’ye bel bağladığını söyleyen Doğan, “Kendi halkına değil, Pentagon’a güvendi” sözleriyle eleştirisini sürdürdü. Washington’un bölgeden çekildiğini, geride ise yıkım ve kan kaldığını dile getiren Doğan, bu coğrafyada gerçek kurtuluşun dış güçlerde değil, halkların dayanışmasında olduğunu kaydetti. "Kobanê’de yaşananlar bütün bölgenin utancı" Doğan, Kobanê’de akan kanın yalnızca Kürt halkının değil, tüm bölgenin utancı olduğunu belirterek, sessiz kalanların tarihe not düştüğünü söyledi. “Susmak, zulmün yanında durmaktır” diyen Doğan, “bize ne” diyenlerin de bu sorumluluktan kaçamayacağını vurguladı. "Vicdan sesini yükseltmeli" Kürt halkının sahipsiz olmadığını ifade eden Doğan, bu ülkede hâlâ vicdan ve adalet talebinin bulunduğunu söyledi. Doğan, “Kobanê yalnız değildir, yalnız bırakılmamalıdır” sözleriyle siyaset kurumunu ve toplumu sessizliği bozarak insani ve ahlaki sorumluluk almaya çağırdı. Kobanê’de Katliam Var, Ankara Seyrediyor!Bugün Kobanê kuşatma altındadır.Bugün Rojava’da siviller hedef alınmaktadır.Bugün Kürt halkı, Şam’ın himayesindeki HTŞ artığı çetelerin insafına terk edilmiştir.Bu yaşananlar “çatışma” değildir.Bu, açık bir insanlık suçudur.Ve bu…— Aydoğan Doğan (@Aydogan0658) January 27, 2026

“Dünya beşten büyüktür” demenin tam zamanı: Venezuela üzerinden küresel ikiyüzlülük teşhiri Haber

“Dünya beşten büyüktür” demenin tam zamanı: Venezuela üzerinden küresel ikiyüzlülük teşhiri

ABD ve müttefiklerinin Venezuela’ya yönelik askeri, siyasi ve ekonomik baskıları sürerken; Türkiye’de bu müdahalelere dair yükselen eleştiriler de sertleşiyor. Gazeteci-yazar Aydoğan Doğan, sosyal medya hesabından yaptığı art arda paylaşımlarla, “demokrasi” söylemi altında yürütülen müdahaleleri açık bir egemenlik ihlali olarak tanımladı. Doğan’a göre Karakas’ta patlayan her bomba, yalnızca Venezuela’yı değil, dünyanın tüm mazlum halklarını hedef alıyor. “Bu saldırılar demokrasi değil, açık bir sömürge girişimidir” Aydoğan Doğan, ABD ve müttefiklerinin Venezuela’ya yönelik hamlelerini “demokrasi ambalajlı küresel zorbalık” olarak nitelendirdi. Doğan, saldırıların esas amacının bir ülkenin halk iradesini, yeraltı kaynaklarını ve onurunu teslim almak olduğunu savundu. “Bugün Karakas sokaklarında patlayan her bomba, dünyanın tüm mazlum halklarının geleceğine atılmaktadır” ifadeleriyle, yaşananların bölgesel değil küresel bir tehdit olduğunun altını çizdi. “Dünya beşten büyüktür” sözü bugün samimiyet testinden geçiyor Doğan, yıllardır uluslararası platformlarda dile getirilen “Dünya beşten büyüktür” ifadesinin artık bir slogan olmaktan çıkıp somut bir duruşa dönüşmesi gerektiğini vurguladı. Bu sözün, sömürgeci güçlerin keyfi kararlarına, işgallerine ve ambargolarına karşı yükseltilmiş bir isyan olduğunu belirten Doğan, “Eğer dünya gerçekten beşten büyükse, o beşten birinin bir halkı açlıkla terbiye etmesine en gür sesle karşı çıkılmalıdır” dedi. Türkiye’deki sağ ve muhafazakâr kesimlere sert çağrı Aydoğan Doğan, özellikle Türkiye’de kendisini sağcı, muhafazakâr ya da İslamcı olarak tanımlayan çevrelerin Venezuela konusunda sergilediği sessizliği sert sözlerle eleştirdi. “Vicdan coğrafyaya hapsedilemez” diyen Doğan, bir müdahalenin yalnızca Ortadoğu’da yaşandığında suç sayılmasının ahlaki bir çelişki olduğunu ifade etti. Latin Amerika’daki bir halkın çığlığının da aynı duyarlılıkla görülmesi gerektiğini vurguladı. “Bu bir siyasi tercih değil, insanlık onurudur” Doğan’a göre Venezuela’da yaşananlar bir ideolojik tartışma değil, temel bir insanlık meselesi. Sömürüye karşı durmanın yalnızca ideolojiyle değil, tutarlılıkla mümkün olduğunu belirten Doğan, insan haklarının güçlülerin çizdiği sınırlar içinde savunulamayacağını dile getirdi. Venezuela’yı, dünya sistemindeki çarpıklığı gösteren bir ayna olarak tanımlayan Doğan, bu aynaya bakan herkesin kendi samimiyetini sorgulamak zorunda olduğunu söyledi. “Sessiz kalanlar tarihe not düşüyor” Aydoğan Doğan, sözlerini sert bir uyarıyla tamamladı. “Dünya beşten büyüktür” ilkesini savunduğunu söyleyen herkesin bugün Venezuela halkının yanında saf tutması gerektiğini ifade eden Doğan, aksi halde bu sözün boş bir slogana dönüşeceğini belirtti. Zulmün nerede olursa olsun karşısında durmanın insanlığın tek pusulası olduğunu vurgulayan Doğan’a göre, sessizlik de tarihe kaydedilen bir tutum.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.