SON DAKİKA

#Yazarlar

HABER DEĞER - Yazarlar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yazarlar haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Toplumsal Hafızanın Mühürlü Kapısı Ulucanlar Cezaevi Haber

Toplumsal Hafızanın Mühürlü Kapısı Ulucanlar Cezaevi

İlk olarak 1923 yılında askeri depo olarak inşa edilen, ardından 1925’te İçişleri Bakanlığı tarafından "umumi hapishane" statüsüne alınarak dönüştürülen bu mekân, 81 yıllık aktif infaz geçmişiyle sadece bir cezaevi değil; ülkenin yakın siyasi, edebî ve toplumsal hafızasının merkez üssü oldu. Modern standartlara uyum sağlayamadığı ve şehrin merkezinde kaldığı gerekçesiyle 1 Temmuz 2006’da kapısına kilit vurulan yapı, Altındağ Belediyesi’nin yürüttüğü kapsamlı restorasyonun ardından 2011 yılında "Ulucanlar Cezaevi Müzesi" adıyla kapılarını yeniden açtı. Darağaçlarında Kararan Hayatlar: İlk İdamdan 12 Eylül’e Kuruluşundan itibaren pek çok infazın gerçekleştirildiği Ulucanlar, Türk siyasi tarihinin en keskin ve dramatik kararlarının sahnesi oldu. Henüz ilk yıllarında, 1926’da İskilipli Atıf Hoca ve Ali Rıza Hoca’nın yanı sıra İzmir Suikastı davası mahkûmlarının infazlarıyla anılmaya başlayan cezaevi, sonraki on yıllarda da idamların merkezi haline geldi. 27 Mayıs darbesinin ardından Albay Fethi Gürcan ve Talat Aydemir bu cezaevinde idam edildi. 12 Mart 1971 muhtırasının ardından ise Türkiye sol hareketinin sembol isimleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam hükümleri, 6 Mayıs 1972 sabaha karşı Ulucanlar’ın avlusunda infaz edildi. 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle birlikte cezaevi, rejiminin en ağır ve acımasız yüzünü yaşadı. Kenan Evren’in liderliğindeki Millî Güvenlik Konseyi döneminde kurulan mahkemeler binlerce kişiyi yargılarken, "bir sağdan, bir soldan" talimatıyla idam edilen sol görüşlü Necdet Adalı ile ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu 8 Ekim 1980’de aynı gece burada darağacına gönderildi. Darbe öncesi işlenen bir suçtan yargılanan ve mahkeme kararıyla yaşı büyütülerek idama mahkûm edilen 17 yaşındaki Erdal Eren’in cezası da Yargıtay’ın kararlarına rağmen 13 Aralık 1980’de Ulucanlar’da infaz edildi. Fikri Arıkan, Ali Bülent Orkan da bu karanlık dönemin cezaevindeki diğer idam mahkûmlarıydı. Aydınların, Şairlerin ve Siyasilerin Koğuşu Ulucanlar, sadece idamlarla değil, duvarları arasında yatan Türkiye’nin kültürel ve siyasi elite kadrolarıyla da hafızalara kazındı. Sağ ve sol görüşlü binlerce siyasi mahkûmun yanı sıra ülkenin edebi ve basın hayatına yön veren isimler bir dönem bu soğuk koğuşları doldurdu. Nâzım Hikmet Ran, Necip Fazıl Kısakürek, Kemal Tahir, Ahmed Arif, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Fakir Baykurt gibi şair ve yazarlar ile Yılmaz Güney, Cüneyt Arcayürek, Metin Toker, Oral Çalışlar, İpek Çalışlar, Adnan Cemgil, Beyhan Cenkçi ve Metin Peker gibi gazeteci ve aydınlar Ulucanlar’ın mahkûm defterlerinde yer aldı. Ayrıca Bülent Ecevit, Muhsin Yazıcıoğlu, Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan ve Sırrı Sakık gibi siyasetçiler de bir dönem bu yapının duvarları arasında tutuldu. Bugün Bir Bellek Mekânı Olarak Yaşıyor Ulucanlar Cezaevi Müzesi Sorumlusu Merve Bayıksel, yapının 12 Eylül dönemi başta olmak üzere yakın tarihin en somut vesikası olduğunu belirtiyor. Müzede sergilenen Mustafa Pehlivanoğlu, Fikri Arıkan ve Erdal Eren gibi isimlere ait son mektuplar, kıyafetler ve şahsi eşyalar, o dönemin ağır insan hakları ihlallerini ve mahkûmların verdiği mücadeleyi ziyaretçilere doğrudan aktarıyor. Bugün başkenti ziyaret edenlerin uğrak noktalarından biri olan Ulucanlar, ranzalı koğuşları, tecrit hücreleri ve mahkûmların volta attığı avlularıyla Türkiye’nin demokrasi sınavını ve geçmişin acı hatıralarını canlı tutmaya devam ediyor. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

12 Eylül’ün Sanat Dünyasındaki İzleri Haber

12 Eylül’ün Sanat Dünyasındaki İzleri

Millî Güvenlik Konseyi'nin yönetime el koymasıyla birlikte, ülkedeki tüm özgür düşünce mecraları denetim altına alındı. Darbenin ilk hedef aldığı kesimlerden biri olan sanatçılar, yazarlar, sinemacılar ve müzisyenler; hapis cezaları, sürgünler, kitap yakma eylemleri ve kapsamlı sansür mekanizmalarıyla karşı karşıya kaldı. Basın ve Yayın Dünyasına Yönelik Baskılar Darbe döneminde basın özgürlüğü büyük ölçüde kısıtlandı. Cumhuriyet başta olmak üzere dönemin önde gelen gazeteleri yüzlerce dava ile karşılaştı ve yayınları geçici sürelerle durduruldu. Binlerce gazeteci hakkında hapis cezaları istendi. Basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan yasal düzenlemelerin yanı sıra, imha edilmek üzere depolanan gazete, dergi ve kitapların ağırlığı resmi rakamlara göre 39 tonu buldu. Birçok eser daha okunmadan sobalarda ve açık arazilerde yakıldı. Bu sürecin en acı örneklerinden biri, Onur Yayınları sahibi İlhan Erdost’un 8 Kasım 1980’de gözaltına alındıktan sonra Mamak Cezaevi’ne nakledilirken hayatını kaybetmesi oldu. Yazar Muzaffer Erdost, kardeşinin ölümünün ardından onun adını kendi adıyla birleştirerek "Muzaffer İlhan Erdost" olarak yazmaya devam etti. Sinemada Sansür ve Yasaklar Darbe yönetimi sinema sektörünü de sıkı bir denetim mekanizmasına tabi tuttu. Dönemde toplam 937 film yasaklandı. Erden Kıral’ın yönettiği, Adana Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından yasaklanan Bereketli Topraklar Üzerinde filminin nüshalarının imha edildiği iddia edildi. Doğu bölgesindeki yoksulluğu konu alan Hakkâri’de Bir Mevsim filmi de uzun süre yasaklı kalan yapımlar arasında yer aldı; film uluslararası festivallerde ödüller alsa da gösterimi engellerle karşılaştı. Müzik Dünyası ve Sürgünler Müzik alanı da 12 Eylül rejiminin baskılarından doğrudan etkilendi. TRT repertuvarından yüzlerce şarkı çıkarıldı; Ruhi Su, Selda Bağcan ve Zülfü Livaneli gibi isimlerin eserleri yasaklı listelerine eklendi. Konser izinleri iptal edilen, pasaportlarına el konulan ve yargılanan sanatçılardan Selda Bağcan uzun yıllar yurt dışına çıkamadı, çeşitli davalardan yargılandı ve konser vermesi yasaklandı. Darbe sırasında bir konser için Almanya'da bulunan Cem Karaca, hakkında açılan davalar ve Interpol kararları nedeniyle uzun yıllar yurda dönemedi ve vatandaşlıktan çıkarıldı. Melike Demirağ, Şanar Yurdatapan gibi isimler de ülkeyi terk etmek zorunda kalan sanatçılar arasında yer aldı. Yeni Türkü'nün Buğdayın Türküsü albümü piyasadan çekildi. Bunun yanı sıra, dönemin idari kararları doğrultusunda sanatçıların kimlik hakları ve ifade biçimleri de baskı gördü. Sanatçı Bülent Ersoy’a sahne yasağı getirildi ve hukuki süreçler sonucunda dönemin mahkemeleri ve idari kurumları tarafından cinsiyet kimliğine yönelik kısıtlamalar uygulandı. Kürtçe dilinin kamusal alanda ve eğitimde kullanımı yasaklandı; bu yasaklar daha sonraki yıllarda kaldırılsa da dönemin kültürel hayatta açtığı tahribat kalıcı oldu. Barış Derneği Davası ve Aydınlar 1977 yılında kurulan Türkiye Barış Derneği, darbenin ardından kapatıldı ve yöneticileri ile kurucuları hakkında İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından dava açıldı. Mahkeme süreci yıllarca sürdü; Mahmut Dikerdem, Reha İsvan, Orhan Apaydın, Erdal Atabek, Ataol Behramoğlu, Ali Sirmen gibi çok sayıda aydın, yazar, hukukçu ve bilim insanı tutuklanarak uzun süre cezaevinde yargılandı. Dava, 1991 yılında sanıkların beraatıyla sonuçlandı. 12 Eylül rejimi, edebiyattan sinemaya, müzikten akademiye kadar geniş bir yelpazede yarattığı korku iklimi, otosansür ve yapısal dönüşümlerle Türkiye'nin kültürel hafızasında derin izler bıraktı. Sanatçılar ve aydınlar üzerindeki bu baskı ortamı, sonraki yıllarda da Türk sanat hayatının en çok tartışılan veirdilerini şekillendiren temel kırılma noktalarından biri olmayı sürdürdü. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.