SON DAKİKA

#Yoksulluk

HABER DEĞER - Yoksulluk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yoksulluk haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Erkan Baş'tan iktidara yargı tepkisi: "Hukuk siyasetin sopasına dönüştü" Haber

Erkan Baş'tan iktidara yargı tepkisi: "Hukuk siyasetin sopasına dönüştü"

İktidarın uygulamalarını ve yargı süreçlerini eleştiren Baş, Türkiye'de hukukun siyasi iktidarın talimatları doğrultusunda şekillendiğini savundu. "Saray ne talimat verirse mahkemeler o kararları alıyor" Türkiye’de yargının siyasi iktidarın baskısı altında olduğunu öne süren Erkan Baş, “Türkiye'de hukuk, siyasetin basit bir sopasına dönmüş durumda. Saray ne talimat verirse mahkemeler o kararları alıyor” dedi. Konuşmasında tutuklu siyasetçilere de değinen Baş, "Selahattin'in de, Ekrem'in de, Can'ın da, bütün siyasetçilerin de, belediye başkanlarının da tutuklanmasının siyasi kararlar olduğunu biliyorum" ifadelerini kullandı. "Trump'ın ziyareti sırasında yaşananlar utanç verici" ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye ziyaretine ve bu süreçte yaşananlara tepki gösteren TİP Genel Başkanı, şunları söyledi: "Geçen hafta Trump geldi. Bakın arkadaşlar, yemin ediyorum, hayatta bu kadar utandığım başka bir şey hatırlamıyorum. Bilmiyorum televizyon izliyor musunuz, ben mecburum, dönüp bakmak zorunda kalıyorum. Yani affedersiniz, Trump'ın helasının haberini yaptılar. Ben hayatımda bu kadar aşağılanmış, bu kadar onursuzlaşmış bir şey görmedim. Adam geliyor diye Ankara'da yoksulların yaşadığı yerlerin önüne billboardlar koydular, yoksulluk gözükmesin diye. Vatandaşı sokağa çıkartmadılar arkadaşlar. İnsanlara dediler ki, ‘İzinlisiniz, evden dışarı çıkmayın.’" "Brunson" mesajı değerlendirmesi Trump'ın ziyareti sırasında Rahip Andrew Brunson konusunu yeniden gündeme getirdiğini belirten Baş, bu konunun bugüne verilmiş bir mesaj içerdiğini savunarak, "Şimdi niye? Ne demek istedi biliyor musunuz? Bugün yaptığı hukuksuzlukların da arkasındayım, demek istiyor. Oradaki mesaj o. Oradaki mesaj 10 yıl öncesini anlatmıyor" değerlendirmesinde bulundu. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

CHP Genel Başkan Yardımcısı Dinçer: "Cezaları artırmak, sorunun üstünü örtmektir" Haber

CHP Genel Başkan Yardımcısı Dinçer: "Cezaları artırmak, sorunun üstünü örtmektir"

Ankara'da gündeme gelen gelişmeler doğrultusunda, CHP Genel Başkanyardımcısı ve Ankara Milletvekili Semra Dinçer, TBMM Adalet Komisyonu’nda oylanarak kabul edilen ve suça sürüklenen çocuklara yönelik yaptırımların sertleştirilmesini öngören Çocuk Koruma Kanunu teklifine dair kapsamlı bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Dinçer, suç olgusunu doğuran sosyolojik, toplumsal ve ekonomik temellerle mücadele edilmeden, yalnızca hapis cezalarının sürelerini uzatmanın hiçbir kalıcı çözüm üretmeyeceğini savunarak, ilgili yasal düzenlemenin hak odaklı çocuk adaleti anlayışına ağır bir darbe vurduğunu dile getirdi. Zihniyet vurgusu yaptı Meclis gündemine gelen teklifin 2. maddesiyle birlikte hayata geçirilen ceza indirimlerinin azaltılmasını ve hâkimlere sınırları belirsiz geniş takdir yetkilerinin tanınmasını eleştiren Dinçer, bu durumun çocuklara doğrudan yetişkin hukuku kurallarını dayatmak anlamına geldiğini belirtti. İnfaz rejiminde yapılan değişikliklere de parantez açan Dinçer, "Söz konusu düzenleme, çocuk adaletinin özünde yer alan onarıcı ve eğitici mantığı tamamen rafa kaldırarak, güvenlikçi ve cezalandırıcı bir zihniyeti merkeze oturtmaktadır. Çocukların iyileştirilip topluma yeniden kazandırılmasını sağlayan çocuk eğitimevleri yerine kapalı ceza infaz kurumlarının asıl seçenek haline getirilmesi kabul edilemez. Bu yaklaşım, suça sürüklenen çocukları topluma kazandırmayı değil, onları toplumdan soyutlayıp parmaklıklar arkasına hapsetmeyi hedefleyen tehlikeli bir anlayıştır" şeklinde konuştu.uyucu ve önleyici mekanizmaları inşa etmede "Koruyucu ve önleyici mekanizmalar inşa edilmeli" Hazırlanan yasal düzenlemenin çocuğun gelişimsel gereksinimlerini ve toplumsal hayata kazanımını tamamen göz ardı ederek yalnızca cezalandırma eksenli bir yaklaşım sergilediğini vurgulayan Semra Dinçer, konunun derinlemesine analiz edilmesi gerektiğini kaydetti. Dinçer değerlendirmesini şu sözlerle sürdürdü: "Bir çocuğu suça sürükleyen ana etkenleri görmezden gelip çareyi yalnızca hapis cezalarını artırmakta aramak, sorunun üstünü örtmektir. Derinleşen yoksulluk, aile içi ihmal ve şiddet, eğitimden erken kopuşlar, yaygınlaşan uyuşturucu ağları ve sokaklara taşan mafya-şiddet kültürü engellenmeden adalet sağlanamaz. Koruyucu ve önleyici mekanizmaları inşa etmeden, sosyal hizmetleri güçlendirmeden atılan her adım çocuk koruma sistemini daha da geriye götürür." Ebeveyn sorumluluğuna değindi Kanun teklifinin içeriğinde yer alan, ebeveynlere yönelik cezai yaptırımların artırılması başlığına da tepki gösteren Dinçer, konunun eksik ele alındığını savundu. Teklifte ateşli silahların dikkatsizce saklanarak çocukların erişimine sunulması durumunda hapis cezası öngörülmesinin sorunun yalnızca bir yönünü oluşturduğunu belirten Dinçer, bireysel silahlanmanın sıkı bir şekilde denetlenmesinin hayati önem taşıdığını ifade etti. Dinçer, eleştirilerini şu ifadelerle noktaladı: "Kuşkusuz bireysel silahlanmanın kısıtlanması ve denetimi hayati önem taşımaktadır; ancak suça sürüklenme riskini sadece ailelerin sırtına yükleyip cezaları katlamak, devletin kendi sosyal ve koruyucu sorumluluklarından kaçması anlamına gelir. Asıl yapılması gereken, bireysel silahlanmayı kökten engelleyecek iradeyi göstermek ve aileleri sosyal, ekonomik ve psikolojik yönden destekleyecek kamu mekanizmalarını eksiksiz işletmektir." haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Gürsel Tekin'den Özel ve ekibine sert uyarı: "Elimdeki gerçek haberleri henüz paylaşmadım" Haber

Gürsel Tekin'den Özel ve ekibine sert uyarı: "Elimdeki gerçek haberleri henüz paylaşmadım"

Haberler.com stüdyosunda Haber Müdürü Olgun Kızıltepe ve sunucu Melis Yaşar'ın sorularını yanıtlayan CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin, gündeme ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Özgür Özel'in "Yeni partiyi kuruyoruz" çıkışını "Bu geçici bir durumdur. Önümüzdeki günlerde bu yalan rüzgarının nasıl bir boş bir fırtına yarattığını hep beraber göreceğiz" sözleriyle değerlendiren Tekin, "Cumhuriyet Halk Partisi bundan sonra Türkiye'nin gerçek gündemiyle meşgul olacak. Türkiye'nin gerçek gündeminde yoksulluk var, sefalet var, uyuşturucu var. Gencecik yaşlardaki, 13-15 yaşındaki çocukların bulaşmış olduğu çeteleşmeler var. Biz bunlarla meşgul olacağız. Arkadaşlarımız bundan sonra ne yapacaklarsa yapsınlar. Biz bundan sonra mesaimizi onlara harcamayacağız" şeklinde konuştu. "Kimse bizi susturamaz" Özgür Özel ve ekibinin kendisi hakkında yalan haberler ürettiğini belirten Tekin, bugüne kadar partinin kurumsal kimliği zedelenmesin diye sessizliğini koruduğunu vurguladı. "Başladığımız günden itibaren her türlü yalan, her türlü iftira, her türlü hakarete rağmen söz konusu Cumhuriyet Halk Partisi'dir diye, Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurumsal kimliğine zarar ziyan gelmesin diye hep suskun kaldık. Ama bundan sonra kimse bizi susturamaz. Bugüne kadar en azından benimle ilgili söylemiş oldukları, yapmış oldukları haberlerin bir tanesi doğru değil. Ama benim de elimde olan gerçek haberleri hiç kamuoyuyla paylaşmadım" diyen Tekin, söz konusu haberleri kamuoyuyla paylaşıp paylaşmayacağı sorusuna "Önümüzdeki günlerde onların tutumlarına göre davranacağım" yanıtını verdi. Rahmetli babasının "Oğlum, arkadaşlarınızı iyi seçin. Olur ya bir gün kötü çıkarsa, siz kötü demeyiverin" sözlerini hatırlatan Tekin, bütün bu kötülüklere rağmen geldiği günden itibaren her türlü hukuksal yetkisi olmasına rağmen en ufak bir şey yapmadığını, yalanları ve iftiraları yok sayarak "Aman ha bu ayrılık olmasın, bir arada durabilirim" dediğini ancak bunların hiçbirinin fayda etmediğini ifade etti. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

“Yaşlı dostu Türkiye” sözüne karşın emekliler geçinemiyor Haber

“Yaşlı dostu Türkiye” sözüne karşın emekliler geçinemiyor

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, 21-22 Nisan’da Ankara’da düzenlenecek 2. Yaşlılık Şurası öncesinde yaptığı açıklamada, yaşlıların haklarının güçlendirileceği, ayrımcılığın önleneceği ve bakım hizmetlerinin güvence altına alınacağı “yaşlı dostu Türkiye modeli”ni hedeflediklerini söyledi. Bakanlık, yaşlı nüfus oranının yüzde 11,1’e yükseldiğini ve Türkiye’nin artık “çok yaşlı toplum” sınıfına girdiğini belirtiyor. Ancak bu tablo karşısında en büyük sorunlardan biri, yaşlı yurttaşların ve özellikle emeklilerin giderek derinleşen geçim krizi. “Yaşlı dostu” model ile gerçekler arasında büyük uçurum var Bakan Göktaş’ın açıklamalarında bakım hizmetleri, aktif yaşlanma, yaşlı dostu kentler ve yaşlı hakları gibi başlıklar öne çıktı. Ancak yaşlı yurttaşların günlük hayatındaki en temel sorun olan emekli maaşları ve yoksulluk, açıklamada neredeyse hiç yer almadı. Türkiye’de en düşük emekli maaşı, büyükşehirlerde tek bir kişinin kira, gıda, ilaç ve fatura giderlerini karşılamaya yetmiyor. Özellikle kronik hastalığı bulunan yaşlı yurttaşlar, artan ilaç ve sağlık harcamaları nedeniyle maaşlarının önemli bölümünü daha ayın ilk günlerinde tüketiyor. Birçok emekli, maaşıyla geçinemediği için ileri yaşına rağmen çalışmak zorunda kalıyor. Pazarlarda akşam saatlerinde ucuz sebze-meyve bekleyen, torununa harçlık veremeyen ya da faturalarını ödeyebilmek için borçlanan emeklilerin sayısı her geçen gün artıyor. Şura toplanıyor ama emekli maaşları konuşulmuyor Bakanlığın açıkladığı 7 komisyon başlığı arasında “uzun dönem bakım hizmetleri”, “yaşlı dostu kentler” ve “gümüş ekonomi” bulunuyor. Ancak emekli aylıklarının yetersizliği, yaşlı yoksulluğu ve alım gücündeki düşüş başlıkları açık biçimde yer almıyor. Oysa yaşlı yurttaşların büyük bölümü için en acil mesele, sosyal hayata katılım ya da dijitalleşmeden önce temel yaşam ihtiyaçlarını karşılayabilmek. Uzmanlara göre, “yaşlı dostu” bir modelden söz edebilmek için önce emekli maaşlarının açlık ve yoksulluk sınırının altında kalmaması, yaşlıların sağlık, barınma ve beslenme hakkına erişebilmesi gerekiyor. “Aktif yaşlanma” mı, mecburi çalışma mı? Bakanlığın üzerinde durduğu “aktif yaşlanma” kavramı, yaşlıların toplumsal yaşam içinde üretken ve sağlıklı şekilde yer almasını ifade ediyor. Ancak Türkiye’de çok sayıda emekli için “aktif yaşlanma”, emeklilikten sonra da çalışmak zorunda kalmak anlamına geliyor. Ekonomik kriz ve yüksek enflasyon nedeniyle emekliler, emeklilik yaşında yeniden iş arıyor; güvenlik görevlisi, pazarcı, kurye ya da gündelik işçi olarak çalışıyor. Sosyal politika uzmanları, yaşlıların çalışmasının bir tercih değil zorunluluk haline geldiği bir ülkede “yaşlı dostu toplum” söyleminin ikna edici olmadığını belirtiyor. Gerçek çözüm: Hak temelli sosyal güvence Yaşlılık Şurası’ndan çıkacak raporların, önümüzdeki yılların politikalarını belirlemesi bekleniyor. Ancak uzmanlar, yalnızca yeni komisyonlar ve çalıştaylar düzenlemenin yeterli olmadığını vurguluyor. Gerçek bir “yaşlı dostu Türkiye” için emekli maaşlarının insanca yaşam düzeyine çıkarılması, ücretsiz ve erişilebilir sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, yaşlıların barınma ve bakım hakkının güvence altına alınması gerektiği ifade ediliyor. Aksi halde, “yaşlı dostu Türkiye” söylemi, düşük maaşlarla yaşam mücadelesi veren milyonlarca emekli için yalnızca kağıt üzerinde kalan bir vaat olmaktan öteye geçemeyecek. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Prekarya: Güvencesiz sınıfın yükselişi ve kimlik krizi Haber

Prekarya: Güvencesiz sınıfın yükselişi ve kimlik krizi

ÖZGE UZKARALAR Prekarya kavramı “güvencesiz” anlamına gelen ‘precarius’ ve Marksist teorinin en temel kavramlarından biri olan “proleteriat (proleterya)”nın birleşiminden oluşan bir kavramdır. Guy Standing, “Prekarya: Yeni Tehlikeli Sınıf” adlı kitabında “küreselleşmenin çocuğu” dediği prekarya kavramının oluşumunu, temel özelliklerini ve gücünü çeşitli örnekler üzerinden anlatıyor. Prekarya yeni ‘güvencesiz’ sınıfı tanımlamak için kullanılmıştır. Prekarya kitabına şu cümlelerle başlar Standing; 1970’li yıllarda ideolojik olarak koşullanmış bir kısım iktisatçı, siyasetçilerin zihinlerini ele geçirdi. Bu iktisatçıların inandığı neoliberal modelin temelinde, büyüme ve kalkınmanın rekabet gücüne dayandığı, her şeyin rekabeti ve rekabet potansiyelini arttırmak için yapılması ve piyasa kurallarının hayatın her alanına nüfuz etmesi gerektiği düşüncesi yatıyordu. (1) Prekarya terimi ilk defa 1980’li yıllarda Fransız sosyologlar tarafından geçici ve mevsimlik işçileri tanımlamak için kullanıldı (2). Standing’in prekaryası ise Bauman’ın deyişiyle modası geçmiş proleterya kavramının yerine geçmiştir. Geçici işlerde çalışma, sık sık iş değiştirme, bir kariyer oluşturamama prekaryanın temel özelliklerini oluşturur. Prekarya bir sınıftır fakat belirgin bir paradigmaya sahip değildir. Standing, proleteryanın postmodern dönüşümü olarak kabul etse de, prekarya sağ-sol kategorilerinde eklemlenememiştir. Bu yeni ve tehlikeli sınıfın popülist söylemlere mesafeli duramadığını ve paradigma açısından derinlik oluşturamadığını da belirtmek gerekir. Düşünsel anlamda bir öncüye bağlı olmamakla birlikte; Michel Foucault, Hannah Arendt ve Pierre Bourdieu gibi düşünürlerden etkilendikleri söylenebilir. Prekarya sınıfı “örgütlü bir mücadele” olarak algılanmamalıdır. Bunun nedeni grubun üyelerinin neoliberal yaklaşımın gerektirdiği gibi devrimci- toplumsal hareketlilikten yoksun olmasıdır. Hayatlarına öfke, dışlanmışlık, yabancılaşma, kaygı ve umutsuzluk egemen olmuştur. Var olan öfkenin yönlendirildiği kurum ya da kişiler belirsizlik, kaygandır, öznesizdir. Pierre Bourdieu; küreselleşme ve neoliberal ideolojinin gücü, bir çeşit sosyal darwinciliğe yaslanmasıdır (3) der. Prekarya da sosyal darwinci toplumun kaybeden üyesidir. Piyasa ekonomisinin rekabetçi dünyası başarılıların varlığına olanak sunduğu gibi dayanışmadan uzak “ünvanlı” bireysel varoluş, başarısızlıklara müsamahadan uzaktır. Byung Chul Han’ın da belirttiği gibi neoliberal iktidarlarda var olan performans öznesi kendini özgür sanmaktadır. Gerçek şudur ki; iktidar artık gücünü despotizmden değil, bireyin kendine ait olduğunu sandığı fikirlerden alır. Oysa, çeşitli aracılarla fikirler rahatça yönlendirilmektedir. Göç, yoksulluk, ırkçılık, engellilik, yaşlılık, gibi konulardaki düşüncelerimiz incelikle bize dayatılmıştır. 2008 krizinden bu yana hükümetler, küresel piyasa ekonomisinin kurbanlarını şeytanlaştırmaya tam gaz devam ediyor. Ortada dört grup var: Göçmenler, sosyal yardım alanlar (yoksullar), suçlular ve engelliler (4). Bu şeytanlaştırma Byung Chul Han’ın özne ve iktidar kavramları üzerinden okunursa var olan neofaşizmin daha iyi anlamlandırıldığı görülecektir. Prekarya kimliklere “her an bu kimliklere sahip olabileceğimiz” düşüncesiyle bakmaktadır. Chul Han’ın analizi şudur; neoliberal öz- sömürü rejiminde insan öfkesini daha ziyade kendine yöneltir. İnsanın kendine yönelttiği bu saldırganlık sömürüleni devrimci değil depresif yapar. Yine Standing çözüm olarak şunu söyler: Prekarya derin bir kimlik kriziyle karşı karşıya. Çok kültürcülük veya çoğul kimliklerin meşruiyeti düşüncesini bırakmamalı. Ancak daha fazlasını yapmalı ve bütün kimlik yapıları ve kurumlarında kendi çıkarlarının temsilini sağlamalıdır. Biz de ekleyebiliriz ki; var olan sömürünün öznesi artık konuşulabilmeli ve prekarya sınırları ve anlamı olan toplumsal bir gruba dönüşebilmelidir. Kaynaklar: (1) ,(2), (4) Standing, 2022, İletişim Yayınları (3) Bourdieu, 2015: 55; Standing,2015:221, İletişim Yayınları

Prof. Dr. Hüseyin Çelik: Dünya ahlaki çöküş yaşıyor Haber

Prof. Dr. Hüseyin Çelik: Dünya ahlaki çöküş yaşıyor

Prof. Dr. Hüseyin Çelik’in kaleme aldığı ve uluslararası kamuoyunda tartışma yaratan analiz yazısı, ABD, İsrail ve İran arasında süren çatışmaların sadece askeri değil, aynı zamanda ahlaki ve vicdani bir kriz olduğunu ortaya koydu. Çelik, yaşananları “savaş” olarak tanımlamanın dahi doğru olmadığını savunarak, süreci “uluslararası hukukun ve insanlığın çöküşü” olarak değerlendirdi. “Bu bir savaş değil, devlet terörü” Çelik, mevcut çatışmanın klasik anlamda bir savaş olmadığını vurgulayarak, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını uluslararası hukuka aykırı buldu. Güçlü devletlerin kendilerini haklı görerek zayıf gördükleri ülkelere müdahale ettiğini belirten Çelik, bu durumu “devlet korsanlığı ve devlet terörü” olarak nitelendirdi. Geçmişten bugüne müdahaleler zinciri Yazıda, ABD’nin Irak işgali başta olmak üzere birçok ülkede yürüttüğü askeri müdahaleler hatırlatıldı. Bu müdahalelerin ardından demokrasi ve istikrar yerine yıkım, yoksulluk ve toplumsal travmaların kaldığı ifade edildi. Çelik, bu süreçlerin küresel ölçekte güven kaybına yol açtığını vurguladı. “İran’a saldırı hiçbir şekilde meşru değil” Çelik, İran yönetiminin eleştirilebilecek yönleri olduğunu kabul etmekle birlikte, bunun askeri saldırıyı haklı kılmayacağını belirtti. İran’a yönelik müdahalenin gerekçelerinin inandırıcı olmadığını savunan Çelik, özellikle nükleer silah iddialarının geçmişte Irak örneğinde olduğu gibi tartışmalı olduğunu dile getirdi. “Mazlumdan yana olmak gerekir” Yazının en dikkat çekici bölümlerinden birinde Çelik, hem insani hem de etik açıdan taraf olmanın önemine dikkat çekti. Çelik, fiili bir savaşa girilmemesi gerektiğini belirtirken, duruş olarak “haklı olan zayıfın” yanında yer alınması gerektiğini ifade etti. Ortadoğu’ya sert eleştiri: “Sessizlik kabul edilemez” Bölge ülkelerinin tutumunu da eleştiren Çelik, bazı ülkelerin ABD’ye karşı sessiz kalmasını “ahlaki bir çelişki” olarak değerlendirdi. Özellikle sivil kayıplar karşısında yeterli tepki verilmemesinin kabul edilemez olduğunu vurguladı. Türkiye için kritik uyarılar Çelik, Türkiye’nin bu süreçte dengeli ve temkinli bir politika izlemesi gerektiğini ifade ederken, ülkedeki yabancı askeri üslerin de yeniden değerlendirilmesi gerektiğini savundu. Türkiye’nin uluslararası ilişkilerde bağımsız duruşunu korumasının önemine dikkat çekti. “En tehlikeli durum: Kaybedecek hiçbir şeyi kalmayanlar” Yazının sonunda Çelik, savaşların en büyük riskinin toplumsal yıkım olduğunu belirterek, kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan toplumların daha büyük krizlere yol açabileceği uyarısında bulundu. Çelik’in değerlendirmeleri, küresel siyasette artan gerilimlerin sadece askeri değil, aynı zamanda etik ve insani boyutlarıyla da tartışılması gerektiğini bir kez daha gündeme taşıdı. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Geçim sıkıntısı bayramı gölgeledi: Emekliler için bayram artık hesap günü Haber

Geçim sıkıntısı bayramı gölgeledi: Emekliler için bayram artık hesap günü

Bayram geliyor ama emekliler için sevinç değil, geçim sıkıntısı büyüyor Ramazan Bayramı’na sayılı günler kala Türkiye’de emekli yurttaşlar için bayram hazırlığı artık heyecan değil, ağır bir yük haline geldi. Bir zamanlar “torunlarım gelecek” diye gün sayan, evini hazırlayan, mutfağını dolduran yaşlılarımız bugün aynı bayramı tedirginlikle karşılıyor. Çünkü artık mesele bayramı karşılamak değil, bayramı çıkarabilmek. Eskiden bayram, emekliler için evin en hareketli zamanıydı. Şimdi ise birçok hane için sessizlik ve eksiklik duygusu büyüyor. İnsanlar artık misafir ağırlamaktan bile çekiniyor. Sofralar küçüldü, bayram hazırlığı hesap listesine dönüştü Emekliler için pazar ve market artık alışveriş yapılan yerler değil, vazgeçişlerin yaşandığı alanlara dönüşmüş durumda. Fiyat soruluyor, ürünler tek tek inceleniyor, sonra yerine bırakılıyor. Bayram şekeri, tatlı, kolonya, kahve… Bir zamanlar “olmazsa olmaz” olan her şey şimdi “alınmasa da olur” listesine yazılıyor. Çünkü temel gıda bile zor karşılanırken, bayram hazırlığı lüks haline geliyor. Sofralar daralıyor, çeşit azalıyor. Bayramın o tanıdık bereket görüntüsü yerini eksik tabaklara bırakıyor. Emekliler için bayram mahcubiyete dönüştü Emeklilerin en ağır yükü yalnızca kendi geçimleri değil; torunlarına karşı hissettikleri sorumluluk. Birçok emekli artık bayram harçlığı verememenin mahcubiyetini yaşıyor. Çocukların uzattığı eller boş kalıyor, gözler kaçırılıyor. Bu durum sadece ekonomik değil, derin bir duygusal kırılma yaratıyor. Çünkü bayram, en çok çocukların sevindiği bir gün olmalıydı. Ama bugün çocuklar umutla değil, eksiklikle karşılaşıyor. Bayramlık, şeker, kolonya… Hepsi ateş pahası Emekliler için bayramın simgeleri artık erişilemez hale gelmiş durumda. Bayram şekeri, kolonya, tatlı, yeni kıyafet… Hepsi “ateş pahası” olarak tanımlanıyor. Birçok emekli bu yıl bayram alışverişini tamamen iptal etmiş durumda. Bazıları ise sadece sembolik birkaç ürünle yetinmeye çalışıyor. Bayram hazırlığı, gelenek olmaktan çıkıp “en azla idare etme” çabasına dönüşmüş durumda. Emekliler geçim derdiyle evine çekiliyor Eskiden bayram, kapıların sonuna kadar açıldığı, sofraların kurulduğu, misafirlerin ağırlandığı bir gündü. Bugün ise birçok emekli, misafir ağırlamaktan çekiniyor. “İkram edemezsem ayıp olur” düşüncesi, insanları evine kapanmaya itiyor. Bayramın o sıcaklığı, yerini sessiz bir geri çekilişe bırakıyor. Bu tablo yalnızca bayrama özgü değil. Bu, emeklilerin uzun süredir yaşadığı geçim sıkıntısının en görünür hali. Emekli maaşlarıyla yaşamını sürdürmeye çalışan milyonlarca yurttaş, her geçen gün daha derin bir darboğaza itiliyor. Gıda, kira, fatura derken bayram gibi özel günler bile yük haline geliyor. Bayram, toplum için hâlâ çok değerli. Türkiye halkı için bayram; birlik, paylaşma ve dayanışma demek. Ama bugün bu değer, ekonomik gerçeklerle çatışıyor. Bayram yaklaşırken emeklilerin gündemi tek bir başlıkta toplanıyor: GEÇİM Torunlarına harçlık veremeyen, bayram şekeri alamayan, misafir ağırlamaktan çekinen emekliler için bu bayram, sevinçten çok eksiklik duygusuyla karşılanıyor. Bir zamanlar bayramın en güçlü taşıyıcısı olan emekliler, bugün ekonomik dar boğazın en ağır yükünü omuzluyor. Türkiye’de milyonlarca emekli yurttaş için bayram artık bir gelenek değil, geçim sıkıntısının en görünür olduğu günlerden biri haline gelmiş durumda. haberdeger.com Bağımsız • Yerli • Antiemperyalist

Karl Marx bugünü görmüş müydü? Haber

Karl Marx bugünü görmüş müydü?

Bugün, modern dünyanın en etkili düşünürlerinden biri olan Karl Marx’ın ölüm yıldönümü. 14 Mart 1883’te Londra’da hayatını kaybeden Marx, yalnızca bir filozof değil; aynı zamanda ekonomist, gazeteci ve devrimci bir düşünürdü. Ölümünden sonra fikirleri dünya siyasetini, işçi hareketlerini ve sosyal bilimleri derinden etkilemeye devam etti. Kimdi Karl Marx? 1818 yılında Almanya’nın Trier kentinde doğan Karl Marx, özellikle kapitalist sistem üzerine yaptığı analizlerle tanındı. En yakın çalışma arkadaşı Friedrich Engels ile birlikte yazdığı “Komünist Manifesto” (1848), tarihin en etkili politik metinlerinden biri kabul edilir. Marx’ın en kapsamlı eseri ise kapitalist üretim ilişkilerini inceleyen “Kapital” adlı çalışmasıdır. Marx’a göre tarih, sınıflar arasındaki mücadelelerin tarihidir. Ona göre toplumlar; üretim araçlarını elinde bulunduran sınıflar ile emek gücüyle yaşayan sınıflar arasındaki gerilim üzerinden şekillenmektedir. Marx Nasıl Öldü? Karl Marx, hayatının son yıllarını Londra’da yoksulluk ve sağlık sorunları içinde geçirdi. Eşi Jenny’nin ve kızının ölümünden sonra sağlığı daha da bozuldu. 14 Mart 1883’te Londra’daki evinde koltuğunda otururken hayatını kaybetti. Cenazesine çok az kişi katıldı; fakat bugün Highgate Mezarlığı’ndaki mezarı dünya çapında ziyaret edilen sembolik bir yer haline gelmiş durumda. Bugünü Açıklayan Öngörüleri Marx’ın en çarpıcı yönlerinden biri, kapitalizmin geleceğine ilişkin yaptığı öngörülerdi. 19. yüzyılda yazdığı metinler, bugün hâlâ tartışılan birçok sorunu açıklayan analizler içeriyor. 1. Servetin giderek az sayıda elde toplanması Marx, kapitalizmin zamanla serveti büyük sermaye gruplarında yoğunlaştıracağını savunmuştu. Günümüzde dünyanın en zengin birkaç yüz insanının, milyarlarca insanın toplam servetine yaklaşan bir ekonomik güce sahip olması bu tartışmayı yeniden gündeme taşıyor. 2. Orta sınıfın daralması Marx, kapitalizmin uzun vadede toplumun geniş kesimlerini güvencesiz çalışma koşullarına iteceğini öngörüyordu. Bugün esnek çalışma, platform ekonomisi ve güvencesiz istihdam tartışmaları bu analizlerle sık sık ilişkilendiriliyor. 3. Küreselleşme Marx, kapitalizmin sınır tanımayan bir sistem olduğunu ve dünya pazarını genişleteceğini yazmıştı. Bugün küresel üretim zincirleri ve uluslararası şirketler bu öngörünün önemli örnekleri olarak görülüyor. 4. Teknoloji ve emek ilişkisi Marx’a göre makineleşme üretimi artırırken emek üzerindeki baskıyı da artırabilirdi. Günümüzde yapay zekâ ve otomasyon tartışmaları, Marx’ın teknoloji ile emek arasındaki gerilime dair analizlerini yeniden gündeme getiriyor. Günümüz Tartışmalarında Marx Bugün Marx’ın fikirleri farklı ideolojik çevreler tarafından farklı şekillerde yorumlanıyor. Kimi çevreler onu kapitalizmin en güçlü eleştirmeni olarak görürken, kimileri ise analizlerinin modern ekonomi için hâlâ önemli bir teorik çerçeve sunduğunu savunuyor. Ancak şu konuda geniş bir fikir birliği var: Karl Marx, modern dünyayı anlamak isteyen herkesin karşısına çıkan en güçlü düşünürlerden biri olmaya devam ediyor. Ölümünün üzerinden 143 yıl geçmesine rağmen Marx’ın sorduğu sorular hâlâ güncelliğini koruyor: Servet nasıl dağıtılıyor? Emek kimin için üretiyor? Ve daha adil bir dünya mümkün mü?

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.