SON DAKİKA

#Yolsuzluk

HABER DEĞER - Yolsuzluk haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Yolsuzluk haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Petrol zengini Venezuela nasıl çöktü? Chávez’den Maduro’ya uzanan kriz, yolsuzluk, ambargo ve yarım kalan sosyalizm Haber

Petrol zengini Venezuela nasıl çöktü? Chávez’den Maduro’ya uzanan kriz, yolsuzluk, ambargo ve yarım kalan sosyalizm

Venezuela’nın hikâyesi, dünyanın en büyük petrol rezervlerinin üzerinde oturmasına rağmen halkının temel gıdaya ulaşamadığı keskin bir çelişkiler tarihidir. Bugün ülkede market raflarının boşaldığı, sağlık sisteminin çöktüğü, milyonlarca kişinin komşu ülkelere kaçtığı büyük bir insani kriz yaşanıyor. Bu çöküş, sadece ekonomik bir felaket değil; tarihsel, siyasal ve jeopolitik bir düğümün birlikte sıkıştığı karmaşık bir süreçtir. Bu haber dosyası, Venezuela’nın petrol zenginliğinden bugünkü yoksulluğuna uzanan kırılma hattını tarihsel bir bütünlük içinde ele alıyor. Petrolün gölgesi: Zenginlikten bağımlılığa giden yol Yüzyıl boyunca Venezuela ekonomisi neredeyse tamamen petrol gelirlerine dayanıyordu. Bu bağımlılık, kısa vadede büyük refah yaratsa da ülkeyi küresel petrol fiyatlarına karşı aşırı kırılgan hale getirdi. Ülke, üretim çeşitliliğini sağlayamadı; tarım ve sanayi giderek çöktü, ekonomi tek bir sektöre hapsoldu. Petrolün yarattığı devasa gelirler, siyasetin ve bürokrasinin kontrolünde bir rant düzenine dönüştükçe yolsuzluk artmış, devlet kurumları halktan uzak bir dağıtım mekanizması haline gelmişti. Bu kırılgan yapı, Venezuela’nın gelecekte yaşayacağı büyük çöküşün zeminini çok önceden hazırlamıştı. Chávez dönemi: Umut, yeniden dağıtım ve yarım kalan devrim Hugo Chávez 1998’de iktidara geldiğinde ülke derin eşitsizlik, siyasi yozlaşma ve ABD merkezli neoliberal politikaların yorgunluğu içindeydi. Chávez, petrol gelirlerini geniş sosyal programlarla halka yönlendirdi; sağlık, eğitim ve konut alanlarında büyük projeler hayata geçirildi. Bu dönem, ülkede yoksulluğu ciddi biçimde azaltan ve alt sınıfların siyasal katılımını genişleten bir toplumsal dönüşüm yarattı. Aynı zamanda ABD hegemonyasına meydan okuyan bağımsızlıkçı bir dış politika benimsendi ve Venezuela, Latin Amerika solunun öncülerinden biri haline geldi. Ancak Chávez’in ekonomik modeli, tam anlamıyla çeşitlenmemiş ve petrole bağımlı bir yapıyı sürdürüyor; bürokratik devlet aygıtı güçlenirken halk meclislerinin ve taban örgütlerinin kalıcı bir kurumsal güce sahip olmasını sağlayacak dönüşüm tamamlanamıyordu. “21. yüzyıl sosyalizmi” söylemi güçlüydü, fakat ekonomik ve kurumsal altyapı bu iddiayı taşıyacak kadar sağlam değildi. Bu nedenle, petrol fiyatlarının düşüşe geçmesiyle sistemin dengesi bozulmaya başladı ve Chávez’in ölümüyle birlikte bu model tüm kırılganlığıyla Maduro yönetiminin omuzlarına yük oldu. Maduro dönemi: Ekonomik çöküş, otoriterleşme ve derin yoksulluk Nicolás Maduro 2013’te göreve geldiğinde petrol fiyatları dramatik biçimde düşmeye başlamıştı. Ekonominin tek gelir kaynağı çökmüş, ülkenin ithalat kapasitesi neredeyse sıfırlanmış, devlet bütçesi hızla erimişti. PDVSA’nın yıllardır biriken yolsuzluk ve verimsizlik sorunları, kötü yönetimle birleşince petrol üretimi bile sürdürülemez hale geldi. Devlet, kayıpları karşılamak için para basmaya yöneldi ve ülke tarihin en büyük hiperenflasyonlarından birine sürüklendi. Gıda ve ilaç krizi derinleşti, elektrik kesintileri hayatın olağan bir parçasına dönüştü. Maduro yönetimi kriz büyüdükçe daha sert bir güvenlik politikası benimsedi. Muhalif siyasetçiler, gazeteciler ve sendikacılar üzerinde baskılar arttı; seçimlerin adilliği tartışmalı hale geldi ve ülke otoriter bir yönetim biçimine doğru sürüklendi. Bu süreçte Venezüella halkı giderek yoksullaştı ve 7 milyondan fazla kişi ülkeyi terk ederek dünyanın en büyük göç krizlerinden birini oluşturdu. ABD–Venezuela gerilimi: Ambargo, darbe denemeleri ve petrol jeopolitiği Venezuela’daki kriz, küresel güçlerin de devreye girdiği bir jeopolitik mücadeleye dönüştü. ABD, önce ağır ekonomik yaptırımlar uygulayarak petrol ticaretini hedef aldı; ardından 2019’da muhalefet lideri Juan Guaidó’yu “geçici devlet başkanı” ilan ederek açık bir rejim değişikliği girişiminde bulundu. Bu plan ordunun bölünmemesi nedeniyle başarısız oldu ancak Venezuela siyasetini daha da kutuplaştırdı. Sonraki yıllarda Washington, Maduro yönetimini “narko-terörist” ilan etti; Karayipler’e savaş gemileri gönderildi ve CIA’ya Venezuela içinde gizli operasyon yetkisi verildi. ABD’nin bu baskısı, ekonomik krizi daha da ağırlaştırdı. Ancak paradoksal biçimde Maduro iktidarının “dış tehdit” söylemini güçlendirdiği için siyasal olarak da bir dayanıklılık sağladı. Petrol zenginliği nasıl fakirliğe dönüştü? Venezuela’daki çöküş, tek bir nedene bağlanamayacak denli çok katmanlıdır. Ekonomik yapının petrole aşırı bağımlılığı, Chavez döneminde çeşitlenemeyen üretim modeli, Maduro yıllarında derinleşen yolsuzluk ve mali disiplin kaybı, PDVSA’nın kurumsal çürümesi ve kötü yönetimi ülkeyi içeriden zayıflattı. Buna ek olarak ABD ambargoları ve uluslararası finans sisteminden dışlanma, zaten çökmekte olan ekonomiyi tamamen kırdı. Sonuç olarak dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip ülke, halkının temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldi. Halkın yaşadığı dram: Göç, açlık ve çöken yaşam Ekonomik krizin en ağır bedelini Venezuela halkı ödedi. Ülke, savaş yaşamamasına rağmen dünyanın en büyük mülteci krizlerinden birini üretti. Milyonlarca kişi Kolombiya, Brezilya ve Peru gibi komşu ülkelere göç etmek zorunda kaldı. Marketlerde gıda kıtlığı, hastanelerde ilaç yokluğu, çocuklarda yetersiz beslenme ve günlük elektrik kesintileri yaşamın sıradan bir parçası haline geldi. Bu insani tablo, Venezuela’nın yalnız bir ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal bir çöküş yaşadığını gösteriyor. Venezuela nereye gidiyor? Ülkenin geleceği hâlâ belirsiz. Uzatmalı bir kriz döngüsü şimdilik en olası senaryo olarak duruyor. Ancak uluslararası arabuluculukla iktidar ve muhalefetin sınırlı da olsa güç paylaşımına dayalı bir geçiş sürecine yönelmesi ihtimali zaman zaman gündeme geliyor. Diğer yandan ABD’nin askeri baskıyı artırması, Venezuela’yı daha sert bir çatışmaya sürükleyebilir. En karanlık ihtimal ise uzun süreli bir iç istikrarsızlığın kalıcı hale gelmesi. Venezuela’nın çöküşü, yalnızca bir liderin hatalarıyla ya da tek başına ABD baskısıyla açıklanamayacak kadar derin ve çok boyutludur. Bu kriz, petrole bağımlı ekonomik modelin kırılganlığı, devletçi bürokrasinin yolsuzluk üretmesi, demokratik kurumların zayıflığı ve dış müdahalenin yıkıcı etkilerinin birlikte yarattığı bir fırtınadır. Dünyanın en büyük petrol rezervleri, halkın refahını değil, tam tersine, bir kırılma noktası olarak yeni bir yoksulluk çağını doğurmuştur. Venezuela, hâlâ bu döngüden çıkmanın yolunu arıyor; ancak yol uzun, karmaşık ve ağır bedellerle dolu görünüyor.

Köy Enstitüleri geri mi dönüyor? Türkiye için yeni model önerisi! Haber

Köy Enstitüleri geri mi dönüyor? Türkiye için yeni model önerisi!

Köy Enstitülerinden ilham alan yeni model anlatılıyor Yerel Yönetimler Vakfı Kurucu Başkan Yardımcısı Mehmet Anıl Korkmaz, vakfın çıkış noktasını Cumhuriyet’in kalkınma hamleleri ve Köy Enstitüleri deneyimiyle ilişkilendiriyor. Korkmaz’a göre Türkiye’nin kalkınma süreci Köy Enstitüleri’nin kapanmasıyla “duraksadı” ve bugün için daha güncel bir modele ihtiyaç var. Bu nedenle vakıf, “Köy Enstitülerinin modern versiyonu” olarak tanımlanan Belediye Enstitüsü kavramını geliştirdi. Korkmaz, bu modeli “yerelden kalkınma ve demokrasi” çerçevesinde tanımlayarak, vakfın kurumsal yapısının da bu amaçla kurulduğunu söylüyor. “Bilinçli seçmen” değil “bilinçli aday” vurgusu öne çıkıyor Korkmaz, yerel siyasetin en temel probleminin seçmen değil aday profili olduğunu savunuyor. Ona göre “bilinçli aday” modeli, yerel yönetimleri dönüştürecek ana halka. Belediye Enstitüsü bu nedenle 20’den fazla ders içeren geniş bir eğitim programı hazırlıyor. Hedef, yurttaşların yalnızca seçmen değil, sahaya inmeye hazır “donanımlı adaylar” haline gelmesi. Ademi merkeziyetçiliğe mesafeli ama yerel revizyona açık Yerel yönetimlerin yetki alanlarının artırılması Türkiye’de sık sık “ademi merkeziyetçilik” tartışmasıyla ilişkilendiriliyor. Korkmaz ise bu kavrama mesafeli. “Üniter devlet” vurgusu yapan Korkmaz, yerel reformların merkezi yapıya karşı bir siyasal ayrışma değil, teknik bir iyileştirme olduğunu savunuyor. İdari vesayet tartışmasında hakem–futbolcu benzetmesi dikkat çekiyor Korkmaz, merkezin belediyeler üzerindeki denetim yetkisini “hakemin futbolcu üzerindeki etkisi”ne benzetiyor. Bu yapının doğru kullanılması gerektiğini, denetimin müdahaleye dönüşmemesi gerektiğini belirtiyor. Aynı zamanda İstanbul gibi büyükşehirlerin bakanlık bütçelerini aşan mali güçlere sahip olduğunu hatırlatarak, “tam bir hiyerarşi ilişkisi olmadığını” öne sürüyor. Kayyum konusunda denge arayışı: “Varsa atansın ama derhal seçim” Türkiye’de en sert tartışma başlıklarından biri olan kayyum uygulamaları konusunda Korkmaz hem yolsuzluk hem sandık iradesi üzerinden konuşuyor. Yolsuzluğu “yurttaşın cebinden çalınması” olarak nitelendiren Korkmaz, bu durumda kayyum dahil yaptırımların meşru olduğunu söylüyor. Ancak kritik bir şart ekliyor: “Kayyum atanıyorsa belediye derhal seçime götürülmeli. Halk kendi başkanını yeniden seçmeli.” Korkmaz’a göre sorun kayyumun varlığı değil, seçilmiş belediye yönetimi yerine uzun yıllar kalıcı bir atanmış yönetimin işletilmesi. Halk meclislerine mesafeli ama katılım hakkına kapı açık Sosyalist yerinden yönetim modellerinde sık kullanılan halk meclisleri, katılımcı bütçe ve komünal yönetim gibi mekanizmalara temkinli yaklaşan Korkmaz, belediye meclislerini “zaten halk meclisleri” olarak tanımlıyor. Alternatif yapıları “ideolojik bir alan” olarak görüyor, fakat yurttaş katılımını destekliyor: Belediye meclis toplantılarına katılım, imar planlarına itiraz ve yerel denetim mekanizmalarının aktif kullanılmasını teşvik ediyor. Şeffaflık tartışmasında “yarım şeffaflık” eleştirisi geliyor Korkmaz, belediyelerin ihale süreçlerindeki seçici şeffaflığı eleştiriyor. Bazı ihaleleri yayınlayıp bazılarını gizlemenin güven inşa etmediğini, aksine kuşku yarattığını söylüyor. Bu nedenle yerel şeffaflığın yalnızca siyasi vitrin olarak değil, tüm süreçlerde uygulanması gerektiğini savunuyor. Vakıf kendisini nasıl tanımlıyor? Röportajın genel çerçevesi, Yerel Yönetimler Vakfı’nın kendisini şu konumda gördüğünü gösteriyor: Üniter devlete bağlı Yerelden kalkınma odaklı Yolsuzluk karşıtı Kayyumda “seçime dönüş” şartını savunan Yerel demokrasiyi teknik ve anayasal reformlarla güçlendirmeyi hedefleyen bir aktör Buna karşın vakfın “bilinçli seçmen” yerine “bilinçli aday”ı merkeze koyması, bazı çevrelerce “yerel demokrasinin tabandan değil, yukarıdan inşa edilmesi” şeklinde yorumlanabilir.

KILIÇDAROĞLU: CHP devletin âli menfaatleri için risk almak zorundadır Haber

KILIÇDAROĞLU: CHP devletin âli menfaatleri için risk almak zorundadır

Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, X hesabından yayımladığı dikkat çekici mesajda Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihsel misyonuna ve Türkiye’nin dış politikadaki kritik konumuna dair dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu, CHP’nin hem temiz siyaset hem de devletin ali menfaatlerini koruma görevi gereği, özellikle Orta Doğu’da Türkiye’yi hedef alan tehlikelere karşı sorumluluk almak zorunda olduğunu belirtti. “CHP sıradan bir parti değildir” Kılıçdaroğlu açıklamasında CHP’nin, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucu partisi olduğunun altını çizerek şunları söyledi: “Cumhuriyet Halk Partisi sıradan bir parti değildir. Partimizin kodları, geleneği ve iki büyük misyonu vardır. Birincisi siyaseti temiz tutmak ve hesap sormaktır. Hesap sorabilmek için de hesap vermekten kaçınmamak gerekir. Hesap vermek her CHP’linin namus borcudur.” Kılıçdaroğlu, CHP’nin rüşvet, yolsuzluk ve çıkar ağlarıyla yan yana gelmeyeceğini belirterek: “Cumhuriyet Halk Partisi rüşvetlerle, yolsuzluklarla ve rüşvet çarkının müteahhitleriyle anılmaz. Üzerine iftiralar ve yolsuzluk iddialarıyla yol alamaz. Derhal gereğini yapmalı ve yoluna devam etmelidir,” ifadelerini kullandı. “Devletin yönünü belirlemek CHP’nin görevidir” Kılıçdaroğlu konuşmasının ikinci bölümünde CHP’nin yalnızca iç siyasette değil, devletin dış politikadaki stratejik çizgisinde de sorumluluk sahibi olduğuna vurgu yaptı: “Cumhuriyet Halk Partisi devlete istikamet çizer. Türkiye Cumhuriyeti’nin Orta Doğu’dan Asya’ya, Kafkaslardan Avrupa’ya, Altaylardan Tuna’ya söyleyecek sözü vardır.” “Orta Doğu’da bizi tökezletmek isteyen İsrail ve Amerika belasını bertaraf etmek zorundayız” Kılıçdaroğlu’nun açıklamasındaki en dikkat çeken bölüm ise Türkiye’nin dış politikadaki konumuna ve CHP’nin rolüne ilişkin ifadeler oldu: “Cumhuriyet Halk Partisi, Orta Doğu’da tökezlememizi bekleyen İsrail ve Amerika belasını bertaraf etmek ve devletin âli menfaatleri için sürecin içinde olmak zorundadır. Risk almalıdır ve konuya siyaset üstü bakarak elini taşın altına koymalıdır.” Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin tarihsel olarak bağ kurduğu bölgelerde yalnızlaştırılamayacağını, CHP’nin de bu süreçlerde millet adına sorumluluk üstlenmekle yükümlü olduğunu söyledi. “Tarihin doğru tarafında yer almak cesaret ister” Kılıçdaroğlu açıklamasının sonunda CHP’nin demokrasi, kardeşlik ve adalet mücadelesine devam edeceğini belirterek: “Tarihin doğru tarafında yer almak çoğu zaman cesaret ve kararlılık gerektirir. Aziz milletimize hak, hukuk ve adalet yürüyüşümüze devam edeceğiz,” ifadelerini kullandı.

Bahçeli: Kimse gitmezse üç arkadaşımı alır, kendi imkânlarımızla İmralı’ya giderim Haber

Bahçeli: Kimse gitmezse üç arkadaşımı alır, kendi imkânlarımızla İmralı’ya giderim

Toplantının başında geçen hafta Gürcistan hava sahasında düşen C-130 tipi askeri kargo uçağında şehit olan 20 asker için taziye mesajı veren Bahçeli, kazaya dair “komplo teorilerinden uzak durulması” çağrısı yaptı. “İmralı’ya gitmede ayak sürmenin anlamı yok” Bahçeli, terörsüz Türkiye süreci için doğrudan temasın gerekli olduğunu savundu: “Dürüst ve samimi bir şekilde Terörsüz Türkiye hedefi isteniyorsa, İmralı’ya gidilmesinde ayak sürmenin hiçbir manası yoktur. Komisyon karar alamazsa, kimse yanaşmazsa; alırım yanıma üç arkadaşımı, kendi imkânlarımızla İmralı’ya gitmekten gocunmam.” Bahçeli, bu sözlerinin ardından salondaki MHP milletvekillerine dönerek: “İmralı’ya gitmeme izin veriyor musunuz?” diye sordu. Grup, Bahçeli’yi ayakta alkışladı. “Terörsüz Türkiye’den rahatsız olanları millet görüyor” MHP lideri, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sürecin asıl muhataplarından biriyle doğrudan temas kurulmazsa ilerleme nasıl sağlanacak? Barış ve huzur neden bu kadar rahatsız ediyor? Sözde demokratların eleştirilerine aldırmayacağız. Doğru bildiğimiz istikamette yürümeye devam edeceğiz.” C-130 kazası: “Maskeler düşecek” Bahçeli, Gürcistan’da düşen askeri uçak konusunda yapılan spekülasyonları eleştirdi: “20 kahramanımızın her birisi milletimizin göklerde parlayan yıldızıdır. Uçağın nasıl düştüğü aydınlatılacaktır. Maksatlı yorumlar iyi niyetli değildir.” İBB iddianamesi: “TRT dahil tüm TV’lerde yayınlansın” Bahçeli, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik hazırlanan iddianameyle ilgili sert sözler sarf etti ve iki talepte bulundu: Yargılamanın hızla tamamlanması, Davanın TRT başta olmak üzere tüm televizyonlarda canlı yayınlanması. Bahçeli, iddianameyi “yüzyılın soygunu” olarak nitelendirerek şu ifadeleri kullandı: “CHP, milletimizin vergilerini gasbederek siyaset operasyonlarına alet etmiştir. Emeklilerimizin parası para kulelerine doldurulmuştur.” “Türkiye toparlanıyor, yolsuzluk bataklığı kurutulmalı” Ekonomiye dair de değerlendirmelerde bulunan Bahçeli: “Türkiye ekonomisi toparlanma aşamasındadır. Fiyat istikrarı sağlanacaktır. Yolsuzluk bataklığını kurutmadan bu hedefe ulaşılamaz.” dedi.

Filipinler’de dev protesto: Yolsuzluk skandalı halkı sokağa döktü Haber

Filipinler’de dev protesto: Yolsuzluk skandalı halkı sokağa döktü

Filipinler’de sel kontrol projelerine ayrılan dev bütçelerde usulsüzlük yapıldığı iddiaları, ülke tarihinin en büyük protestolarından birine dönüştü. Başkent Manila ve Quezon’da yüz binlerce kişi sokaklara çıkarak hükümete “şeffaflık” çağrısında bulundu. Yağmur dinmedi, kalabalık dağılmadı Manila’daki Rizal Parkı’nda düzenlenen büyük mitinge, şiddetli yağmura rağmen Mesih Kilisesi’ne bağlı yüz binlerce kişi katıldı. Protestocular, beyaz gömlekleri ve yolsuzluk karşıtı sloganların yazılı olduğu pankartlarla dikkat çekti. Aynı saatlerde Quezon kentinde de Birleşik Halk İnisiyatifi öncülüğünde binlerce kişi toplandı ve hükümete “hesap verin” mesajı verdi. Dev bütçede büyük delikler: 9.6 milyar dolarlık şüpheli fon Yolsuzluk suçlamaları, Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr’ın üç yılda sel projelerine aktarılan 9,6 milyar doların bir bölümünün “anormallikler” içerdiğini açıklamasıyla patladı. Maliye Bakanı Ralph Recto'nun ifadesine göre sadece 2023’ten bu yana 2 milyar doları aşkın fon “yolsuzluk nedeniyle zayi edilmiş olabilir.” Soruşturmada çok sayıda siyasetçi ve iş insanının adı geçiyor. Marcos Jr, “Yıl bitmeden bazıları cezaevine girecek” açıklaması yaptı. Ordu güvenlik için sahaya indi İçişleri Bakanı Jonvic Remulla, iki kentteki dev mitingler nedeniyle binlerce güvenlik personeli görevlendirildiğini, ordunun da desteğe çağrıldığını duyurdu. Protestolar barışçıl şekilde sona erdi ancak ülke genelinde tansiyon yüksek. Siyaset ve iş dünyası alarma geçti Soruşturma derinleştikçe, proje onaylarından malzeme tedarik zincirine kadar uzanan geniş bir yelpazede usulsüzlük şüphesi araştırılıyor. Siyasi analistler, skandalın koalisyon dengelerini ve hükümet içi güç ilişkilerini sarsabileceğini belirtiyor. Halkın mesajı net: “Şeffaflık istiyoruz” Ülke genelinde yayılan protestolar, Filipinler’de uzun süredir devam eden yolsuzluk sorununa karşı sabrın tükendiğini gösteriyor. Göstericiler, sel projeleri için ayrılan kamu fonunun gerçek ihtiyaçlara değil, belirli gruplara aktarıldığını savunuyor.

Bu kez Koç Holding’e bağlı Divan Otelleri’nde operasyon!  Haber

Bu kez Koç Holding’e bağlı Divan Otelleri’nde operasyon! 

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Bürosu’nun koordinesinde yürütülen soruşturmada Koç Holding çatısı altındaki Divan Grubu da mercek altına alındı. Sabah saatlerinde düzenlenen operasyonda, Divan Otelleri’nin Genel Müdürü Murat Tomruk gözaltına alındı. İBB soruşturmasıyla bağlantılı DHA’nın aktardığı bilgilere göre, Murat Tomruk’un gözaltına alınması, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik yürütülen “yolsuzluk” soruşturması kapsamında gerçekleşti. Tomruk’un, soruşturmada “şüpheli” sıfatıyla ifadeye çağrıldığı öğrenildi. Murat Tomruk kimdir? Galatasaray Lisesi mezunu olan Murat Tomruk, University of Massachusetts’de Bilgisayar Mühendisliği eğitimi aldı. Ardından University of Pennsylvania’da aynı dalda yüksek lisansını tamamladı. 1988’de Koç Sistem’de satış temsilcisi olarak başladığı kariyerinde, yıllar içinde üst düzey yöneticiliğe kadar yükseldi. 1994–1995 yıllarında Koç Üniversitesi’nde İşletme Yüksek Lisansı (MBA) yapan Tomruk, 2005–2015 arasında Koç Holding Stratejik Planlama Koordinatörlüğü görevini yürüttü. 2015–2019 yılları arasında Setur Turizm’den Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı, 2020 yılından itibaren ise Divan Grubu Genel Müdürü ve İcra Kurulu Başkanı olarak görev yapıyordu. Ayrıca Tomruk, profesyonel kariyerinin yanında fotoğrafçılıkla da ilgileniyor; ulusal ve uluslararası yarışmalarda dereceleri bulunuyor. Can Holding operasyonu sonrası yeni dalga Bu gelişme, geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen Can Holding operasyonunun hemen ardından geldi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, “suç örgütü kurma, yönetme, örgüte üye olma, kara para aklama ve nitelikli dolandırıcılık” suçlamalarıyla Can Holding’e yönelik soruşturma başlatmıştı. İkinci dalga operasyonda dört ilde eş zamanlı baskın yapılmış, 26 kişi gözaltına alınmıştı. Ekonomi çevreleri şokta Ciner ve Can Holding soruşturmalarının ardından, Koç Holding’e bağlı Divan Grubu’na uzanan operasyon dalgası, ekonomi çevrelerinde büyük yankı uyandırdı. Soruşturmanın kapsamının genişleyip genişlemeyeceği ise önümüzdeki günlerde netlik kazanacak.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.