Amerikalı Amiral itiraf etti: İran karşısında planlarımız çöktü!
Amerikalı Amiral itiraf etti: İran karşısında planlarımız çöktü!
ABD Özel Operasyonlar Komutanlığı eski komutanı, İran’a yönelik daha fazla saldırının savaşın sonucunu mutlaka değiştirmeyeceğini ve Washington’ın mevcut durumdan çıkmak için iyi seçeneklere sahip olmadığını belirtiyor.
Haber Giriş Tarihi: 31.10.2026 00:41
Haber Güncellenme Tarihi: 31.10.2026 00:45
Kaynak:
Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Emekli dört yıldızlı ABD Deniz Kuvvetleri Amirali ve bu ülkenin Özel Operasyonlar Komutanlığı eski komutanı William McRaven, ABD’nin İran ile savaşı hakkında yaptığı bir röportajda, Washington’ın bir tür “klasik askeri kilitlenme” ile karşı karşıya olduğunu söyledi. McRaven, bu durumu her iki tarafın da saldırılarına devam edebildiği ancak bu saldırıların savaşın nihayi sonucunu değiştirebileceğinin belirsiz olduğu bir tablo olarak tanımladı.
2003 yılında Saddam Hüseyin’in yakalanması ve 2011 yılında Üsâme bin Ladin’in öldürülmesi operasyonlarını yöneten McRaven, İran savaşının Amerikan dış politikasının köklü bir hatasının açık bir örneği olduğuna inanıyor: Sadece askeri üstünlüğün siyasi hedefleri gerçekleştirebileceği yanılsaması…
McRaven; İran’daki köprüler ve santraller gibi hedeflere saldırmanın artık savaşın sonucunu mutlaka etkilemeyeceğini, ABD Kongre ara seçimlerinden sonra saldırılarını yeniden başlatsa bile bu adımın savaşın sonucunu köklü bir şekilde değiştirmesinin uzak bir ihtimal olduğunu belirtti.
Foreign Affairs dergisine konuşan emekli dört yıldızlı Amerikalı amiral şu vurguyu yaptı: “Sorun şu ki elimizde iyi seçenekler yok.”
Sürekli değişen hedefler
McRaven’ın eleştirilerinin ana eksenlerinden biri, ABD Başkanı Donald Trump hükümetinin savaş sırasında ilan ettiği hedeflerin değişmesi oldu.
Amerikalı komutan, ABD hükümetinin kamuoyu anlatısında savaşın amacının defalarca değiştiğini; önce İran rejimini değiştirmekten söz edildiğini, ardından nükleer programın merkeze alındığını ve daha sonra Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasının ana hedeflerden birine dönüştüğünü ifade etti.
İranlı liderlere yönelik suikastların ardından hükümet yapısının varlığını koruduğuna dikkat çeken McRaven, Trump’ın daha önce “Gece Yarısı Çekici” (Midnight Hammer) operasyonunun İran’ın nükleer programını yok ettiğini ve geriye “nükleer tozdan” başka bir şey bırakmadığını iddia ettiğini, buna rağmen savaş sürecinde nükleer programın yeniden ana hedeflerden biri olarak gündeme getirildiğini hatırlattı.
Amerikalı amiral, Washington’ın hâlâ İran’ın nükleer kapasitesinin tam olarak ne durumda olduğunu bilmediğini ve bu kapasitenin bir kısmının başka bir yerde bulunması ihtimalinin mevcudiyetini dile getirdi.
McRaven, askeri operasyonel hedefler ile ABD hükümetinin kamuoyu anlatısı arasında ayrım yaparak, ordunun operasyonel hedeflerinin savaş boyunca köklü bir değişime uğramamış olabileceğini, ancak Trump’ın değişken mesajlarının Amerikan halkının ve uluslararası toplumun hükümetin nihai yol haritasını net bir şekilde anlamasını engellediğini kaydetti.
McRaven; hükümet rejim değişikliğinden bahsettiğinde ancak İran’ın siyasi yapısı varlığını sürdürdüğünde ya da Hürmüz Boğazı’nın açılacağı sözü verilip bu su yolu kapalı kaldığında, savaşın hedeflerine ne ölçüde ulaşıldığına dair soruların gündeme geldiğini ifade etti. Bu amirale göre, hedeflerin bu şekilde sürekli değişmesi ABD hükümetinin yönelimine dair kamuoyundaki algıyı zorlaştırmıştır.
Hürmüz Boğazı’nı açmak: Maliyetli ve zor bir görev
Röportajın başka bir bölümünde Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmanın zorluklarına değinen McRaven, İran’ın deniz trafiğini aksatmak için deniz mayınları kullanmak da dahil olmak üzere muhtelif seçeneklere sahip olduğunu açıkladı.
Hürmüz Boğazı’nın en dar noktasındaki genişliğinin yaklaşık 21 mil olduğuna işaret eden McRaven, mayın temizleme işlemlerinin haftalar veya aylar sürebileceğini belirtti. ABD’nin deniz mayınlarıyla mücadele kapasitesinin de geçmişe kıyasla azaldığını, zira özel mayın tarama gemilerinin bir kısmının hizmet dışı bırakıldığını ekledi.
McRaven’ın bakış açısına göre mayın temizleme operasyonları mümkündür; ancak böyle bir operasyon Amerikan kuvvetleri için büyük maliyet ve risk getirecektir ve yapılması dahi deniz yolunun tamamen ve tehlikesizce açılacağını garanti etmemektedir.
Bu değerlendirme, McRaven’ın tanımladığı kilitlenmenin bir parçasıdır: ABD daha fazla askeri operasyon gerçekleştirebilir, ancak operasyonların maliyeti ve zorluğu mutlaka hedeflenen siyasi sonuca ulaşılacağı anlamına gelmemektedir.
Savaşın bölgesel altyapılara yayılma riski
McRaven, ABD’nin İran’a yönelik saldırılarını yeniden başlatmasının Tahran’ın tepkisiyle karşılaşacağı ve bu tepkinin Washington’ın müttefiki olan Arap ülkelerini de sürece dahil edebileceği konusunda uyarıda bulundu.
İran’ın su arıtma tesisleri, rafineriler, santraller ve gaz tesisleri gibi hedefleri vurabileceğini ve bu tür saldırıların ABD için şartları daha da zorlaştırabileceğini ifade etti. Emekli Amerikalı amiral ayrıca İran’ın ABD’nin ana uçak gemilerinden birini hedef alma ihtimalini de gündeme getirerek, böyle bir durum gerçekleşirse savaşın denklemlerinin tamamen değişebileceğini söyledi.
Bu çerçevede, meselenin sadece ABD’nin saldırıları sürdürme kapasitesi olmadığını, bu saldırıların ne sonuç getireceğine ve Washington ile müttefiklerine ne gibi maliyetler yükleyeceğine bakılması gerektiğini vurguladı.
Bölgesel direniş gruplarının rolü
ABD Özel Operasyonlar eski komutanı ayrıca, bölgesel direniş grupları hesaba katılmadan İran ve savaşın sonuçları hakkında konuşulamayacağını belirtti.
McRaven, Yemen’i bağımsız bir aktör olarak gördüğünü ancak Ensarullah’ın Tahran’ın tutumlarını dikkate alacağını ve ABD’nin İran’a yeniden saldırması durumunda savaşta rol oynayacağını kaydetti. Ensarullah’ın füze ve İHA kapasitesiyle Babülmendep ve Kızıldeniz’deki deniz trafiğini aksatarak ABD müttefikleri üzerindeki baskıyı artırabileceğini ekledi.
Ona göre, bölgesel diğer cephelerin aktifleşme ihtimali, ABD için savaşın devam etme maliyetini artıran ve İran meselesini sadece askeri güce başvurarak çözmeyi zorlaştıran bir diğer faktördür.
ABD askeri gücünün sınırları
McRaven konuşmasının son bölümünde, ABD’nin dünyadaki en güçlü orduya sahip olmasına rağmen sadece askeri üstünlük nedeniyle tüm savaşları kazanamayacağını, İran meselesinin siyasi hedefleri gerçekleştirmede askeri gücün sınırlarına dair bir örnek teşkil ettiğini söyledi.
Savaş için uluslararası bir koalisyon oluşturmanın zorluğuna da değinen McRaven, savaşın başlatılma gerekliliği ve ilan edilen hedefi, yani İran’ın nükleer tehdidiyle mücadele konusundaki şüphelerin, geniş çaplı bir uluslararası destek oluşmasına yardımcı olmadığını belirtti. Amerikalı amiral, kişisel olarak İran’ın çok kısa bir süre içinde, örneğin bir hafta veya bir ay içinde nükleer silaha ulaşacağına dair şüpheleri olduğunu ifade etti.
McRaven, liderlerin her savaşa girmeden önce hedeflenen sonuca ulaşmanın Amerikan askerlerinin canıyla ödenecek bedele değip değmeyeceğini kendilerine sormaları gerektiğini vurguladı.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Amerikalı Amiral itiraf etti: İran karşısında planlarımız çöktü!
ABD Özel Operasyonlar Komutanlığı eski komutanı, İran’a yönelik daha fazla saldırının savaşın sonucunu mutlaka değiştirmeyeceğini ve Washington’ın mevcut durumdan çıkmak için iyi seçeneklere sahip olmadığını belirtiyor.
Emekli dört yıldızlı ABD Deniz Kuvvetleri Amirali ve bu ülkenin Özel Operasyonlar Komutanlığı eski komutanı William McRaven, ABD’nin İran ile savaşı hakkında yaptığı bir röportajda, Washington’ın bir tür “klasik askeri kilitlenme” ile karşı karşıya olduğunu söyledi. McRaven, bu durumu her iki tarafın da saldırılarına devam edebildiği ancak bu saldırıların savaşın nihayi sonucunu değiştirebileceğinin belirsiz olduğu bir tablo olarak tanımladı.
2003 yılında Saddam Hüseyin’in yakalanması ve 2011 yılında Üsâme bin Ladin’in öldürülmesi operasyonlarını yöneten McRaven, İran savaşının Amerikan dış politikasının köklü bir hatasının açık bir örneği olduğuna inanıyor: Sadece askeri üstünlüğün siyasi hedefleri gerçekleştirebileceği yanılsaması…
McRaven; İran’daki köprüler ve santraller gibi hedeflere saldırmanın artık savaşın sonucunu mutlaka etkilemeyeceğini, ABD Kongre ara seçimlerinden sonra saldırılarını yeniden başlatsa bile bu adımın savaşın sonucunu köklü bir şekilde değiştirmesinin uzak bir ihtimal olduğunu belirtti.
Foreign Affairs dergisine konuşan emekli dört yıldızlı Amerikalı amiral şu vurguyu yaptı: “Sorun şu ki elimizde iyi seçenekler yok.”
Sürekli değişen hedefler
McRaven’ın eleştirilerinin ana eksenlerinden biri, ABD Başkanı Donald Trump hükümetinin savaş sırasında ilan ettiği hedeflerin değişmesi oldu.
Amerikalı komutan, ABD hükümetinin kamuoyu anlatısında savaşın amacının defalarca değiştiğini; önce İran rejimini değiştirmekten söz edildiğini, ardından nükleer programın merkeze alındığını ve daha sonra Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasının ana hedeflerden birine dönüştüğünü ifade etti.
İranlı liderlere yönelik suikastların ardından hükümet yapısının varlığını koruduğuna dikkat çeken McRaven, Trump’ın daha önce “Gece Yarısı Çekici” (Midnight Hammer) operasyonunun İran’ın nükleer programını yok ettiğini ve geriye “nükleer tozdan” başka bir şey bırakmadığını iddia ettiğini, buna rağmen savaş sürecinde nükleer programın yeniden ana hedeflerden biri olarak gündeme getirildiğini hatırlattı.
Amerikalı amiral, Washington’ın hâlâ İran’ın nükleer kapasitesinin tam olarak ne durumda olduğunu bilmediğini ve bu kapasitenin bir kısmının başka bir yerde bulunması ihtimalinin mevcudiyetini dile getirdi.
McRaven, askeri operasyonel hedefler ile ABD hükümetinin kamuoyu anlatısı arasında ayrım yaparak, ordunun operasyonel hedeflerinin savaş boyunca köklü bir değişime uğramamış olabileceğini, ancak Trump’ın değişken mesajlarının Amerikan halkının ve uluslararası toplumun hükümetin nihai yol haritasını net bir şekilde anlamasını engellediğini kaydetti.
McRaven; hükümet rejim değişikliğinden bahsettiğinde ancak İran’ın siyasi yapısı varlığını sürdürdüğünde ya da Hürmüz Boğazı’nın açılacağı sözü verilip bu su yolu kapalı kaldığında, savaşın hedeflerine ne ölçüde ulaşıldığına dair soruların gündeme geldiğini ifade etti. Bu amirale göre, hedeflerin bu şekilde sürekli değişmesi ABD hükümetinin yönelimine dair kamuoyundaki algıyı zorlaştırmıştır.
Hürmüz Boğazı’nı açmak: Maliyetli ve zor bir görev
Röportajın başka bir bölümünde Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmanın zorluklarına değinen McRaven, İran’ın deniz trafiğini aksatmak için deniz mayınları kullanmak da dahil olmak üzere muhtelif seçeneklere sahip olduğunu açıkladı.
Hürmüz Boğazı’nın en dar noktasındaki genişliğinin yaklaşık 21 mil olduğuna işaret eden McRaven, mayın temizleme işlemlerinin haftalar veya aylar sürebileceğini belirtti. ABD’nin deniz mayınlarıyla mücadele kapasitesinin de geçmişe kıyasla azaldığını, zira özel mayın tarama gemilerinin bir kısmının hizmet dışı bırakıldığını ekledi.
McRaven’ın bakış açısına göre mayın temizleme operasyonları mümkündür; ancak böyle bir operasyon Amerikan kuvvetleri için büyük maliyet ve risk getirecektir ve yapılması dahi deniz yolunun tamamen ve tehlikesizce açılacağını garanti etmemektedir.
Bu değerlendirme, McRaven’ın tanımladığı kilitlenmenin bir parçasıdır: ABD daha fazla askeri operasyon gerçekleştirebilir, ancak operasyonların maliyeti ve zorluğu mutlaka hedeflenen siyasi sonuca ulaşılacağı anlamına gelmemektedir.
Savaşın bölgesel altyapılara yayılma riski
McRaven, ABD’nin İran’a yönelik saldırılarını yeniden başlatmasının Tahran’ın tepkisiyle karşılaşacağı ve bu tepkinin Washington’ın müttefiki olan Arap ülkelerini de sürece dahil edebileceği konusunda uyarıda bulundu.
İran’ın su arıtma tesisleri, rafineriler, santraller ve gaz tesisleri gibi hedefleri vurabileceğini ve bu tür saldırıların ABD için şartları daha da zorlaştırabileceğini ifade etti. Emekli Amerikalı amiral ayrıca İran’ın ABD’nin ana uçak gemilerinden birini hedef alma ihtimalini de gündeme getirerek, böyle bir durum gerçekleşirse savaşın denklemlerinin tamamen değişebileceğini söyledi.
Bu çerçevede, meselenin sadece ABD’nin saldırıları sürdürme kapasitesi olmadığını, bu saldırıların ne sonuç getireceğine ve Washington ile müttefiklerine ne gibi maliyetler yükleyeceğine bakılması gerektiğini vurguladı.
Bölgesel direniş gruplarının rolü
ABD Özel Operasyonlar eski komutanı ayrıca, bölgesel direniş grupları hesaba katılmadan İran ve savaşın sonuçları hakkında konuşulamayacağını belirtti.
McRaven, Yemen’i bağımsız bir aktör olarak gördüğünü ancak Ensarullah’ın Tahran’ın tutumlarını dikkate alacağını ve ABD’nin İran’a yeniden saldırması durumunda savaşta rol oynayacağını kaydetti. Ensarullah’ın füze ve İHA kapasitesiyle Babülmendep ve Kızıldeniz’deki deniz trafiğini aksatarak ABD müttefikleri üzerindeki baskıyı artırabileceğini ekledi.
Ona göre, bölgesel diğer cephelerin aktifleşme ihtimali, ABD için savaşın devam etme maliyetini artıran ve İran meselesini sadece askeri güce başvurarak çözmeyi zorlaştıran bir diğer faktördür.
ABD askeri gücünün sınırları
McRaven konuşmasının son bölümünde, ABD’nin dünyadaki en güçlü orduya sahip olmasına rağmen sadece askeri üstünlük nedeniyle tüm savaşları kazanamayacağını, İran meselesinin siyasi hedefleri gerçekleştirmede askeri gücün sınırlarına dair bir örnek teşkil ettiğini söyledi.
Savaş için uluslararası bir koalisyon oluşturmanın zorluğuna da değinen McRaven, savaşın başlatılma gerekliliği ve ilan edilen hedefi, yani İran’ın nükleer tehdidiyle mücadele konusundaki şüphelerin, geniş çaplı bir uluslararası destek oluşmasına yardımcı olmadığını belirtti. Amerikalı amiral, kişisel olarak İran’ın çok kısa bir süre içinde, örneğin bir hafta veya bir ay içinde nükleer silaha ulaşacağına dair şüpheleri olduğunu ifade etti.
McRaven, liderlerin her savaşa girmeden önce hedeflenen sonuca ulaşmanın Amerikan askerlerinin canıyla ödenecek bedele değip değmeyeceğini kendilerine sormaları gerektiğini vurguladı.
En Çok Okunan Haberler