Haaretz: İsrail Seçim Kurulu Üzerindeki Baskı Ne Anlama Geliyor?
Haaretz: İsrail Seçim Kurulu Üzerindeki Baskı Ne Anlama Geliyor?
İsrail'de 2026 sonbahar seçimleri öncesi Merkez Seçim Kurulu'na baskılar, bütçe kesintileri ve Orly Adas'ın istifasıyla meşruiyet krizi yaşanıyor. Netanyahu ve Likud'un, seçim sistemini ve rakiplerini etkisizleştirdiği iddia ediliyor.
Haber Giriş Tarihi: 22.07.2026 19:36
Haber Güncellenme Tarihi: 22.07.2026 19:40
Kaynak:
Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
İsrail’in 2026 sonbaharında gerçekleşmesi beklenen genel seçimlerine doğru geri sayım sürerken, ülkenin siyasi atmosferi daha önce eşi benzeri görülmemiş bir meşruiyet ve kurumlar arası çatışma krizinin ortasında şekilleniyor. Haaretz gazetesinde yayımlanan dikkat çekici analiz-uyarı metni, Başbakan Binyamin Netanyahu ve liderliğini yaptığı Likud Partisi’nin seçim sürecini mercek altına alıyor
Seçim Hakemlerinin ve Kurumsal Kapasitenin Daraltılması
Tartışmaların merkezinde, İsrail’de seçimlerin tarafsız, şeffaf ve hukuka uygun bir şekilde yürütülmesinden sorumlu olan Merkez Seçim Kurulu bulunuyor. Yıllardır seçim süreçlerinin güvencesi olarak görülen bu yapının üzerindeki siyasi baskı, 2026 yılının ilk yarısından itibaren tırmanışa geçti. Kurulun 15 yıldır direktörlüğünü yürüten ve kurumun hafızası olarak kabul edilen Orly Adas’ın Nisan ayı sonunda görevinden istifa etmek zorunda kalması, durumun ciddiyetini gözler önüne seren ilk büyük kırılma noktası oldu. Adas’ın, iktidar kanadından ve özellikle Likud’a yakın avukatlardan gelen yoğun yıpratma kampanyaları nedeniyle istifa ettiği belirtiliyor. Sağ partilerin Adas’ın görev süresinin uzatılmasına karşı başlattığı hukuki ve siyasi taarruz, Adas’ın kamuoyunun seçim sistemine olan güveninin daha fazla zedelenmemesi adına görevi bırakmasıyla sonuçlandı. İktidar mensuplarının bu istifayı adeta bir "zafer" olarak nitelendirmesi, İsrail demokrasisinde seçim hakemliğine bakışın ne derece kutuplaştığını açıkça ortaya koydu.
Ancak kriz Adas’ın ayrılığıyla sınırlı kalmadı. Merkez Seçim Kurulu Başkanı olan Yüksek Mahkeme Başkanvekili Yargıç Noam Sohlberg’in, geçiş sürecini yönetmek üzere kurumun eski hukuk danışmanı Dean Livne’yi geçici direktör olarak ataması, iktidar kanadından yeni ve şiddetli bir tepki dalgasını beraberinde getirdi. Likud Milletvekili Avichai Buaron ve arkadaşları, Livne’nin atamasını "siyasi açıdan taraflı" ve "geçersiz" olarak nitelendirerek hedefe oturtmakta gecikmedi. Seçimlerin yapılmasına aylar kala, seçimi yönetecek üst düzey bürokratların sistematik bir biçimde "taraflı" ilan edilmesi, hukukçulara ve siyaset bilimcilere göre son derece tehlikeli bir emsal oluşturuyor. Bu hamleler, seçim günü sandıktan çıkacak olası bir yenilgi durumunda, seçim sonuçlarının "şaibeli" veya "gayrimeşru" ilan edilmesine zemin hazırlama çabası olarak yorumlanıyor.
Baskıların bir diğer kritik boyutunu ise kurumsal kapasitenin finansal yollarla zayıflatılması oluşturuyor. Knesset Finans Komitesi’nin, seçim kurulunun bütçesinde yaklaşık 50 milyon Şekellik (yaklaşık 17 milyon dolar) kesintiye gitmesi, seçimin teknik ve güvenlik altyapısını doğrudan tehdit ediyor. Günümüzde yapay zeka destekli dezenformasyon kampanyalarının, yabancı devlet müdahalelerinin ve siber tehditlerin tavan yaptığı bir dönemde, seçim kurulunun bütçesinin kısıtlanması son derece manidar bulunuyor. Seçim güvenliğini sağlamakla yükümlü bir kurumun hem idari kadrosunun yıpratılması hem de mali kaynaklarının daraltılması, devletin tarafsız denetim mekanizmalarının işlevsizleştirilmesi riskini doğuruyor.
Siyasi Rakipleri Tasfiye Arayışı ve Meşruiyet Krizi
Madalyonun diğer tarafında ise iktidar koalisyonunun siyasi rakiplerini sandık öncesinde etkisiz hale getirmeye yönelik yasama girişimleri yer alıyor. Binyamin Netanyahu’nun en güçlü rakiplerinden biri olarak öne çıkan eski Başbakan Naftali Bennett ve onun yeni siyasi oluşumu Likud kanadı tarafından meclise sunulan ve feshedilen eski partilerin borçlarından yeni kurulan partilerin sorumlu tutulmasını öngören yasa tasarısı, doğrudan Bennett’in önünü kesmeyi hedefleyen adrese teslim bir düzenleme olarak değerlendiriliyor. Yargı mekanizmaları ve kamu yayıncılığı yapan Kan kanalı üzerindeki denetim çabaları da göz önüne alındığında, seçim sahasının muhalefet aleyhine dengesizleştirilmeye çalışıldığı görülüyor.
İsrail siyasetini yakından takip eden analistler, bugün yaşananları geçmişte ABD’de veya farklı demokrasilerde görülen "seçim sonuçlarını tanımama" söylemlerinin İsrail versiyonu olarak nitelendiriyor. Likud ve müttefiklerinin uzun yıllardır adalet sistemine, Yüksek Mahkeme’ye ve kolluk kuvvetlerine yönelttiği "derin devlet" veya "siyasi vesayet" suçlamaları, artık doğrudan seçim sandığının kendisine yönelmiş durumda.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Haaretz: İsrail Seçim Kurulu Üzerindeki Baskı Ne Anlama Geliyor?
İsrail'de 2026 sonbahar seçimleri öncesi Merkez Seçim Kurulu'na baskılar, bütçe kesintileri ve Orly Adas'ın istifasıyla meşruiyet krizi yaşanıyor. Netanyahu ve Likud'un, seçim sistemini ve rakiplerini etkisizleştirdiği iddia ediliyor.
İsrail’in 2026 sonbaharında gerçekleşmesi beklenen genel seçimlerine doğru geri sayım sürerken, ülkenin siyasi atmosferi daha önce eşi benzeri görülmemiş bir meşruiyet ve kurumlar arası çatışma krizinin ortasında şekilleniyor. Haaretz gazetesinde yayımlanan dikkat çekici analiz-uyarı metni, Başbakan Binyamin Netanyahu ve liderliğini yaptığı Likud Partisi’nin seçim sürecini mercek altına alıyor
Seçim Hakemlerinin ve Kurumsal Kapasitenin Daraltılması
Tartışmaların merkezinde, İsrail’de seçimlerin tarafsız, şeffaf ve hukuka uygun bir şekilde yürütülmesinden sorumlu olan Merkez Seçim Kurulu bulunuyor. Yıllardır seçim süreçlerinin güvencesi olarak görülen bu yapının üzerindeki siyasi baskı, 2026 yılının ilk yarısından itibaren tırmanışa geçti. Kurulun 15 yıldır direktörlüğünü yürüten ve kurumun hafızası olarak kabul edilen Orly Adas’ın Nisan ayı sonunda görevinden istifa etmek zorunda kalması, durumun ciddiyetini gözler önüne seren ilk büyük kırılma noktası oldu. Adas’ın, iktidar kanadından ve özellikle Likud’a yakın avukatlardan gelen yoğun yıpratma kampanyaları nedeniyle istifa ettiği belirtiliyor. Sağ partilerin Adas’ın görev süresinin uzatılmasına karşı başlattığı hukuki ve siyasi taarruz, Adas’ın kamuoyunun seçim sistemine olan güveninin daha fazla zedelenmemesi adına görevi bırakmasıyla sonuçlandı. İktidar mensuplarının bu istifayı adeta bir "zafer" olarak nitelendirmesi, İsrail demokrasisinde seçim hakemliğine bakışın ne derece kutuplaştığını açıkça ortaya koydu.
Ancak kriz Adas’ın ayrılığıyla sınırlı kalmadı. Merkez Seçim Kurulu Başkanı olan Yüksek Mahkeme Başkanvekili Yargıç Noam Sohlberg’in, geçiş sürecini yönetmek üzere kurumun eski hukuk danışmanı Dean Livne’yi geçici direktör olarak ataması, iktidar kanadından yeni ve şiddetli bir tepki dalgasını beraberinde getirdi. Likud Milletvekili Avichai Buaron ve arkadaşları, Livne’nin atamasını "siyasi açıdan taraflı" ve "geçersiz" olarak nitelendirerek hedefe oturtmakta gecikmedi. Seçimlerin yapılmasına aylar kala, seçimi yönetecek üst düzey bürokratların sistematik bir biçimde "taraflı" ilan edilmesi, hukukçulara ve siyaset bilimcilere göre son derece tehlikeli bir emsal oluşturuyor. Bu hamleler, seçim günü sandıktan çıkacak olası bir yenilgi durumunda, seçim sonuçlarının "şaibeli" veya "gayrimeşru" ilan edilmesine zemin hazırlama çabası olarak yorumlanıyor.
Baskıların bir diğer kritik boyutunu ise kurumsal kapasitenin finansal yollarla zayıflatılması oluşturuyor. Knesset Finans Komitesi’nin, seçim kurulunun bütçesinde yaklaşık 50 milyon Şekellik (yaklaşık 17 milyon dolar) kesintiye gitmesi, seçimin teknik ve güvenlik altyapısını doğrudan tehdit ediyor. Günümüzde yapay zeka destekli dezenformasyon kampanyalarının, yabancı devlet müdahalelerinin ve siber tehditlerin tavan yaptığı bir dönemde, seçim kurulunun bütçesinin kısıtlanması son derece manidar bulunuyor. Seçim güvenliğini sağlamakla yükümlü bir kurumun hem idari kadrosunun yıpratılması hem de mali kaynaklarının daraltılması, devletin tarafsız denetim mekanizmalarının işlevsizleştirilmesi riskini doğuruyor.
Siyasi Rakipleri Tasfiye Arayışı ve Meşruiyet Krizi
Madalyonun diğer tarafında ise iktidar koalisyonunun siyasi rakiplerini sandık öncesinde etkisiz hale getirmeye yönelik yasama girişimleri yer alıyor. Binyamin Netanyahu’nun en güçlü rakiplerinden biri olarak öne çıkan eski Başbakan Naftali Bennett ve onun yeni siyasi oluşumu Likud kanadı tarafından meclise sunulan ve feshedilen eski partilerin borçlarından yeni kurulan partilerin sorumlu tutulmasını öngören yasa tasarısı, doğrudan Bennett’in önünü kesmeyi hedefleyen adrese teslim bir düzenleme olarak değerlendiriliyor. Yargı mekanizmaları ve kamu yayıncılığı yapan Kan kanalı üzerindeki denetim çabaları da göz önüne alındığında, seçim sahasının muhalefet aleyhine dengesizleştirilmeye çalışıldığı görülüyor.
İsrail siyasetini yakından takip eden analistler, bugün yaşananları geçmişte ABD’de veya farklı demokrasilerde görülen "seçim sonuçlarını tanımama" söylemlerinin İsrail versiyonu olarak nitelendiriyor. Likud ve müttefiklerinin uzun yıllardır adalet sistemine, Yüksek Mahkeme’ye ve kolluk kuvvetlerine yönelttiği "derin devlet" veya "siyasi vesayet" suçlamaları, artık doğrudan seçim sandığının kendisine yönelmiş durumda.
En Çok Okunan Haberler