Husilerin Cesur İlerleyişi Batı İttifakını Şaşkına Çevirdi
Husilerin Cesur İlerleyişi Batı İttifakını Şaşkına Çevirdi
Husiler, kendi ideolojik motivasyonları ve bağımsız siyasi hedefleri doğrultusunda risk almaktan çekinmeyen, hatta çoğu zaman Tahran’ın temkinli manevralarının dahi ötesine geçen bir cüretle hareket ediyor.
Haber Giriş Tarihi: 12.09.2026 15:33
Haber Güncellenme Tarihi: 12.09.2026 15:38
Kaynak:
Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Uluslararası ilişkiler ve güvenlik politikaları alanının saygın yayın organlarından Foreign Affairs dergisinde yayımlanan ve kıdemli Orta Doğu uzmanları April Longley Alley ile Allison Minor imzasını taşıyan "İran'ın İkinci Cephesi" başlıklı kapsamlı analiz, Yemen’deki Ensarullah hareketinin (Husiler) son dönemde sergilediği şaşırtıcı askeri hamleleri ve bölgesel çatışmalara getirdiği yeni boyutu gözler önüne seriyor. Yazarlar, Orta Doğu genelinde tansiyonun zirve yaptığı bir konjonktürde, Husilerin sadece savunmada kalmayıp tam aksine eşi benzeri görülmemiş bir özgüven ve cesaretle saldırı pozisyonuna geçtiğini vurguluyor. Yıllardır süren bombardımanlara, uluslararası ablukalara ve karşılarındaki devasa koalisyonlara rağmen geri adım atmayan hareketin, bölgedeki güç dengelerini Tahran ve müttefikleri lehine nasıl kökten sarstığı detaylandırılıyor.
Bölgesel Koalisyonlara Meydan Okuyan Gözü Pek Taarruz
Alley ve Minor’ın analizinde öne çıkan en çarpıcı unsur, Husilerin bölgesel süper güçlere ve arkalarındaki Batı desteğine meydan okurken sergilediği pervasız cesaret oluyor. Yazarların aktardığı son gelişmeler, grubun Suudi Arabistan topraklarının derinliklerine yönelik başlattığı yoğun insansız hava aracı ve balistik füze dalgasının güneydeki petrol altyapısını ateşe verdiğini ve onlarca kişinin yaralanmasına yol açtığını gösteriyor. Yıllarca süren ateşkes zeminini tek bir hamleyle bir kenara iten Husiler, kendilerine yönelik her türlü misilleme tehdidini açıkça hiçe sayarak askeri inisiyatifi yeniden ele almış durumda. Bu taarruz, grubun caydırılamaz niteliğini bir kez daha kanıtlarken, Yemen sahasında askeri üstünlüğün artık kimin elinde olduğunu da tartışmasız bir biçimde ortaya koyuyor.
Yemen hükümetine bağlı güçlerin iç parçalanmışlığını ve Riyad öncülüğündeki askeri stratejilerin tıkanıklığını ustalıkla fırsata çeviren Husiler, sahada adeta hiçbir sınır tanımayan bir manevra kabiliyeti sergiliyor. Saldırıların şiddeti ve zamanlaması, hareketin yalnızca yerel bir isyancı grup olmadığını, bölgesel jeopolitiği doğrudan yönlendirme cesaretine sahip tecrübeli ve disiplinli bir orduya dönüştüğünü gösteriyor.
Kızıldeniz ve Babülmendep’te Stratejik Hakimiyet
Makalede ele alınan en kritik saha gelişmelerinden biri, Husilerin Yemen’in batı kıyılarında yürüttüğü hızlı ve kararlı operasyonlar oluşturuyor. Suudi destekli hükümet güçlerini stratejik sahil hatlarından süpüren grup, yalnızca birkaç gün süren şiddetli çatışmaların ardından tarihi ve lojistik açıdan kilit öneme sahip Muha Limanı’nı ele geçirmeyi başardı. Bununla yetinmeyen Husi birlikleri, Kızıldeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan küresel ticaretin en hassas boğazı Babülmendep’in girişinde bulunan Perim (Meyyun) Adası’nda da kontrolü sağladı.
Dünya deniz taşımacılığının can damarı sayılan bir boğazın kontrolünü doğrudan ele geçirmek, küresel donanmaların bölgedeki varlığına açık bir meydan okuma anlamına geliyor. Amerikan ve uluslararası deniz koalisyonlarının bölgede devriye gezdiği, hava saldırıları düzenlediği bir dönemde böylesi stratejik bir adayı ele geçirme cüreti, Husilerin çatışmanın dozunu yükseltmekten ve küresel güçlerle kafa kafaya gelmekten hiçbir çekince duymadığını belgeliyor. Sahil hattındaki bu hızlı ilerleyiş, Yemen içindeki güç dengesini bir daha geri dönülemeyecek şekilde Husilerin lehine çevirmiş bulunuyor.
Vekil Güçten Fazlası: Bağımsız Bir İrade
Foreign Affairs yazarları, Husilerin İran ile olan ilişkisine dair yaygın indirgemeci yaklaşımlara da dikkat çekiyor. Grup Tahran’ın sağladığı teknoloji, mühimmat ve istihbarat desteğinden geniş ölçüde yararlansa da, sergiledikleri bu dizginsiz cesaret ve operasyonel kararlılık dışarıdan gelen bir emir-komuta zinciriyle açıklanamıyor. Husiler, kendi ideolojik motivasyonları ve bağımsız siyasi hedefleri doğrultusunda risk almaktan çekinmeyen, hatta çoğu zaman Tahran’ın temkinli manevralarının dahi ötesine geçen bir cüretle hareket ediyor.
Yemen dağlarından çıkan bu hareket, modern askeri doktrinlerin öngöremediği bir asimetrik savaş kabiliyetine ulaşmış durumda. Onlara karşı yürütülen hava harekatlarının lider kadrolarını veya vuruş kapasitelerini sindirmeye yetmediği, aksine her saldırının grubun meydan okuma arzusunu daha da bilediği görülüyor. Bu durum, Tahran için paha biçilmez bir "ikinci cephe" yaratırken, Washington ve bölgesel müttefikleri açısından çözümü neredeyse imkansız bir güvenlik krizini beraberinde getiriyor.
Çıkmazdaki Batı İttifakı
Analizin sonuç bölümünde Alley ve Minor, uluslararası toplumun ve bölgesel aktörlerin elindeki seçeneklerin her geçen gün "kötüden daha kötüye" doğru evrildiğini açık bir dille ifade ediyor. Husilere karşı kesin bir askeri zafer kazanma ihtimalinin artık gerçekçi bir senaryo olmaktan çıktığı, yıllardır süren çatışmaların ardından tescillenmiş durumda. Bölünmüş durumdaki Yemen hükümet güçlerinin kendi başına bu ilerleyişi durdurması mümkün görünmezken, dış müdahaleler de grubun cesaretini kırmaktan ziyade onu daha geniş bir coğrafyada meşruiyet ve güç sahibi kılmaya yarıyor.
Foreign Affairs sayfalarına taşınan bu çarpıcı tablo, Husilerin Yemen dağlarından Babülmendep Boğazı’na uzanan hakimiyetlerini askeri cüret ve stratejik kararlılıkla perçinlediğini ortaya koyuyor. Bölgesel bir ateş hattının tam ortasında, en güçlü rakiplerinin gözünün içine bakarak kontrol alanını genişleten hareket, Orta Doğu’daki savaşların geleceğini belirleyen en kilit aktörlerden biri olma konumunu pekiştirmeye devam ediyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Husilerin Cesur İlerleyişi Batı İttifakını Şaşkına Çevirdi
Husiler, kendi ideolojik motivasyonları ve bağımsız siyasi hedefleri doğrultusunda risk almaktan çekinmeyen, hatta çoğu zaman Tahran’ın temkinli manevralarının dahi ötesine geçen bir cüretle hareket ediyor.
Uluslararası ilişkiler ve güvenlik politikaları alanının saygın yayın organlarından Foreign Affairs dergisinde yayımlanan ve kıdemli Orta Doğu uzmanları April Longley Alley ile Allison Minor imzasını taşıyan "İran'ın İkinci Cephesi" başlıklı kapsamlı analiz, Yemen’deki Ensarullah hareketinin (Husiler) son dönemde sergilediği şaşırtıcı askeri hamleleri ve bölgesel çatışmalara getirdiği yeni boyutu gözler önüne seriyor. Yazarlar, Orta Doğu genelinde tansiyonun zirve yaptığı bir konjonktürde, Husilerin sadece savunmada kalmayıp tam aksine eşi benzeri görülmemiş bir özgüven ve cesaretle saldırı pozisyonuna geçtiğini vurguluyor. Yıllardır süren bombardımanlara, uluslararası ablukalara ve karşılarındaki devasa koalisyonlara rağmen geri adım atmayan hareketin, bölgedeki güç dengelerini Tahran ve müttefikleri lehine nasıl kökten sarstığı detaylandırılıyor.
Bölgesel Koalisyonlara Meydan Okuyan Gözü Pek Taarruz
Alley ve Minor’ın analizinde öne çıkan en çarpıcı unsur, Husilerin bölgesel süper güçlere ve arkalarındaki Batı desteğine meydan okurken sergilediği pervasız cesaret oluyor. Yazarların aktardığı son gelişmeler, grubun Suudi Arabistan topraklarının derinliklerine yönelik başlattığı yoğun insansız hava aracı ve balistik füze dalgasının güneydeki petrol altyapısını ateşe verdiğini ve onlarca kişinin yaralanmasına yol açtığını gösteriyor. Yıllarca süren ateşkes zeminini tek bir hamleyle bir kenara iten Husiler, kendilerine yönelik her türlü misilleme tehdidini açıkça hiçe sayarak askeri inisiyatifi yeniden ele almış durumda. Bu taarruz, grubun caydırılamaz niteliğini bir kez daha kanıtlarken, Yemen sahasında askeri üstünlüğün artık kimin elinde olduğunu da tartışmasız bir biçimde ortaya koyuyor.
Yemen hükümetine bağlı güçlerin iç parçalanmışlığını ve Riyad öncülüğündeki askeri stratejilerin tıkanıklığını ustalıkla fırsata çeviren Husiler, sahada adeta hiçbir sınır tanımayan bir manevra kabiliyeti sergiliyor. Saldırıların şiddeti ve zamanlaması, hareketin yalnızca yerel bir isyancı grup olmadığını, bölgesel jeopolitiği doğrudan yönlendirme cesaretine sahip tecrübeli ve disiplinli bir orduya dönüştüğünü gösteriyor.
Kızıldeniz ve Babülmendep’te Stratejik Hakimiyet
Makalede ele alınan en kritik saha gelişmelerinden biri, Husilerin Yemen’in batı kıyılarında yürüttüğü hızlı ve kararlı operasyonlar oluşturuyor. Suudi destekli hükümet güçlerini stratejik sahil hatlarından süpüren grup, yalnızca birkaç gün süren şiddetli çatışmaların ardından tarihi ve lojistik açıdan kilit öneme sahip Muha Limanı’nı ele geçirmeyi başardı. Bununla yetinmeyen Husi birlikleri, Kızıldeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan küresel ticaretin en hassas boğazı Babülmendep’in girişinde bulunan Perim (Meyyun) Adası’nda da kontrolü sağladı.
Dünya deniz taşımacılığının can damarı sayılan bir boğazın kontrolünü doğrudan ele geçirmek, küresel donanmaların bölgedeki varlığına açık bir meydan okuma anlamına geliyor. Amerikan ve uluslararası deniz koalisyonlarının bölgede devriye gezdiği, hava saldırıları düzenlediği bir dönemde böylesi stratejik bir adayı ele geçirme cüreti, Husilerin çatışmanın dozunu yükseltmekten ve küresel güçlerle kafa kafaya gelmekten hiçbir çekince duymadığını belgeliyor. Sahil hattındaki bu hızlı ilerleyiş, Yemen içindeki güç dengesini bir daha geri dönülemeyecek şekilde Husilerin lehine çevirmiş bulunuyor.
Vekil Güçten Fazlası: Bağımsız Bir İrade
Foreign Affairs yazarları, Husilerin İran ile olan ilişkisine dair yaygın indirgemeci yaklaşımlara da dikkat çekiyor. Grup Tahran’ın sağladığı teknoloji, mühimmat ve istihbarat desteğinden geniş ölçüde yararlansa da, sergiledikleri bu dizginsiz cesaret ve operasyonel kararlılık dışarıdan gelen bir emir-komuta zinciriyle açıklanamıyor. Husiler, kendi ideolojik motivasyonları ve bağımsız siyasi hedefleri doğrultusunda risk almaktan çekinmeyen, hatta çoğu zaman Tahran’ın temkinli manevralarının dahi ötesine geçen bir cüretle hareket ediyor.
Yemen dağlarından çıkan bu hareket, modern askeri doktrinlerin öngöremediği bir asimetrik savaş kabiliyetine ulaşmış durumda. Onlara karşı yürütülen hava harekatlarının lider kadrolarını veya vuruş kapasitelerini sindirmeye yetmediği, aksine her saldırının grubun meydan okuma arzusunu daha da bilediği görülüyor. Bu durum, Tahran için paha biçilmez bir "ikinci cephe" yaratırken, Washington ve bölgesel müttefikleri açısından çözümü neredeyse imkansız bir güvenlik krizini beraberinde getiriyor.
Çıkmazdaki Batı İttifakı
Analizin sonuç bölümünde Alley ve Minor, uluslararası toplumun ve bölgesel aktörlerin elindeki seçeneklerin her geçen gün "kötüden daha kötüye" doğru evrildiğini açık bir dille ifade ediyor. Husilere karşı kesin bir askeri zafer kazanma ihtimalinin artık gerçekçi bir senaryo olmaktan çıktığı, yıllardır süren çatışmaların ardından tescillenmiş durumda. Bölünmüş durumdaki Yemen hükümet güçlerinin kendi başına bu ilerleyişi durdurması mümkün görünmezken, dış müdahaleler de grubun cesaretini kırmaktan ziyade onu daha geniş bir coğrafyada meşruiyet ve güç sahibi kılmaya yarıyor.
Foreign Affairs sayfalarına taşınan bu çarpıcı tablo, Husilerin Yemen dağlarından Babülmendep Boğazı’na uzanan hakimiyetlerini askeri cüret ve stratejik kararlılıkla perçinlediğini ortaya koyuyor. Bölgesel bir ateş hattının tam ortasında, en güçlü rakiplerinin gözünün içine bakarak kontrol alanını genişleten hareket, Orta Doğu’daki savaşların geleceğini belirleyen en kilit aktörlerden biri olma konumunu pekiştirmeye devam ediyor.
En Çok Okunan Haberler