İran Kürtleri ve Çözümsüz Kalan "Aralıklı Savaşın" Perde Arkası
İran Kürtleri ve Çözümsüz Kalan "Aralıklı Savaşın" Perde Arkası
Şarku'l Avsat’ın Al Majalla dergisinden aktardığı bu kapsamlı analiz, deneyimli gazeteci Rustem Mahmud’un imzasını taşıyor. Mahmud, İran’ın batısında Devrim Muhafızları ile Kürt gruplar arasında giderek tırmanan örtülü savaşı doğrudan bölgenin nabzından okuyucuya aktarıyor.
Haber Giriş Tarihi: 23.07.2026 11:59
Haber Güncellenme Tarihi: 23.07.2026 12:02
Kaynak:
Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Ortadoğu genelinde küresel güçlerin diplomasi trafiği ve bölgesel gerilimler tırmanırken, manşetlerin hemen arkasında, İran’ın batı sınırlarında yıllardır birikmekte olan tehlikeli bir patlama noktası yeniden hareketleniyor. Washington ile Tahran hattında yürütülen müzakerelerin gölgesinde kalan Kirmanşah, Kürdistan ve Batı Azerbaycan eyaletleri, neredeyse her gün yeni bir çatışmaya, gece baskınına ve nokta suikasta sahne oluyor. Bölgede görev yapan İran Devrim Muhafızları Ordusu birlikleri ile farklı siyasi çizgilere sahip Kürt silahlı grupları arasında süregiden bu düşük yoğunluklu çatışmalar, uzmanlar ve yerel kaynaklar tarafından “çözüm bekleyen aralıklı savaş” olarak nitelendiriliyor. Güvenlik birimlerinin uyguladığı sert tedbirler krizi yatıştırmaktan ziyade, her an patlamaya hazır bir toplumsal öfkeyi besliyor. Yüzeyde ilan edilmemiş bir ateşkesin kırılgan dengeleri korunmaya çalışılsa da sahada yaşananlar, tarafların bir sınır çizgisine doğru hızla yaklaştığını gösteriyor.
Sarp Dağlardan Kent Merkezlerine Uzanan Savaşlar
İran’ın batı vilayetlerinde son aylarda ivme kazanan çatışmalar, askeri hareketliliğin şehir merkezlerine ve kritik ulaşım akslarına kadar yayıldığını gözler önüne seriyor. Irak sınırına yakın konumdaki Bane kenti yakınlarında başlayan son gerilim dalgası, Kürt unsurların Devrim Muhafızları Ordusu’na ait konuşlanma noktalarını hedef almasıyla yeni bir boyuta taşındı. Yaşanan ilk sıcak temasların ardından devlet televizyonunun kayıpları doğrulaması ve güvenlik güçlerinin bölgede geniş çaplı tarama operasyonlarına girişmesi, çatışmaların dozunu artırdı. Meriwan ve Sakız hatlarındaki dağlık yollarda devriye gezen güvenlik konvoylarına yönelik pusular ile kontrol noktalarına yapılan ani baskınlar, bölgedeki askeri varlığın en üst düzey alarm durumuna geçmesine yol açtı.
Çatışmaların en sert boyutu ise Mahabad ile Piranşehr arasındaki stratejik güzergâhlarda ve sınır ötesine uzanan operasyon hatlarında yaşandı. Bölgedeki sarp dağlık alanlarda konuşlanan silahlı grupları hedef alan Devrim Muhafızları Ordusu, onlarca keşif uçağı eşliğinde ağır topçu ateşleri ve roket bombardımanlarıyla geniş çaplı operasyonlar yürüttü. Ancak askeri hareketlilik sadece İran topraklarıyla sınırlı kalmadı. Tahran yönetimi, çatışmaların kaynağı olarak gördüğü ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi sınırları içinde yer alan muhalif kampları da hedef aldı. Süleymaniye ve Erbil çevresindeki kamplara yönelik gerçekleştirilen insansız hava aracı ve füze saldırıları, çok sayıda örgüt üyesinin yaşamını kaybetmesine ve bölgedeki bölgesel dengelerin daha da gerilmesine neden oldu. Şehir içlerinde kendisini farklı adlarla tanımlayan gizli hücrelerin gerçekleştirdiği nokta suikastlar ise güvenlik bürokrasisine hedef gözetmeksizin verilen doğrudan bir gözdağı niteliği taşıyor.
Farklı İdeolojiler, Tek Talep
İran Kürtlerinin siyasi ve askeri arenadaki dağılımı, ilk bakışta homojen bir yapı arz etmese de temel hedefler açısından dikkate değer bir birleşme noktasına işaret ediyor. Saha üzerindeki en etkin ve askeri bakımdan en donanımlı aktörlerden biri konumundaki Kürdistan Özgür Yaşam Partisi ve onun silahlı kanadı Doğu Kürdistan Savunma Birimleri, bölgedeki askeri karargâhlara yönelik hızlı ve etkili eylemleriyle öne çıkıyor. Fikri mimarisini bölgesel özerklik ve hak temelli adem-i merkeziyetçilik üzerine kuran bu hareket, Tahran’daki merkezi otoritenin yanı sıra, Kürtlerin siyasi statüsünü tanımayan ana akım İran muhalefetiyle de arasına net bir mesafe koyuyor. Sadece rejim değişikliği odaklı projelerin Kürt halkının tarihsel haklarını teminat altına alamayacağını savunan bu çizgi, kendi öz gücüne ve bağımsız siyasi ajandasına dayanarak hareket etmeyi sürdürüyor.
Öte yandan, sol-milliyetçi söylemleriyle bilinen İran Kürdistanı Devrimci Emekçiler Topluluğu ve köklü bir geçmişe sahip İran Kürdistanı Demokratik Partisi, sahada ve diplomaside farklı stratejiler izliyor. Sürgündeki geniş ilişkiler ağı ve yurt dışı muhalefet gruplarıyla kurduğu ittifaklarla dikkat çeken aktörler, Tahran yönetimi tarafından sıklıkla dış odakların ve yabancı istihbarat servislerinin ülkeye sızma kanalı olmakla suçlanıyor. Geleneksel milliyetçi kanadı temsil eden ve 1979 devrimi sonrasındaki tarihi hafızayı taşıyan yapılar ise Irak ile İran arasındaki sınır güvenliği anlaşmalarının getirdiği kısıtlamalara diplomatik düzeyde uymaya çalışsa da İran içindeki toplumsal taban, entelektüel çevreler ve kentli elitler üzerindeki derin nüfuzunu koruyor. İdeolojik yaklaşımları, bölgesel ittifakları ve mücadele yöntemleri birbirinden son derece farklı olan bu üç ana akım, nihai kertede Irak’takine benzer bir federal yapının veya genişletilmiş yerel yönetim modelinin İran’ın batısında da hayata geçirilmesi talebinde birleşiyor.
De Facto Ateşkesin Kırılganlığı ve Patlamaya Hazır Kırmızı Çizgiler
Tahran’ın bölgede izlediği sertlik yanlısı politikaların arka planında, hem iç kamuoyuna yönelik bir güç gösterisi hem de stratejik bir algı yönetimi yatıyor. Ekonomik krizler ve toplumsal huzursuzluklarla boğuşan merkezi yönetim, Kürt eyaletlerindeki baskı ve tutuklama dalgasını artırarak ülke genelindeki muhalif kesimlere gözdağı vermeyi amaçlıyor. Aynı zamanda, Kürt muhalefetini dış güçlerin piyonu ve ülkenin toprak bütünlüğünü tehdit eden bir odak olarak sunarak, ulusal ölçekte işlevsel bir "iç düşman" anlatısı inşa etmeye çalışıyor. Buna karşın, Kürt siyasi ve askeri liderliği, rejimin askeri kapasitesinin sınırlarını ve mevcut kırılganlığını bilmesine rağmen, 1980’li yılların başında yaşanan ve ağır insani kayıplara yol açan kanlı bir iç savaştan titizlikle kaçınmaya gayret ediyor.
Ancak bu temkinli duruş, koşulsuz bir teslimiyet veya sonsuz bir sessizlik anlamına gelmiyor. Resmi bir protokole dayanmayan, tarafların zımnen kabullendiği "de facto ateşkes" durumu, son derece hassas ve aşılması halinde topyekün savaşı tetikleyecek kırmızı çizgilere dayanıyor. İnce bir hat üzerinde yürüyen bu "aralıklı savaş", kırmızı çizgilerin ihlal edilmesi durumunda, sadece İran’ın batısını değil, tüm bölgeyi içine çekecek geniş çaplı bir çatışma dalgasına dönüşme potansiyelini bünyesinde barındırıyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
İran Kürtleri ve Çözümsüz Kalan "Aralıklı Savaşın" Perde Arkası
Şarku'l Avsat’ın Al Majalla dergisinden aktardığı bu kapsamlı analiz, deneyimli gazeteci Rustem Mahmud’un imzasını taşıyor. Mahmud, İran’ın batısında Devrim Muhafızları ile Kürt gruplar arasında giderek tırmanan örtülü savaşı doğrudan bölgenin nabzından okuyucuya aktarıyor.
Ortadoğu genelinde küresel güçlerin diplomasi trafiği ve bölgesel gerilimler tırmanırken, manşetlerin hemen arkasında, İran’ın batı sınırlarında yıllardır birikmekte olan tehlikeli bir patlama noktası yeniden hareketleniyor. Washington ile Tahran hattında yürütülen müzakerelerin gölgesinde kalan Kirmanşah, Kürdistan ve Batı Azerbaycan eyaletleri, neredeyse her gün yeni bir çatışmaya, gece baskınına ve nokta suikasta sahne oluyor. Bölgede görev yapan İran Devrim Muhafızları Ordusu birlikleri ile farklı siyasi çizgilere sahip Kürt silahlı grupları arasında süregiden bu düşük yoğunluklu çatışmalar, uzmanlar ve yerel kaynaklar tarafından “çözüm bekleyen aralıklı savaş” olarak nitelendiriliyor. Güvenlik birimlerinin uyguladığı sert tedbirler krizi yatıştırmaktan ziyade, her an patlamaya hazır bir toplumsal öfkeyi besliyor. Yüzeyde ilan edilmemiş bir ateşkesin kırılgan dengeleri korunmaya çalışılsa da sahada yaşananlar, tarafların bir sınır çizgisine doğru hızla yaklaştığını gösteriyor.
Sarp Dağlardan Kent Merkezlerine Uzanan Savaşlar
İran’ın batı vilayetlerinde son aylarda ivme kazanan çatışmalar, askeri hareketliliğin şehir merkezlerine ve kritik ulaşım akslarına kadar yayıldığını gözler önüne seriyor. Irak sınırına yakın konumdaki Bane kenti yakınlarında başlayan son gerilim dalgası, Kürt unsurların Devrim Muhafızları Ordusu’na ait konuşlanma noktalarını hedef almasıyla yeni bir boyuta taşındı. Yaşanan ilk sıcak temasların ardından devlet televizyonunun kayıpları doğrulaması ve güvenlik güçlerinin bölgede geniş çaplı tarama operasyonlarına girişmesi, çatışmaların dozunu artırdı. Meriwan ve Sakız hatlarındaki dağlık yollarda devriye gezen güvenlik konvoylarına yönelik pusular ile kontrol noktalarına yapılan ani baskınlar, bölgedeki askeri varlığın en üst düzey alarm durumuna geçmesine yol açtı.
Çatışmaların en sert boyutu ise Mahabad ile Piranşehr arasındaki stratejik güzergâhlarda ve sınır ötesine uzanan operasyon hatlarında yaşandı. Bölgedeki sarp dağlık alanlarda konuşlanan silahlı grupları hedef alan Devrim Muhafızları Ordusu, onlarca keşif uçağı eşliğinde ağır topçu ateşleri ve roket bombardımanlarıyla geniş çaplı operasyonlar yürüttü. Ancak askeri hareketlilik sadece İran topraklarıyla sınırlı kalmadı. Tahran yönetimi, çatışmaların kaynağı olarak gördüğü ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi sınırları içinde yer alan muhalif kampları da hedef aldı. Süleymaniye ve Erbil çevresindeki kamplara yönelik gerçekleştirilen insansız hava aracı ve füze saldırıları, çok sayıda örgüt üyesinin yaşamını kaybetmesine ve bölgedeki bölgesel dengelerin daha da gerilmesine neden oldu. Şehir içlerinde kendisini farklı adlarla tanımlayan gizli hücrelerin gerçekleştirdiği nokta suikastlar ise güvenlik bürokrasisine hedef gözetmeksizin verilen doğrudan bir gözdağı niteliği taşıyor.
Farklı İdeolojiler, Tek Talep
İran Kürtlerinin siyasi ve askeri arenadaki dağılımı, ilk bakışta homojen bir yapı arz etmese de temel hedefler açısından dikkate değer bir birleşme noktasına işaret ediyor. Saha üzerindeki en etkin ve askeri bakımdan en donanımlı aktörlerden biri konumundaki Kürdistan Özgür Yaşam Partisi ve onun silahlı kanadı Doğu Kürdistan Savunma Birimleri, bölgedeki askeri karargâhlara yönelik hızlı ve etkili eylemleriyle öne çıkıyor. Fikri mimarisini bölgesel özerklik ve hak temelli adem-i merkeziyetçilik üzerine kuran bu hareket, Tahran’daki merkezi otoritenin yanı sıra, Kürtlerin siyasi statüsünü tanımayan ana akım İran muhalefetiyle de arasına net bir mesafe koyuyor. Sadece rejim değişikliği odaklı projelerin Kürt halkının tarihsel haklarını teminat altına alamayacağını savunan bu çizgi, kendi öz gücüne ve bağımsız siyasi ajandasına dayanarak hareket etmeyi sürdürüyor.
Öte yandan, sol-milliyetçi söylemleriyle bilinen İran Kürdistanı Devrimci Emekçiler Topluluğu ve köklü bir geçmişe sahip İran Kürdistanı Demokratik Partisi, sahada ve diplomaside farklı stratejiler izliyor. Sürgündeki geniş ilişkiler ağı ve yurt dışı muhalefet gruplarıyla kurduğu ittifaklarla dikkat çeken aktörler, Tahran yönetimi tarafından sıklıkla dış odakların ve yabancı istihbarat servislerinin ülkeye sızma kanalı olmakla suçlanıyor. Geleneksel milliyetçi kanadı temsil eden ve 1979 devrimi sonrasındaki tarihi hafızayı taşıyan yapılar ise Irak ile İran arasındaki sınır güvenliği anlaşmalarının getirdiği kısıtlamalara diplomatik düzeyde uymaya çalışsa da İran içindeki toplumsal taban, entelektüel çevreler ve kentli elitler üzerindeki derin nüfuzunu koruyor. İdeolojik yaklaşımları, bölgesel ittifakları ve mücadele yöntemleri birbirinden son derece farklı olan bu üç ana akım, nihai kertede Irak’takine benzer bir federal yapının veya genişletilmiş yerel yönetim modelinin İran’ın batısında da hayata geçirilmesi talebinde birleşiyor.
De Facto Ateşkesin Kırılganlığı ve Patlamaya Hazır Kırmızı Çizgiler
Tahran’ın bölgede izlediği sertlik yanlısı politikaların arka planında, hem iç kamuoyuna yönelik bir güç gösterisi hem de stratejik bir algı yönetimi yatıyor. Ekonomik krizler ve toplumsal huzursuzluklarla boğuşan merkezi yönetim, Kürt eyaletlerindeki baskı ve tutuklama dalgasını artırarak ülke genelindeki muhalif kesimlere gözdağı vermeyi amaçlıyor. Aynı zamanda, Kürt muhalefetini dış güçlerin piyonu ve ülkenin toprak bütünlüğünü tehdit eden bir odak olarak sunarak, ulusal ölçekte işlevsel bir "iç düşman" anlatısı inşa etmeye çalışıyor. Buna karşın, Kürt siyasi ve askeri liderliği, rejimin askeri kapasitesinin sınırlarını ve mevcut kırılganlığını bilmesine rağmen, 1980’li yılların başında yaşanan ve ağır insani kayıplara yol açan kanlı bir iç savaştan titizlikle kaçınmaya gayret ediyor.
Ancak bu temkinli duruş, koşulsuz bir teslimiyet veya sonsuz bir sessizlik anlamına gelmiyor. Resmi bir protokole dayanmayan, tarafların zımnen kabullendiği "de facto ateşkes" durumu, son derece hassas ve aşılması halinde topyekün savaşı tetikleyecek kırmızı çizgilere dayanıyor. İnce bir hat üzerinde yürüyen bu "aralıklı savaş", kırmızı çizgilerin ihlal edilmesi durumunda, sadece İran’ın batısını değil, tüm bölgeyi içine çekecek geniş çaplı bir çatışma dalgasına dönüşme potansiyelini bünyesinde barındırıyor.
En Çok Okunan Haberler