SON DAKİKA

Lindsey Graham’in Ortadoğu’daki Kanlı Mirası

ABD'li Senatör Lindsey Graham öldü. Irak işgali, İran'a yönelik tehditler ve İsrail'e Gazze'deki saldırılarında verdiği koşulsuz destekle tanınan Graham, Ortadoğu'da diplomasi yerine askeri müdahaleciliği savunan bir miras bıraktı.

Haber Giriş Tarihi: 23.07.2026 12:10
Haber Güncellenme Tarihi: 23.07.2026 12:19
Kaynak: Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Lindsey Graham’in Ortadoğu’daki Kanlı Mirası

ABD siyasetinin önde gelen müdahaleci isimlerinden Senatör Lindsey Graham’in ölümünün ardından Washington’da askeri gücün tutkulu bir savunucusu olarak anılan mirası, Ortadoğu halkları nezdinde bambaşka bir tablo çiziyor. Gazeteci Hussam el-Hamalawy’nin The New Arab platformunda kaleme aldığı sert eleştiri ve analiz, Graham’in onlarca yıla yayılan siyasi kariyerinde Ortadoğu’yu adeta hedeflerden oluşan bir poligon ve diplomatik değil askeri zorbalıkla dize getirilecek bir coğrafya olarak gördüğünü gözler önüne seriyor. Irak’ın işgalinden İran’a yönelik hava saldırılarına, Lübnan’dan Gazze’deki yıkıma kadar Amerikan askeri müdahaleciliğinin ve İsrail’e verilen koşulsuz desteğin en radikal temsilcilerinden biri olan Graham, geride diplomasi veya strateji ötesi; diplomasi yerine yıkımı, güvenlik yerine üstünlük kurma hırsını koyan son derece ağır ve kanlı bir miras bıraktı.

Irak’tan Tahran Hattına: Askeri Güçle Rejim Değiştirme Fantezisi

Lindsey Graham’in Ortadoğu sahnesindeki ilk büyük yıkım adımı, 21. yüzyılın en büyük stratejik felaketlerinden biri kabul edilen 2003 Irak işgali oldu. George W. Bush yönetiminin "kitle imha silahları" söylemini tereddütsüz savunan ve Irak'ın iddialarını sert bir dille reddeden Graham, Amerikan askeri gücünün toplumları yeniden şekillendirebileceği, düşman rejimleri devirip makul maliyetlerle elverişli siyasi düzenler kurabileceği illüzyonuna tutkuyla bağlandı. Irak işgalinin ve arkasında bıraktığı devasa kaosa rağmen bu müdahaleci modelin başarısızlığından ders çıkarmayan şahin senatör, sonraki yıllarda oklarını doğrudan İran’a çevirdi.

İran’ın bölgedeki nüfuzunu kırmak amacıyla yıllarca Tahran’a yönelik tecrit ve askeri yaptırım politikalarını kışkırtan Graham, sert söylemlerini zamanla doğrudan altyapıyı hedef alan tehditlere dönüştürdü. Tahran’ın petrol rafinerilerini vurmaktan ülkeyi "haritadan silme" tehditlerine kadar uzanan bu dozu yüksek şahin tutum, son yıllarda ABD’nin İran politikalarının şekillenmesinde doğrudan rol oynadı. Washington ile Tel Aviv arasında mekik dokuyarak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu yönetimiyle birlikte Beyaz Saray’ı İran’a karşı askeri operasyonlara ikna etmeye çalışan Graham, gücün tek çözüm olduğu yönündeki saplantısını hayatının son günlerine kadar sürdürdü.

Gazze’deki Yıkımın Koşulsuz Savunuculuğu ve Ahlaki Kırılma

Graham’in siyasi sicilindeki en radikal ve insani açıdan en tartışmalı duruş ise İsrail’in Gazze’ye yönelik sürdürdüğü askeri harekâtlar ve bombardımanlar sırasında belirdi. 7 Ekim 2023 sonrasında yaşanan süreci diplomatik kanallarla çözmek yerine "Bu bir dini savaştır" söylemiyle tırmandıran senatör, Tel Aviv yönetimine açık çek vererek Amerikan kamuoyu önünde "bölgeyi yerle bir edin" çağrıları yapmaktan çekinmedi. Uluslararası hukuki normları ve sivil kayıpları tamamen göz ardı eden bu yaklaşım, Graham’in siyasi portresinde insani değerlerin askeri ve jeopolitik hedefler uğruna nasıl feda edildiğinin belirgin bir kanıtı olarak tarihe geçti.

İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki yıkım operasyonlarını her platformda hararetle savunan Graham, ABD Kongresi’ndeki nüfuzunu kullanarak askeri yardımların kesintisiz aktarılmasını sağladı. Gazze’deki hastanelerin, sivil altyapının ve yerleşim yerlerinin yıkılmasını "terörle mücadele" adı altında meşrulaştırmaya çalışan tutumu, hem bölgesel düzeyde hem de uluslararası insan hakları örgütleri nezdinde derin bir tepki topladı. Bu duruş, Graham’in siyasi mirasında sivillerin acılarını stratejik bir araç olarak görme eğiliminin ne kadar baskın olduğunu gösterdi.

Diplomasi Yerine Yıkım

Senatör Graham’in ölümü sonrasında geriye kalan tablo incelendiğinde, Amerikan dış politikasında "müdahalecilik" ve "askeri güç üstünlüğü" üzerine kurulu neokonservatif anlayışın somut sonuçları net bir şekilde görülüyor. Washington’da Amerikan küresel gücünün cesur bir savunucusu olarak anılan isim, Ortadoğu coğrafyasında ise milyonlarca insanın hayatını altüst eden kararların, bitmek bilmeyen işgallerin ve bölgesel istikrarsızlığın başlıca mimarlarından biri olarak hatırlanıyor. Graham’in strateji kavramını yıkımla, güvenlik kavramını ise mutlak güç tahakkümüyle karıştırma hatası, bölge genelinde çözümü zor krizler silsilesi bıraktı.

Hussam el-Hamalawy’nin analizinde vurguladığı üzere, Graham’in diplomasi yerine askeri zorbalığı önceleyen siyasi çizgisi, Ortadoğu’da barış ve istikrar arayışlarına büyük zararlar verdi. Neokonservatif politikaların bölgeye demokrasi veya düzen getirmek bir yana; sadece insani trajedileri, yıkılmış şehirleri ve kuşaklar boyu sürecek düşmanlıkları beslediği gerçeği, Lindsey Graham’in adı ile birlikte anılacak en belirgin miras olarak kayıtlara geçmiş durumda.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.