Mısır, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki Mekke Anlaşması'na dahil olmayarak stratejik esnekliğini korumayı seçti. Kahire, İsrail ile gerilim ve ekonomik riskler karşısında bloklaşmak yerine ikili ortaklıkları ve arabuluculuğu önceliyor.
Haber Giriş Tarihi: 22.08.2026 10:05
Haber Güncellenme Tarihi: 22.08.2026 10:10
Kaynak:
Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
The New Arab platformunda araştırmacı yazar Hana Elshehaby tarafından kaleme alınan analiz, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan "Mekke Anlaşması" adlı ortak savunma paktının ardından Mısır’ın güvenlik stratejisini ve değişen bölgesel dengelerdeki konumunu ele alıyor. Bölgesel güçlerin askeri bağlarını derinleştirdiği bir dönemde Mısır'ın bu kolektif güvenlik paktında yer almaması dikkat çekerken, Elshehaby Kahire’nin bu tutumunun arkasında katı bloklaşmalar yerine stratejik esnekliği ve çok yönlü diplomasiyi önceleyen köklü bir güvenlik doktrini bulunduğunu vurguluyor. Mısır, İsrail’in bölgede genişleyen askeri operasyonları ve tırmanan bölgesel çatışmalar karşısında kendi manevra alanını korumayı, bölgesel rakipleriyle diplomasi kanallarını açık tutmayı ve belirli konulara odaklanan ikili güvenlik ortaklıklarını geliştirmeyi tercih ediyor.
Tarihsel Kökenler ve İsrail’in Genişlemeci Politikaları
Mısır’ın tek bir güvenlik şemsiyesine bağımlı kalmaktan kaçınma refleksi derin bir tarihsel geçmişe dayanıyor. 1955 yılında dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır ile ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı George Allen arasında geçen telgraf kayıtları, Abdülnasır’ın Washington’a olan güvensizliğini ve özellikle bugünkü Likud partisinin öncülü olan Herut partisinin etkisi altındaki İsrail’in artan nüfuzu ile toprak emellerine dair derin endişelerini açıkça ortaya koyuyordu. Bu tarihsel şüphecilik bugün de Kahire’nin stratejik kararlarında belirleyici olmayı sürdürüyor. Analizde görüşlerine yer verilen Ahmed Abduh, Mısır’ın güvenlik algısının bilhassa İsrail’in tek taraflı güvenlik genişlemeciliği tarafından şekillendirildiğini ve bu durumun Kahire’yi başta İsrail olmak üzere tüm bölgesel rakipleriyle ilişkilerini dengelerken arabuluculuk rolüne daha fazla ağırlık vermeye yönelttiğini belirtiyor.
Gazze Savaşı, Philadelphi Koridoru
İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı, Mısır’ın ulusal güvenlik tehdidi algısını en üst seviyeye taşıdı. İsrail çevrelerinden gelen Filistinlilerin zorla Sina Yarımadası’na sürülmesi yönündeki açıklamalar Kahire tarafından kesin bir kırmızı çizgi olarak ilan edildi. Dahası, İsrail ordusunun Mısır ile Gazze sınırındaki dar hat olan Philadelphi Koridoru üzerinde kontrol sağlaması ve bölgedeki askeri varlığı, 1979 Mısır-İsrail Barış Antlaşması ve takip eden sınır güvenlik protokolleriyle çizilen çerçeveyi sarsarak gerilimi tırmandırdı. Bu doğrudan güvenlik tehditlerine ek olarak çatışmaların yayılması, temmuz ayı sonunda Mısır’ın Dimyat Limanı’na düzenlenen İHA saldırısıyla ilk kez Mısır topraklarını da doğrudan hedef aldı. Bu durum, İsrail’in bölgesel savaşlarının ve ABD-İsrail-İran geriliminin Mısır’ı çatışmaların doğrudan merkezine çektiğini gösterdi.
Diplomatik Köprüler ve Ekonomik Zorunluluklar
Güvenlik risklerini yönetmek isteyen Kahire, Katar ile birlikte İsrail ve Hamas arasındaki ateşkes görüşmelerinde kritik bir arabulucu rolü üstlendi. Hatta ABD Özel Temsilcisi Jared Kushner ile Halil el-Hayya liderliğindeki Hamas heyetinin Mısır’da bir araya gelmesi bu diplomatik hattın önemini gösterdi. Gazze’deki İsrail saldırılarının kalıcı olarak durdurulması Mısır ekonomisi için hayati önem taşıyor; zira çatışmaların Kızıldeniz’e taşınması ve seyrüsefere yönelik saldırılar, Mısır’ın ana döviz kaynağı olan Süveyş Kanalı gelirlerinin üçte iki oranında çökmesine neden oldu. Mısır, İsrail ile temaslarını ve arabuluculuk gücünü korurken, aynı zamanda İran Devrim Muhafızları ile kurduğu diplomatik arka kapı kanalları sayesinde kriz anlarında irtibatı sürdürmeyi başardı.
Blok İttifakları Yerine İkili Güvenlik İş Birlikleri
Mısır’ın Mekke Anlaşması dışında kalması, pakt üyesi ülkelerle askeri bağlarını kestiği anlamına gelmiyor. Kahire, Türkiye ile normalleşme sürecinin ardından 2025’teki "Dostluk Denizi" deniz tatbikatı ve haziran ayında yapılan ortak F-16 tatbikatlarıyla savunma bağlarını güçlendirdi; ayrıca iki ülke yaklaşık 350 milyon dolarlık ortak savunma sanayii anlaşması imzaladı. Suudi Arabistan liderliğindeki Kızıldeniz deniz gücünün kurucularından olan Mısır, aynı zamanda BAE ve Suudi Arabistan’da askeri unsurlar konuşlandırarak Körfez güvenliğini destekliyor. Critical Threats Project uzmanı Liam Karr’ın vurguladığı üzere Mısır, resmi bloklara girip manevra alanını daraltmak ve İsrail dahil taraflarla arabuluculuk kabiliyetini sınırlandırmak yerine, Çin ile yürütülen "Medeniyet Kartalları" hava tatbikatı gibi çok kutuplu ortaklıklarla hareket alanını geniş tutmayı hedefliyor. Ayrıca doğusunda İsrail kaynaklı krizleri yönetirken güneyinde Etiyopya’nın Nil üzerindeki baraj projeleriyle mücadele eden Kahire, aşırı askeri yayılmadan kaçınmak için temkinli ve savunmacı esneklik stratejisine bağlı kalıyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Mısır Neden Mekke Anlaşmasına Katılmadı?
Mısır, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki Mekke Anlaşması'na dahil olmayarak stratejik esnekliğini korumayı seçti. Kahire, İsrail ile gerilim ve ekonomik riskler karşısında bloklaşmak yerine ikili ortaklıkları ve arabuluculuğu önceliyor.
The New Arab platformunda araştırmacı yazar Hana Elshehaby tarafından kaleme alınan analiz, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan "Mekke Anlaşması" adlı ortak savunma paktının ardından Mısır’ın güvenlik stratejisini ve değişen bölgesel dengelerdeki konumunu ele alıyor. Bölgesel güçlerin askeri bağlarını derinleştirdiği bir dönemde Mısır'ın bu kolektif güvenlik paktında yer almaması dikkat çekerken, Elshehaby Kahire’nin bu tutumunun arkasında katı bloklaşmalar yerine stratejik esnekliği ve çok yönlü diplomasiyi önceleyen köklü bir güvenlik doktrini bulunduğunu vurguluyor. Mısır, İsrail’in bölgede genişleyen askeri operasyonları ve tırmanan bölgesel çatışmalar karşısında kendi manevra alanını korumayı, bölgesel rakipleriyle diplomasi kanallarını açık tutmayı ve belirli konulara odaklanan ikili güvenlik ortaklıklarını geliştirmeyi tercih ediyor.
Tarihsel Kökenler ve İsrail’in Genişlemeci Politikaları
Mısır’ın tek bir güvenlik şemsiyesine bağımlı kalmaktan kaçınma refleksi derin bir tarihsel geçmişe dayanıyor. 1955 yılında dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır ile ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı George Allen arasında geçen telgraf kayıtları, Abdülnasır’ın Washington’a olan güvensizliğini ve özellikle bugünkü Likud partisinin öncülü olan Herut partisinin etkisi altındaki İsrail’in artan nüfuzu ile toprak emellerine dair derin endişelerini açıkça ortaya koyuyordu. Bu tarihsel şüphecilik bugün de Kahire’nin stratejik kararlarında belirleyici olmayı sürdürüyor. Analizde görüşlerine yer verilen Ahmed Abduh, Mısır’ın güvenlik algısının bilhassa İsrail’in tek taraflı güvenlik genişlemeciliği tarafından şekillendirildiğini ve bu durumun Kahire’yi başta İsrail olmak üzere tüm bölgesel rakipleriyle ilişkilerini dengelerken arabuluculuk rolüne daha fazla ağırlık vermeye yönelttiğini belirtiyor.
Gazze Savaşı, Philadelphi Koridoru
İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı, Mısır’ın ulusal güvenlik tehdidi algısını en üst seviyeye taşıdı. İsrail çevrelerinden gelen Filistinlilerin zorla Sina Yarımadası’na sürülmesi yönündeki açıklamalar Kahire tarafından kesin bir kırmızı çizgi olarak ilan edildi. Dahası, İsrail ordusunun Mısır ile Gazze sınırındaki dar hat olan Philadelphi Koridoru üzerinde kontrol sağlaması ve bölgedeki askeri varlığı, 1979 Mısır-İsrail Barış Antlaşması ve takip eden sınır güvenlik protokolleriyle çizilen çerçeveyi sarsarak gerilimi tırmandırdı. Bu doğrudan güvenlik tehditlerine ek olarak çatışmaların yayılması, temmuz ayı sonunda Mısır’ın Dimyat Limanı’na düzenlenen İHA saldırısıyla ilk kez Mısır topraklarını da doğrudan hedef aldı. Bu durum, İsrail’in bölgesel savaşlarının ve ABD-İsrail-İran geriliminin Mısır’ı çatışmaların doğrudan merkezine çektiğini gösterdi.
Diplomatik Köprüler ve Ekonomik Zorunluluklar
Güvenlik risklerini yönetmek isteyen Kahire, Katar ile birlikte İsrail ve Hamas arasındaki ateşkes görüşmelerinde kritik bir arabulucu rolü üstlendi. Hatta ABD Özel Temsilcisi Jared Kushner ile Halil el-Hayya liderliğindeki Hamas heyetinin Mısır’da bir araya gelmesi bu diplomatik hattın önemini gösterdi. Gazze’deki İsrail saldırılarının kalıcı olarak durdurulması Mısır ekonomisi için hayati önem taşıyor; zira çatışmaların Kızıldeniz’e taşınması ve seyrüsefere yönelik saldırılar, Mısır’ın ana döviz kaynağı olan Süveyş Kanalı gelirlerinin üçte iki oranında çökmesine neden oldu. Mısır, İsrail ile temaslarını ve arabuluculuk gücünü korurken, aynı zamanda İran Devrim Muhafızları ile kurduğu diplomatik arka kapı kanalları sayesinde kriz anlarında irtibatı sürdürmeyi başardı.
Blok İttifakları Yerine İkili Güvenlik İş Birlikleri
Mısır’ın Mekke Anlaşması dışında kalması, pakt üyesi ülkelerle askeri bağlarını kestiği anlamına gelmiyor. Kahire, Türkiye ile normalleşme sürecinin ardından 2025’teki "Dostluk Denizi" deniz tatbikatı ve haziran ayında yapılan ortak F-16 tatbikatlarıyla savunma bağlarını güçlendirdi; ayrıca iki ülke yaklaşık 350 milyon dolarlık ortak savunma sanayii anlaşması imzaladı. Suudi Arabistan liderliğindeki Kızıldeniz deniz gücünün kurucularından olan Mısır, aynı zamanda BAE ve Suudi Arabistan’da askeri unsurlar konuşlandırarak Körfez güvenliğini destekliyor. Critical Threats Project uzmanı Liam Karr’ın vurguladığı üzere Mısır, resmi bloklara girip manevra alanını daraltmak ve İsrail dahil taraflarla arabuluculuk kabiliyetini sınırlandırmak yerine, Çin ile yürütülen "Medeniyet Kartalları" hava tatbikatı gibi çok kutuplu ortaklıklarla hareket alanını geniş tutmayı hedefliyor. Ayrıca doğusunda İsrail kaynaklı krizleri yönetirken güneyinde Etiyopya’nın Nil üzerindeki baraj projeleriyle mücadele eden Kahire, aşırı askeri yayılmadan kaçınmak için temkinli ve savunmacı esneklik stratejisine bağlı kalıyor.
En Çok Okunan Haberler