Polonya ’da 11 Yıllık İktidar Savaşı: Anayasa Mahkemesi Neden Savaş Alanına Döndü?
Polonya ’da 11 Yıllık İktidar Savaşı: Anayasa Mahkemesi Neden Savaş Alanına Döndü?
Polonya'da yaşanan gelişmeler, 2023'te Donald Tusk liderliğinde iktidara gelen hükümet ile eski iktidar partisi Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) çevresinde şekillenen siyasi blok arasındaki mücadelenin yeni ve kritik bir aşamaya taşındığını gösteriyor.
Haber Giriş Tarihi: 31.10.2026 00:31
Haber Güncellenme Tarihi: 31.10.2026 00:36
Kaynak:
Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Başkent Varşova'daki Anayasa Mahkemesi çevresine polis konuşlandırılması, mahkeme başkanı Bogdan Święczkowski'nin görevlerinden uzaklaştırılması ve Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki'nin Senegal ziyaretini yarıda keserek ülkeye dönmesi, ülkedeki anayasal kurumların geleceğine ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Ancak yaşananları sadece polis müdahalesi veya mahkeme yönetimindeki değişiklik olarak değerlendirmek mümkün değil. Krizin arkasında 2015'ten bu yana devam eden yargı bağımsızlığı tartışmaları, Avrupa Birliği ile Varşova arasındaki hukuk devleti gerilimi ve Tusk hükümeti ile cumhurbaşkanlığı arasındaki yetki mücadelesi bulunuyor.
2015'te başlayan yargı krizi nasıl bugüne geldi?
Polonya'daki krizin kökleri, Hukuk ve Adalet Partisi'nin (PiS) iktidara geldiği 2015 yılına uzanıyor. Jarosław Kaczyński'nin siyasi liderliğindeki PiS, sekiz yıllık iktidarı boyunca Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere yargı kurumlarının yapısını değiştiren düzenlemeler gerçekleştirdi. Hükümetin yargı atamaları, mahkemelerin işleyişi ve hâkimlerin görev güvencelerine ilişkin politikaları, ülke içinde muhalefetin ve Avrupa Birliği kurumlarının tepkisini çekti.
Avrupa Komisyonu ve Avrupa yargı kurumları, Polonya'daki düzenlemelerin yargı bağımsızlığını zayıflattığı gerekçesiyle Varşova yönetimiyle uzun süre karşı karşıya geldi. Avrupa Birliği, hukuk devleti ilkelerinin ihlal edildiği gerekçesiyle Polonya'ya mali yaptırımlar uyguladı. Bu dönemde Anayasa Mahkemesi de siyasi iktidarla yakın ilişkiler içindeki yargıçların ağırlık kazandığı bir kurum haline geldiği yönündeki eleştirilerin odağındaydı.
Aralık 2023'te Donald Tusk liderliğindeki Avrupa yanlısı koalisyonun iktidara gelmesiyle birlikte yargı sisteminin yeniden yapılandırılması hükümetin temel vaatlerinden biri oldu. Tusk, PiS döneminde gerçekleştirilen düzenlemelerin yarattığı kurumsal sorunları ortadan kaldıracağını ve yargı bağımsızlığını yeniden tesis edeceğini açıkladı. Ancak bu süreç, cumhurbaşkanlığı makamının da dahil olduğu yeni bir yetki mücadelesine dönüştü.
2025 yılında cumhurbaşkanlığına seçilen Karol Nawrocki, PiS ile yakın ilişkileri bulunan muhafazakâr bir siyasetçi olarak Tusk hükümetinin yargı reformlarına karşı çıktı. Cumhurbaşkanının bazı yargıçların yemin törenlerini gerçekleştirmeyi reddetmesi, Anayasa Mahkemesindeki temsil ve yetki tartışmalarını daha da derinleştirdi. Böylece hükümet ile cumhurbaşkanlığı arasında devletin anayasal kurumlarının kim tarafından ve hangi hukuki yetkiyle yönetileceğine ilişkin bir mücadele ortaya çıktı.
Mahkemede iki ayrı meşruiyet iddiası
Bugünkü krizin merkezinde 15 üyeden oluşması gereken Anayasa Mahkemesinin hâkim kadrosu bulunuyor. Parlamento, 2026 yılı içerisinde boşalan üyelikler için yeni hâkimler seçti. Cumhurbaşkanı Nawrocki bunlardan üçünün yeminini kabul ederken diğer beş hâkimin yemin törenini gerçekleştirmedi. Söz konusu hâkimler ise parlamentoda yemin ederek görevlerini üstlendiklerini açıkladı. Cumhurbaşkanlığı ve mevcut mahkeme yönetimi bu işlemi geçerli kabul etmedi.
Bu anlaşmazlık, mahkemenin kaç üyeden oluştuğu ve hangi hâkimlerin karar süreçlerine katılabileceği konusunda iki farklı hukuki yaklaşımın ortaya çıkmasına neden oldu. Mahkeme Başkanı Bogdan Święczkowski, parlamentoda yemin eden yeni hâkimlerin görevlerini üstlenmesini engelledi. Böylece yeni seçilen isimler mahkemenin çalışmalarına katılamazken Anayasa Mahkemesinin genel kurul toplantıları da gerçekleştirilemez hale geldi.
Ekim ayında gerilim daha da yükseldi. 14 Ekim'de hükümet politikalarının uygulanmasından sorumlu eski bakan Maciej Berek'in parlamentoda yemin etmesinin ardından mahkeme binasına girmesi konusunda tartışma yaşandı. Mahkeme Başkanı Święczkowski, Berek'in görevini tanımayarak kendisine yargısal görev verilmesini engelledi. Berek ise bu tutum nedeniyle mahkeme başkanı hakkında suç duyurusunda bulundu.
15 Ekim'de Adalet Bakanı ve Başsavcı Waldemar Żurek, Anayasa Mahkemesinin işleyişini engelleme iddiaları üzerine savcılığa soruşturma talimatı verdi. 22 Ekim'de ise yeni seçilen hâkimler, mahkeme başkanının onayı olmaksızın genel kurul toplantısı düzenlemek için hukuki bir yol geliştirdiklerini açıkladı.
30 Ekim'de yaşananlar bu gerilimi açık bir kurumsal çatışmaya dönüştürdü. En kıdemli hâkimlerden Anna Korwin-Piotrowska, mahkeme yönetiminin işleyişine ilişkin sorunları gerekçe göstererek Święczkowski ve yardımcısı Bartłomiej Sochański hakkında bir ay süreyle görevlerini yerine getirmelerini engelleyen kararlar aldı. Korwin-Piotrowska, kararını Polonya'daki yargı teşkilatına ilişkin kanunun 130. maddesine dayandırdı. Söz konusu düzenleme, belirli koşullarda bir hâkimin görevlerinden geçici olarak uzaklaştırılmasına imkân tanıyor.
Korwin-Piotrowska, son dönemde mahkemenin işleyişinin ciddi biçimde aksadığını, usulüne uygun seçildiğini düşündüğü hâkimlerin karar süreçlerine katılmasının engellendiğini ve 2027 bütçesinin hazırlanmasının tehlikeye girdiğini söyledi. Ayrıca 3 Kasım 2026 tarihinde Anayasa Mahkemesi Hâkimleri Genel Kurulu'nun toplanması için karar çıkardı.
Adalet Bakanı Żurek ise aynı gün Święczkowski ve Sochański hakkında dokunulmazlıklarının kaldırılması için beş ayrı başvuru yaptığını açıkladı. Dört başvurunun mahkeme başkanı, birinin ise yardımcısı hakkında olduğunu belirten Żurek, dosyaların toplam 224 sayfa ve 50 ciltlik soruşturma evrakından oluştuğunu bildirdi.
Polisin mahkeme yerleşkesine konuşlandırılması da bu gelişmelerin ardından gerçekleşti. Varşova polisi, hâkimlerin ve çalışanların güvenliğine yönelik olası tehditler ile kamu düzeninin bozulması ihtimali üzerine harekete geçtiğini açıkladı. Göstericilerin mahkemenin çevre çitlerini aşması ve polise çeşitli cisimler atması üzerine üç kişi gözaltına alındı. Polisin mahkeme binasına zorla girerek kurumu ele geçirdiği yönündeki iddialara karşılık, Polonya polisi ve mahkeme çevresindeki gelişmeleri takip eden bazı kaynaklar, polislerin bina içine girmediğini, yerleşke ve çevresinde güvenlik önlemleri aldığını bildirdi.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Polonya ’da 11 Yıllık İktidar Savaşı: Anayasa Mahkemesi Neden Savaş Alanına Döndü?
Polonya'da yaşanan gelişmeler, 2023'te Donald Tusk liderliğinde iktidara gelen hükümet ile eski iktidar partisi Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) çevresinde şekillenen siyasi blok arasındaki mücadelenin yeni ve kritik bir aşamaya taşındığını gösteriyor.
Başkent Varşova'daki Anayasa Mahkemesi çevresine polis konuşlandırılması, mahkeme başkanı Bogdan Święczkowski'nin görevlerinden uzaklaştırılması ve Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki'nin Senegal ziyaretini yarıda keserek ülkeye dönmesi, ülkedeki anayasal kurumların geleceğine ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Ancak yaşananları sadece polis müdahalesi veya mahkeme yönetimindeki değişiklik olarak değerlendirmek mümkün değil. Krizin arkasında 2015'ten bu yana devam eden yargı bağımsızlığı tartışmaları, Avrupa Birliği ile Varşova arasındaki hukuk devleti gerilimi ve Tusk hükümeti ile cumhurbaşkanlığı arasındaki yetki mücadelesi bulunuyor.
2015'te başlayan yargı krizi nasıl bugüne geldi?
Polonya'daki krizin kökleri, Hukuk ve Adalet Partisi'nin (PiS) iktidara geldiği 2015 yılına uzanıyor. Jarosław Kaczyński'nin siyasi liderliğindeki PiS, sekiz yıllık iktidarı boyunca Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere yargı kurumlarının yapısını değiştiren düzenlemeler gerçekleştirdi. Hükümetin yargı atamaları, mahkemelerin işleyişi ve hâkimlerin görev güvencelerine ilişkin politikaları, ülke içinde muhalefetin ve Avrupa Birliği kurumlarının tepkisini çekti.
Avrupa Komisyonu ve Avrupa yargı kurumları, Polonya'daki düzenlemelerin yargı bağımsızlığını zayıflattığı gerekçesiyle Varşova yönetimiyle uzun süre karşı karşıya geldi. Avrupa Birliği, hukuk devleti ilkelerinin ihlal edildiği gerekçesiyle Polonya'ya mali yaptırımlar uyguladı. Bu dönemde Anayasa Mahkemesi de siyasi iktidarla yakın ilişkiler içindeki yargıçların ağırlık kazandığı bir kurum haline geldiği yönündeki eleştirilerin odağındaydı.
Aralık 2023'te Donald Tusk liderliğindeki Avrupa yanlısı koalisyonun iktidara gelmesiyle birlikte yargı sisteminin yeniden yapılandırılması hükümetin temel vaatlerinden biri oldu. Tusk, PiS döneminde gerçekleştirilen düzenlemelerin yarattığı kurumsal sorunları ortadan kaldıracağını ve yargı bağımsızlığını yeniden tesis edeceğini açıkladı. Ancak bu süreç, cumhurbaşkanlığı makamının da dahil olduğu yeni bir yetki mücadelesine dönüştü.
2025 yılında cumhurbaşkanlığına seçilen Karol Nawrocki, PiS ile yakın ilişkileri bulunan muhafazakâr bir siyasetçi olarak Tusk hükümetinin yargı reformlarına karşı çıktı. Cumhurbaşkanının bazı yargıçların yemin törenlerini gerçekleştirmeyi reddetmesi, Anayasa Mahkemesindeki temsil ve yetki tartışmalarını daha da derinleştirdi. Böylece hükümet ile cumhurbaşkanlığı arasında devletin anayasal kurumlarının kim tarafından ve hangi hukuki yetkiyle yönetileceğine ilişkin bir mücadele ortaya çıktı.
Mahkemede iki ayrı meşruiyet iddiası
Bugünkü krizin merkezinde 15 üyeden oluşması gereken Anayasa Mahkemesinin hâkim kadrosu bulunuyor. Parlamento, 2026 yılı içerisinde boşalan üyelikler için yeni hâkimler seçti. Cumhurbaşkanı Nawrocki bunlardan üçünün yeminini kabul ederken diğer beş hâkimin yemin törenini gerçekleştirmedi. Söz konusu hâkimler ise parlamentoda yemin ederek görevlerini üstlendiklerini açıkladı. Cumhurbaşkanlığı ve mevcut mahkeme yönetimi bu işlemi geçerli kabul etmedi.
Bu anlaşmazlık, mahkemenin kaç üyeden oluştuğu ve hangi hâkimlerin karar süreçlerine katılabileceği konusunda iki farklı hukuki yaklaşımın ortaya çıkmasına neden oldu. Mahkeme Başkanı Bogdan Święczkowski, parlamentoda yemin eden yeni hâkimlerin görevlerini üstlenmesini engelledi. Böylece yeni seçilen isimler mahkemenin çalışmalarına katılamazken Anayasa Mahkemesinin genel kurul toplantıları da gerçekleştirilemez hale geldi.
Ekim ayında gerilim daha da yükseldi. 14 Ekim'de hükümet politikalarının uygulanmasından sorumlu eski bakan Maciej Berek'in parlamentoda yemin etmesinin ardından mahkeme binasına girmesi konusunda tartışma yaşandı. Mahkeme Başkanı Święczkowski, Berek'in görevini tanımayarak kendisine yargısal görev verilmesini engelledi. Berek ise bu tutum nedeniyle mahkeme başkanı hakkında suç duyurusunda bulundu.
15 Ekim'de Adalet Bakanı ve Başsavcı Waldemar Żurek, Anayasa Mahkemesinin işleyişini engelleme iddiaları üzerine savcılığa soruşturma talimatı verdi. 22 Ekim'de ise yeni seçilen hâkimler, mahkeme başkanının onayı olmaksızın genel kurul toplantısı düzenlemek için hukuki bir yol geliştirdiklerini açıkladı.
30 Ekim'de yaşananlar bu gerilimi açık bir kurumsal çatışmaya dönüştürdü. En kıdemli hâkimlerden Anna Korwin-Piotrowska, mahkeme yönetiminin işleyişine ilişkin sorunları gerekçe göstererek Święczkowski ve yardımcısı Bartłomiej Sochański hakkında bir ay süreyle görevlerini yerine getirmelerini engelleyen kararlar aldı. Korwin-Piotrowska, kararını Polonya'daki yargı teşkilatına ilişkin kanunun 130. maddesine dayandırdı. Söz konusu düzenleme, belirli koşullarda bir hâkimin görevlerinden geçici olarak uzaklaştırılmasına imkân tanıyor.
Korwin-Piotrowska, son dönemde mahkemenin işleyişinin ciddi biçimde aksadığını, usulüne uygun seçildiğini düşündüğü hâkimlerin karar süreçlerine katılmasının engellendiğini ve 2027 bütçesinin hazırlanmasının tehlikeye girdiğini söyledi. Ayrıca 3 Kasım 2026 tarihinde Anayasa Mahkemesi Hâkimleri Genel Kurulu'nun toplanması için karar çıkardı.
Adalet Bakanı Żurek ise aynı gün Święczkowski ve Sochański hakkında dokunulmazlıklarının kaldırılması için beş ayrı başvuru yaptığını açıkladı. Dört başvurunun mahkeme başkanı, birinin ise yardımcısı hakkında olduğunu belirten Żurek, dosyaların toplam 224 sayfa ve 50 ciltlik soruşturma evrakından oluştuğunu bildirdi.
Polisin mahkeme yerleşkesine konuşlandırılması da bu gelişmelerin ardından gerçekleşti. Varşova polisi, hâkimlerin ve çalışanların güvenliğine yönelik olası tehditler ile kamu düzeninin bozulması ihtimali üzerine harekete geçtiğini açıkladı. Göstericilerin mahkemenin çevre çitlerini aşması ve polise çeşitli cisimler atması üzerine üç kişi gözaltına alındı. Polisin mahkeme binasına zorla girerek kurumu ele geçirdiği yönündeki iddialara karşılık, Polonya polisi ve mahkeme çevresindeki gelişmeleri takip eden bazı kaynaklar, polislerin bina içine girmediğini, yerleşke ve çevresinde güvenlik önlemleri aldığını bildirdi.
En Çok Okunan Haberler