Rusya Taliban’ı Tanıyan İlk Ülke Olarak Ne Kazandı?
Rusya Taliban’ı Tanıyan İlk Ülke Olarak Ne Kazandı?
Londra merkezli uluslararası yayın organı The New Arab bünyesinde Giorgio Cafiero imzasıyla yayımlanan kapsamlı analize göre, Rusya’nın Afganistan yönetimini resmen tanıyan ilk ülke olma tercihi üzerinden geçen sürede beklenen kazanımların ne derece gerçekleştiği tartışma konusu olmaya devam ediyor.
Haber Giriş Tarihi: 04.09.2026 20:50
Haber Güncellenme Tarihi: 04.09.2026 20:53
Kaynak:
Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Taliban’ın Kabil’de yönetimi ele geçirmesinin ardından, Batı dünyasının tecrit politikasını sürdürdüğü bir dönemde Moskova, önce Nisan 2025’te Taliban’ı terör örgütleri listesinden çıkarmış, ardından Temmuz 2025’te hareketi Afganistan’ın meşru hükümeti olarak resmen tanıdığını duyurmuştu. Ancak aradan geçen bir yıldan uzun sürenin ardından masadaki tablo, Rusya’nın Kabil ile ilişkilerini kurumsallaştırmış olmasına karşın, attığı adımın bölgesel çapta beklenen jeopolitik dalgayı yaratamadığını ve Moskova’ya sınırlı avantaj sağladığını ortaya koyuyor.
Sahanın Gerçekliği ve Resmileşen İlişkiler
Moskova’nın Taliban hamlesi diplomatik çevrelerde ani bir sürpriz olmaktan ziyade sahadaki pratik gerçekliğin kaçınılmaz bir sonucu olarak nitelendiriliyor. Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi uzmanlarından Aleksey Hlebnikov, bu kararın olağanüstü bir kırılmadan ziyade mantıksal bir devam niteliği taşıdığını vurguluyor. Kremlin, ABD’nin çekilmesinin ardından geride kalan güç boşluğunu doldurmayı, hem kendi ulusal güvenliği hem de eski Sovyet coğrafyası olan Orta Asya cumhuriyetlerinin istikrarı açısından bir zorunluluk olarak değerlendirdi.
Resmi tanıma, yıllardır gayriresmi düzeyde süren enerji, ticaret, diplomasi ve güvenlik temaslarına hukuki bir zemin kazandırdı. Bu diplomatik adımın ardından Tataristan’da düzenlenen Rusya-Afganistan İş Forumu ve Mayıs 2026’da imzalanan savunma iş birliği anlaşması, ilişkilerin somut bir boyut kazandığını gösterdi. Metni kamuoyuna açıklanmayan savunma anlaşması askeri boyutu güçlendirse de analistler, tanımanın tamamen yeni bir ortaklık inşa etmekten ziyade zaten var olan pragmatik ilişkileri sadece bir üst diplomatik statüye taşıdığı görüşünde birleşiyor.
Terörle Mücadelede Ortak Düşman Fakat Ayrı Öncelikler
Moskova’yı Taliban ile masaya oturtan en temel güvenlik parametresi, her iki tarafın da varoluşsal bir tehdit olarak gördüğü IŞİD’in Horasan Kolu (IŞİD-H) yapılanması oldu. Mart 2024’te Rusya’nın başkenti Moskova’daki Crocus City Hall’de meydana gelen ve yüzlerce kişinin yaşamını yitirdiği kanlı saldırı, Rus güvenlik aygıtında IŞİD-H tehdidini en üst önceliklerden biri haline getirdi. Bu tehdidin Orta Asya’ya yayılma ihtimali Kremlin’i doğrudan Kabil ile istihbarat paylaşımına yöneltti.
Ancak İtalyan Uluslararası Siyasi Çalışmalar Enstitüsü’nden Eleonora Tafuro Ambrosetti’ye göre, resmi tanımanın daha önce zaten yürütülen pragmatik iş birliğinin ötesinde sahada somut bir güvenlik kazanımı sağlayıp sağlamadığı oldukça tartışmalı. İki aktör aynı düşmana karşı mücadele etse de öncelikleri farklılaşıyor. Taliban kendi iç iktidarını koruma refleksiyle hareket ederken, Moskova’nın temel kaygısı saldırıların Rusya ve müttefik coğrafyasına taşınmasını engellemekten ibaret. Wilson Center uzmanı Javid Ahmad, Moskova’nın tam olarak güvenemediği bir aktör üzerine riskli bir bahis oynadığını, bu durumun uzun vadeli stratejik bir ortaklıktan ziyade bir dengeleme politikası olduğunu savunuyor.
"İlk Adım" Avantajı ve Diplomatik Yalnızlık
Rusya’nın Taliban’ı tanıyan ilk ülke olması, Batı nüfuzunun gerilediği Avrasya bölgesinde pragmatik ve Batı’nın dayattığı demokratik normlara bağlı kalmayan bir güç profili çizme stratejisinin parçasıydı. Ancak bu adım, Rusya’nın bölgesel ortaklarını peşinden sürüklemeye yetmedi. Moskova’nın resmi tanımasının ardından bölgedeki diğer aktörlerin de aynı yolu izleyeceği öngörülüyordu; fakat ne Orta Asya ülkeleri ne de Çin veya İran benzer bir adım attı.
Bölge ülkeleri, tıpkı Rusya gibi Taliban ile ticari, ekonomik ve güvenlik temaslarını kesintisiz sürdürmelerine rağmen resmi tanıma kartını masada tutmayı tercih etti. Uzmanlar, Moskova’nın attığı erken adımla gelecekte Taliban’dan taviz koparmak için kullanabileceği en güçlü diplomatik kozu erkenden tükettiğine dikkat çekiyor. Nitekim Pekin yönetimi, Kabil ile derin ekonomik ve madencilik anlaşmaları imzalamasına karşın diplomatik tanımayı stratejik bir pazarlık unsuru olarak elinde tutmaya devam ediyor.
Netice itibarıyla Rusya, Taliban ile bağlarını güçlendirip Kabil nezdinde ayrıcalıklı bir diplomatik statü elde etmiş olsa da, bu hamle geniş kapsamlı bir bölgesel liderliğe dönüşmedi. Erken adım atarak risk alan Kremlin, diğer ülkelerin resmi bedeller ödemeden faydalandığı bir ortamda, diplomatik kozunu erken oynamış bir aktör görüntüsü veriyor. Bu hamlenin Moskova için kalıcı bir güvenlik ve etki alanına dönüşüp dönüşmeyeceğini ise önümüzdeki yıllarda Kabil’den alabileceği somut kazanımlar belirleyecek.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Rusya Taliban’ı Tanıyan İlk Ülke Olarak Ne Kazandı?
Londra merkezli uluslararası yayın organı The New Arab bünyesinde Giorgio Cafiero imzasıyla yayımlanan kapsamlı analize göre, Rusya’nın Afganistan yönetimini resmen tanıyan ilk ülke olma tercihi üzerinden geçen sürede beklenen kazanımların ne derece gerçekleştiği tartışma konusu olmaya devam ediyor.
Taliban’ın Kabil’de yönetimi ele geçirmesinin ardından, Batı dünyasının tecrit politikasını sürdürdüğü bir dönemde Moskova, önce Nisan 2025’te Taliban’ı terör örgütleri listesinden çıkarmış, ardından Temmuz 2025’te hareketi Afganistan’ın meşru hükümeti olarak resmen tanıdığını duyurmuştu. Ancak aradan geçen bir yıldan uzun sürenin ardından masadaki tablo, Rusya’nın Kabil ile ilişkilerini kurumsallaştırmış olmasına karşın, attığı adımın bölgesel çapta beklenen jeopolitik dalgayı yaratamadığını ve Moskova’ya sınırlı avantaj sağladığını ortaya koyuyor.
Sahanın Gerçekliği ve Resmileşen İlişkiler
Moskova’nın Taliban hamlesi diplomatik çevrelerde ani bir sürpriz olmaktan ziyade sahadaki pratik gerçekliğin kaçınılmaz bir sonucu olarak nitelendiriliyor. Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi uzmanlarından Aleksey Hlebnikov, bu kararın olağanüstü bir kırılmadan ziyade mantıksal bir devam niteliği taşıdığını vurguluyor. Kremlin, ABD’nin çekilmesinin ardından geride kalan güç boşluğunu doldurmayı, hem kendi ulusal güvenliği hem de eski Sovyet coğrafyası olan Orta Asya cumhuriyetlerinin istikrarı açısından bir zorunluluk olarak değerlendirdi.
Resmi tanıma, yıllardır gayriresmi düzeyde süren enerji, ticaret, diplomasi ve güvenlik temaslarına hukuki bir zemin kazandırdı. Bu diplomatik adımın ardından Tataristan’da düzenlenen Rusya-Afganistan İş Forumu ve Mayıs 2026’da imzalanan savunma iş birliği anlaşması, ilişkilerin somut bir boyut kazandığını gösterdi. Metni kamuoyuna açıklanmayan savunma anlaşması askeri boyutu güçlendirse de analistler, tanımanın tamamen yeni bir ortaklık inşa etmekten ziyade zaten var olan pragmatik ilişkileri sadece bir üst diplomatik statüye taşıdığı görüşünde birleşiyor.
Terörle Mücadelede Ortak Düşman Fakat Ayrı Öncelikler
Moskova’yı Taliban ile masaya oturtan en temel güvenlik parametresi, her iki tarafın da varoluşsal bir tehdit olarak gördüğü IŞİD’in Horasan Kolu (IŞİD-H) yapılanması oldu. Mart 2024’te Rusya’nın başkenti Moskova’daki Crocus City Hall’de meydana gelen ve yüzlerce kişinin yaşamını yitirdiği kanlı saldırı, Rus güvenlik aygıtında IŞİD-H tehdidini en üst önceliklerden biri haline getirdi. Bu tehdidin Orta Asya’ya yayılma ihtimali Kremlin’i doğrudan Kabil ile istihbarat paylaşımına yöneltti.
Ancak İtalyan Uluslararası Siyasi Çalışmalar Enstitüsü’nden Eleonora Tafuro Ambrosetti’ye göre, resmi tanımanın daha önce zaten yürütülen pragmatik iş birliğinin ötesinde sahada somut bir güvenlik kazanımı sağlayıp sağlamadığı oldukça tartışmalı. İki aktör aynı düşmana karşı mücadele etse de öncelikleri farklılaşıyor. Taliban kendi iç iktidarını koruma refleksiyle hareket ederken, Moskova’nın temel kaygısı saldırıların Rusya ve müttefik coğrafyasına taşınmasını engellemekten ibaret. Wilson Center uzmanı Javid Ahmad, Moskova’nın tam olarak güvenemediği bir aktör üzerine riskli bir bahis oynadığını, bu durumun uzun vadeli stratejik bir ortaklıktan ziyade bir dengeleme politikası olduğunu savunuyor.
"İlk Adım" Avantajı ve Diplomatik Yalnızlık
Rusya’nın Taliban’ı tanıyan ilk ülke olması, Batı nüfuzunun gerilediği Avrasya bölgesinde pragmatik ve Batı’nın dayattığı demokratik normlara bağlı kalmayan bir güç profili çizme stratejisinin parçasıydı. Ancak bu adım, Rusya’nın bölgesel ortaklarını peşinden sürüklemeye yetmedi. Moskova’nın resmi tanımasının ardından bölgedeki diğer aktörlerin de aynı yolu izleyeceği öngörülüyordu; fakat ne Orta Asya ülkeleri ne de Çin veya İran benzer bir adım attı.
Bölge ülkeleri, tıpkı Rusya gibi Taliban ile ticari, ekonomik ve güvenlik temaslarını kesintisiz sürdürmelerine rağmen resmi tanıma kartını masada tutmayı tercih etti. Uzmanlar, Moskova’nın attığı erken adımla gelecekte Taliban’dan taviz koparmak için kullanabileceği en güçlü diplomatik kozu erkenden tükettiğine dikkat çekiyor. Nitekim Pekin yönetimi, Kabil ile derin ekonomik ve madencilik anlaşmaları imzalamasına karşın diplomatik tanımayı stratejik bir pazarlık unsuru olarak elinde tutmaya devam ediyor.
Netice itibarıyla Rusya, Taliban ile bağlarını güçlendirip Kabil nezdinde ayrıcalıklı bir diplomatik statü elde etmiş olsa da, bu hamle geniş kapsamlı bir bölgesel liderliğe dönüşmedi. Erken adım atarak risk alan Kremlin, diğer ülkelerin resmi bedeller ödemeden faydalandığı bir ortamda, diplomatik kozunu erken oynamış bir aktör görüntüsü veriyor. Bu hamlenin Moskova için kalıcı bir güvenlik ve etki alanına dönüşüp dönüşmeyeceğini ise önümüzdeki yıllarda Kabil’den alabileceği somut kazanımlar belirleyecek.
En Çok Okunan Haberler