SON DAKİKA

Şam ile SDG Arasındaki Tamamlanmamış Anlaşmanın Anatomisi

Haber Giriş Tarihi: 22.07.2026 17:20
Haber Güncellenme Tarihi: 22.07.2026 17:31
Kaynak: Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Şam ile SDG Arasındaki Tamamlanmamış Anlaşmanın Anatomisi

Suriye’de yıllardır devam eden karmaşık güç dengeleri, 30 Ocak’ta Suriye Hükümeti ile omurgasını YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan entegrasyon anlaşmasının ardından yeni bir evreye girdi. Halep’ten SDG’nin kontrolündeki kuzeydoğu topraklarına yayılan şiddetli çatışmalar ve bölgedeki Arap aşiretlerinin geniş çaplı saf değiştirmesi, örgütü askerî bir çöküşün eşiğine getirmişti. Bu ağır baskı altında kalan SDG yönetimi, hem askerî hem de idari yapılarını Şam hükümetinin çatısı altına entegre etmeyi öngören şartları kabul etmek zorunda kaldı. Anlaşmanın üzerinden altı aydan fazla bir süre geçmiş olmasına rağmen, Suriye’nin bu iki büyük askerî ve idari bloğunu birleştirme süreci son derece dalgalı ve eşitsiz bir seyir izliyor. Askerî iş birliği, kamu hizmetleri ve güvenlik koordinasyonunda gözle görülür adımlar atılmış olsa da, siyasi temsil, yerel yönetim Modelleri ve geleceğin Suriye devletinin niteliğine dair temel uyuşmazlıklar çözümsüz kalmaya devam ediyor.

Askerî Entegrasyonda Kat Edilen Mesafe ve Savaşçı Kadınların Akıbeti Sorunu

Anlaşmanın yürürlüğe girmesinden bu yana en hızlı ilerleme kaydedilen alan, SDG birikiminin Suriye Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı bünyesine dahil edilmesi hususunda yaşandı. Mutabakat metni, Suriye’nin kuzeydoğusunu kapsayacak şekilde SDG unsurlarından müteşekkil dört ayrı tugayın oluşturulmasını öngörüyor. Şam yönetimi ve SDG kaynakları, yaklaşık 5 bin SDG savaşçısının Savunma Bakanlığı bünyesine, 4 bin civarındaki Asayiş (iç güvenlik) personelinin ise İçişleri Bakanlığı’na bağlı İç Güvenlik Güçleri’ne entegre edildiğini doğrulamaktadır. Bu personelin büyük bir kısmı Şam vilayetindeki yeniden eğitim merkezlerinde eğitim süreçlerinden geçmektedir. Benzer şekilde, SDG’nin üst düzey askerî liderlerinden Sipan Hamo’nun Savunma Bakan Yardımcılığı görevine getirilmesi gibi sembolik ve stratejik adımlar da atılmıştır. Bölgede kurulan ortak kontrol noktaları sayesinde eski hükümet bölgeleri ile özerk bölge arasındaki geçişlerin belirgin şekilde rahatladığı gözlemlenmektedir.

Ancak askerî alandaki bu teknik ilerleme, taraflar arasındaki ideolojik ve yapısal uçurumları tamamen ortadan kaldırmaya yetmemiştir. Askerî entegrasyonun önündeki en büyük engellerden biri, SDG’nin bünyesinde yer alan Kadın Koruma Birlikleri’nin (YPJ) geleceği konusudur. Şam yönetimi, kadın savaşçıların ordu birliklerine doğrudan entegre edilmesini kesin bir dille reddetmekte; bunun yerine YPJ mensuplarına İçişleri Bakanlığı bünyesinde, büro işleri veya turizm polisi gibi geleneksel kadın rollerine uygun idari görevler teklif etmektedir. IŞİD’e karşı yıllarca cephe hattında savaşmış ve ABD öncülüğündeki koalisyon tarafından özel anti-terör eğitimi verilmiş bu kadın savaşçılar için ise teklif edilen idari görevler kabul edilemez bir geri adım olarak görülmektedir. SDG ideolojisinin merkezinde yer alan kadın-erkek eşitliği ilkeleri ile Şam yönetiminin muhafazakar devlet ve ordu yapısı arasındaki bu ideolojik uyumsuzluk, askerî kanattaki en hassas kriz noktalarından biri olarak varlığını sürdürmektedir.

Sivil Bürokrasideki Tıkanıklık: Sağlık Sektöründeki Başarı ve Yargı Erkindeki Kilitlenme

Askerî boyutta katedilen mesafeye karşın, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin (AANES) sivil idari kurumlarının merkezi devlete entegrasyonu son derece yavaş ve sancılı ilerlemektedir. Sivil bürokrasinin birleştirilmesi sürecinde tek başarılı istisna sağlık sektörü olmuştur. Bölgedeki sağlık hizmetlerinin hayati, politik olmayan ve doğrudan halka dokunan niteliği, tarafların bu alanda daha hızlı uzlaşmasını sağlamıştır. Şam hükümeti, bölgedeki sağlık hizmetlerini denetlemek üzere bir sağlık direktörü ve özerk yönetimin sağlık birimlerinin devrini yönetmek üzere 12 idareci atayarak bu alandaki entegrasyonu büyük ölçüde tamamlamıştır.

Sağlık sektöründeki bu olumlu havaya rağmen, bürokrasinin diğer alanlarında ve özellikle yargı sisteminde tam bir kilitlenme yaşanmaktadır. Taraflar arasındaki temel çatışma, özerk yönetim bünyesinde görev yapan kaç yargıç ve hukukçunun merkezi devlet kadrolarına alınacağı ve Şam’dan bölgeye hangi hakimlerin atanacağı etrafında şekillenmektedir. SDG, meşru ve resmi diploması bulunmayanlar da dahil olmak üzere kendi bünyesindeki tüm yargı çalışanlarının devlet bordrosuna geçirilmesini talep ederken, Şam yönetimi hukuki nitelik ve meşruiyet şartlarından taviz vermemektedir. Yargı erkinin kontrolü üzerine yaşanan bu çekişme, sivil idarenin genel entegrasyon sürecini de dondurmuş durumdadır. Kamusal hizmetlerin yürütülmesinde yaşanan bu belirsizlik, yerel halkın bürokrasiye olan güvenini her geçen gün sarsmaktadır.

Sahadaki Sosyal Devrim ve İktisadi Dönüşümün Yarattığı Toplumsal Huzursuzluklar

Kuzeydoğu Suriye’de yaşayan sivil nüfus açısından entegrasyon süreci, büyük beklentilerin yanında derin düş kırıklıklarını ve iktisadi zorlukları da beraberinde getirmiştir. Bölgedeki Kürt toplumu, SDG’nin Şam’a taviz vermek zorunda kalmasından rahatsızlık duymakla birlikte, mevcut konjonktürde başka bir seçeneğin bulunmadığı gerçeğini kabullenmiş görünmektedir. Bununla birlikte, yerel Arap aşiretleri ile Kürt nüfus arasında zaman zaman Kobani ve Kamışlı gibi merkezlerde tırmanan etnik ve toplumsal gerilimler, bölgenin kırılgan yapısını gözler önüne sermektedir.

Süreç içerisinde toplumsal hafızayı ilgilendiren önemli hamleler de yapılmıştır. Şam yönetimi, 1962 yılında yapılan nüfus sayımıyla vatandaşlık hakları ellerinden alınan ve onlarca yıldır vatansız (Ecnebi ve Mektum) olarak yaşayan yaklaşık 120 bin Suriyeli Kürde tam vatandaşlık hakkı tanıyan bir cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayımlamıştır. Mayıs ayı itibarıyla 10 binden fazla Kürt vatandaşlık başvurusu yapmış olsa da, bu olumlu adım sahadaki diğer idari uygulamaların yarattığı hoşnutsuzluğu tamamen silmeye yetmemiştir. Kürtçenin "ulusal dil" olarak tanınmasına rağmen, bölgede yeni açılan devlet binalarındaki tabelaların yalnızca Arapça olarak hazırlanması, Kürt nüfus arasında protestolara ve tepkilere yol açmıştır.

Tüm bu sosyal dalgalanmaların ötesinde, halkın günlük yaşamını doğrudan etkileyen en somut faktör bölgenin hızla kötüleşen ekonomik durumudur. Şam hükümetinin benimsediği neoliberal iktisat politikaları ve merkezi kontrol hamleleri, kuzeydoğunun ekonomisini derinden sarsmıştır. Merkezi yönetimin, bölgeyi Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bağlayan Semalka sınır kapısının kontrolünü devralması ve Irak’tan gelen ticari mallara ağır gümrük vergileri koyması, fiyatların fırlamasına neden olmuştur. Buna ilave olarak, SDG döneminde uygulanan cömert yakıt sübvansiyonlarının Şam’ın ulusal politikaları doğrultusunda kaldırılması, benzin ve mazot fiyatlarını rekor seviyelere çıkarmıştır. Yüksek işsizlik, alım gücünün düşmesi ve temel tüketim maddelerine erişimde yaşanan sıkıntılar, entegrasyon sürecinin bölge halkına maliyetini her geçen gün artırmaktadır.

Siyasetteki Derin Bölünme: Askerî Entegrasyondan Siyasi Temsiliyetsizliğe

Suriye’deki entegrasyon sürecinin en paradoksal ve kritik boyutunu siyasi temsil alanındaki boşluk oluşturmaktadır. SDG kadroları ve savaşçıları Suriye’nin savunma ve iç güvenlik mekanizmalarına üst düzeyde dahil edilirken, örgüt siyasi arenada tamamen oyun dışı kalmış durumdadır. Anlaşma sürecinde SDG lideri Mazlum Abdi’ye teklif edilen Savunma Bakan Yardımcılığı görevinin Abdi tarafından reddedilmesi, bu durumun en somut göstergesidir. Abdi, devlet idaresinde tekil bir bürokratik görev almak yerine, Suriye Kürtleri için bağımsız bir "siyasi referans noktası" oluşturma hedefini öne sürerek bu teklifi geri çevirmiştir.

Bu stratejik tercihin bir sonucu olarak SDG, Suriye genelinde yapılan parlamento seçimlerini boykot etme kararı almıştır. Seçimlerin gerçek bir halk iradesini yansıtmadığını ve parlamentoda elde edilecek birkaç sandalyenin karar alma süreçlerinde hiçbir ağırlık oluşturmayacağını savunan SDG, sürece dahil olmamıştır. Nitekim seçimler sonucunda, bölgedeki anti-SDG Kürt partilerinden oluşan bir koalisyon parlamentoya girmeyi başarmıştır. Ayrıca, Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şaraa’nın anayasal yetkisi dahilinde doğrudan atadığı milletvekilleri arasında yer alan Kürt temsilcilerin tamamı da SDG karşıtı figürlerden seçilmiştir.

Gelinen noktada ortaya çıkan tablo, Suriye devlet aygıtı ile SDG arasında iki paralı sürecin yürüdüğünü göstermektedir. Bir yanda, güvenlik, altyapı ve temel hizmetlerin yürütülmesi gibi alanlarda ortak çıkarlara dayanan son derece teknik, pragmatik ve işlevsel bir entegrasyon süreci işletilmektedir. Diğer yanda ise, iktidarın nasıl paylaşılacağı, devletin nasıl yönetileceği ve siyasi temsilin sınırlarının ne olacağı soruları etrafında şekillenen derin bir siyasi anlaşmazlık durmaktadır. SDG, askerî olarak devletin içine entegre olurken, kararların alındığı siyasi mekanizmalarda tamamen etkisizleştirilmiştir. Taraflar, şimdilik kırılgan barış ortamını korumak adına bu derin siyasi uyuşmazlıkları geleceğe ertelemeyi tercih etse de, güvenlik ile siyaset arasındaki bu dengesizlik çözülmediği sürece Suriye'nin kuzeydoğusunda kalıcı bir istikrardan bahsetmek mümkün görünmemektedir.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.