Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı Subhi Franjieh imzalı analize göre, Suriye'de Beşşar Esed rejiminin düşüşünün ardından Moskova ile Şam arasında yeni bir dönem başladı. Haber, Şam yönetiminin Rusya ile imzaladığı son mutabakat zaptı kapsamında Rusya'nın Suriye'deki askeri üsleri ve ayrıcalıklarının nasıl sınırlandırıldığını detaylarıyla ele alıyor.
Haber Giriş Tarihi: 11.08.2026 18:13
Haber Güncellenme Tarihi: 11.08.2026 18:16
Kaynak:
Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Beşşar Esed rejiminin çöküşünün ardından geçen yaklaşık 18 aylık süreç, Suriye coğrafyasında on yıllardır kök salmış olan Rus askeri ve siyasi varlığının kökten kabuk değiştirmesine sahne oldu. Moskova'nın 2015 yılından bu yana büyük askeri müdahaleler ve ağır hava bombardımanlarıyla inşa ettiği jeopolitik kalesi, Şam'daki yeni yönetimin kararlı adımlarıyla tarihe karışıyor. Şam ile Moskova arasında sağlanan ve Rusya'nın Suriye'deki son askeri kaleleri olan Hmeymim ve Tartus üslerinin durumunu netleştiren son mutabakat zaptı, eski rejimin Moskova'ya tanıdığı sınırsız ayrıcalıkların resmi olarak sonunu getirdi. Yıllarca Suriye devletinin kendi toprakları üzerindeki denetim yetkisini neredeyse sıfırlayan ve ülkeyi Doğu Akdeniz'de tek taraflı bir Rus askeri üssüne dönüştüren koşullar, Şam'ın izlediği kademeli ama kararlı diplomasi sayesinde ortadan kaldırıldı. Yeni dönemde, ne Rusya’nın ne de eski koalisyon ortağı İran’ın Suriye topraklarında ayrıcalıklı bir otoritesi veya denetimsiz alanı kalmadı. Şam yönetimi, Rus varlığının aniden çökmesinin doğurabileceği ekonomik, askeri ve güvenlik krizlerini engellemek adına son bir buçuk yılı aşkın süreci büyük bir titizlikle yönetti. Aşamalı olarak hayata geçirilen strateji kapsamında, öncelikle Rus askeri varlığı sıkı şartlara bağlandı, ardından Rus askerlerinin ve üslerinin faaliyetleri Suriye devletinin doğrudan denetimi ve gözetimi altına sokuldu. Hmeymim Hava Üssü içinde Suriye güvenlik güçlerinin devriye atmaya başlaması, devlet egemenliğinin yeniden tesis edilmesinde simgesel ama son derece kritik bir eşik oldu. Son aşamada ise imzalanan mutabakat zaptı ile Rusya'nın Suriye topraklarını kendi bölgesel ve küresel çıkarları doğrultusunda bir sıçrama tahtası olarak kullanmasının önüne tamamen geçildi.
Şam'ın Diplomatik Stratejisi ve Kamışlı'dan Çekilme Süreci
Esed rejiminin 8 Aralık 2024'teki düşüşünün hemen öncesinde Moskova, Suriye topraklarında son derece geniş ve karmaşık bir askeri ağa hükmediyordu. Fırat’ın doğusundaki Kamışlı Hava Üssü, Lazkiye kırsalındaki Hmeymim Hava Üssü ve Akdeniz kıyısındaki Tartus Deniz Üssü gibi üç ana askeri merkezinin yanı sıra, başkent Şam’daki komuta merkezleri, güney ve kuzeybatı bölgelerindeki onlarca askeri kontrol noktası Rus ordusunun doğrudan yönetimi altındaydı. Sadece düzenli birliklerle sınırlı kalmayan bu yapı, Rus paramiliter grubu Wagner'in yanı sıra "Kaplan Güçleri", "Beşinci Kolordu", "DEAŞ Avcıları" ve "Sekizinci Tugay" gibi Suriyeli yerel unsurları da bünyesinde barındıran devasa bir nüfuz şebekesini besliyordu. Ancak Şam'daki iktidar değişimiyle birlikte bu yerel ve yabancı milis ağları birer birer dağıldı ve Rusya’nın elinde yalnızca üç ana üs kaldı. Bu üsler arasındaki Kamışlı Hava Üssü, yeni Suriye yönetiminin milli birlik ve toprak bütünlüğü vizyonu açısından ilk aşamada hedefe konuldu.
Şam yönetimi, Kamışlı’daki Rus varlığının hem bölgedeki güvenlik dengelerini tehdit ettiğini hem de Suriye coğrafyasının birleştirilmesi hedefine ters düştüğünü Moskova’ya net mesajlarla iletti. Yaşanan bu kararlı diplomatik baskı sonucunda Rus ordusu, geçtiğimiz ocak ayında Kamışlı’dan tamamen çekilmek zorunda kaldı. Bu çekilme, Şam'ın uluslararası ittifaklarını hızla yeniden şekillendirdiği ve bağımsız bir gelecek haritası çizdiği yeni dönemde Rusya’nın Suriye yönetimiyle ilişkileri tamamen koparmama adına attığı zorunlu bir geri adım olarak kayıtlara geçti. Dışişleri Bakanlığı’nın 9 Ağustos Pazar günü duyurduğu nihai mutabakat zaptı ise bu sürecin hukuki ve idari taçlandırması oldu. Anlaşma uyarınca, Suriye kıyısındaki Rus askeri varlığı tamamıyla yeniden düzenlenirken; Hmeymim Havalimanı ve Tartus Limanı’ndaki dördüncü ticari rıhtım başta olmak üzere tüm sivil nitelikli tesislerin yönetimi sivil idareye devredilmeye başlandı. Askeri tesislerin işlevi ise yalnızca ortak eğitim ve yetkinlik geliştirme merkezleri seviyesine indirgenerek en fazla üç ay sürecek geçiş dönemiyle yeni statü kayıt altına alındı.
Sınırsız Ayrıcalıklar Döneminin Anatomisi ve Çöken Kazanımlar
Rusya’nın 2015 sonbaharında Suriye’ye başlattığı askeri müdahale, hava gücünün yıkıcı kullanımı sayesinde muhaliflerin kontrolündeki şehirleri harabeye çevirerek sahada Esed rejimi lehine geçici bir askeri denge kurmuştu. Ancak Moskova'nın asıl hedefi, rejim üzerindeki çaresizlikten faydalanarak Doğu Akdeniz ve Ortadoğu'da kalıcı, jeopolitik ve ekonomik bir egemenlik alanı inşa etmekti. Eski rejimle imzalanan anlaşmalar, uluslararası hukukta eşine az rastlanır şekilde Suriye'nin kendi egemenlik haklarını felç eden maddeler içeriyordu. Şam hükümetinin ve Suriye ordusunun üslerin içine girmesi, faaliyetleri denetlemesi hatta Rus personelinin hareketlerini sorgulaması dahi yasaklanmıştı. Kamışlı Üssü, Rusya’ya ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyon güçlerine karşı elverişli bir askeri baskı kozu sunarken; Moskova aynı zamanda burada yürüttüğü toplum mühendisliği çalışmalarıyla bölgedeki Arap aşiretleri Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve ABD karşıtı bir hatta çekmeye çalışıyordu.
Süreç içerisinde SDG yönetimiyle de doğrudan temas kuran Rusya, Kamışlı’da haftalık görüşmeler gerçekleştiriyor, örgüt yöneticilerini kendi askeri uçaklarıyla Hmeymim ve Şam’a taşıyarak bölgedeki aktörler arasında arabulucu ve yönlendirici güç rolünü pekiştiriyordu. Lazkiye’deki Hmeymim Hava Üssü ise Rusya’nın adeta Suriye içindeki bağımsız bölgesi gibi işliyordu. Öyle ki Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, dönemin Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ile Şam’da değil Hmeymim’de buluşuyor; Esed bu üsse girdiğinde diplomatik ve askeri protokollerin ötesinde tam anlamıyla Rus kurallarına tabi tutuluyordu. Hmeymim, sadece Suriye muhalefetine yönelik hava operasyonlarının merkezi olmakla kalmamış; Halep’in tahliyesi veya İdlib’deki gerginliği azaltma bölgeleri gibi masadaki çetin pazarlıklarda Ankara ve muhalifler üzerinde devasa bir baskı unsuruna dönüştürülmüştü. Ayrıca bu üs, işsizlik ve ekonomik krizle boğuşan binlerce Suriyeli gencin Rus güvenlik şirketleri aracılığıyla devşirilerek Libya’daki petrol tesislerini korumak veya Ukrayna savaşında Rus ordusu saflarında ön hatta çarpışmak üzere yurt dışına sevk edildiği bir insan kaynağı transfer merkezine dönüştürülmüştü.
Akdeniz’deki Jeopolitik Hayallerin Sivil Dönüşümü
Moskova'nın Suriye'deki varlığının en stratejik ayağını oluşturan Tartus Deniz Üssü, Rusya’nın küresel güç iddiasını "ılık sulara inme" vizyonuyla birleştiren temel taşıydı. Tartus sayesinde Rusya, Doğu Akdeniz’e nükleer reaktörlü savaş gemileri ve denizaltılar konuşlandırabiliyor, bölgedeki deniz trafiğini ve Doğu Akdeniz krizlerini kendi lehi doğrultusunda manipüle edebiliyordu. Bu askeri varlığı ekonomik hegemonyaya çevirmek isteyen Kremlin, Esed rejimiyle imzaladığı uzun vadeli sözleşmeler vasıtasıyla Suriye’nin Akdeniz açığındaki petrol ve doğal gaz arama haklarını, liman işletmelerini ve enerji nakil hatlarını tekelleştirmişti.
Tartus, Batılı güçlere ve NATO’ya bölgedeki uluslararası kararlarda Moskova’nın onayının alınması gerektiğini hatırlatan stratejik bir askeri gösteri alanı işlevi görüyordu. Ancak Suriye'deki yeni yönetimin 18 ay boyunca sabırla uyguladığı çok yönlü sıkıştırma stratejisi, Moskova’yı bu devasa jeopolitik imtiyaz zincirini koparmak zorunda bıraktı. Yeni Şam yönetimi, Rusya'yı tek taraflı dayatmalardan uzaklaştırarak uluslararası hukuka ve devlet egemenliğine saygılı bir çizgiye çekmeyi başardı. İmzalanan son mutabakat metniyle birlikte, Tartus’taki ticari liman rıhtımları ve Hmeymim’deki sivil havacılık altyapısı Rus askeri denetiminden çıkarılarak tamamen Suriye devletinin sivil kurumlarına entegre edilmeye başlandı. Eski rejimin hediye ettiği sınırsız muafiyetlerin, dokunulmazlıkların ve denetimsiz askeri hareketliliğin sona ermesiyle birlikte; Rusya'nın Suriye'deki varlığı simgesel, ortak eğitime dayalı ve tamamen Şam'ın iznine tabi sınırlı bir çerçeveye mahkûm oldu. "Yeni Suriye", hem bölgesel bağımsızlığını ilan ederek egemenliğini ülkenin her noktasına yaydı hem de Ortadoğu’da on yılı aşkın süredir devam eden Rus askeri ayrıcalıklar dönemine resmen ve fiilen son verdi.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Suriye’de On Yıllık Rus Egemenliği Bitti
Şarku'l Avsat'ın Al Majalla'dan aktardığı Subhi Franjieh imzalı analize göre, Suriye'de Beşşar Esed rejiminin düşüşünün ardından Moskova ile Şam arasında yeni bir dönem başladı. Haber, Şam yönetiminin Rusya ile imzaladığı son mutabakat zaptı kapsamında Rusya'nın Suriye'deki askeri üsleri ve ayrıcalıklarının nasıl sınırlandırıldığını detaylarıyla ele alıyor.
Beşşar Esed rejiminin çöküşünün ardından geçen yaklaşık 18 aylık süreç, Suriye coğrafyasında on yıllardır kök salmış olan Rus askeri ve siyasi varlığının kökten kabuk değiştirmesine sahne oldu. Moskova'nın 2015 yılından bu yana büyük askeri müdahaleler ve ağır hava bombardımanlarıyla inşa ettiği jeopolitik kalesi, Şam'daki yeni yönetimin kararlı adımlarıyla tarihe karışıyor. Şam ile Moskova arasında sağlanan ve Rusya'nın Suriye'deki son askeri kaleleri olan Hmeymim ve Tartus üslerinin durumunu netleştiren son mutabakat zaptı, eski rejimin Moskova'ya tanıdığı sınırsız ayrıcalıkların resmi olarak sonunu getirdi. Yıllarca Suriye devletinin kendi toprakları üzerindeki denetim yetkisini neredeyse sıfırlayan ve ülkeyi Doğu Akdeniz'de tek taraflı bir Rus askeri üssüne dönüştüren koşullar, Şam'ın izlediği kademeli ama kararlı diplomasi sayesinde ortadan kaldırıldı. Yeni dönemde, ne Rusya’nın ne de eski koalisyon ortağı İran’ın Suriye topraklarında ayrıcalıklı bir otoritesi veya denetimsiz alanı kalmadı. Şam yönetimi, Rus varlığının aniden çökmesinin doğurabileceği ekonomik, askeri ve güvenlik krizlerini engellemek adına son bir buçuk yılı aşkın süreci büyük bir titizlikle yönetti. Aşamalı olarak hayata geçirilen strateji kapsamında, öncelikle Rus askeri varlığı sıkı şartlara bağlandı, ardından Rus askerlerinin ve üslerinin faaliyetleri Suriye devletinin doğrudan denetimi ve gözetimi altına sokuldu. Hmeymim Hava Üssü içinde Suriye güvenlik güçlerinin devriye atmaya başlaması, devlet egemenliğinin yeniden tesis edilmesinde simgesel ama son derece kritik bir eşik oldu. Son aşamada ise imzalanan mutabakat zaptı ile Rusya'nın Suriye topraklarını kendi bölgesel ve küresel çıkarları doğrultusunda bir sıçrama tahtası olarak kullanmasının önüne tamamen geçildi.
Şam'ın Diplomatik Stratejisi ve Kamışlı'dan Çekilme Süreci
Esed rejiminin 8 Aralık 2024'teki düşüşünün hemen öncesinde Moskova, Suriye topraklarında son derece geniş ve karmaşık bir askeri ağa hükmediyordu. Fırat’ın doğusundaki Kamışlı Hava Üssü, Lazkiye kırsalındaki Hmeymim Hava Üssü ve Akdeniz kıyısındaki Tartus Deniz Üssü gibi üç ana askeri merkezinin yanı sıra, başkent Şam’daki komuta merkezleri, güney ve kuzeybatı bölgelerindeki onlarca askeri kontrol noktası Rus ordusunun doğrudan yönetimi altındaydı. Sadece düzenli birliklerle sınırlı kalmayan bu yapı, Rus paramiliter grubu Wagner'in yanı sıra "Kaplan Güçleri", "Beşinci Kolordu", "DEAŞ Avcıları" ve "Sekizinci Tugay" gibi Suriyeli yerel unsurları da bünyesinde barındıran devasa bir nüfuz şebekesini besliyordu. Ancak Şam'daki iktidar değişimiyle birlikte bu yerel ve yabancı milis ağları birer birer dağıldı ve Rusya’nın elinde yalnızca üç ana üs kaldı. Bu üsler arasındaki Kamışlı Hava Üssü, yeni Suriye yönetiminin milli birlik ve toprak bütünlüğü vizyonu açısından ilk aşamada hedefe konuldu.
Şam yönetimi, Kamışlı’daki Rus varlığının hem bölgedeki güvenlik dengelerini tehdit ettiğini hem de Suriye coğrafyasının birleştirilmesi hedefine ters düştüğünü Moskova’ya net mesajlarla iletti. Yaşanan bu kararlı diplomatik baskı sonucunda Rus ordusu, geçtiğimiz ocak ayında Kamışlı’dan tamamen çekilmek zorunda kaldı. Bu çekilme, Şam'ın uluslararası ittifaklarını hızla yeniden şekillendirdiği ve bağımsız bir gelecek haritası çizdiği yeni dönemde Rusya’nın Suriye yönetimiyle ilişkileri tamamen koparmama adına attığı zorunlu bir geri adım olarak kayıtlara geçti. Dışişleri Bakanlığı’nın 9 Ağustos Pazar günü duyurduğu nihai mutabakat zaptı ise bu sürecin hukuki ve idari taçlandırması oldu. Anlaşma uyarınca, Suriye kıyısındaki Rus askeri varlığı tamamıyla yeniden düzenlenirken; Hmeymim Havalimanı ve Tartus Limanı’ndaki dördüncü ticari rıhtım başta olmak üzere tüm sivil nitelikli tesislerin yönetimi sivil idareye devredilmeye başlandı. Askeri tesislerin işlevi ise yalnızca ortak eğitim ve yetkinlik geliştirme merkezleri seviyesine indirgenerek en fazla üç ay sürecek geçiş dönemiyle yeni statü kayıt altına alındı.
Sınırsız Ayrıcalıklar Döneminin Anatomisi ve Çöken Kazanımlar
Rusya’nın 2015 sonbaharında Suriye’ye başlattığı askeri müdahale, hava gücünün yıkıcı kullanımı sayesinde muhaliflerin kontrolündeki şehirleri harabeye çevirerek sahada Esed rejimi lehine geçici bir askeri denge kurmuştu. Ancak Moskova'nın asıl hedefi, rejim üzerindeki çaresizlikten faydalanarak Doğu Akdeniz ve Ortadoğu'da kalıcı, jeopolitik ve ekonomik bir egemenlik alanı inşa etmekti. Eski rejimle imzalanan anlaşmalar, uluslararası hukukta eşine az rastlanır şekilde Suriye'nin kendi egemenlik haklarını felç eden maddeler içeriyordu. Şam hükümetinin ve Suriye ordusunun üslerin içine girmesi, faaliyetleri denetlemesi hatta Rus personelinin hareketlerini sorgulaması dahi yasaklanmıştı. Kamışlı Üssü, Rusya’ya ABD liderliğindeki Uluslararası Koalisyon güçlerine karşı elverişli bir askeri baskı kozu sunarken; Moskova aynı zamanda burada yürüttüğü toplum mühendisliği çalışmalarıyla bölgedeki Arap aşiretleri Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve ABD karşıtı bir hatta çekmeye çalışıyordu.
Süreç içerisinde SDG yönetimiyle de doğrudan temas kuran Rusya, Kamışlı’da haftalık görüşmeler gerçekleştiriyor, örgüt yöneticilerini kendi askeri uçaklarıyla Hmeymim ve Şam’a taşıyarak bölgedeki aktörler arasında arabulucu ve yönlendirici güç rolünü pekiştiriyordu. Lazkiye’deki Hmeymim Hava Üssü ise Rusya’nın adeta Suriye içindeki bağımsız bölgesi gibi işliyordu. Öyle ki Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, dönemin Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ile Şam’da değil Hmeymim’de buluşuyor; Esed bu üsse girdiğinde diplomatik ve askeri protokollerin ötesinde tam anlamıyla Rus kurallarına tabi tutuluyordu. Hmeymim, sadece Suriye muhalefetine yönelik hava operasyonlarının merkezi olmakla kalmamış; Halep’in tahliyesi veya İdlib’deki gerginliği azaltma bölgeleri gibi masadaki çetin pazarlıklarda Ankara ve muhalifler üzerinde devasa bir baskı unsuruna dönüştürülmüştü. Ayrıca bu üs, işsizlik ve ekonomik krizle boğuşan binlerce Suriyeli gencin Rus güvenlik şirketleri aracılığıyla devşirilerek Libya’daki petrol tesislerini korumak veya Ukrayna savaşında Rus ordusu saflarında ön hatta çarpışmak üzere yurt dışına sevk edildiği bir insan kaynağı transfer merkezine dönüştürülmüştü.
Akdeniz’deki Jeopolitik Hayallerin Sivil Dönüşümü
Moskova'nın Suriye'deki varlığının en stratejik ayağını oluşturan Tartus Deniz Üssü, Rusya’nın küresel güç iddiasını "ılık sulara inme" vizyonuyla birleştiren temel taşıydı. Tartus sayesinde Rusya, Doğu Akdeniz’e nükleer reaktörlü savaş gemileri ve denizaltılar konuşlandırabiliyor, bölgedeki deniz trafiğini ve Doğu Akdeniz krizlerini kendi lehi doğrultusunda manipüle edebiliyordu. Bu askeri varlığı ekonomik hegemonyaya çevirmek isteyen Kremlin, Esed rejimiyle imzaladığı uzun vadeli sözleşmeler vasıtasıyla Suriye’nin Akdeniz açığındaki petrol ve doğal gaz arama haklarını, liman işletmelerini ve enerji nakil hatlarını tekelleştirmişti.
Tartus, Batılı güçlere ve NATO’ya bölgedeki uluslararası kararlarda Moskova’nın onayının alınması gerektiğini hatırlatan stratejik bir askeri gösteri alanı işlevi görüyordu. Ancak Suriye'deki yeni yönetimin 18 ay boyunca sabırla uyguladığı çok yönlü sıkıştırma stratejisi, Moskova’yı bu devasa jeopolitik imtiyaz zincirini koparmak zorunda bıraktı. Yeni Şam yönetimi, Rusya'yı tek taraflı dayatmalardan uzaklaştırarak uluslararası hukuka ve devlet egemenliğine saygılı bir çizgiye çekmeyi başardı. İmzalanan son mutabakat metniyle birlikte, Tartus’taki ticari liman rıhtımları ve Hmeymim’deki sivil havacılık altyapısı Rus askeri denetiminden çıkarılarak tamamen Suriye devletinin sivil kurumlarına entegre edilmeye başlandı. Eski rejimin hediye ettiği sınırsız muafiyetlerin, dokunulmazlıkların ve denetimsiz askeri hareketliliğin sona ermesiyle birlikte; Rusya'nın Suriye'deki varlığı simgesel, ortak eğitime dayalı ve tamamen Şam'ın iznine tabi sınırlı bir çerçeveye mahkûm oldu. "Yeni Suriye", hem bölgesel bağımsızlığını ilan ederek egemenliğini ülkenin her noktasına yaydı hem de Ortadoğu’da on yılı aşkın süredir devam eden Rus askeri ayrıcalıklar dönemine resmen ve fiilen son verdi.
En Çok Okunan Haberler