SON DAKİKA

Türkiye, Suriye'de İran'dan Boşalan Alanı Doldururken Hangi Risklerle Karşı Karşıya?

2024 sonunda Beşşar Esed'in devrilip Rusya'ya kaçması ve İran'ın Suriye'den çekilmesiyle oluşan güç boşluğu, Türkiye'ye stratejik fırsatlar sunarken; terör riskleri ve uluslararası diplomatik gerilimler gibi ciddi riskleri beraberinde getiriyor.

Haber Giriş Tarihi: 24.07.2026 11:45
Haber Güncellenme Tarihi: 24.07.2026 11:50
Kaynak: Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
Türkiye, Suriye'de İran'dan Boşalan Alanı Doldururken Hangi Risklerle Karşı Karşıya?

2024 yılının sonlarında Suriye sahasında yaşanan tarihi gelişmeler, Ortadoğu’nun jeopolitik dengelerini köklü biçimde sarsarak yeni bir dönemin kapılarını araladı. Beşşar Esed rejiminin ani ve çarpıcı bir şekilde devrilmesi ve Esed’in Rusya’ya kaçması, onlarca yıldır Şam üzerinde kurulan hegemonyanın sonunu getirdi. Şarku'l Avsat gazetesinde Mustafa Rüstem imzasıyla yayımlanan analize göre, bu kırılmanın en somut ve stratejik sonucu, Tahran yönetiminin Suriye’deki onlarca yıllık nüfuzunun neredeyse tamamen sona ermesi oldu. Yıllar boyunca Esed rejimini askeri, finansal ve milis gücüyle ayakta tutan İran'ın sahadan çekilmesi ya da etkisini yitirmesi, ülke genelinde devasa bir güç boşluğu oluşturdu. Bu kritik boşluğun merkezinde ise sınır komşusu olan ve krizin başından beri en aktif bölgesel aktörlerden biri konumunda bulunan Türkiye yer alıyor. Ancak Ankara’nın Tahran’dan boşalan alanı doldurma hamlesi, sadece bölgesel bir etki alanı kazanmak anlamına gelmiyor; aksine son derece hassas güvenlik, askeri ve diplomatik riskleri da beraberinde getiriyor.

Bölgesel Güç Dengelerinin Yeniden Kurulması ve Türkiye’nin Stratejik Hamleleri

Şam’daki iktidar değişiminin ardından Suriye’nin kuzeyinden güneyine uzanan geniş coğrafyada yeni bir denge arayışı başladı. İran destekli milislerin sahadan çekilmesi veya alan kontrolünü kaybetmesi, askeri dengeleri bütünüyle değiştirdi. Türkiye, kendi milli güvenlik önceliklerini korumak, sınır hatlarında yaşanabilecek kaotik dalgalanmaları önlemek ve terör unsurlarının bu boşluktan yararlanmasını engellemek amacıyla sahada daha proaktif bir tutum sergilemeye başladı. Ankara’nın temel önceliği; sınır hattı boyunca stratejik derinlik oluşturmak, göç risklerini kalıcı olarak bertaraf etmek ve Suriye’nin gelecekteki siyasi yapısında belirleyici bir role sahip olmaktır.

Ancak Mustafa Rüstem’in değerlendirmelerine göre, İran’ın bıraktığı miras, yönetilmesi oldukça güç ve karmaşık bir yapı arz ediyor. Tahran’ın yıllar içinde kurduğu ağlar; Şam bürokrasisinden yerel milis gruplarına, ekonomik imtiyazlardan stratejik lojistik koridorlara kadar uzanıyordu. Türkiye bu sahada aksiyon alırken hem diplomatik araçlarını hem de askeri varlığını son derece hassas bir dengede tutmak zorundadır. Ankara bir yandan Şam’da beliren yeni siyasi aktörlerle ve muhalif gruplarla doğrudan temaslar kurarken, diğer yandan kontrolsüz yerel güçlerin birbiriyle çatışmasını engellemeye odaklanmaktadır. İran’ın nüfuz alanını devralma potansiyeli Türkiye’ye önemli bir liderlik alanı sunsa da, uzun vadeli maliyetler ve beraberinde gelen jeopolitik yükler Ankara üzerindeki baskıyı artırmaktadır.

Güvenlik Riskleri, Milis Yapılar ve Sahadaki Askeri Gerilimler

İran’ın geri çekilmesiyle sahnede beliren en büyük tehlike, silahlı grupların ve kontrolsüz milis yapıların güç mücadelesine girişmesidir. Tahran tarafından yönlendirilen unsurların dağılmasıyla oluşan otorite boşluğunun hangi yapılarca doldurulacağı, acil bir güvenlik problemi haline gelmiştir. Türkiye, askeri varlığını ve kontrol alanlarını daha derin noktalara taşıma ihtimaliyle karşı karşıya kalırken, sahadaki asayişi ve istikrarı sağlama sorumluluğunu da doğrudan üstlenmektedir.

Bunun yanı sıra, terör örgütlerinin ve radikal grupların bu boşluktan istifade ederek yeniden alan kazanma riski, Türkiye açısından en kritik sınır çizgisini oluşturmaktadır. Yıllardır PKK/YPG gibi terör unsurlarına karşı operasyonlar yürüten Ankara, İran’ın boşalttığı sahaların terör koridoruna dönüşmesini engellemek adına askeri teyakkuz halini en üst seviyede tutmaktadır. Fakat bu durum, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sahada daha fazla sorumluluk almasını, lojistik hatların genişlemesini ve doğal olarak askeri risklerin katlanmasını beraberinde getirmektedir. Sahadaki çok sayıda yerel aktörün varlığı, olası bir provokasyonda veya bölgesel çatışmada Türkiye’yi doğrudan sıcak gerilimlerin içine çekme potansiyeli taşımaktadır.

Diplomatik Denge Arayışı ve Uluslararası Aktörlerle Karşı Karşıya Gelme Tehlikesi

Türkiye’nin Suriye’de İran’dan boşalan stratejik alanı doldurma girişimleri, küresel diplomasinin de odak noktalarından biri haline gelmiştir. Bölgede varlığını sürdüren Rusya, ABD ve diğer uluslararası güçler, Şam’daki yeni dönemin ardından Türkiye’nin artan etkisini yakından izlemektedir. Rusya, Esed rejiminin çöküşüne ve Beşşar Esed’in Moskova’ya kaçmasına rağmen Suriye sahasındaki askeri üslerini ve stratejik varlığını korumayı hedeflemektedir. Bu durum, Ankara ile Moskova arasında son derece hassas bir diplomasi trafiğini zorunlu kılmaktadır. Türkiye’nin sahadaki etkinliğini aşırı genişletmesi, Rusya’nın stratejik çıkarlarıyla çakışma riski barındırmaktadır.

Diğer taraftan ABD’nin Fırat’ın doğusundaki varlığı ve yerel gruplarla olan ilişkisi, Türkiye’nin hareket alanını kısıtlayan bir diğer önemli unsur olarak öne çıkmaktadır. Washington ile Ankara arasındaki görüş ayrılıkları varlığını korurken, Türkiye hem ABD hem de Rusya ile ilişkileri zorlamadan dengeli bir hat izlemek durumundadır. Şarku'l Avsat'ta yer alan analizde vurgulandığı üzere, bölgesel güçlerin ve Arap ülkelerinin de Türkiye’nin Suriye’de tek baskın aktör haline gelmesine mesafeli yaklaşabileceği dikkate alındığında, Ankara’nın bu süreçte atacağı adımlar bölgesel ve uluslararası diplomaside ciddi sınavlar içermektedir.

Esed rejiminin devrilmesi ve Beşşar Esed’in Rusya’ya kaçışı sonrası İran’ın Suriye’den çekilmesi Türkiye’ye tarihi fırsatlar sunarken, aynı zamanda çok katmanlı bir risk ortamı yaratmıştır. Şam’da yeniden inşa edilen yapıda belirleyici olmak isteyen Ankara; kontrolsüz milis yapıları, terör tehditleri ve uluslararası aktörlerle yaşanabilecek diplomatik pürüzleri dengede tutmak zorundadır.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.