SON DAKİKA

Matruşka Hegemonya

Yazının Giriş Tarihi: 28.12.2025 10:28
Yazının Güncellenme Tarihi: 28.12.2025 11:41

Uluslararası İlişkilerde hegemonya çoğu zaman askeri güçle özdeşleştirilir; oysa İtalyan Marksist Antonio Gramsci’nin tanımı çok daha derindir. Gramsci’ye göre gerçek hegemonya, yalnızca zor kullanarak değil, aynı zamanda rıza üreterek, yani karşı tarafın sizin değerlerinizi, normlarınızı ve dünya tasavvurunuzu “doğal” kabul etmesini sağlayarak kurulur. Bu nedenle hegemonya, kaba güçten çok kültürel, ekonomik ve ideolojik liderlik meselesidir. Bir güç, kendi çıkarlarını evrensel çıkar gibi gösterebildiği ölçüde “hegemon” olur.

Bu çerçeveden bakıldığında tarihsel hegemonya modelleri arasında belirgin farklar ortaya çıkar. Portekiz ve İspanya’nın erken dönem imparatorlukları büyük ölçüde işgal, sömürge ve askeri güç üzerine kuruluydu; rıza üretme kapasiteleri sınırlıydı. İngiliz hegemonyası, ticaret, deniz üstünlüğü ve kurum inşasıyla daha “yapısal” bir hegemonya modeliydi. ABD hegemonyası ise Gramsci’nin tarifine en çok yaklaşan modeldir: Hollywood’dan üniversitelere, dolardan teknoloji devlerine kadar geniş bir alanda rıza üreten, değer ve norm ihraç eden, devasa askeri gücü de bu yapının yedeğinde tutan bir hegemonya tarzı.

Bugün Orta Asya’da yaşanan rekabeti anlamak için bu fark kritiktir.

Britanyalı coğrafyacı ve jeopolitiğin kurucularından biri olan Halford Mackinder, 1904'te, Orta Asya Steplerini (Heartland) kontrol etmenin dünya hâkimiyetini sağlayacağını savunmuştu. Bu görüş yaygın kabul görmüş olacak ki, Orta Asya, Pami Aalto’nun benzetmesiyle, bugün büyük güçlerin iç içe geçtiği “Matruşka Hegemonya” alanı gibi bir görünüm sergiliyor.

Matruşkanın en iç halkasında hâlâ Rusya bulunuyor. Tarihsel bağlar, askeri tehdit ve elit ilişkileri Moskova’ya derin bir nüfuz sağlıyor. Ancak Ukrayna savaşı sonrası ekonomik daralma ve bölge ülkelerinin artan özerklik arayışı nedeniyle bu halka artık eskisi kadar sıkı değil; gevşiyor, çatlıyor ve yer yer boşluklar veriyor.

Bu boşluğu en hızlı dolduran güç ise Çin oldu. Kuşak Yol Girişimi, enerji anlaşmaları, altyapı projeleri, kültürel faaliyetler ve ticaret hacmi ile Pekin, bölgenin ekonomik omurgasını büyük ölçüde kendisine bağlıyor. Çin, matruşkanın ikinci halkasını oluşturuyor fakat Rusya ile olan stratejik iş birliğine zarar vermek istemeyen Pekin rejimi, buna artık ihtiyacı kalmadığını düşündüğü anda onu koltuğundan edip, Orta Asya üzerinde en etkili hegemon olma gücüne ve isteğine fazlasıyla sahip.

Daha dış halkalarda ise Avrupa Birliği, ABD ve Türkiye bulunuyor. AB, enerji güvenliği ve kritik mineraller nedeniyle bölgeye yeniden yöneliyor. ABD, Afganistan sonrası askeri varlığını kaybetmiş olsa da, Orta Asya’yı Rusya ve Çin’e karşı jeopolitik dengeleme alanı olarak görüyor. Türkiye ise dil, tarih ve kimlik bağları sayesinde benzersiz bir yumuşak güç etkisine sahip; Türk Devletleri Teşkilatı ve kültürel programlar, artan ekonomik ve askeri bağ bu etkiyi derinleştiriyor.

Ve şimdi bu matruşkanın dışına yeni bir halka daha ekleniyor.

Orta Asya konusunda geçtiğimiz günlerde yaşanan çok önemli bir gelişme, Türk medyasında neredeyse hiç görünmedi. Oysa Tokyo’da düzenlenen ilk “Japonya–Orta Asya Zirvesi”, bölgenin jeopolitik dengelerini yeniden şekillendirecek ölçekte bir kırılma niteliği taşıyor. Zirveye Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan ve Türkmenistan liderleri ile Japonya Başbakanı Sanae Takaichi katıldı. Bölgesel kaynaklar zirveyi geniş biçimde aktarırken, Türkiye’de yalnızca kısa haber notlarıyla geçildi.

Oysa Tokyo’da imzalanan “Tokyo Deklarasyonu”, Japonya’nın Orta Asya’ya 28 milyar dolarlık yatırım taahhüdü, kritik minerallerde iş birliği, hidrojen enerjisi, yeşil dönüşüm ve ulaştırma koridorları gibi başlıklarda yeni bir dönem başlatıyor. Bu, Çin’in Kuşak Yol girişimi ve Rusya’nın tarihsel nüfuzu arasında sıkışan Orta Asya için, yeni ve daha barışçıl bir eksenin güçlenmesi anlamına geliyor. Japonya’nın iki stratejik rakibine karşı hedefi de bu zaten.

Zirvede özellikle hidrojen enerjisi, yeşil dönüşüm, nadir toprak elementleri, ulaştırma bağlantıları ve uzay teknolojileri öne çıktı. Türkmenistan Cumhurbaşkanı Serdar Berdimuhamedov’un konuşmasındayeşil dönüşüm ve hidrojen enerjisi”ni öncelik olarak vurgulaması, Japon şirketlerinin bölgedeki teknoloji yatırımlarının artacağınaişaret ediyor. Bu tablo, Orta Asya’nın sadece enerji ve lojistik değil, aynı zamanda yüksek teknoloji rekabetinin de yeni sahnesi haline geldiğini gösteriyor.

Türkiye açısından ise asıl dikkat çekici olan, bu zirvenin neredeyse hiç tartışılmamış olması. Oysa Ankara’nın hem Türk Devletleri Teşkilatı hem de Orta Koridor vizyonu açısından Japonya’nın bölgeye dönüşü kritik önemde. Japonya, 1990’larda Orta Asya’da en etkin dış aktörlerden biriydi; şimdi bu rolü yeniden üstlenmeye hazırlanıyor. Bu dönüş, Türkiye’nin bölgedeki ekonomik ve diplomatik manevra alanını genişletebilecek bir fırsat sunuyor. İki dost ülkenin bölgedeki etkisi birbirini tamamlar nitelikte. Dünyadan koparılıp uzun zaman Sovyet ve Rus emperyalizmi ile ezilip sömürülen ve şimdi de daha sinsi bir emperyalistin ağına düşmekte olan bölge için, iki ülkenin bölgede ortaklıklar kurması, belki de Orta Asya’nın geleceğini şekillendirecek barışçıl bir alternatif çıkış kapısı üretecektir.

Orta Asya’nın geleceğinde yeni bir sayfa açan Tokyo Zirvesi’ni anlamak için Orta Asya’nın jeopolitik doğasını doğru okumak gerekiyor. Tokyo’nun 28 milyar dolarlık yatırım paketi, kritik minerallerde ortaklık, hidrojen enerjisi ve yüksek teknoloji projeleri, Japonya’yı bölgedeki rekabete yeniden dahil ediyor. Bu, Orta Asya’nın çok katmanlı bir rekabetin merkezi olma konumunu güçlendiriyor.

Orta Asya, Rusya’nın Ukrayna savaşı sonrası zayıflayan etkisi, Çin’in artan stratejik ağırlığı, AB’nin artan ilgisi, ABD’nin denkleme Zengezur Koridoru’yla tekrar girmesi ve Japonya’nın aksiyona dönüşen ilgisi arasında yeni bir jeopolitik şekillenme yaşıyor. Tüm bu katmanlar üst üste geldiğinde, bölgeyi 21. yüzyılın en sessiz ama en kritik güç mücadelesine, adeta “Matruşka Hegemonya” modelinin canlı bir sahnesine dönüştürüyor.

Bu denklemde Türkiye’nin hem tarihsel bağları hem de lojistik avantajları nedeniyle oynayabileceği rol büyük. Fakat bu rolün farkına varmak için önce bölgedeki gelişmeleri doğru okumak, sonra da kamuoyunda görünür kılmak gerekiyor

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.