Bu yazı yayına girdiğinde belki İran'a dönük operasyon ve karşı hamleler başlamış olabilir. Birkaç haftadır gün sayılır vaziyette iken, görüşme trafiği de devam ediyor. Önce barış ihtimaline dair beklentiyi genel hatlarıyla ele almaya çalışalım.
İsrail, İran'ın desteklediği Yemen Husilerini, Lübnan Hizbullah'ı ve Irak'ta Haşdi Şabi gibi yapıları doğrudan kendisine yönelik tehdit olarak görüyor.
Dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri'nin, İran'ı ve müttefiklerini durdurması için büyük bir ısrar sergiliyor.
Trump, her şeye rağmen, aynı hedefe görüşme yoluyla ulaşma ihtimalini deniyor. Bu ne kadar mümkün olabilir ?
İran yönetimi, en azından ülke bütünlüğünü korumak için, bölgesel siyaset iddialarından ve buna dair kullandığı, kullana geldiği yöntemlerden geri adım atabilir mi ?
İran diplomasisinin esnekliği ile temel devlet politikasının vazgeçilmezleri arasındaki denge hangi noktada kurulacak. İran yönetimi, bölgesel güç ve dolayısıyla İsrail için tehdit oluşturma pozisyonundan vazgeçerse, elbette saldırı olmayabilir. Ancak bu kararı almak da, İran yönetimi için kolay olmayacaktır.
Nihayetinde, İsrail yönetimi, nasıl İran'ı kendisine yönelik tehdit olarak görüyorsa, İran'daİsrail'in varlığını kabullenmiyor. Savaş ve diplomasi birbirinin ayrılmaz parçasıdır.
Hiçbir savaş, diplomasinin tamamen ortadan kalktığı bir bağlamda ele alınamaz. Aynı şekilde hiçbir müzakere süreci de, savaş ihtimalinden bağımsız düşünülemez. Savaş ya da diplomasi, hedefe ulaşmanın yöntemleridir. Hedef noktasında uzlaşma ihtimali, aynı zamanda yöntem tercihleri ile de doğrudan ilişkilidir.
Eğer müzakerelerde sonuç alınamaz ve beklenen Amerikan saldırısı gerçekleşirse, muhtemelen İran ve müttefikleri birlikte harekete geçecekler. Bu durumda, ABD ve İsrail, İran ile çatışmayı kontrollü biçimde askıya alıp, doğrudan müttefiklerini imha'ya yönelebilir.
Yemen'i, Lübnan'ı ve Irak'ı çatışmanın içine çekmek, tam da öncelikli tercih olabilir. Bu durumda Amerika ve İsrail operasyonu başarılı kabul ederken, İran'da doğrudan topraklarına yönelik saldırıyıaz zayiatla atlatmış olabilir.
Bu durumda yeni bir Ortadoğu tasarımının, yeni bir statiko oluşturmanın koşulları büyük oranda oluşabilir. Ancak iş bu kadar kontrollü seyretmez ve İran, karşı saldırısını imha odaklı yürütmeye yönelirse, Ortadoğu'da işlerim tümüyle kontrolden çıkabilir.
Bu senaryoda, özellikle içinde Şii nüfus bulunan Körfez ülkeleri için çok daha radikal kırılma ve gelişmeler kaçınılmaz hale gelebilir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ayhan Bilgen
İmkansız Barış Ve Kontrolsüz Savaş
Bu yazı yayına girdiğinde belki İran'a dönük operasyon ve karşı hamleler başlamış olabilir. Birkaç haftadır gün sayılır vaziyette iken, görüşme trafiği de devam ediyor. Önce barış ihtimaline dair beklentiyi genel hatlarıyla ele almaya çalışalım.
İsrail, İran'ın desteklediği Yemen Husilerini, Lübnan Hizbullah'ı ve Irak'ta Haşdi Şabi gibi yapıları doğrudan kendisine yönelik tehdit olarak görüyor.
Dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri'nin, İran'ı ve müttefiklerini durdurması için büyük bir ısrar sergiliyor.
Trump, her şeye rağmen, aynı hedefe görüşme yoluyla ulaşma ihtimalini deniyor. Bu ne kadar mümkün olabilir ?
İran yönetimi, en azından ülke bütünlüğünü korumak için, bölgesel siyaset iddialarından ve buna dair kullandığı, kullana geldiği yöntemlerden geri adım atabilir mi ?
İran diplomasisinin esnekliği ile temel devlet politikasının vazgeçilmezleri arasındaki denge hangi noktada kurulacak. İran yönetimi, bölgesel güç ve dolayısıyla İsrail için tehdit oluşturma pozisyonundan vazgeçerse, elbette saldırı olmayabilir. Ancak bu kararı almak da, İran yönetimi için kolay olmayacaktır.
Nihayetinde, İsrail yönetimi, nasıl İran'ı kendisine yönelik tehdit olarak görüyorsa, İran'da İsrail'in varlığını kabullenmiyor. Savaş ve diplomasi birbirinin ayrılmaz parçasıdır.
Hiçbir savaş, diplomasinin tamamen ortadan kalktığı bir bağlamda ele alınamaz. Aynı şekilde hiçbir müzakere süreci de, savaş ihtimalinden bağımsız düşünülemez. Savaş ya da diplomasi, hedefe ulaşmanın yöntemleridir. Hedef noktasında uzlaşma ihtimali, aynı zamanda yöntem tercihleri ile de doğrudan ilişkilidir.
Eğer müzakerelerde sonuç alınamaz ve beklenen Amerikan saldırısı gerçekleşirse, muhtemelen İran ve müttefikleri birlikte harekete geçecekler. Bu durumda, ABD ve İsrail, İran ile çatışmayı kontrollü biçimde askıya alıp, doğrudan müttefiklerini imha'ya yönelebilir.
Yemen'i, Lübnan'ı ve Irak'ı çatışmanın içine çekmek, tam da öncelikli tercih olabilir. Bu durumda Amerika ve İsrail operasyonu başarılı kabul ederken, İran'da doğrudan topraklarına yönelik saldırıyı az zayiatla atlatmış olabilir.
Bu durumda yeni bir Ortadoğu tasarımının, yeni bir statiko oluşturmanın koşulları büyük oranda oluşabilir. Ancak iş bu kadar kontrollü seyretmez ve İran, karşı saldırısını imha odaklı yürütmeye yönelirse, Ortadoğu'da işlerim tümüyle kontrolden çıkabilir.
Bu senaryoda, özellikle içinde Şii nüfus bulunan Körfez ülkeleri için çok daha radikal kırılma ve gelişmeler kaçınılmaz hale gelebilir.