Gülerek Direnmek: Feride ve Modern Kadınlığın Çelişkileri
Yazının Giriş Tarihi: 08.02.2026 13:18
Yazının Güncellenme Tarihi: 08.02.2026 14:07
Bazen bir karakter gelir ve sadece bir hikaye anlatmaz; içinde yaşadığımız toplumun aynasını da tutar. HBO Max’te yayımlanan yetişkin animasyon dizisi Feride, benim için tam olarak böyle bir yapım. İlk bakışta renkli, absürt ve eğlenceli görünen bu dizi, aslında modern kadının görünmeyen yüklerini, toplumsal cinsiyet rollerinin ağırlığını ve kadın olmanın bitmeyen mücadelesini incelikli bir mizahla anlatıyor.
Feride’yi izlerken şunu düşündüm: Kadınlar gerçekten ne kadar özgür? Eğitim alabiliyor, çalışabiliyor, şehirlerde tek başına yaşayabiliyor olabiliriz. Ancak özgürlük yalnızca fiziksel alanlarla ölçülmüyor; asıl mesele zihinsel ve kültürel sınırlar. Tam da bu noktada Feride, modernlik ile gelenek arasında sıkışmış bir kadın figürü olarak karşımıza çıkıyor.
Kadınlık Hala Bir Performans mı?
Toplumsal cinsiyet kuramı bize kadınlığın ve erkekliğin biyolojik değil, büyük ölçüde toplumsal olarak inşa edilen kimlikler olduğunu söyler. Judith Butler’ın “toplumsal cinsiyet performativitesi” kavramına göre kadınlık, tekrar eden davranışlar yoluyla üretilir: nazik ol, fazla öfkelenme, çok gülme, dikkat çekme ama aşırı da görünür olma.
Feride ise bu performansı reddeden bir karakter. Damacana taşıyan, matkap kullanan, gerektiğinde ilişkiyi ilk bitiren, romantik kurtarıcılar beklemeyen bir kadın izliyoruz. Bu yönüyle Feride, yalnızca bir karakter değil; kadınlara biçilen “makbul kadın” kalıbına yöneltilmiş sessiz ama güçlü bir itiraz.
Çünkü toplum hala kadınlardan çelişkili şeyler bekliyor: Hem güçlü ol, hem yumuşak kal. Hem kariyer yap, hem aileyi ihmal etme. Hem bağımsız ol, hem fazla özgür görünme. Bu imkansız denge hali, modern kadının en görünmez yorgunluklarından biri.
Kamusal Alanda Güçlü, Özel Alanda Uyumlu Olma Baskısı
Feminist literatürde sıkça tartışılan kamusal–özel alan ayrımı, Feride’nin hayatında somut bir karşılık buluyor. İş yerinde ciddi, stratejik ve güçlü olmak zorunda. Çünkü erkek egemen çalışma kültüründe kadınlar çoğu zaman yeterince “otoriter” görünmezlerse ciddiye alınmayacaklarını bilirler.
Ama aynı kadın eve gittiğinde bambaşka bir beklentiyle karşılaşır: Daha uyumlu ol. Daha sakin ol. Daha “iyi bir kız” ol. İşte patriyarkanın en rafine biçimlerinden biri tam da burada ortaya çıkar. Kadınlara alan açılıyor gibi görünür; fakat bu alanın nasıl kullanılacağı önceden belirlenmiştir.
Feride’nin ailesiyle olan gerilimleri bana hep şu soruyu düşündürdü: Modernleşme gerçekten zihinsel bir dönüşüm mü, yoksa yalnızca yaşam tarzı değişimi mi? Çünkü birçok kadın bugün ekonomik olarak bağımsız olsa bile, karar alma özgürlüğü söz konusu olduğunda hala görünmez sınırlarla çevrili.
Patriyarka Artık Daha Sessiz — Ama Daha Derin
Geleneksel patriyarka açıktı; kadınların ne yapıp yapamayacağı nettir. Modern patriyarka ise daha karmaşık çalışır. Yasaklamaz, yönlendirir. Bastırmaz, suçluluk hissettirir. Feride’nin sürekli “doğru mu yapıyorum?” diye sorgulaması tesadüf değil. Bu, modern kadının içselleştirilmiş denetim mekanizmasıdır.
Foucault’nun öz-denetim kavramını hatırlatan bu durum, artık kadınları kontrol etmek için dışsal otoritelere gerek olmadığını gösterir; kadınlar çoğu zaman kendilerini denetlerler. Fazla iddialı görünmemeye çalışır, fazla talepkar olmaktan çekinir, fazla öfkeli görünürse “zor kadın” etiketi yiyeceğini bilir.
Feride’nin terapi sahneleri bu yüzden bana çok gerçek geliyor. Güçlü kadın mitinin altında büyük bir tükenmişlik saklı. Çünkü “her şeyi başarabilen kadın” ideali, aslında yeni bir baskı biçimi yaratıyor.
Romantik İlişkilerde Değişen Güç Dengesi
Popüler kültür uzun yıllar kadını bekleyen, sabreden, ilişkiyi ayakta tutan taraf olarak resmetti. Oysa Feride, ilişkide kalmayı değil gerekirse gitmeyi seçebilen bir karakter. Bu küçük gibi görünen tercih aslında feminist düşüncenin merkezindeki bir meseleye işaret eder: Kadının özne olması.
Simone de Beauvoir, kadının tarih boyunca “öteki” konumuna itildiğini söyler. Erkek özne, kadın ise tamamlayıcıdır. Feride bu denklemi bozuyor. Bir ilişki onu küçültüyorsa kalmıyor. Sevgi adı altında sunulan yoğun ilgiyi sorguluyor. “Love bombing” gibi manipülatif davranışları fark edebiliyor. En önemlisi şu: Yalnız kalmayı bir başarısızlık olarak görmüyor.
Bugünün dünyasında bu, sandığımızdan çok daha radikal bir tavır.
Mizah Bir Direniş Biçimi Olabilir mi?
Feride’nin en güçlü yanı belki de tam burada yatıyor: Anlatısını mizah üzerinden kuruyor. Gülmek çoğu zaman politik bir eylemdir. Çünkü mizah, normallik iddiasındaki yapıları görünür kılar. Bir kadının damacana taşıması neden komik olsun? Matkap kullanması neden şaşırtıcı görülsün?
Tam da bu sorular, toplumsal cinsiyet kalıplarının ne kadar yapay olduğunu açığa çıkarır. Animasyon formu da bu eleştiriyi yumuşatmadan iletebiliyor. Dramın didaktikleşeceği yerde mizah devreye giriyor ve savunma duvarlarını indiriyor.
Belki de bu yüzden Feride bana göre yalnızca bir karakter değil; popüler kültür içinde yer bulan bir feminist söylem.
Kadın Dayanışmasının Sessiz Gücü
Dizide beni etkileyen bir diğer nokta kadın karakterlerin çeşitliliği oldu. Feride ve Pınar arasındaki ilişki, kadın dayanışmasının gündelik hayattaki karşılığı gibi. Çünkü patriyarka yalnızca erkekler üzerinden işlemez; kadınlar da bazen bu düzenin taşıyıcısı olabilir. Ancak dayanışma başladığında dengeler değişir.
Bir kadının diğerine “Bu sana iyi gelmiyor.” diyebilmesi bile dönüştürücü bir güçtür.
Feride Neden Önemli?
Türkiye’de kadın temsilleri uzun süre iki uç arasında sıkıştı: ya kusursuz fedakar kadın ya da sürekli mağdur edilen kadın. Feride ise hataları olan, yorulan, öfkelenen, gülen, kaçan, vazgeçen ama yeniden başlayan bir kadın. Yani gerçek.
Bu gerçeklik çok kıymetli. Çünkü temsil meselesi yalnızca ekranda kimi gördüğümüzle ilgili değildir; mümkün olan hayatların sınırını da belirler. Görebildiğimiz kadarını hayal ederiz.
Feride bize şunu hatırlatıyor: Kadınlar tek bir biçimde var olmaz.
Ne sadece güçlü,
Ne sadece kırılgan,
Ne sadece kariyer odaklı,
Ne sadece duygusal...
Kadınlık çoğuldur.
Feride’yi izledikten sonra zihnimde şu soru kaldı: Kadınlar gerçekten özgürleşiyor mu, yoksa sadece roller mi değişiyor? Belki artık “itaatkar kadın” yerine “her şeyi başaran kadın” ideali konuyor. Ama her iki durumda da beklentiler kadınların omuzlarında bir ağırlık yaratıyor.
Gerçek eşitlik, kadınların nasıl olmaları gerektiğinin dayatılmadığı noktada başlayacak. Feride’nin yaptığı tam da bu: Nasıl olması gerektiğini reddetmek.
Belki de bu yüzden, kahkaha attıran bir animasyon karakterinden çok daha fazlası.
Feride bize şunu hatırlatıyor: Kendi hikayenin öznesi ol. Rol yapmayı bırak. Gerekirse normları gülerek yık.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Azra Yılmaz
Gülerek Direnmek: Feride ve Modern Kadınlığın Çelişkileri
Bazen bir karakter gelir ve sadece bir hikaye anlatmaz; içinde yaşadığımız toplumun aynasını da tutar. HBO Max’te yayımlanan yetişkin animasyon dizisi Feride, benim için tam olarak böyle bir yapım. İlk bakışta renkli, absürt ve eğlenceli görünen bu dizi, aslında modern kadının görünmeyen yüklerini, toplumsal cinsiyet rollerinin ağırlığını ve kadın olmanın bitmeyen mücadelesini incelikli bir mizahla anlatıyor.
Feride’yi izlerken şunu düşündüm: Kadınlar gerçekten ne kadar özgür? Eğitim alabiliyor, çalışabiliyor, şehirlerde tek başına yaşayabiliyor olabiliriz. Ancak özgürlük yalnızca fiziksel alanlarla ölçülmüyor; asıl mesele zihinsel ve kültürel sınırlar. Tam da bu noktada Feride, modernlik ile gelenek arasında sıkışmış bir kadın figürü olarak karşımıza çıkıyor.
Kadınlık Hala Bir Performans mı?
Toplumsal cinsiyet kuramı bize kadınlığın ve erkekliğin biyolojik değil, büyük ölçüde toplumsal olarak inşa edilen kimlikler olduğunu söyler. Judith Butler’ın “toplumsal cinsiyet performativitesi” kavramına göre kadınlık, tekrar eden davranışlar yoluyla üretilir: nazik ol, fazla öfkelenme, çok gülme, dikkat çekme ama aşırı da görünür olma.
Feride ise bu performansı reddeden bir karakter. Damacana taşıyan, matkap kullanan, gerektiğinde ilişkiyi ilk bitiren, romantik kurtarıcılar beklemeyen bir kadın izliyoruz. Bu yönüyle Feride, yalnızca bir karakter değil; kadınlara biçilen “makbul kadın” kalıbına yöneltilmiş sessiz ama güçlü bir itiraz.
Çünkü toplum hala kadınlardan çelişkili şeyler bekliyor: Hem güçlü ol, hem yumuşak kal. Hem kariyer yap, hem aileyi ihmal etme. Hem bağımsız ol, hem fazla özgür görünme. Bu imkansız denge hali, modern kadının en görünmez yorgunluklarından biri.
Kamusal Alanda Güçlü, Özel Alanda Uyumlu Olma Baskısı
Feminist literatürde sıkça tartışılan kamusal–özel alan ayrımı, Feride’nin hayatında somut bir karşılık buluyor. İş yerinde ciddi, stratejik ve güçlü olmak zorunda. Çünkü erkek egemen çalışma kültüründe kadınlar çoğu zaman yeterince “otoriter” görünmezlerse ciddiye alınmayacaklarını bilirler.
Ama aynı kadın eve gittiğinde bambaşka bir beklentiyle karşılaşır: Daha uyumlu ol. Daha sakin ol. Daha “iyi bir kız” ol. İşte patriyarkanın en rafine biçimlerinden biri tam da burada ortaya çıkar. Kadınlara alan açılıyor gibi görünür; fakat bu alanın nasıl kullanılacağı önceden belirlenmiştir.
Feride’nin ailesiyle olan gerilimleri bana hep şu soruyu düşündürdü: Modernleşme gerçekten zihinsel bir dönüşüm mü, yoksa yalnızca yaşam tarzı değişimi mi? Çünkü birçok kadın bugün ekonomik olarak bağımsız olsa bile, karar alma özgürlüğü söz konusu olduğunda hala görünmez sınırlarla çevrili.
Patriyarka Artık Daha Sessiz — Ama Daha Derin
Geleneksel patriyarka açıktı; kadınların ne yapıp yapamayacağı nettir. Modern patriyarka ise daha karmaşık çalışır. Yasaklamaz, yönlendirir. Bastırmaz, suçluluk hissettirir. Feride’nin sürekli “doğru mu yapıyorum?” diye sorgulaması tesadüf değil. Bu, modern kadının içselleştirilmiş denetim mekanizmasıdır.
Foucault’nun öz-denetim kavramını hatırlatan bu durum, artık kadınları kontrol etmek için dışsal otoritelere gerek olmadığını gösterir; kadınlar çoğu zaman kendilerini denetlerler. Fazla iddialı görünmemeye çalışır, fazla talepkar olmaktan çekinir, fazla öfkeli görünürse “zor kadın” etiketi yiyeceğini bilir.
Feride’nin terapi sahneleri bu yüzden bana çok gerçek geliyor. Güçlü kadın mitinin altında büyük bir tükenmişlik saklı. Çünkü “her şeyi başarabilen kadın” ideali, aslında yeni bir baskı biçimi yaratıyor.
Romantik İlişkilerde Değişen Güç Dengesi
Popüler kültür uzun yıllar kadını bekleyen, sabreden, ilişkiyi ayakta tutan taraf olarak resmetti. Oysa Feride, ilişkide kalmayı değil gerekirse gitmeyi seçebilen bir karakter. Bu küçük gibi görünen tercih aslında feminist düşüncenin merkezindeki bir meseleye işaret eder: Kadının özne olması.
Simone de Beauvoir, kadının tarih boyunca “öteki” konumuna itildiğini söyler. Erkek özne, kadın ise tamamlayıcıdır. Feride bu denklemi bozuyor. Bir ilişki onu küçültüyorsa kalmıyor. Sevgi adı altında sunulan yoğun ilgiyi sorguluyor. “Love bombing” gibi manipülatif davranışları fark edebiliyor. En önemlisi şu: Yalnız kalmayı bir başarısızlık olarak görmüyor.
Bugünün dünyasında bu, sandığımızdan çok daha radikal bir tavır.
Mizah Bir Direniş Biçimi Olabilir mi?
Feride’nin en güçlü yanı belki de tam burada yatıyor: Anlatısını mizah üzerinden kuruyor. Gülmek çoğu zaman politik bir eylemdir. Çünkü mizah, normallik iddiasındaki yapıları görünür kılar. Bir kadının damacana taşıması neden komik olsun? Matkap kullanması neden şaşırtıcı görülsün?
Tam da bu sorular, toplumsal cinsiyet kalıplarının ne kadar yapay olduğunu açığa çıkarır. Animasyon formu da bu eleştiriyi yumuşatmadan iletebiliyor. Dramın didaktikleşeceği yerde mizah devreye giriyor ve savunma duvarlarını indiriyor.
Belki de bu yüzden Feride bana göre yalnızca bir karakter değil; popüler kültür içinde yer bulan bir feminist söylem.
Kadın Dayanışmasının Sessiz Gücü
Dizide beni etkileyen bir diğer nokta kadın karakterlerin çeşitliliği oldu. Feride ve Pınar arasındaki ilişki, kadın dayanışmasının gündelik hayattaki karşılığı gibi. Çünkü patriyarka yalnızca erkekler üzerinden işlemez; kadınlar da bazen bu düzenin taşıyıcısı olabilir. Ancak dayanışma başladığında dengeler değişir.
Bir kadının diğerine “Bu sana iyi gelmiyor.” diyebilmesi bile dönüştürücü bir güçtür.
Feride Neden Önemli?
Türkiye’de kadın temsilleri uzun süre iki uç arasında sıkıştı: ya kusursuz fedakar kadın ya da sürekli mağdur edilen kadın. Feride ise hataları olan, yorulan, öfkelenen, gülen, kaçan, vazgeçen ama yeniden başlayan bir kadın. Yani gerçek.
Bu gerçeklik çok kıymetli. Çünkü temsil meselesi yalnızca ekranda kimi gördüğümüzle ilgili değildir; mümkün olan hayatların sınırını da belirler. Görebildiğimiz kadarını hayal ederiz.
Feride bize şunu hatırlatıyor: Kadınlar tek bir biçimde var olmaz.
Ne sadece güçlü,
Ne sadece kırılgan,
Ne sadece kariyer odaklı,
Ne sadece duygusal...
Kadınlık çoğuldur.
Feride’yi izledikten sonra zihnimde şu soru kaldı: Kadınlar gerçekten özgürleşiyor mu, yoksa sadece roller mi değişiyor? Belki artık “itaatkar kadın” yerine “her şeyi başaran kadın” ideali konuyor. Ama her iki durumda da beklentiler kadınların omuzlarında bir ağırlık yaratıyor.
Gerçek eşitlik, kadınların nasıl olmaları gerektiğinin dayatılmadığı noktada başlayacak. Feride’nin yaptığı tam da bu: Nasıl olması gerektiğini reddetmek.
Belki de bu yüzden, kahkaha attıran bir animasyon karakterinden çok daha fazlası.
Feride bize şunu hatırlatıyor: Kendi hikayenin öznesi ol. Rol yapmayı bırak. Gerekirse normları gülerek yık.