Herkes İyi Olmak Zorundaymış Gibi: Sürekli Mutlu Olma Baskısı
Yazının Giriş Tarihi: 11.01.2026 14:40
Yazının Güncellenme Tarihi: 11.01.2026 14:41
Bazen gerçekten iyi değiliz. Ama bunu söylemek neredeyse yasak gibi. “Nasılsın?” sorusuna dürüstçe cevap vermek yerine, otomatik bir refleksle “iyiyim” diyoruz. Çünkü iyi olmak bir hâl değil, bir zorunluluk hâline geldi. Kötüysen, yorgunsan, kafan karışıksa, sanki sistemde bir hata varmış gibi hissettiriliyor insana.
Her yer mutlulukla dolu. Sosyal medyada gülen yüzler, motive eden cümleler, “pozitif düşün, evrene enerji gönder” tavsiyeleri… Elbette iyi hissetmek istemek çok insani. Ama sürekli iyi hissetmek zorundaymışız gibi davranılması, insanı daha da kötü hissettirmiyor mu?
Bazen mutsuzluğun adı hemen konuyor: nankörlük, tembellik, şükretmemek. Oysa insan dediğimiz şey, sadece mutlu anlardan ibaret değil. Kaygı da var, sıkılmak da var, anlam arayışı da var. Hepsi bir arada. Ama biz, sanki yalnızca mutlu tarafımız kabul edilebilir gibi davranıyoruz. Diğer duygular gizlenmesi gereken kusurlar gibi.
Bu baskı en çok da yalnızken hissediliyor. Kalabalıklar dağıldığında, telefon sessize alındığında, “iyi olma” performansı bittiğinde… İşte tam orada, gerçekten ne hissettiğimizle baş başa kalıyoruz. Ve çoğu zaman o his, paylaşmaya cesaret edemediğimiz kadar karmaşık oluyor.
Belki de sorun, mutsuz olmamız değil. Mutsuzluğa tahammül edemememiz. Hem kendi mutsuzluğumuza hem başkasınınkine. Bir arkadaşımız içini dökmeye başladığında hemen çözüm üretmeye çalışıyoruz. “Boş ver”, “takma kafana”, “her şey geçer” diyoruz. Çünkü durup dinlemek zor geliyor. Kötü hislerle aynı odada kalmak rahatsız edici.
Oysa bazen tek ihtiyaç duyulan şey, iyi olmaya zorlanmadan kötü hissedebilmek. Bir süreliğine düşmek, durmak, anlamaya çalışmak. Mutluluk belki de bir hedef değil; her şeyi yolunda giden insanların ödülü hiç değil. Belki sadece, hayatla kurulan dürüst bir ilişkinin ara sıra uğrayan misafiri.
İyi olmak zorunda değiliz. Sürekli güçlü, neşeli, motive de olmak zorunda değiliz. İnsan olmak, biraz da dağılmayı göze almak demek. Ve belki en büyük rahatlama, bunu kendimize itiraf ettiğimiz anda başlıyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Elifnur Gökmenoğlu
Herkes İyi Olmak Zorundaymış Gibi: Sürekli Mutlu Olma Baskısı
Bazen gerçekten iyi değiliz. Ama bunu söylemek neredeyse yasak gibi. “Nasılsın?” sorusuna dürüstçe cevap vermek yerine, otomatik bir refleksle “iyiyim” diyoruz. Çünkü iyi olmak bir hâl değil, bir zorunluluk hâline geldi. Kötüysen, yorgunsan, kafan karışıksa, sanki sistemde bir hata varmış gibi hissettiriliyor insana.
Her yer mutlulukla dolu. Sosyal medyada gülen yüzler, motive eden cümleler, “pozitif düşün, evrene enerji gönder” tavsiyeleri… Elbette iyi hissetmek istemek çok insani. Ama sürekli iyi hissetmek zorundaymışız gibi davranılması, insanı daha da kötü hissettirmiyor mu?
Bazen mutsuzluğun adı hemen konuyor: nankörlük, tembellik, şükretmemek. Oysa insan dediğimiz şey, sadece mutlu anlardan ibaret değil. Kaygı da var, sıkılmak da var, anlam arayışı da var. Hepsi bir arada. Ama biz, sanki yalnızca mutlu tarafımız kabul edilebilir gibi davranıyoruz. Diğer duygular gizlenmesi gereken kusurlar gibi.
Bu baskı en çok da yalnızken hissediliyor. Kalabalıklar dağıldığında, telefon sessize alındığında, “iyi olma” performansı bittiğinde… İşte tam orada, gerçekten ne hissettiğimizle baş başa kalıyoruz. Ve çoğu zaman o his, paylaşmaya cesaret edemediğimiz kadar karmaşık oluyor.
Belki de sorun, mutsuz olmamız değil. Mutsuzluğa tahammül edemememiz. Hem kendi mutsuzluğumuza hem başkasınınkine. Bir arkadaşımız içini dökmeye başladığında hemen çözüm üretmeye çalışıyoruz. “Boş ver”, “takma kafana”, “her şey geçer” diyoruz. Çünkü durup dinlemek zor geliyor. Kötü hislerle aynı odada kalmak rahatsız edici.
Oysa bazen tek ihtiyaç duyulan şey, iyi olmaya zorlanmadan kötü hissedebilmek. Bir süreliğine düşmek, durmak, anlamaya çalışmak. Mutluluk belki de bir hedef değil; her şeyi yolunda giden insanların ödülü hiç değil. Belki sadece, hayatla kurulan dürüst bir ilişkinin ara sıra uğrayan misafiri.
İyi olmak zorunda değiliz. Sürekli güçlü, neşeli, motive de olmak zorunda değiliz. İnsan olmak, biraz da dağılmayı göze almak demek. Ve belki en büyük rahatlama, bunu kendimize itiraf ettiğimiz anda başlıyor.