SON DAKİKA

Sıkılmayı Özlemek

Yazının Giriş Tarihi: 22.02.2026 15:05
Yazının Güncellenme Tarihi: 22.02.2026 15:07

Sıkılmayı Özlemek

Sıkılmak artık kaçınılması gereken bir durum gibi görülüyor. Boşluk oluşur oluşmaz elimiz telefona gidiyor, bir şey izliyoruz, bir şey dinliyoruz, bir şeylere bakıyoruz. Beklemek, oyalanmadan durmak, hiçbir şey yapmamak neredeyse tahammül edilemez hâle geldi.

Oysa bir zamanlar sıkılmak hayatın doğal bir parçasıydı. Uzun yolculuklar, sessiz öğleden sonraları, yapılacak bir şey bulunamayan anlar… O boşluklar rahatsız ediciydi belki ama aynı zamanda zihnin nefes aldığı yerlerdi.

Bugün sıkılmıyoruz; uyarılıyoruz. Sürekli. Bildirimlerle, içeriklerle, önerilerle, akışlarla. Zihnimiz bir an bile kendi hâline bırakılmıyor. Ve belki de bu yüzden düşünmek yerine tüketmeye, hayal kurmak yerine kaydırmaya daha alışkın hâle geliyoruz.

Oysa yaratıcılık çoğu zaman dolulukta değil, boşlukta ortaya çıkar. Zihin sıkıldığında bir şey üretmeye başlar. Bağlantılar kurar, eski düşünceleri yeniden düzenler, sorular sorar. Hiçbir şey yapmadığımızı sandığımız anlar, aslında iç dünyamızın en hareketli zamanları olabilir.

Sıkılmak, zihnin “başka ne var?” diye sorduğu andır. Bu soru olmadan keşif de zorlaşır. Sürekli cevaplara maruz kalan bir zihin, soru sormayı unutabilir.

Belki de bu yüzden çocuklukta yaratıcılık daha güçlüdür. Çünkü çocuklar her an uyarılmadığında oyun icat eder, hikâyeler kurar, dünyayı yeniden hayal eder. Yetişkinlikte ise boşlukları hızla doldurmayı öğreniriz. Sessizlik rahatsız edici, yavaşlık verimsiz, sıkılmak ise zaman kaybı gibi görünür.

Oysa sıkılmak zaman kaybı değil, zihinsel alan açmaktır. Her an dolu olan bir zihin yeni bir şey üretemez. Sürekli konuşulan bir odada kimse düşünemez. Yaratıcılık biraz sessizlik, biraz boşluk ve biraz da yönsüzlük ister.

Sıkılmayı ortadan kaldırmaya çalıştıkça, belki de düşünme kapasitemizi de törpülüyoruz. Çünkü en iyi fikirler çoğu zaman planlanmış anlarda değil, dalgınlıkta gelir. Yürürken, beklerken, camdan dışarı bakarken… Yani tam da sıkıldığımızı sandığımız anlarda.

Belki mesele sıkılmamak değil, sıkılmaya tahammül edebilmek. Zihnin dolaşmasına izin vermek. Her boşluğu doldurmamak. Kendimizle baş başa kalmanın ilk adımı çoğu zaman tam da bu küçük boşluklardan geçiyor.

Ve belki kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:

Sıkılmayı ortadan kaldırırken, hayal kurma kapasitemizi de azaltıyor olabilir miyiz?

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.