Yakın dönemde ülke gündemini oldukça fazla meşgul eden “SSÇ” kavramını biraz daha yakından ele almak istiyorum. Henüz 13 yaşındaki bireylerin akıl almaz suçlarla anılması ve çevresindekiler için ciddi bir tehlike arz ediyor oluşu, bizleri “çocuk” kavramını yeniden sorgulamaya itiyor. “Suça sürüklenme” ifadesi ise çoğu zaman faillerin adını temize çekmeye yarayan bir perde gibi kullanılıyor. Ancak bir yetişkin gibi suç işleyip çocuk gibi yargılanmayı beklemek adalet değil, bir kaçıştır.
Bugün adliye koridorlarını dolduran yaşı küçük ama suçu büyük failler, aslında çok daha önce, okul çağlarında alarm vermeye başlıyor. Yaşıtlarına uyguladıkları akran zorbalığı, bu sürecin ilk adımı oluyor. Sistematik biçimde şiddeti hayatının normali hâline getirmiş olan ve “suça sürüklenen çocuk” olarak adlandırılan bu failler, uyguladıkları şiddete en yakın çevrelerinden, yani akranlarından başlıyor. Burada asıl sorulması gereken soru şu: Failin yaşı bizler için bu kadar önemliyken, mağdurun da bir çocuk olması neden bir önem arz etmiyor?
Akran zorbalığıyla başlayan ve ardından bilinçli bir şekilde, sistematik olarak şiddete devam eden failleri“SSÇ” olarak tanımlayıp sorumluluktan arındırmaktan vazgeçmeliyiz. Çünkü bu kavram, çoğu zaman gerçeği yumuşatıyor, suçu küçültüyor ve mağdurun yaşadığı travmayı görünmez kılıyor.
Eğer gerçekten çocukları korumak istiyorsak, önce kelimelerimizle suçu meşrulaştırmaktan vazgeçmeli, sorumluluğu doğru yerde aramalıyız.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Hazal Bilgen
Akran Zorbalığı: SSÇ’nin Provası
Yakın dönemde ülke gündemini oldukça fazla meşgul eden “SSÇ” kavramını biraz daha yakından ele almak istiyorum. Henüz 13 yaşındaki bireylerin akıl almaz suçlarla anılması ve çevresindekiler için ciddi bir tehlike arz ediyor oluşu, bizleri “çocuk” kavramını yeniden sorgulamaya itiyor. “Suça sürüklenme” ifadesi ise çoğu zaman faillerin adını temize çekmeye yarayan bir perde gibi kullanılıyor. Ancak bir yetişkin gibi suç işleyip çocuk gibi yargılanmayı beklemek adalet değil, bir kaçıştır.
Bugün adliye koridorlarını dolduran yaşı küçük ama suçu büyük failler, aslında çok daha önce, okul çağlarında alarm vermeye başlıyor. Yaşıtlarına uyguladıkları akran zorbalığı, bu sürecin ilk adımı oluyor. Sistematik biçimde şiddeti hayatının normali hâline getirmiş olan ve “suça sürüklenen çocuk” olarak adlandırılan bu failler, uyguladıkları şiddete en yakın çevrelerinden, yani akranlarından başlıyor. Burada asıl sorulması gereken soru şu:
Failin yaşı bizler için bu kadar önemliyken, mağdurun da bir çocuk olması neden bir önem arz etmiyor?
Akran zorbalığıyla başlayan ve ardından bilinçli bir şekilde, sistematik olarak şiddete devam eden failleri “SSÇ” olarak tanımlayıp sorumluluktan arındırmaktan vazgeçmeliyiz. Çünkü bu kavram, çoğu zaman gerçeği yumuşatıyor, suçu küçültüyor ve mağdurun yaşadığı travmayı görünmez kılıyor.
Eğer gerçekten çocukları korumak istiyorsak, önce kelimelerimizle suçu meşrulaştırmaktan vazgeçmeli, sorumluluğu doğru yerde aramalıyız.