Akademik Bir Derya: Alevi Bektaşi Kültürü Anabilim Dalı
Yazının Giriş Tarihi: 01.09.2026 22:16
Yazının Güncellenme Tarihi: 01.09.2026 22:18
Anadolu’nun kadim mirasını, köklü inanç ve felsefesini anlamak sadece kitap yapraklarını karıştırmakla olmuyor; o ruhu koklamak, doğru bir perspektif inşa etmek gerekiyor. İşte tam bu noktada, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Alevi Bektaşi Kültürü Anabilim Dalı devreye giriyor.
Yılda sadece bir kez kapılarını açan bu özel bölüm, on beş tezli ve on beş tezsiz olmak üzere sınırlı sayıda öğrenci kabul ediyor. Lisans mezuniyeti ne olursa olsun başvurulabilen bölümün sıraları ise adeta bir mozaik. Sınıf arkadaşları arasında profesör de var, milletvekili de... Bir tarafta bir yazar otururken diğer yanda bir kanaat önderi ya da bir dede yer alıyor. Her yaştan ve her meslekten insanı birleştiren tek bir ortak nokta var: Alevilik-Bektaşilik alanında derinleşmek ve bu kadim geleneğe dair sahih bir bakış açısı kazanmak.
Bölümün en büyük şansı kuşkusuz alanında birer otorite olan ama sınıfa girdiklerinde büyük bir samimiyetle yaklaşan kıymetli akademisyenler.
Ahmet Taşğın Hoca, bu yolculukta zihinsel dönüşümün mimarı desek mübalağa edilmiş olmaz. Kendisi müthiş nüktedan, satır aralarını çok iyi okuyan ve harika bir gözlemci. Kurulan ikinci cümleden sonra ince iğnelemeleriyle insanın karnesini eline veriverir.
"Bu bölüm insanlara ne katar?" diye sorulsa verilecek en net yanıt, Alevilik ve Bektaşiliğe karşı geliştirilen o yeni perspektif olur; bu metodolojiyi öğrencilere kazandıran temel isim ise Ahmet Hocadır.
Karmaşık konuları, "Yine uydurup uydurup anlatıyor" dedirten o kendine has rahatlığıyla ama herkesin kavrayabileceği bir sadelikte sunar. En önemlisi kavramsal çerçeveyi çizmeyi öğretir; gerisi zaten kolay. Ders anlatırken öylesine yoğunlaşır ki sanki o anda lafı bölünse o ahenk bir daha yakalanamayacakmış korkusuyla sınıfta kimse sesini çıkaramaz, herkes kulak kesilir. Tarikat makamındaki bir kavramın marifette nasıl bambaşka bir anlama büründüğünü öyle bir açıklar ki dinleyenlerin ufku genişler.
Hele ki tefsir dersleri ve sure okumaları... Şimdiye kadar bir benzerine rastlanmamış yorumlar, dinleyenleri adeta şaşkınlığa gark eder. Surelerin Ehl-i Beyt'e has yorumları karşısında insan, "Bu ayetin böyle bir anlamı da mı varmış?" sorusunu sormadan edemez. Tabii profesörlüğün hakkını veren hocanın sadece bir yılda önerdiği kitap sayısının yüzü bulduğunu ve o ödevlerin zihni nasıl dönüştürdüğünü de unutmamak gerek.
Bektaşilik dendiğinde ise söz biter, Fahri Maden Hoca başlar. Bektaşiliğin yasaklı yıllarını, kapatılan dergâhları ve tarihin tozlu sayfalarını kendi muazzam hafızasından alıp dinleyenlerin belleklerine tek tek nakşeder. Aynı zamanda bölümün ana bilim dalı başkanı olan hocamızın Bektaşilik konusunda yayımlanmış çok sayıda kitabı bulunmakta.
Kibar Taş Hoca, Alevi ocaklarını ve yol ulularını kendi özgün bakış açısıyla derslere konuk edip adeta yeniden hayat verir. Çok duygusal; belli ki kızdığı çok şey var! Mesela Alevilik-Bektaşiliğe ilişkin kavramların yanlış kullanılması hocanın en hassas olduğu nokta. Bu yönünü bilen öğrencileri, kavramları titizlikle seçmeye özen gösterirler.
Sadullah Gülten Hoca bir tarihçi titizliğiyle Alevilik tarihini ve kökenlerini köklü belgelerle ortaya koyar. Yozgatlı olan hoca hemşehrim olur. Alana ilişkin en bilinen kitabı Türklerin Hz. Ali'si; Destanlar, Efsaneler, Menkıbeler
Mesut Karakulak Hoca ise içlerinde en genci. Rus tarihi uzmanı desek yeridir. Özellikle inançların çıkış noktaları, ritüellerin anlamları ve doğayla ilişkilerini ondan iyi açıklayan yoktur sanırım.
Alevilik-Bektaşilik alanında mevcut bilgilerini derinleştirmek, hurafelerden uzaklaşıp geleneğe bilimsel ve köklü bir bakış açısıyla bakmak isteyen herkes için bu çatı, Anadolu'nun ruhuna yapılan en kıymetli akademik yolculuklardan biridir.
Bu bölümde takip edilen tek bir ders kitabı yok; derslerde daha çok Alevi-Bektaşi kültürünün yazılı metinleri referans alınıyor. Bu kaynakların başında elbette Hünkâr’ın Velâyetnâme'si geliyor.
Bazen hararetli tartışmalar olmuyor değil; herkesin aynı görüşte olması düşünülemez. Ama ders asla gerginlik içinde bitmiyor. Ders sonlarında okunan gülbengler ve güzel temenniler bir sonraki dersin adeta davetiyesi gibi.
Ancak bir eksik var: Çalışmaların saha ayağı biraz zayıf kalıyor. Geçen yıl bu konuda bazı girişimler oldu; Arnavutluk’taki dergâhları görmek ve incelemek adına bir gezi programı fikri. Program en ince ayrıntısına kadar planlanmasına rağmen sponsor arayışı netice vermedi. Umarım bu yıl aynı programı gerçekleştirme şansı yakalanır. Buradan sponsor olmak isteyen kurumlara açık bir çağrı yapılmış olsun!
Özetle, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Alevi Bektaşi Kültürü Anabilim Dalı; sadece bir lisansüstü eğitim kurumu değil, Anadolu'nun irfanını bilimsel metotlarla geleceğe taşıyan yaşayan bir okul. Geçmişin birikimiyle geleceğin arayışını buluşturan bu çatı altında atılan her adım, hem akademiye hem de toplumsal hafızaya sunulmuş mütevazı ama son derece kıymetli bir katkı niteliği taşıyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Soner Erdoğan
Akademik Bir Derya: Alevi Bektaşi Kültürü Anabilim Dalı
Anadolu’nun kadim mirasını, köklü inanç ve felsefesini anlamak sadece kitap yapraklarını karıştırmakla olmuyor; o ruhu koklamak, doğru bir perspektif inşa etmek gerekiyor. İşte tam bu noktada, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Alevi Bektaşi Kültürü Anabilim Dalı devreye giriyor.
Yılda sadece bir kez kapılarını açan bu özel bölüm, on beş tezli ve on beş tezsiz olmak üzere sınırlı sayıda öğrenci kabul ediyor. Lisans mezuniyeti ne olursa olsun başvurulabilen bölümün sıraları ise adeta bir mozaik. Sınıf arkadaşları arasında profesör de var, milletvekili de... Bir tarafta bir yazar otururken diğer yanda bir kanaat önderi ya da bir dede yer alıyor. Her yaştan ve her meslekten insanı birleştiren tek bir ortak nokta var: Alevilik-Bektaşilik alanında derinleşmek ve bu kadim geleneğe dair sahih bir bakış açısı kazanmak.
Bölümün en büyük şansı kuşkusuz alanında birer otorite olan ama sınıfa girdiklerinde büyük bir samimiyetle yaklaşan kıymetli akademisyenler.
Ahmet Taşğın Hoca, bu yolculukta zihinsel dönüşümün mimarı desek mübalağa edilmiş olmaz. Kendisi müthiş nüktedan, satır aralarını çok iyi okuyan ve harika bir gözlemci. Kurulan ikinci cümleden sonra ince iğnelemeleriyle insanın karnesini eline veriverir.
"Bu bölüm insanlara ne katar?" diye sorulsa verilecek en net yanıt, Alevilik ve Bektaşiliğe karşı geliştirilen o yeni perspektif olur; bu metodolojiyi öğrencilere kazandıran temel isim ise Ahmet Hocadır.
Karmaşık konuları, "Yine uydurup uydurup anlatıyor" dedirten o kendine has rahatlığıyla ama herkesin kavrayabileceği bir sadelikte sunar. En önemlisi kavramsal çerçeveyi çizmeyi öğretir; gerisi zaten kolay. Ders anlatırken öylesine yoğunlaşır ki sanki o anda lafı bölünse o ahenk bir daha yakalanamayacakmış korkusuyla sınıfta kimse sesini çıkaramaz, herkes kulak kesilir. Tarikat makamındaki bir kavramın marifette nasıl bambaşka bir anlama büründüğünü öyle bir açıklar ki dinleyenlerin ufku genişler.
Hele ki tefsir dersleri ve sure okumaları... Şimdiye kadar bir benzerine rastlanmamış yorumlar, dinleyenleri adeta şaşkınlığa gark eder. Surelerin Ehl-i Beyt'e has yorumları karşısında insan, "Bu ayetin böyle bir anlamı da mı varmış?" sorusunu sormadan edemez. Tabii profesörlüğün hakkını veren hocanın sadece bir yılda önerdiği kitap sayısının yüzü bulduğunu ve o ödevlerin zihni nasıl dönüştürdüğünü de unutmamak gerek.
Bektaşilik dendiğinde ise söz biter, Fahri Maden Hoca başlar. Bektaşiliğin yasaklı yıllarını, kapatılan dergâhları ve tarihin tozlu sayfalarını kendi muazzam hafızasından alıp dinleyenlerin belleklerine tek tek nakşeder. Aynı zamanda bölümün ana bilim dalı başkanı olan hocamızın Bektaşilik konusunda yayımlanmış çok sayıda kitabı bulunmakta.
Kibar Taş Hoca, Alevi ocaklarını ve yol ulularını kendi özgün bakış açısıyla derslere konuk edip adeta yeniden hayat verir. Çok duygusal; belli ki kızdığı çok şey var! Mesela Alevilik-Bektaşiliğe ilişkin kavramların yanlış kullanılması hocanın en hassas olduğu nokta. Bu yönünü bilen öğrencileri, kavramları titizlikle seçmeye özen gösterirler.
Sadullah Gülten Hoca bir tarihçi titizliğiyle Alevilik tarihini ve kökenlerini köklü belgelerle ortaya koyar. Yozgatlı olan hoca hemşehrim olur. Alana ilişkin en bilinen kitabı Türklerin Hz. Ali'si; Destanlar, Efsaneler, Menkıbeler
Mesut Karakulak Hoca ise içlerinde en genci. Rus tarihi uzmanı desek yeridir. Özellikle inançların çıkış noktaları, ritüellerin anlamları ve doğayla ilişkilerini ondan iyi açıklayan yoktur sanırım.
Alevilik-Bektaşilik alanında mevcut bilgilerini derinleştirmek, hurafelerden uzaklaşıp geleneğe bilimsel ve köklü bir bakış açısıyla bakmak isteyen herkes için bu çatı, Anadolu'nun ruhuna yapılan en kıymetli akademik yolculuklardan biridir.
Bu bölümde takip edilen tek bir ders kitabı yok; derslerde daha çok Alevi-Bektaşi kültürünün yazılı metinleri referans alınıyor. Bu kaynakların başında elbette Hünkâr’ın Velâyetnâme'si geliyor.
Bazen hararetli tartışmalar olmuyor değil; herkesin aynı görüşte olması düşünülemez. Ama ders asla gerginlik içinde bitmiyor. Ders sonlarında okunan gülbengler ve güzel temenniler bir sonraki dersin adeta davetiyesi gibi.
Ancak bir eksik var: Çalışmaların saha ayağı biraz zayıf kalıyor. Geçen yıl bu konuda bazı girişimler oldu; Arnavutluk’taki dergâhları görmek ve incelemek adına bir gezi programı fikri. Program en ince ayrıntısına kadar planlanmasına rağmen sponsor arayışı netice vermedi. Umarım bu yıl aynı programı gerçekleştirme şansı yakalanır. Buradan sponsor olmak isteyen kurumlara açık bir çağrı yapılmış olsun!
Özetle, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Alevi Bektaşi Kültürü Anabilim Dalı; sadece bir lisansüstü eğitim kurumu değil, Anadolu'nun irfanını bilimsel metotlarla geleceğe taşıyan yaşayan bir okul. Geçmişin birikimiyle geleceğin arayışını buluşturan bu çatı altında atılan her adım, hem akademiye hem de toplumsal hafızaya sunulmuş mütevazı ama son derece kıymetli bir katkı niteliği taşıyor.