MEB’den Tarihi Adım: Alevilik ve Bektaşilik Kurs Programına Alındı
Yazının Giriş Tarihi: 12.10.2026 22:16
Yazının Güncellenme Tarihi: 12.10.2026 22:17
Millî Eğitim Bakanlığı, Alevîlik ve Bektaşîlik alanında hazırlanan yeni kurs programlarını 23 Eylül 2026 tarihinde Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğünün sayfasında, “Dinî ve Değerler Eğitimi Alanı” başlığı altında yayımladı. Millî Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan eğitim modülleri, Alevî-Bektaşî inancını Cumhuriyet tarihinde ilk kez müfredat standardında sunarken; bir yandan kadim Anadolu mirasının kuşaktan kuşağa aktarılmasını, diğer yandan millî birlik ve beraberliğin pekiştirilmesini hedefliyor.
Geçen hafta kamuoyuna duyurulan bu program, Alevi-Bektaşi toplumunu ve kamuoyunu adeta ikiye böldü desek yeridir. Eleştiri yapanların temel tezi genelde şu oluyor: "Kime sordunuz da böyle bir program hazırladınız, size mi kaldı, böyle bir talebimiz mi oldu?"
Oysa programın başlıklarına bakıldığında bile gayet düzgün ve akademik bir akılla hazırlandığı net bir şekilde görülüyor. Alevi-Bektaşi toplumunun bu kadim mirasının gelecek nesillere aktarılması kimin işine gelmez ki? Devlet bu alanda ne zaman bir adım atsa, altında başka sebepler arayan ve refleks olarak direnç gösteren bir klik her daim var olmuştur.
Devletin attığı adımlar eksiksiz olmayabilir; ancak iyi niyetli ve toplumsal mutabakata dayalı her gayret son derece değerlidir. Sıradan bir vatandaş olarak bizim bile böyle bir çalışmanın varlığından yıllardır haberimiz varken, işin içinde olan bazı STK yöneticileri ile kanaat önderlerinin "Alevilerin niye haberi yok?" tarzında veryansın etmesi herhalde iyi niyetle açıklanamaz. Bu ideolojik gürültülere aldırmadan; inancın özüne, erkânına ve kültürün gelecek nesillere aktarılmasına odaklanılmalıdır.
Bakanlık düzeyinde tescil!
Üstelik Millî Eğitim Bakanlığı’nın üç yıllık titiz, sabırlı ve istişareye dayalı bir çalışmanın ardından kamuoyuna açıkladığı bu programın “Dini Değerler ve İnançlar” başlığı altında yayımlanması ayrıca kıymetlidir. Bu durum bize neyi gösterir? Yıllardır bir folklorik unsur olarak görülen bu kimliğin ve kültürün, artık doğrudan bir inanç sistemi olarak devletin resmi bakanlığınca kabul edildiği anlamına gelmez mi? Yıllardır Alevi kimliğinin kamusal alanda tanınması için mücadele verilmiyor muydu? Bugün atılan bu adım, o inancın resmen tanındığının bir ilanı değil midir? Bu gerçeğin tescil edilmesi, bazı marjinal çevrelerin tüm ezberlerini bozduğu için mi karşı çıkılıyor dersiniz?
Programın Mimarları
Anadolu irfanının geleceğe taşınmasında bu durum çok büyük bir adımdır. Sürecin en sevindirici yanlarından biri de masanın etrafındakilerin samimiyetidir. Bakan Sayın Yusuf Tekin bu sürecin altyapı desteğini sağladı. Bu çerçevede Eskişehir, Malatya, Kütahya, Afyonkarahisar, Gaziantep, Tunceli ve Osmaniye başta olmak üzere çok sayıda ilimizde cemevi ziyaretleri yaptı. Buralarda yüzlerce inanç ve kanaat önderi ile bir araya geldi, istişarelerde bulundu. Sayın Bakan; aşure dağıtım etkinliklerine ve Abdal Musa Lokması programlarına katıldı. Kendisinin katılımıyla çok sayıda Alevi-Bektaşi akademisyen, inanç önderi, yazar ve kanaat önderi ile toplantılar ve çalıştaylar düzenlendi.
En anlamlısı ise Ankara MEB Şûra Salonunda düzenlenen “Anadolu İrfanı Değerlerinin Eğitime Katkıları” programı oldu. 1200 Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenine, Alevi dedeleri ve akademisyenler Aleviliği anlattı. Bütün bu çalışmalar, basına açık şekilde ve çok sayıda siyasi davet edilerek gerçekleştirildi.
Bakan Müşaviri Sayın Erdal Özyol’un fikri ve samimi katkılarını da yabana atmamak gerek. Sürecin başından itibaren tüm aşamaların içerisinde yer aldı. İşin mutfağında Alevi-Bektaşi kamuoyunun yakından tanıdığı önemli profesörlerin bulunması; sürece emek veren, bu toprakların barış ve kardeşlik iklimine inanan danışmanlar ile uzmanların gayretlerini de takdir etmek gerekir. Emeği geçen herkesin yüreğine sağlık.
Program Kalıcı Olsun
Kâğıt üstünde bakıldığında 12 modüllük bir halk eğitimi programı gibi durabilir. Ancak mesele sadece ders saatleri veya müfredat hazırlamak değil; mesele yüzyıllardır bu coğrafyanın bağrında pişen o kadim kültürü yaşatmak. Çocuklar için hazırlanan 4 modül, minik kalplerin semahla, sanatla, dostluk ve gönül bağıyla tanışması için harika bir başlangıç. 13 yaş ve üzeri için hazırlanan 8 kapsamlı modül ise yol erkândan ocaklara, ulu ozanlardan dergâhlara kadar bu inancın inceliklerini akademik ve geleneksel temelleriyle öğrenmek isteyenlere kapı aralıyor.
Böyle projelerin en büyük tehlikesi "kâğıt üstünde kalması"dır. İşte tam bu noktada 13. modül, yani Eğiticilerin Eğitimi hayati bir önem taşıyor. İnanç önderlerinin, dedelerin, babaların, zakirlerin ve semah eğitmenlerinin halk eğitimi merkezlerinde "usta öğretici" olarak görev alacak olması projeye can suyu veriyor. Bu işin en doğru insanlardan, kaynağından ve erbabından öğrenilecek olması hem samimiyeti hem de niteliği koruyacaktır.
Ortak Geleceğimiz İçin Güçlü Bir Köprü
Anadolu’nun sazından sözüne, semahından deyişine, el ele, gönül gönüle olmanın ne demek olduğunu hatırlatan bu projeyle; farklılıklarımız birer ayrışma gerekçesi değil, aksine bu toprağın en zengin rengi olarak kucaklanıyor.
Sevginin, hoşgörünün ve rızalığın esas olduğu bu kadim yolun, eğitim yuvalarında hak ettiği değeri bulması ve kuşaktan kuşağa aktarılması toplumsal barışımıza vurulmuş en güçlü mühürlerden biridir. Emeği geçen, bu yola gönül veren herkesten Hakk razı olsun. Yolumuz ve bahtımız açık olsun.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Soner Erdoğan
MEB’den Tarihi Adım: Alevilik ve Bektaşilik Kurs Programına Alındı
Millî Eğitim Bakanlığı, Alevîlik ve Bektaşîlik alanında hazırlanan yeni kurs programlarını 23 Eylül 2026 tarihinde Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğünün sayfasında, “Dinî ve Değerler Eğitimi Alanı” başlığı altında yayımladı. Millî Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan eğitim modülleri, Alevî-Bektaşî inancını Cumhuriyet tarihinde ilk kez müfredat standardında sunarken; bir yandan kadim Anadolu mirasının kuşaktan kuşağa aktarılmasını, diğer yandan millî birlik ve beraberliğin pekiştirilmesini hedefliyor.
Geçen hafta kamuoyuna duyurulan bu program, Alevi-Bektaşi toplumunu ve kamuoyunu adeta ikiye böldü desek yeridir. Eleştiri yapanların temel tezi genelde şu oluyor: "Kime sordunuz da böyle bir program hazırladınız, size mi kaldı, böyle bir talebimiz mi oldu?"
Oysa programın başlıklarına bakıldığında bile gayet düzgün ve akademik bir akılla hazırlandığı net bir şekilde görülüyor. Alevi-Bektaşi toplumunun bu kadim mirasının gelecek nesillere aktarılması kimin işine gelmez ki? Devlet bu alanda ne zaman bir adım atsa, altında başka sebepler arayan ve refleks olarak direnç gösteren bir klik her daim var olmuştur.
Devletin attığı adımlar eksiksiz olmayabilir; ancak iyi niyetli ve toplumsal mutabakata dayalı her gayret son derece değerlidir. Sıradan bir vatandaş olarak bizim bile böyle bir çalışmanın varlığından yıllardır haberimiz varken, işin içinde olan bazı STK yöneticileri ile kanaat önderlerinin "Alevilerin niye haberi yok?" tarzında veryansın etmesi herhalde iyi niyetle açıklanamaz. Bu ideolojik gürültülere aldırmadan; inancın özüne, erkânına ve kültürün gelecek nesillere aktarılmasına odaklanılmalıdır.
Bakanlık düzeyinde tescil!
Üstelik Millî Eğitim Bakanlığı’nın üç yıllık titiz, sabırlı ve istişareye dayalı bir çalışmanın ardından kamuoyuna açıkladığı bu programın “Dini Değerler ve İnançlar” başlığı altında yayımlanması ayrıca kıymetlidir. Bu durum bize neyi gösterir? Yıllardır bir folklorik unsur olarak görülen bu kimliğin ve kültürün, artık doğrudan bir inanç sistemi olarak devletin resmi bakanlığınca kabul edildiği anlamına gelmez mi? Yıllardır Alevi kimliğinin kamusal alanda tanınması için mücadele verilmiyor muydu? Bugün atılan bu adım, o inancın resmen tanındığının bir ilanı değil midir? Bu gerçeğin tescil edilmesi, bazı marjinal çevrelerin tüm ezberlerini bozduğu için mi karşı çıkılıyor dersiniz?
Programın Mimarları
Anadolu irfanının geleceğe taşınmasında bu durum çok büyük bir adımdır. Sürecin en sevindirici yanlarından biri de masanın etrafındakilerin samimiyetidir. Bakan Sayın Yusuf Tekin bu sürecin altyapı desteğini sağladı. Bu çerçevede Eskişehir, Malatya, Kütahya, Afyonkarahisar, Gaziantep, Tunceli ve Osmaniye başta olmak üzere çok sayıda ilimizde cemevi ziyaretleri yaptı. Buralarda yüzlerce inanç ve kanaat önderi ile bir araya geldi, istişarelerde bulundu. Sayın Bakan; aşure dağıtım etkinliklerine ve Abdal Musa Lokması programlarına katıldı. Kendisinin katılımıyla çok sayıda Alevi-Bektaşi akademisyen, inanç önderi, yazar ve kanaat önderi ile toplantılar ve çalıştaylar düzenlendi.
En anlamlısı ise Ankara MEB Şûra Salonunda düzenlenen “Anadolu İrfanı Değerlerinin Eğitime Katkıları” programı oldu. 1200 Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenine, Alevi dedeleri ve akademisyenler Aleviliği anlattı. Bütün bu çalışmalar, basına açık şekilde ve çok sayıda siyasi davet edilerek gerçekleştirildi.
Bakan Müşaviri Sayın Erdal Özyol’un fikri ve samimi katkılarını da yabana atmamak gerek. Sürecin başından itibaren tüm aşamaların içerisinde yer aldı. İşin mutfağında Alevi-Bektaşi kamuoyunun yakından tanıdığı önemli profesörlerin bulunması; sürece emek veren, bu toprakların barış ve kardeşlik iklimine inanan danışmanlar ile uzmanların gayretlerini de takdir etmek gerekir. Emeği geçen herkesin yüreğine sağlık.
Program Kalıcı Olsun
Kâğıt üstünde bakıldığında 12 modüllük bir halk eğitimi programı gibi durabilir. Ancak mesele sadece ders saatleri veya müfredat hazırlamak değil; mesele yüzyıllardır bu coğrafyanın bağrında pişen o kadim kültürü yaşatmak. Çocuklar için hazırlanan 4 modül, minik kalplerin semahla, sanatla, dostluk ve gönül bağıyla tanışması için harika bir başlangıç. 13 yaş ve üzeri için hazırlanan 8 kapsamlı modül ise yol erkândan ocaklara, ulu ozanlardan dergâhlara kadar bu inancın inceliklerini akademik ve geleneksel temelleriyle öğrenmek isteyenlere kapı aralıyor.
Böyle projelerin en büyük tehlikesi "kâğıt üstünde kalması"dır. İşte tam bu noktada 13. modül, yani Eğiticilerin Eğitimi hayati bir önem taşıyor. İnanç önderlerinin, dedelerin, babaların, zakirlerin ve semah eğitmenlerinin halk eğitimi merkezlerinde "usta öğretici" olarak görev alacak olması projeye can suyu veriyor. Bu işin en doğru insanlardan, kaynağından ve erbabından öğrenilecek olması hem samimiyeti hem de niteliği koruyacaktır.
Ortak Geleceğimiz İçin Güçlü Bir Köprü
Anadolu’nun sazından sözüne, semahından deyişine, el ele, gönül gönüle olmanın ne demek olduğunu hatırlatan bu projeyle; farklılıklarımız birer ayrışma gerekçesi değil, aksine bu toprağın en zengin rengi olarak kucaklanıyor.
Sevginin, hoşgörünün ve rızalığın esas olduğu bu kadim yolun, eğitim yuvalarında hak ettiği değeri bulması ve kuşaktan kuşağa aktarılması toplumsal barışımıza vurulmuş en güçlü mühürlerden biridir. Emeği geçen, bu yola gönül veren herkesten Hakk razı olsun. Yolumuz ve bahtımız açık olsun.