SON DAKİKA

Tiran’da Vatikan Düşü, Hacıbektaş’ta Gerçekler

Yazının Giriş Tarihi: 09.09.2026 18:38
Yazının Güncellenme Tarihi: 09.09.2026 18:40

Geçtiğimiz yıl “Bayram değil, seyran değil” dedirtecek türden bir haber düştü gündeme. Arnavutluk Başbakanı Edi Rama çıktı ve Tiran’da Vatikan benzeri bir “Bektaşi Devleti” kuracaklarını ilan etti.

İster istemez herkesin kafasında aynı soru belirdi:

Nereden çıktı şimdi bu devlet fikri?

Durduk yere kim, neden böyle bir düğmeye bastı?

Meseleye yakından bakıldığında, bu projenin yalnızca dini veya kültürel bir girişim olarak değerlendirilmesi mümkün görünmüyor. Balkanlar’ın tarihsel ve toplumsal dokusu düşünüldüğünde, mesele aynı zamanda siyasi ve uluslararası hesapları da beraberinde getiriyor.

Tam da burada asıl soruyu sormak gerekiyor:

Yüzyıllardır devlet kurmakla değil, gönül kazanmakla var olmuş bir geleneğe “pasaportlu bir devlet” gömleği giydirmek kimi temsil eder?

Cevap aslında çok açık: Bektaşiliğin özünü temsil etmez.

Çünkü Bektaşilik, siyasi bir proje veya dünyevi bir güç odağı olmanın ötesinde; insanı merkeze alan, gönül yapmayı esas alan bir irfan yoludur. Yunus’un diliyle sevgi, Hacı Bektaş Veli’nin öğretisinde ise“Eline, diline, beline sahip ol.” düsturu ile belirlenmiş bir ahlak kaidesidir.


Bu anlayışı bir devlet projesinin sınırları içine hapsetmek, onu kendi tarihsel ve manevi bağlamından koparma tehlikesini de beraberinde getirir.

Üstelik Balkan Bektaşiliğini bugünün siyasi projeleri üzerinden yeniden tanımlamaya çalışmak, yüzyıllar boyunca Anadolu ile Balkanlar arasında kurulmuş o güçlü gönül köprüsünü de temellerinden sarsmak anlamına gelmez mi?

Bunun en güzel cevabı ise yine Hacıbektaş’ta verildi.

Hacıbektaş’ta sessiz sedasız gereçleştirilen Forum eleştirilere konu olsa da, sonuç bildirgesi açısından bu eleştirilerin tamamına kapıyı kapayacak türdendi.

Öncesinde Balkanlardan gelen Bektaşi yolunun temsilcileri ile Anadolu’daki yol ehli canlar, Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nın eşiğinde bir araya geldi. Farklı coğrafyalardan gelen insanlar, aynı Pir’in huzurunda niyaz ederek aynı gönül ikliminde buluştu.

Düşünün…

Bir tarafta yeni bir devletin sınırlarını çizmeye çalışan siyasi akıl; diğer tarafta hiçbir sınır tanımadan aynı Pir’in huzurunda buluşan insanlar.

İşte aradaki fark tam da burada.

Bektaşiliğin asıl coğrafyası haritalarda değil, gönüllerdedir.

Elbasan’dan, Balkanlar’ın farklı köşelerinden ve Anadolu’dan gelen canların Hacıbektaş’ta aynı meydanda buluşması; yüzyıllardır dilden dile, nefes nefese, gönülden gönüle taşınan bir mirasın hâlâ canlı olduğunun en güzel göstergesiydi.

Hacı Bektaş Veli’nin “Bir olalım, iri olalım, diri olalım” çağrısı, aradan geçen yüzyıllara rağmen anlamını kaybetmemişti.

Çünkü burada kurulan bağın adı siyasi ittifak değil, muhabbetti.

Ardından Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından gerçekleştirilen “Tarihten Günümüze Anadolu ve Balkanlarda Bektaşilik Forumu”nda bu kadim bağ tarihsel ve kültürel boyutlarıyla ele alındı.

Akademisyenlerin ve alan uzmanlarının katıldığı oturumlarda Anadolu’dan Balkanlar’a Bektaşiliğin tarihsel ve tasavvufi kökleri, Balkan dergâhlarının taşıdığı kültürel miras, bu mirasın Türkiye-Balkanlar ilişkilerindeki yeri ve geleceğe nasıl aktarılabileceği konuşuldu.

Yani cevap bir siyasi bildiriden değil, tarihten, bilimden ve yaşayan gelenekten geldi.

Forumun ardından ortaya konulan ortak irade çok önemliydi: Bektaşiliğin Anadolu ve Balkanlardaki tarihsel bütünlüğünün korunması, gönül bağlarının güçlendirilmesi ve bu mirasın siyasi hesapların üzerinde tutulması.

Çünkü Balkanlar’daki Bektaşi toplulukları ile Anadolu’daki kardeşleri birbirinden koparılacak iki ayrı unsur değildir. Aralarında yüzyıllar boyunca oluşmuş güçlü bir tarih, kültür ve gönül bağı vardır.

Hacıbektaş’taki Pir Evi ise bu ortak hafızanın en güçlü sembollerinden biridir.

Elbette Balkan Bektaşiliğinin kendi tarihsel merkezleri, dergâhları ve hafızası vardır. Ancak bu gerçek, Hacıbektaş’ın ve Pir Evi’nin Anadolu’daki Bektaşi geleneğinin tarihsel ve manevi hafızasındaki merkezi konumunu ortadan kaldırmaz.

Tam tersine, bugün ihtiyaç duyulan şey yeni sınırlar çizmek değil, var olan gönül köprülerini güçlendirmektir.

Çünkü Bektaşi geleneğinin gücü siyasi sınırlardan değil, gönüller arasında kurduğu bağdan gelir.

Anadolu’dan Balkanlar’a, Balkanlar’dan Anadolu’ya uzanan bu kadim köprü; siyasetin geçici rüzgârlarıyla temellerinden yıkılacak kadar zayıf değildir.

Tiran’da masa başında yeni haritalar çizenler şunu anlamalı:

Pir Evi’nin kapısı herkese açıktır.

Ama o kapıdan siyasi projeler, güç hesapları ve pasaportlar değil; muhabbet, irfan ve insanlık girer.

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.