Küçük Devletler, Büyük Etki: Orta Doğu’da Görünmeyen Güç Dengesi
Yazının Giriş Tarihi: 15.02.2026 09:53
Yazının Güncellenme Tarihi: 15.02.2026 09:54
Orta Doğu haritasına yüzeysel bakanlar için güç, hâlâ yüzölçümüyle, nüfusla ya da askeri sayılarla ölçülüyor olabilir. Oysa sahadaki gerçeklik bambaşkadır. Bugün bölgede, alanı küçük, nüfusu sınırlı ama etkisi son derece büyük iki devlet öne çıkmaktadır: İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri.
Bu iki aktör, kendilerinden katbekat büyük dört ülkeyle aynı anda karşı karşıya durabilmektedir. Bu durum, klasik güç tanımlarının artık yetersiz kaldığını; etkinin, askeri kapasiteden çok ağlar, ittifaklar, lobiler ve algı yönetimi üzerinden kurulduğunu göstermektedir.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin Arap dünyasındaki pozisyonu bu açıdan dikkat çekicidir. Emirlikler, özellikle Mısır ve Suudi Arabistan gibi iki ağır sikletle aynı sahada oynamaktadır. Ancak ne yapılırsa yapılsın, Mısır’ın tarihsel, demografik ve siyasal ağırlığını aşmak mümkün değildir. Bu nedenle Emirlikler, Mısır’la çatışmayı değil, ekonomik ve siyasi iç içe geçmeyi tercih etmektedir. Mısır, bölgesel denklemde hâlâ vazgeçilmez bir sabittir.
Suudi Arabistan’a gelince tablo daha karmaşıktır. Burada izlenen yaklaşım, doğrudan çatışmadan ziyade yıpratma ve denetleme stratejisi üzerine kuruludur. İnsan hakları, hukuki dosyalar ve uluslararası meşruiyet başlıkları; Suudi Arabistan’ın hareket alanını daraltan baskı araçları hâline getirilmiştir. Mesaj nettir: Tam bağımsız bir hareket alanı, sürekli dosyalar ve krizlerle karşılanacaktır. Bu baskı mekanizmasının arkasında ise Emirlikler’in küresel ölçekte kurduğu güçlü lobi ağları bulunmaktadır. Böylece Suudi Arabistan’ın, istemese bile, belli aktörlere ihtiyaç duyması sağlanmaktadır.
Bu noktada İsrail’in rolü daha netleşmektedir. İsrail açısından Emirlikler ve Suudi Arabistan önemli olmakla birlikte, asıl hedef Arap dünyasında ortak bir siyasi iradenin oluşmasını engellemek ve bölgesel mali kaynakların dağılmasını sağlamaktır. Bu görev büyük ölçüde Emirlikler’e bırakılmış görünmektedir. İsrail ise odağını daha stratejik bir hatta, yani İran ve Türkiye’nin artan bölgesel nüfuzuyla mücadeleye yöneltmiştir.
Ortaya çıkan tablo şunu göstermektedir: Orta Doğu’da artık tanklar kadar finans akışları, ordular kadar lobiler, sınırlar kadar algılar savaşmaktadır. Küçük devletler, doğru enstrümanları kullandıklarında büyük devletleri yönlendirebilmekte; hatta zaman zaman onları birbirine karşı konumlandırabilmektedir.
Bugün yaşananlar, klasik “güç dengesi” teorilerinin güncellenmiş bir versiyonudur. Ancak bu kez denge, sahada değil; diplomasi salonlarında, medya manşetlerinde ve uluslararası mahfillerde kurulmaktadır. Haritaya bakarak değil, bağlantılara bakarak okumayanlar, Orta Doğu’yu anlamakta zorlanmaya devam edecektir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Şükrü Kırboğa
Küçük Devletler, Büyük Etki: Orta Doğu’da Görünmeyen Güç Dengesi
Orta Doğu haritasına yüzeysel bakanlar için güç, hâlâ yüzölçümüyle, nüfusla ya da askeri sayılarla ölçülüyor olabilir. Oysa sahadaki gerçeklik bambaşkadır. Bugün bölgede, alanı küçük, nüfusu sınırlı ama etkisi son derece büyük iki devlet öne çıkmaktadır: İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri.
Bu iki aktör, kendilerinden katbekat büyük dört ülkeyle aynı anda karşı karşıya durabilmektedir. Bu durum, klasik güç tanımlarının artık yetersiz kaldığını; etkinin, askeri kapasiteden çok ağlar, ittifaklar, lobiler ve algı yönetimi üzerinden kurulduğunu göstermektedir.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin Arap dünyasındaki pozisyonu bu açıdan dikkat çekicidir. Emirlikler, özellikle Mısır ve Suudi Arabistan gibi iki ağır sikletle aynı sahada oynamaktadır. Ancak ne yapılırsa yapılsın, Mısır’ın tarihsel, demografik ve siyasal ağırlığını aşmak mümkün değildir. Bu nedenle Emirlikler, Mısır’la çatışmayı değil, ekonomik ve siyasi iç içe geçmeyi tercih etmektedir. Mısır, bölgesel denklemde hâlâ vazgeçilmez bir sabittir.
Suudi Arabistan’a gelince tablo daha karmaşıktır. Burada izlenen yaklaşım, doğrudan çatışmadan ziyade yıpratma ve denetleme stratejisi üzerine kuruludur. İnsan hakları, hukuki dosyalar ve uluslararası meşruiyet başlıkları; Suudi Arabistan’ın hareket alanını daraltan baskı araçları hâline getirilmiştir. Mesaj nettir: Tam bağımsız bir hareket alanı, sürekli dosyalar ve krizlerle karşılanacaktır. Bu baskı mekanizmasının arkasında ise Emirlikler’in küresel ölçekte kurduğu güçlü lobi ağları bulunmaktadır. Böylece Suudi Arabistan’ın, istemese bile, belli aktörlere ihtiyaç duyması sağlanmaktadır.
Bu noktada İsrail’in rolü daha netleşmektedir. İsrail açısından Emirlikler ve Suudi Arabistan önemli olmakla birlikte, asıl hedef Arap dünyasında ortak bir siyasi iradenin oluşmasını engellemek ve bölgesel mali kaynakların dağılmasını sağlamaktır. Bu görev büyük ölçüde Emirlikler’e bırakılmış görünmektedir. İsrail ise odağını daha stratejik bir hatta, yani İran ve Türkiye’nin artan bölgesel nüfuzuyla mücadeleye yöneltmiştir.
Ortaya çıkan tablo şunu göstermektedir: Orta Doğu’da artık tanklar kadar finans akışları, ordular kadar lobiler, sınırlar kadar algılar savaşmaktadır. Küçük devletler, doğru enstrümanları kullandıklarında büyük devletleri yönlendirebilmekte; hatta zaman zaman onları birbirine karşı konumlandırabilmektedir.
Bugün yaşananlar, klasik “güç dengesi” teorilerinin güncellenmiş bir versiyonudur. Ancak bu kez denge, sahada değil; diplomasi salonlarında, medya manşetlerinde ve uluslararası mahfillerde kurulmaktadır. Haritaya bakarak değil, bağlantılara bakarak okumayanlar, Orta Doğu’yu anlamakta zorlanmaya devam edecektir.