Yeni Suriye’de Eski Gerçek: Aşiretler ve Toplumsal Dengeyi Kurma Meselesi
Yazının Giriş Tarihi: 01.02.2026 10:07
Yazının Güncellenme Tarihi: 01.02.2026 10:08
Suriye’de 2011 yılında başlayan ve 2024’e kadar aralıksız devam eden savaş, ülkenin siyasi, toplumsal ve demografik yapısını kökten değiştirdi. Bu uzun ve yıkıcı sürecin ardından Suriye bugün yeni bir döneme girmiş bulunuyor. Rusya’nın sahadan çekilmesiyle birlikte Şam’da kurulan Ahmed el-Şar’a liderliğindeki Yeni Arap Cumhuriyeti, yalnızca bir iktidar değişimini değil, aynı zamanda yeni bir devlet aklının inşasını vaat ediyor.
Ancak rejimler değişse de Suriye’nin temel gerçeği değişmedi: Bu ülke silahla değil, toplumla yönetilir. Yeni yönetimin karşı karşıya olduğu asıl sınav, askeri değil; toplumsal dengeyi kurabilme becerisidir. Çünkü Suriye; aşiretlerin, farklı etnik grupların, mezhepsel toplulukların ve yerel güç merkezlerinin iç içe geçtiği karmaşık bir yapıya sahiptir.
Bugün sahadaki en güçlü ve en yaygın toplumsal ağ hâlâ Arap aşiretlerinin elindedir. Fırat havzasından İdlib kırsalına, Halep çevresinden güney bölgelere kadar uzanan bu yapı, savaş yıllarında fiilî bir düzen kurucu rol üstlenmiştir. Devletin çöktüğü dönemlerde güvenliği sağlayan, anlaşmazlıkları çözen, yardımları organize eden ve genç nüfusu yönlendiren temel aktörler aşiretler olmuştur.
Yeni Arap Cumhuriyeti açısından bu gerçek göz ardı edilemez. Aşiretleri sistemin dışına iten ya da yalnızca tali bir unsur olarak gören bir yaklaşım, merkezî otoriteyi zayıflatır. Buna karşılık aşiretlerin siyasal ve idari yapıya entegre edilmesi, yeni devletin meşruiyet zeminini güçlendirecektir. Bugün Suriye’de yeniden inşanın ve siyasi istikrarın anahtarı, aşiret rızasından geçmektedir.
Öte yandan sahadaki bir diğer önemli gerçeklik, SDG’nin kontrol ettiği alanlardır. Bu bölgelerde askeri denetim kadar toplumsal kabul de belirleyici olmaktadır. Arap aşiretleri ile SDG arasındaki ilişkinin niteliği, Suriye’nin gelecekteki bütünlüğü açısından kritik önemdedir. Yeni yönetim için esas mesele, bu alanları yeni bir çatışma hattına dönüştürmek değil; aşiretleri merkeze alan kapsayıcı bir siyasi entegrasyon modeli geliştirmektir.
Dürziler ve Nusayriler meselesi, yeni dönemin en hassas başlıkları arasında yer almaktadır. Uzun yıllar boyunca eski rejimle özdeşleştirilen Nusayri toplumu, bugün kolektif bir suçlama korkusu yaşamaktadır. Oysa yeni Suriye’nin kalıcı barışı, rövanşist değil kapsayıcı bir yaklaşımı zorunlu kılmaktadır. Nusayriler, yeni düzenin eşit yurttaşları olarak sisteme dahil edilmeden toplumsal barış tesis edilemez.
Benzer biçimde Dürziler, tarihsel olarak merkezi otoriteyle mesafeli ama yerel istikrarı önceleyen bir toplumsal yapıya sahiptir. Güney Suriye’de Dürzi toplumunun hassasiyetlerini yok sayan her politika, yeni kırılganlıklar üretme riski taşımaktadır. Bu nedenle yeni yönetimin dili ve yöntemi, zorlayıcı değil uzlaştırıcı olmak zorundadır.
Sonuç olarak, Ahmed el-Şar’a liderliğindeki Yeni Arap Cumhuriyeti’nin başarısı, askeri gücünden çok toplumu bir arada tutabilme becerisine bağlıdır. Suriye’nin geleceği, ideolojik sloganlarla değil; sahadaki sosyolojik gerçekleri doğru okuyabilen bir siyaset anlayışıyla şekillenecektir. Ve bu gerçeklerin merkezinde, dün olduğu gibi bugün de aşiretler ve toplumsal denge yer almaktadır.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Şükrü Kırboğa
Yeni Suriye’de Eski Gerçek: Aşiretler ve Toplumsal Dengeyi Kurma Meselesi
Suriye’de 2011 yılında başlayan ve 2024’e kadar aralıksız devam eden savaş, ülkenin siyasi, toplumsal ve demografik yapısını kökten değiştirdi. Bu uzun ve yıkıcı sürecin ardından Suriye bugün yeni bir döneme girmiş bulunuyor. Rusya’nın sahadan çekilmesiyle birlikte Şam’da kurulan Ahmed el-Şar’a liderliğindeki Yeni Arap Cumhuriyeti, yalnızca bir iktidar değişimini değil, aynı zamanda yeni bir devlet aklının inşasını vaat ediyor.
Ancak rejimler değişse de Suriye’nin temel gerçeği değişmedi: Bu ülke silahla değil, toplumla yönetilir. Yeni yönetimin karşı karşıya olduğu asıl sınav, askeri değil; toplumsal dengeyi kurabilme becerisidir. Çünkü Suriye; aşiretlerin, farklı etnik grupların, mezhepsel toplulukların ve yerel güç merkezlerinin iç içe geçtiği karmaşık bir yapıya sahiptir.
Bugün sahadaki en güçlü ve en yaygın toplumsal ağ hâlâ Arap aşiretlerinin elindedir. Fırat havzasından İdlib kırsalına, Halep çevresinden güney bölgelere kadar uzanan bu yapı, savaş yıllarında fiilî bir düzen kurucu rol üstlenmiştir. Devletin çöktüğü dönemlerde güvenliği sağlayan, anlaşmazlıkları çözen, yardımları organize eden ve genç nüfusu yönlendiren temel aktörler aşiretler olmuştur.
Yeni Arap Cumhuriyeti açısından bu gerçek göz ardı edilemez. Aşiretleri sistemin dışına iten ya da yalnızca tali bir unsur olarak gören bir yaklaşım, merkezî otoriteyi zayıflatır. Buna karşılık aşiretlerin siyasal ve idari yapıya entegre edilmesi, yeni devletin meşruiyet zeminini güçlendirecektir. Bugün Suriye’de yeniden inşanın ve siyasi istikrarın anahtarı, aşiret rızasından geçmektedir.
Öte yandan sahadaki bir diğer önemli gerçeklik, SDG’nin kontrol ettiği alanlardır. Bu bölgelerde askeri denetim kadar toplumsal kabul de belirleyici olmaktadır. Arap aşiretleri ile SDG arasındaki ilişkinin niteliği, Suriye’nin gelecekteki bütünlüğü açısından kritik önemdedir. Yeni yönetim için esas mesele, bu alanları yeni bir çatışma hattına dönüştürmek değil; aşiretleri merkeze alan kapsayıcı bir siyasi entegrasyon modeli geliştirmektir.
Dürziler ve Nusayriler meselesi, yeni dönemin en hassas başlıkları arasında yer almaktadır. Uzun yıllar boyunca eski rejimle özdeşleştirilen Nusayri toplumu, bugün kolektif bir suçlama korkusu yaşamaktadır. Oysa yeni Suriye’nin kalıcı barışı, rövanşist değil kapsayıcı bir yaklaşımı zorunlu kılmaktadır. Nusayriler, yeni düzenin eşit yurttaşları olarak sisteme dahil edilmeden toplumsal barış tesis edilemez.
Benzer biçimde Dürziler, tarihsel olarak merkezi otoriteyle mesafeli ama yerel istikrarı önceleyen bir toplumsal yapıya sahiptir. Güney Suriye’de Dürzi toplumunun hassasiyetlerini yok sayan her politika, yeni kırılganlıklar üretme riski taşımaktadır. Bu nedenle yeni yönetimin dili ve yöntemi, zorlayıcı değil uzlaştırıcı olmak zorundadır.
Sonuç olarak, Ahmed el-Şar’a liderliğindeki Yeni Arap Cumhuriyeti’nin başarısı, askeri gücünden çok toplumu bir arada tutabilme becerisine bağlıdır. Suriye’nin geleceği, ideolojik sloganlarla değil; sahadaki sosyolojik gerçekleri doğru okuyabilen bir siyaset anlayışıyla şekillenecektir. Ve bu gerçeklerin merkezinde, dün olduğu gibi bugün de aşiretler ve toplumsal denge yer almaktadır.