Devrimci Tevhid’in Metafiziği ve Yeryüzü Tanrıları
Yazının Giriş Tarihi: 26.04.2026 11:29
Yazının Güncellenme Tarihi: 26.04.2026 11:34
Bacuni'nin "Tanrı varsa da yok edilmelidir" demesine zemin hazırlayacak öteki ve kötücül bir teolojik/dinsel kimlik ile karşı karşıyayız. Varlık, değer, kişilik idraklerini paramparça eden adalete, özgürlüğe, kurtuluşa, bilince, sorumluluğa yabancılaşan zihinsel ve ameli manipülasyon ile büyük bir sihir inşa eden, iktidarlarının selameti adına mistik, mitolojik ve metafizik metodolojiler geliştiren kötücül teoloji sahipleri, dün gibi bugün de kendi adına politik bir toplum inşa etmek için gayret etmektedirler. Ernest Galner'in dediği gibi kötücül teoloji sahipleri "her tür kamuflajdan sıyrılarak pişkinlik ve açılıkla kendilerine tapmaktadırlar." Aslında bu durum büyük bir toplumsal bilinçaltı durumudur. Kaba metafizik anlamlar inşa eden iktidar sahipleri kendilerine yakın Tanrı/Tanrılar yaratırlar. Yaratılan bütün Tanrılar aslında siyasal güvencenin ta kendisidir. Bu noktada Sümerlerde teolojinin ve ideolojinin yansıması olan zigguratlar ile Kadim Ortadoğu Müslüman anlayışındaki Sultan'ın tanrının yeryüzündeki gölgesi olmasıyla bir fark yoktur. Yine Hristiyan engizisyonu ile bugünkü dinin ideolojik karargahları arasında büyük bir fark yoktur. Bu durum aslında bütün bir insanlık ailesi için anlam ve değer sisteminin krizidir. Bu minvalde Nietzsche'nin beyanına kulak vererek iktidar Tanrılarını öldürmek ama asıl olanı anlam dünyamızda diriltmek için gayret göstermemiz gerekecektir. Evet Allah demek anlam demektir.
Nübüvvet/peygamberlik geleneği incelendiğinde görülecektir ki Allah kavramı; Toplumların Yalnızlık süreçlerinde, kaotik durumlarında ilerici, akışkan, devrimci, aydınlanmacı bir kavram olarak görülmektedir. Nuh'un uzun soluklu mücadelesi, İbrahim'in ölümsüz mesajları, Musa'nın kendi toplumunun özgürlüğü için verdiği pratik, İsa’nın egemen din anlayışına ve Roma zulmüne karşı başkaldırısı, yine Muhammed'in devrimi bunun büyük delillerindendir. Diğer taraftan şunu da söyleyebiliriz ki bu ilerici, akışkan, devrimci, aydınlanmacı pratikler bu önderliklerden sonra varlık alanı bulamamışlardır
Allah kavramı; bilinç, ahlak, bilgiyle toplumsal varoluşun gerçekleşmesi olarak yorumlanabilir. Bunun kadim toplumlarda görüleceği gibi modern toplumlarda da görülmektedir. Tarihsel süreç incelendiğinde Allah kavramı olumlu ya da olumsuz; politika, ahlak, aile, kültür, kişilik, eğitim, hukuk, ekonomi, ile hemhal olmuştur. Allah kavramı sadece kişinin iç dünyasını motive eden bir kavram değil toplumsal düzeni inşa eden bir gerçeklik olarak okunmalıdır. Allah kavramı tarihsel süreçte ontolojik statüler bahşeden kutsalın tecrübesidir denilebilir.
Allah kavramı peygamberlik geleneği ile toplumsal bunalıma, travmaya, ümitsizliğe karşı bir umuttur. Birey motivasyonunusağladığı gibi toplumları da yeryüzünde önderler yapabilmiştir. Diğer taraftan Allah kavramı çatıştırmacı bir kavramdır. Max weber'in de işaret ettiği gibi karizmatik önderler (Peygamberler) büyük bir ümitle toplumları yeni bir devrim'e kanalize edebilirler. Yine Allah demek (La ilahe illallah) ezilenlerin sesi, mülkiyet ve iktidarın kuşatmasına karşı duruş, adaletin, barışın ve kurtuluşun çağrısıydı. İşte bütün bu değerlerin pratize haline Tevhid diyoruz.
Felsefi açıdan Tevhid, doğa ile doğaüstü arasındaki birlik (Vahdet) ve insan ile doğa arasındaki birlik ile Allah'la dünyanın birliğini açıklamaktadır. İnsan ırkı; sınıf, statü, grupları arasındaki bir birlik tevhidin insani, toplumsal ve ahlaki yönü göstermektedir. İslam'ın altyapısında Tevhid yer alır ve diğer her şey üst yapıdır. İslam, insanı dört açıdan ele alan ilahi dünya görüşüne sahiptir. İlki özel anlamda dünya görüşü yani tevhidi bakış açısıyla varlığı algılama niteliği. İkincisi, tevhidi risalette tarihin niteliği yani tarihsel hareketi ya da açıklanışı. Üçüncüsü, toplumsal düzen ya da tevhidi görüşte beşeri toplum. Dördüncüsü, tevhid öğretisinde ahlak ya da insanın nasıllığı veya beşeri değerlerin açıklanışı. Bu tevhid İslam'ın altyapısı anlamındadır. Tevhid felsefe tarihinin en eski zamanlarından bugüne değin Lao Tzu ve Konfüçyüs döneminden, Eflatun ve Aristoteles döneminden tutun, Bergson, Descartes, Pascal ve Kant dönemine kadar tartışılan konularına çözüm getirmiş ve her birinin kendi savunucusu olmuştur. Düşünürler, Arifler ve filozoflar arasında gönül gücüyle beyin gücü, akıl gücü ile aşk gücü, İşrak gücüyle istidlal gücü hep savaşa tutuşmuşlardır. (Ali Şeriati 2011 s.112)
Bu noktada tevhidi altyapı çelişkili kabul etmemektedir. Madde ile mana, ruh ve beden, dünya ve ahiret gibi ve dahası sınıfsal, toplumsal, siyasal, ulusal çelişkiler tevhidi dünya görüşünde yaşam alanı bulunmamaktadır. Adalet, eşitlik, özgürlük bu dünya görüşünün başat kavramlarındandır. Diğer yandan eşitlik, adalet ve özgürlük çağrılarına tahammül edemeyen karşıt kültürde "Şirk dünya görüşüdür." İnsanın insana kulluğunu ve köleliğini dayatan, sınıflaşmayı derinleştiren bu dünya görüşü tevhidi dünya görüşüne karşı sosyal-siyasal bir çıkıştır.
Yine tevhidi altyapının ideal birey tasavvuru Eşrefi mahlukattır yani yaratılanların en şereflisidir. Nesne değil özne konumundadır. Bilinç, sorumluluk, irade ile taçlanan bir kimliktir. Aslında derinlikli bir insanlık anlayışıdır. Mekkiayetlerin sosyolojik okumaları yapılırsa görülecektir ki "Eşrefi mahlukat" kavramı, Kur'an'ın köleliğe karşı yücelttiği devrimci ve ilerici bir çıkıştır. Antik dönemden yeni dünyayıkuran Muhammed peygambere kadar süren çeşitli kölelik biçimlerine karşın toplumsal özgürlüğü savunan çağrıdır. Köleci zihniyetin, köleci duyguların ve köleci ruhun yapısını bu dünya görüşü parçalamıştır.
Tevhidi altyapının ideal toplum tasavvuru ise ümmeti vahidedir. Diğer bir deyişle Kur'an'ın "Kızıl elması" ümmeti vahidedir. Yani sınıfsız toplumdur. Bu toplumda din, dil, tapınak, soy, kültür, ideoloji ayrımı yoktur. Bu toplumda baisler-dilenenler, sailler-yoksullar, cev'anlar-ölümle burun buruna kalan açlar, garimler- borçlananlar darda kalanlar yoktur.
Tevhid bireysel ya da toplumsal olarak yeni bir ben-idrak'igetirmiştir. Antik Mezopotamya'nın ziggurat köleleri, Eski Yunan'ın vatandaş-metik-köle ayrımı, Avrupa toplumlarının aristokrat-serf sistemi, Hindistan'ın kast ayrımı tevhidi ben idrakinde yoktur. Bu noktada yalancı bir özgürlük dayatan Neo-liberalizmde yukarıda bahsettiğimiz tevhidi dünya görüşüne karşı sistemli bir "Şirk Dünya görüşüdür." Neo-liberalizmde ben-idrak'i yoktur. Özgürlük oyunları içinde insan sadece nesne konumundadır. İnsan sorumluluğa, bilince, özgürlüğede yabancılaşmıştır. Zamansız ve Mekansız bir çağrı olan Tevhid, böylelikle varlık-bilgi-değer sistemi inşa etmektedir.
Evet tam da bu noktada diyebiliriz ki yeryüzü Tanrıları ölmeli ve yeni bir ben-idrak'i ve varoluş paradigması sunan tevhidi dünya görüşü dirilmelidir.
Yeni şirk toplumu olan Neo-liberalizm özgürlüğü sürdürmektedir. Bu toplumda; bireyin iradesi elinden alınmış, özgürlük çağrılarıyla nesne konumuna getirilmiş, bilinçaltına kadar sömürülmüş, yeni modern putlar inşa edilmiştir. Hegel'in Köle-Efendi diyalektiği değiştirilmiş, kölenindeefendi kadar özgür olduğu beyan edilmiş ama köle kendini büyük bir aşk ve gayret ile sömürmüştür. Chul Han'ın dediği gibi Neo-liberal birey animal laborans yani "çalışan hayvan" derecesine indirilmiştir. Bu köle kaygılı ve korkulu bir psikoloji içindedir. Adorno'nun ifadesi ile "telaşlı uykulu gecelere" sahiptir. Dijital bir yaşam , data'li bir ortama sahiptir. Yeni şirk toplumu akıllı bir iktidar biçimi yaratır.
Dirilen ve dirilmeye çağıran Tevhid ise sorumlulukla donanmış bir bilinç, dinamik ve yapıcı bir bakış istemektedir. Özgürlüğü hakikat ve hikmetle inşa eder. İradenin elden alınmasına bireyin ölümü olarak görür. Nesne olmayı reddeder, özne olmayı diler. Bilinçaltını bilinç seviyesine getirmeyi amaçlar. Tevhidi dünya görüşü, putu sadece taştan ibaret görmez, tabiiyet ve bütün boyun eğişleri reddeder. Yaşamı, bilgiyi, bilinci, varlığı hakikat ile okur. Bundan dolayı yaşamı, bilgiyi, bilinci, varlığı parçalarına ayırmaz. Neo-liberal şirk, Tevhid altyapısı ile kavgalıdır. İnsan, çalışan hayvan değil, emek ile gayret eden varlıktır. Korku ve kaygıyı öteki ve zulüm görür. Kişinin kendini bilmesi ve kendine eğilmesini tavsiye eder. Yine tevhidi dünya görüşünde akıllı bir iktidar-sermaye değil, özgür bir "Biz" vardır.
Nietzsche'nin beyanıyla Tanrıları öldürüp Tevhidi diriltmemiz gerekir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Yakup Emrah
Devrimci Tevhid’in Metafiziği ve Yeryüzü Tanrıları
Bacuni'nin "Tanrı varsa da yok edilmelidir" demesine zemin hazırlayacak öteki ve kötücül bir teolojik/dinsel kimlik ile karşı karşıyayız. Varlık, değer, kişilik idraklerini paramparça eden adalete, özgürlüğe, kurtuluşa, bilince, sorumluluğa yabancılaşan zihinsel ve ameli manipülasyon ile büyük bir sihir inşa eden, iktidarlarının selameti adına mistik, mitolojik ve metafizik metodolojiler geliştiren kötücül teoloji sahipleri, dün gibi bugün de kendi adına politik bir toplum inşa etmek için gayret etmektedirler. Ernest Galner'in dediği gibi kötücül teoloji sahipleri "her tür kamuflajdan sıyrılarak pişkinlik ve açılıkla kendilerine tapmaktadırlar." Aslında bu durum büyük bir toplumsal bilinçaltı durumudur. Kaba metafizik anlamlar inşa eden iktidar sahipleri kendilerine yakın Tanrı/Tanrılar yaratırlar. Yaratılan bütün Tanrılar aslında siyasal güvencenin ta kendisidir. Bu noktada Sümerlerde teolojinin ve ideolojinin yansıması olan zigguratlar ile Kadim Ortadoğu Müslüman anlayışındaki Sultan'ın tanrının yeryüzündeki gölgesi olmasıyla bir fark yoktur. Yine Hristiyan engizisyonu ile bugünkü dinin ideolojik karargahları arasında büyük bir fark yoktur. Bu durum aslında bütün bir insanlık ailesi için anlam ve değer sisteminin krizidir. Bu minvalde Nietzsche'nin beyanına kulak vererek iktidar Tanrılarını öldürmek ama asıl olanı anlam dünyamızda diriltmek için gayret göstermemiz gerekecektir. Evet Allah demek anlam demektir.
Nübüvvet/peygamberlik geleneği incelendiğinde görülecektir ki Allah kavramı; Toplumların Yalnızlık süreçlerinde, kaotik durumlarında ilerici, akışkan, devrimci, aydınlanmacı bir kavram olarak görülmektedir. Nuh'un uzun soluklu mücadelesi, İbrahim'in ölümsüz mesajları, Musa'nın kendi toplumunun özgürlüğü için verdiği pratik, İsa’nın egemen din anlayışına ve Roma zulmüne karşı başkaldırısı, yine Muhammed'in devrimi bunun büyük delillerindendir. Diğer taraftan şunu da söyleyebiliriz ki bu ilerici, akışkan, devrimci, aydınlanmacı pratikler bu önderliklerden sonra varlık alanı bulamamışlardır
Allah kavramı; bilinç, ahlak, bilgiyle toplumsal varoluşun gerçekleşmesi olarak yorumlanabilir. Bunun kadim toplumlarda görüleceği gibi modern toplumlarda da görülmektedir. Tarihsel süreç incelendiğinde Allah kavramı olumlu ya da olumsuz; politika, ahlak, aile, kültür, kişilik, eğitim, hukuk, ekonomi, ile hemhal olmuştur. Allah kavramı sadece kişinin iç dünyasını motive eden bir kavram değil toplumsal düzeni inşa eden bir gerçeklik olarak okunmalıdır. Allah kavramı tarihsel süreçte ontolojik statüler bahşeden kutsalın tecrübesidir denilebilir.
Allah kavramı peygamberlik geleneği ile toplumsal bunalıma, travmaya, ümitsizliğe karşı bir umuttur. Birey motivasyonunusağladığı gibi toplumları da yeryüzünde önderler yapabilmiştir. Diğer taraftan Allah kavramı çatıştırmacı bir kavramdır. Max weber'in de işaret ettiği gibi karizmatik önderler (Peygamberler) büyük bir ümitle toplumları yeni bir devrim'e kanalize edebilirler. Yine Allah demek (La ilahe illallah) ezilenlerin sesi, mülkiyet ve iktidarın kuşatmasına karşı duruş, adaletin, barışın ve kurtuluşun çağrısıydı. İşte bütün bu değerlerin pratize haline Tevhid diyoruz.
Felsefi açıdan Tevhid, doğa ile doğaüstü arasındaki birlik (Vahdet) ve insan ile doğa arasındaki birlik ile Allah'la dünyanın birliğini açıklamaktadır. İnsan ırkı; sınıf, statü, grupları arasındaki bir birlik tevhidin insani, toplumsal ve ahlaki yönü göstermektedir. İslam'ın altyapısında Tevhid yer alır ve diğer her şey üst yapıdır. İslam, insanı dört açıdan ele alan ilahi dünya görüşüne sahiptir. İlki özel anlamda dünya görüşü yani tevhidi bakış açısıyla varlığı algılama niteliği. İkincisi, tevhidi risalette tarihin niteliği yani tarihsel hareketi ya da açıklanışı. Üçüncüsü, toplumsal düzen ya da tevhidi görüşte beşeri toplum. Dördüncüsü, tevhid öğretisinde ahlak ya da insanın nasıllığı veya beşeri değerlerin açıklanışı. Bu tevhid İslam'ın altyapısı anlamındadır. Tevhid felsefe tarihinin en eski zamanlarından bugüne değin Lao Tzu ve Konfüçyüs döneminden, Eflatun ve Aristoteles döneminden tutun, Bergson, Descartes, Pascal ve Kant dönemine kadar tartışılan konularına çözüm getirmiş ve her birinin kendi savunucusu olmuştur. Düşünürler, Arifler ve filozoflar arasında gönül gücüyle beyin gücü, akıl gücü ile aşk gücü, İşrak gücüyle istidlal gücü hep savaşa tutuşmuşlardır. (Ali Şeriati 2011 s.112)
Bu noktada tevhidi altyapı çelişkili kabul etmemektedir. Madde ile mana, ruh ve beden, dünya ve ahiret gibi ve dahası sınıfsal, toplumsal, siyasal, ulusal çelişkiler tevhidi dünya görüşünde yaşam alanı bulunmamaktadır. Adalet, eşitlik, özgürlük bu dünya görüşünün başat kavramlarındandır. Diğer yandan eşitlik, adalet ve özgürlük çağrılarına tahammül edemeyen karşıt kültürde "Şirk dünya görüşüdür." İnsanın insana kulluğunu ve köleliğini dayatan, sınıflaşmayı derinleştiren bu dünya görüşü tevhidi dünya görüşüne karşı sosyal-siyasal bir çıkıştır.
Yine tevhidi altyapının ideal birey tasavvuru Eşrefi mahlukattır yani yaratılanların en şereflisidir. Nesne değil özne konumundadır. Bilinç, sorumluluk, irade ile taçlanan bir kimliktir. Aslında derinlikli bir insanlık anlayışıdır. Mekkiayetlerin sosyolojik okumaları yapılırsa görülecektir ki "Eşrefi mahlukat" kavramı, Kur'an'ın köleliğe karşı yücelttiği devrimci ve ilerici bir çıkıştır. Antik dönemden yeni dünyayıkuran Muhammed peygambere kadar süren çeşitli kölelik biçimlerine karşın toplumsal özgürlüğü savunan çağrıdır. Köleci zihniyetin, köleci duyguların ve köleci ruhun yapısını bu dünya görüşü parçalamıştır.
Tevhidi altyapının ideal toplum tasavvuru ise ümmeti vahidedir. Diğer bir deyişle Kur'an'ın "Kızıl elması" ümmeti vahidedir. Yani sınıfsız toplumdur. Bu toplumda din, dil, tapınak, soy, kültür, ideoloji ayrımı yoktur. Bu toplumda baisler-dilenenler, sailler-yoksullar, cev'anlar-ölümle burun buruna kalan açlar, garimler- borçlananlar darda kalanlar yoktur.
Tevhid bireysel ya da toplumsal olarak yeni bir ben-idrak'igetirmiştir. Antik Mezopotamya'nın ziggurat köleleri, Eski Yunan'ın vatandaş-metik-köle ayrımı, Avrupa toplumlarının aristokrat-serf sistemi, Hindistan'ın kast ayrımı tevhidi ben idrakinde yoktur. Bu noktada yalancı bir özgürlük dayatan Neo-liberalizmde yukarıda bahsettiğimiz tevhidi dünya görüşüne karşı sistemli bir "Şirk Dünya görüşüdür." Neo-liberalizmde ben-idrak'i yoktur. Özgürlük oyunları içinde insan sadece nesne konumundadır. İnsan sorumluluğa, bilince, özgürlüğede yabancılaşmıştır. Zamansız ve Mekansız bir çağrı olan Tevhid, böylelikle varlık-bilgi-değer sistemi inşa etmektedir.
Evet tam da bu noktada diyebiliriz ki yeryüzü Tanrıları ölmeli ve yeni bir ben-idrak'i ve varoluş paradigması sunan tevhidi dünya görüşü dirilmelidir.
Yeni şirk toplumu olan Neo-liberalizm özgürlüğü sürdürmektedir. Bu toplumda; bireyin iradesi elinden alınmış, özgürlük çağrılarıyla nesne konumuna getirilmiş, bilinçaltına kadar sömürülmüş, yeni modern putlar inşa edilmiştir. Hegel'in Köle-Efendi diyalektiği değiştirilmiş, kölenindeefendi kadar özgür olduğu beyan edilmiş ama köle kendini büyük bir aşk ve gayret ile sömürmüştür. Chul Han'ın dediği gibi Neo-liberal birey animal laborans yani "çalışan hayvan" derecesine indirilmiştir. Bu köle kaygılı ve korkulu bir psikoloji içindedir. Adorno'nun ifadesi ile "telaşlı uykulu gecelere" sahiptir. Dijital bir yaşam , data'li bir ortama sahiptir. Yeni şirk toplumu akıllı bir iktidar biçimi yaratır.
Dirilen ve dirilmeye çağıran Tevhid ise sorumlulukla donanmış bir bilinç, dinamik ve yapıcı bir bakış istemektedir. Özgürlüğü hakikat ve hikmetle inşa eder. İradenin elden alınmasına bireyin ölümü olarak görür. Nesne olmayı reddeder, özne olmayı diler. Bilinçaltını bilinç seviyesine getirmeyi amaçlar. Tevhidi dünya görüşü, putu sadece taştan ibaret görmez, tabiiyet ve bütün boyun eğişleri reddeder. Yaşamı, bilgiyi, bilinci, varlığı hakikat ile okur. Bundan dolayı yaşamı, bilgiyi, bilinci, varlığı parçalarına ayırmaz. Neo-liberal şirk, Tevhid altyapısı ile kavgalıdır. İnsan, çalışan hayvan değil, emek ile gayret eden varlıktır. Korku ve kaygıyı öteki ve zulüm görür. Kişinin kendini bilmesi ve kendine eğilmesini tavsiye eder. Yine tevhidi dünya görüşünde akıllı bir iktidar-sermaye değil, özgür bir "Biz" vardır.
Nietzsche'nin beyanıyla Tanrıları öldürüp Tevhidi diriltmemiz gerekir.