SON DAKİKA

Statükonun Gölgesindeki Din Adamları

Yazının Giriş Tarihi: 12.07.2026 15:03
Yazının Güncellenme Tarihi: 12.07.2026 15:05

Tarih; İbrahim’in köleci zigguratlara, Yusuf’un Mısır’daki Amon-Ra dininin kurduğu sınıf nizamına, Musa’nın firavuni sömürüye karşı direnişine, hem ruh hem de kelime olan İsa’nın zulme karşı yükselen sesine ve nefesine, Muhammed’in ise Mekke oligarşisi, Sasani zulmü ve Bizans sömürgeciliğine karşı bölgede verdiği o büyük devrimci mücadeleye şahittir.

Tarih boyunca din, tam da bu peygamber-i mirasla kitleleri harekete geçiren, adaletsizliğe başkaldıran ve yeryüzünün mazlumları için fedai bir kültür yaratan başat dinamiklerden biri olmuştur. Ancak ne zaman ki dinin kurumsal temsilcileri —yani ulema ve din adamı sınıfı— yüzünü saraylara, güce ve statükoya döndü; iste o zaman din Marx’ın beyanıyla bir afyona dönüştü. Uysallık ve muhafazakarlık bu ulema dininin iman esasıdır. Kulaklar mazlumların feryatlarına tıkalı, gözler ise yeryüzünün vahşetlerine kördür.

Daha korkuncu ise dilleri, halkın dikkatini dağıtan, adaletsizliği meşrulaştıran bir söylem üretir. Saatlerce sakalın boyundan, çoraba mesh etmenin şartlarından, namazda elin tam olarak nereye bağlanacağından veya sakız çiğnemenin orucu bozup bozmayacağından bahsedilir. Ardından, fakirliğin aslında Allah'ın özel bir lütfu olduğu, zenginlerin ahirette çok çetin bir hesaba çekileceği, fakirlerin ise hesapsızca cennete gireceği söylenir. Hadis literatüründen cımbızlanan, "Başınıza Habeşi bir köle bile atansa, sırtınıza vursa ve malınızı alsa bile ona itaat edin, fitne çıkarmayın" rivayetleri merkeze alınır. Toplum, en kötü barışın en haklı direnişten iyi olduğuna inandırılarak edilgenleştirilir. Statüko hizmetkarı din adamı tuvalet adabını, kulleteyn miktarını, kabirdekine dua etmenin hükmünü konuşur.

Peygamberlerin ilerici ve devrimci dünyagörüşüne ve zulümle tarihi hesaplaşma cesaretine karşın gerici bir sistemin takkeli fedaileridirler. Yeryüzünün kötülüklerine, tecavüzlerine, zulmüne karşı susmayı, tehlikeler karşısında ise sakınmaya çağırmaktadırlar. Bunlar Peygamberlerin egemen güçlere karşı verdiği aktif ve devrimci mücadeleyi unutturmak; yerine pasif, uysal ve sorgulamayan bir "kitle" üretmek için yüzyıllardır aynı minberlerden tekrarlanan statüko ninnileridir.

Kendi halkına karşı aslan kesilen, kılık kıyafet üzerinden dindarlık ölçen ve toplumu uyuşturan o "iğrenç sesli ninnilerin" sahipleri, küresel sistemin vahşi sömürüsü karşısında adeta dilsiz şeytana dönüşmektedir. Necaseti, yani gözle görülür ufak bir pisliğin hükmünü saatlerce kürsülerde tartışan bu sığ ulema, sıra mazlum coğrafyaların kanını emen küresel necaset odaklarına geldiğinde derin bir sessizliğe gömülmektedirler. Dünyanın gözü önünde cereyan eden Epsteinci küresel sapkınlık ağları ve insanlığı köleleştiren emperyalist zulüm mekanizmaları karşısında tek bir kelime dahi edememektedirler.

Vel-hasıl bu statüko soytarıları; mazlumun öfkesini dindirirken, zalimin tahtını sağlamlaştırmaktadırlar. Toplumun iliklerine kadar işleyen sömürü, uydurulmuş dinin o şefkatli örtüsüyle kamufle edilir. Böylece din adamı, toplumsal enerjiyi emen bir paratonere dönüşür.

Adem’den Habile ve oradan post-modern döneme uzanan bu ilahi özgürlük çizgisi, mevcut siyasi ve toplumsal hiyerarşileri kökten altüst eden kurucu ve devrimci bir iradedir. Bu çizgi, statükonun kurumsallaşmış adaletsizliklerini kutsamak yerine, yeryüzündeki tüm sahte tanrılık iddialarının, tiranlıkların ve sömürü mekanizmalarının ontolojik olarak tasfiyesini hedefler. Varlığın merkezine yalnızca Allah’ı koyan bu devrimci duruş, sosyolojik düzlemde kaçınılmaz olarak gücü, serveti ve otoriteyi elinde tutan egemen sınıfların meşruiyetini sarsar. Kuran-ı Kerim, Kasas Suresi 5. ayetinde bu tarihsel ve metafiziksel yasayı sarsıcı, ertelenemez ve aşkın bir toplumsal dönüşüm doktrini olarak ilan eder: "Biz istiyoruz ki, yeryüzünde ezilenlere lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları varisler kılalım."

Bu ilahi hitap, teselli metni değildir. Pasif bir ümit aşılaması yapmaz. Ertelenmiş bir adalet vaat etmez. Aksine tarihin diyalektiğini mazlumun lehine çeviren, zamanı ve mekânı aşan kurucu bir manifestodur. Yani ilahi irade, mazlumun eliyle zulmün parçalanmasından yanadır.

Yine bu ayet hem ahlaki, hem vicdani hem de siyasi bir yeryüzü sorumluluğu yükler. Ezilmeyi bir kader olmaktan çıkarır. Ancak ne zaman ki din, peygamberlerin elinden çıkıp kurumsallaşan ve sarayların koridorlarında ikbal arayan bir "din adamı sınıfının" tekeline girmiştir; işte o zaman bu devrimci metafizik tersyüz edilmiştir. Peygamberlerin sömürgeci nizamları, sınıflı toplum yapılarını ve tefeci oligarşileri deviren o dinamik, özgürleştirici aşkınlığı; ulema eliyle dondurulmuş, ehlileştirilmiş, evcilleştirilmiş ve egemenlerin hizmetine sunulmuştur.

Kasas Suresi'nin bu devrimci ve felsefi özünden kopan ulema, toplumu şekilsel fıkıh bataklığında boğarken, ilahi hitabın ruhuna ve peygamberlerin tarihsel mirasına karşı en büyük yapısal ihaneti gerçekleştirmektedir. Metafiziği adaletten koparanlar, dini zalimin elinde bir kırbaç, mazlumun zihninde ise bir kelepçe haline getirmişlerdir.

Haksızlık edenler, nasıl bir devrimle devrileceklerini ileride bileceklerdir. (Şuara 227)

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.