Yaşa başa bakmadan yıldızlar işbaşı yaptı, güneş gibi parlayanlar göz kamaştırdı.
Yıldızların bazıları karardı, hüzünlü vedalar yaşandı.
Küçük parlamalar olsa da henüz “yeni çocuk” çıkmadı.
Turnuvaya altın ve “karakterli” bir jenerasyonla gitmiştik. Oldukça iddialıydık. Federasyonun başkanı eli yükseltmiş, neredeyse “son hedefimiz final” demişti.
D Grubu’nun açık ve net favorisiydik. Yabana atılmaması gereken Paraguay’ı kale almadık.Avustralya çantada keklikti. Grup birinciliği için belki ABD ile çekişirdik.
7 puan iş değildi... 9 bile yapabilirdik.
Yapabilirdik ama ah şu kazın ayağı yok mu? Bazen bazı şeyler olmuyordu işte.
Millî Takım ilk iki maçta sıfır çekince... Gerçekten 0; sıfır gol, sıfır puan.
Diller çözüldü, klavyelerde parmaklar çalıştı. Herkes ama nerdeyse herkes Paraguay ve Avustralya maçlarının kolay olmadığını yazmış, söylemişti. Heyecandan gözden kaçmış olmalıydı.
İşler iyi giderken de federasyonun ve başkanının iyi yönetim süreci geçirdiği söylenemezdi. İşler sarpa sarınca hepten karıştı, Başkan dağıttı. Karizmamız fena hâlde çizildi.
Dünya medyasında ve sosyal medyada yazılar, karikatürler, animasyonlar kayda geçti.
Kendini artık bir Türk gibi gören teknik direktörümüz de dağıttı. Rakamlarla açıkladı durum vaziyeti.
Oysa Lucescu’nun Romanya’sı ilk ikazı vermiş, Kosova ciddi bir şekilde uyarmıştı bizi. Ama önemli olan sonuçtu ve biz 24 yıl sonra Dünya Kupası’na katılmıştık.
Katılmıştık ama boyumuzun ölçüsünün böyle alınacağı hiç akıllara gelmemişti.
Haiti’den birkaç saat sonra elenen ikinci takım olduk. Bir anlamda -en azından grup maçları aşamasında- en büyük sürprize imza attık.
Neyse ki son maçta grup lideri rotasyonlu ABD’yi yenmek küçük bir teselli oldu.
D Grubu’nda yer alan ABD, Paraguay ve Avustralya Son 32 turuna kaldı.
A Grubu... Ev sahiplerinden Meksika grup maçlarının en iyi takımlarından biri oldu, 9 tam puanla birinci oldu. Güney Afrika devam derken Güney Kore veda etti.
İsviçre B Grubu’nu zirvede tamamladı. Ev sahiplerinden Kanada ve genç cumhuriyet, Dzeko’nun takımı Bosna-Hersek Son 32’ye yükseldi.
C Grubu’nda berabere kalan Brezilya ve Fas, beklenildiği üzere ilk iki sırayı aldı.
E Grubu... İsmi belki de bu turnuva ile öğrenilen Curaçao, katıldığı ilk turnuvada tur ümidini son maça kadar taşırken 1 puan almayı başardı.
Almanya ve Fildişi Sahili 6 ve son maçta Almanya’yı yenen Ekvador 4 puan ile kalifiye oldu.
F Grubu’nda sıralama tahminlere uygundu; Hollanda, Japonya ve İsveç. Tunus hayli zayıf kaldı.
G Grubu’nda Yeni Zelanda 1 puan almayı başarınca işler karıştı biraz. Son 32, son maçlarda kesinleşti. İlk iki sırayı Belçika ve Mısır aldı.
Mehdi Taremi, turnuvanın asla adil olmadığını söyledi ve bu söylem büyük bir kabul gördü. Gerçekten İran’a “büyük kementler” atılmıştı. ABD yaptırımları ve FIFA zorlamaları sonucunda İran, 3 beraberlikle dramatik bir biçimde turnuvaya veda etti.
H Grubu’nda Yeşil Burun Adaları masalı vardı. Kupa’nın yeni takımlarından olan Yeşil Burun Adaları, 3 beraberlikle İspanya’nın ardından ikinci olmayı başardı.
Bize benzer bir süreç yaşayan Uruguay 2 puanla üçüncü oldu ve elendi.
I Grubu... Fransa, turnuvanın en iyi ve sağlam takımlarından biri olduğunu gösterdi, 9 puanlı takımlar kervanına katıldı. Norveç ikinci oldu. Senegal, “en iyi üçüncülerden” kapağı Son 32’ye attı.
J Grubu...Messi ve Arjantin’de çok hazırdı doğrusu. Tangocular 9 puanla Son 32 dedi. 3-3 biten Avusturya ve Cezayir maçı iyi maçlardan biri oldu. İki takım da Son 32’ye yükseldi.
K grubu... Kolombiya, Portekiz, Demokratik Kongo devam ederken bizim Özbekler eve döndü.
L Grubu... İngiltere ve bir turnuva takımı olan Hırvatistan ile Gana, Son 32’de yer aldı.
Sıkıcı maçlar oynandı. Seyir zevki yüksek maçlar da... Ancak grup maçlarında kaliteden bahsetmek çok kolay değildi.
Futbolseverler gollere ve güzel gollere tanıklık etti.
Yıldızlar arzı endam etti.
Yıldız deyince ilk akla gelen isim Lionel Messi idi. Futbola ABD’de devam eden ve kırkına gelen Messi, göz alıcı bir performans ve attığı gollerle grup maçlarına tartışmasız ve büyük bir damga vurdu.
Messi, bir anlamda tartışmayı bitirdi; futbolun en büyüğü benim dedi.
Buna karşın sessiz bir başlangıç yapan Ronaldo, ikinci maçta 2 gol atarak “buradayım” mesajını verdi.
PSG ve Real Madrid performanslarına karşın -ki iyiydi- Mbappe, “Dünya Kupası” oyuncusu olduğunu bir kez daha kanıtladı. Bu turnuvada olmasa bile bir sonraki turnuvada en fazla gol atan oyuncu olacak gibi. Olursa da muhtemelen o rekor, uzun yıllar kırılamayacak bir rekor olacaktır.
Mbappe’ye Dembele de katıldı ancak takımın ve grup maçlarının en iyisi Bayern Münihli Olise oldu. Doğrudan skor katkısı veremedi belki ama yıldızını fena parlattı.
Haaland ve Hary Kane etkili oynadı, gollerini attı.
Fildişi Sahili’nde Singo dikkat çekti fakat sakatlandı.
İspanya’nın yıldızları ve onların içinde Lamine Yamal beklenenin altında kaldı.
Son maçlarda Modric ve Riyad Mahrez neden burada olduklarını gösterdi.
Bütün bunlara karşın Galatasaray’ın eski kalecisi Fernando Muslera için, “son kupa” hemen unutulması gereken turnuvalar listesine girdi. İspanya maçındaki hatası çok pahalıya mal oldu, Uruguay elendi. Sorumluluk elbette sadece Muslera’ya yüklenemezdi. Uruguay’ın Real Madridli gözdesi Valverde’de çok kötü bir turnuva geçirdi. Uruguay hemşerilerine göre çok zayıf kaldı.
Grup maçlarında Belçikalı De Bruyne, gol atmasına rağmen Lukaku, Mısır’da Muhammed Salah, Senegal’de Mane beklentilerin altındaydı.
Büyük paralar karşılığı futbol hayatına “Körfez” ülkelerinde devam eden futbolcular(Ronaldo da) pek başarılı olamadı.
Futbol, elbette sadece futbol değildi. Grup maçlarında oyundan daha çok akılda kalan olaylar vardı;
Grup maçları ABD-İsrail/İran Savaşının gölgesinde oynandı. ABD, İran’ı maç günlerinin haricinde ülkeye sokmadı. İran, Meksika’da konakladı.
FIFA’da İran’dan çok hoşnut değildi. Mısır maçındaki İran golü anlaşılmaz bir biçimde kesik yedi ve İran veda etti.
İranlı futbolcuların “... Tüm uluslar arasında barış, saygı ve dostluk her zaman var olsun”cümlesiyle biten mesajı gündemde yerini aldı.
“Vize sorunlarına” ve ABD’ye “giriş mobbinglerine” karşın FIFA Başkanı Infantino, süreci Trump’a “büyük şükranla” başlattı.
Bay Trump’ın Amerika’sının bitmeyecek gibi görünen “skandallarına” rağmen meşin yuvarlak dönüşüne devam etti.
Bosna-Hersekli Edin Dzeko’nun “ülkesinin çocuklarına mektubu” unutulmazlar arasına girdi.
Biz erken veda ettik. Uruguay ve Güney Kore ile İran’da veda etti. Turnuvaya ilk defa katılan ülkelerden biri olan Özbekistan’da elinden geleni yaptı, turnuva tecrübesi kazandı.
Biz eve erken dönünce tartışmalar ve eleştiriler büyüdü. Bay Hacıosmanoğlu hemen herkesle polemiğe girdi. TFF Başkanı ile “İmparator” Terim polemiği gündem oldu.
Adalet Bakanı’nı da yardıma çağıran Hacıosmanoğlu, turnuvanın en formsuz ismi olarak kayıtlara geçti.
Almanya, grup maçlarının en farklı galibiyetini Curaçao önünde 7-1 ile elde etti. Buna karşın Curaçao mücadelesiyle dikkat çekti. Yeşil Burun Adaları gerçekten büyük bir hikâye yazdı.
Turnuvada yer alan Süper Lig’in yabancı oyuncuları oldukça iyi oynadı. Taraftarlar, futbolcularını ilgiyle takip etti.
UEFA’nın Slovenyalı başkanı, “Dünya Kupası’nın 48 takıma çıkarılmasının ‘tamamen ilgisiz’ maçlara yol açtığını” söyleyince tepki çekti, 13 ülke federasyonu ortak açıklama ile “turnuvaya katılma hakkı kazanan her ülkenin saygıyı hak ettiğini” söyledi.
Messi, turnuvaya fantastik bir giriş yaptı. Grup maçlarının şüphesiz en iyi oyuncusu oldu. Messi ve diğerlerinin karikatürleri, animasyonları medyada, sosyal medyada gündem oldu. Ne yazık ki “Portekizli Zeus” Ronaldo da diğerlerinin arasına katıldı.
Cezayir maçında Messi’nin talihsiz bir şekilde Cezayirli oyuncunun baldırına basması cezasız kaldı. Hakem de Var da pozisyonu görmedi ya da görmezden geldi.
Millî Takım başarısızdı. Ancak yayıncı kuruluş TRT ve onun spikerleri çok daha başarısızdı. TRT, maç sonunda girdiği reklamlar ve kendini övme tanıtımlarıyla keyifleri kaçırdı. Turnuva, ağız tadıyla izlettirilmedi seyirciye.
Yeni kurallar işe yaradı, futbolcu milletine sağlık, sıhhat ve afiyet getirdi. Zımba gibiydi turnuvanın oyuncuları, kimse yerde yatmadı. Duran toplar ve taç atışları da çabuk kullanıldı. Topun oyunda kalma süresi uzadı.
FIFA Başkanı Infantino’nun, ABD, Kanada ve Meksika’da binlerce kilometre uzaklıktaki şehirlerde çok sayıda maça özel jetiyle gitmesi “çevrecileri” kızdırdı.
Mucit İngiltere, Brezilya, Almanya, Arjantin, Fransa, İspanya şampiyonluk için uğraş verirken ABD “oyunu/socceri sahiplenme” çabasında. Yeni bir şampiyon çıkacaksa bu kesinlikle ABD olacaktır. Amerika birkaç turnuva içinde bunu başardığında futbolu sahiplenecektir.
Şüphesiz her turnuvanın “hikâyecileri” vardır. 2026’nın hikâyecileri şimdilik Yeşil Burun Adaları ve İran oldu. İran gitti. Bakalım Yeşil Burunluların serüveni nereye kadar devam edecek?
Yamal’ın şükür secdesi “Medeni Avrupa’nın” kalıtsal faşizmini gün yüzüne çıkardı.“Müslüman değil, Hristiyan bir İspanya/Bir Arap asla İspanyol olamaz/Bir iğrenç siyah, her zaman iğrenç bir siyah kalacak” ve benzeri paylaşımlar gırla gitti. Meşin yuvarlak kadar taşlar düşsün başınıza.
3,6 milyon rakamıyla tüm zamanların seyirci rekoru kırıldı. Bir önceki rekor da 94-ABD idi.
Tribünlerin doluluk oranından memnun olan Bay Infantino fırsatı kaçırmadı, “Tarihin en başarılı turnuvası” dedi. Olabilir ama “en iyi ve iz bırakan turnuvası” olacak mı? Zaman gösterecek.
Tribünler renkli ve eğlenceliydi ancak taraftar grubu şovları görülmedi. Örneğin Katar’daki “Senegal taraftar grubu” gibi bir grup öne çıkmadı. Akılda kalan tribün şovu Norveçlilerin kürek çekişi oldu.
Katar-2022’de kupa tarihinin gol rekoru (64 maçta 172 gol) kırılmıştı. Maç fazlalığı nedeniyle bu rekorun bu turnuvada kırılacağı beklentisi vardı. Rekor, grup maçlarında kırıldı.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Yüksel Durak
2026 DÜNYA KUPASI GRUP MAÇLARINA BİR BAKIŞ
“Sadece oyun değil”
Futbolun bayramının grup maçları tamamlandı.
Sürpriz olmadı, büyük favoriler kazandı.
Beklentilerin altında kalanlar oldu.
Beklenmedik başarılar geldi.
Yenilerden hikâye yazanlar oldu.
Yaşa başa bakmadan yıldızlar işbaşı yaptı, güneş gibi parlayanlar göz kamaştırdı.
Yıldızların bazıları karardı, hüzünlü vedalar yaşandı.
Küçük parlamalar olsa da henüz “yeni çocuk” çıkmadı.
Turnuvaya altın ve “karakterli” bir jenerasyonla gitmiştik. Oldukça iddialıydık. Federasyonun başkanı eli yükseltmiş, neredeyse “son hedefimiz final” demişti.
D Grubu’nun açık ve net favorisiydik. Yabana atılmaması gereken Paraguay’ı kale almadık.Avustralya çantada keklikti. Grup birinciliği için belki ABD ile çekişirdik.
7 puan iş değildi... 9 bile yapabilirdik.
Yapabilirdik ama ah şu kazın ayağı yok mu? Bazen bazı şeyler olmuyordu işte.
Millî Takım ilk iki maçta sıfır çekince... Gerçekten 0; sıfır gol, sıfır puan.
Diller çözüldü, klavyelerde parmaklar çalıştı. Herkes ama nerdeyse herkes Paraguay ve Avustralya maçlarının kolay olmadığını yazmış, söylemişti. Heyecandan gözden kaçmış olmalıydı.
İşler iyi giderken de federasyonun ve başkanının iyi yönetim süreci geçirdiği söylenemezdi. İşler sarpa sarınca hepten karıştı, Başkan dağıttı. Karizmamız fena hâlde çizildi.
Dünya medyasında ve sosyal medyada yazılar, karikatürler, animasyonlar kayda geçti.
Kendini artık bir Türk gibi gören teknik direktörümüz de dağıttı. Rakamlarla açıkladı durum vaziyeti.
Oysa Lucescu’nun Romanya’sı ilk ikazı vermiş, Kosova ciddi bir şekilde uyarmıştı bizi. Ama önemli olan sonuçtu ve biz 24 yıl sonra Dünya Kupası’na katılmıştık.
Katılmıştık ama boyumuzun ölçüsünün böyle alınacağı hiç akıllara gelmemişti.
Haiti’den birkaç saat sonra elenen ikinci takım olduk. Bir anlamda -en azından grup maçları aşamasında- en büyük sürprize imza attık.
Neyse ki son maçta grup lideri rotasyonlu ABD’yi yenmek küçük bir teselli oldu.
D Grubu’nda yer alan ABD, Paraguay ve Avustralya Son 32 turuna kaldı.
A Grubu... Ev sahiplerinden Meksika grup maçlarının en iyi takımlarından biri oldu, 9 tam puanla birinci oldu. Güney Afrika devam derken Güney Kore veda etti.
İsviçre B Grubu’nu zirvede tamamladı. Ev sahiplerinden Kanada ve genç cumhuriyet, Dzeko’nun takımı Bosna-Hersek Son 32’ye yükseldi.
C Grubu’nda berabere kalan Brezilya ve Fas, beklenildiği üzere ilk iki sırayı aldı.
E Grubu... İsmi belki de bu turnuva ile öğrenilen Curaçao, katıldığı ilk turnuvada tur ümidini son maça kadar taşırken 1 puan almayı başardı.
Almanya ve Fildişi Sahili 6 ve son maçta Almanya’yı yenen Ekvador 4 puan ile kalifiye oldu.
F Grubu’nda sıralama tahminlere uygundu; Hollanda, Japonya ve İsveç. Tunus hayli zayıf kaldı.
G Grubu’nda Yeni Zelanda 1 puan almayı başarınca işler karıştı biraz. Son 32, son maçlarda kesinleşti. İlk iki sırayı Belçika ve Mısır aldı.
Mehdi Taremi, turnuvanın asla adil olmadığını söyledi ve bu söylem büyük bir kabul gördü. Gerçekten İran’a “büyük kementler” atılmıştı. ABD yaptırımları ve FIFA zorlamaları sonucunda İran, 3 beraberlikle dramatik bir biçimde turnuvaya veda etti.
H Grubu’nda Yeşil Burun Adaları masalı vardı. Kupa’nın yeni takımlarından olan Yeşil Burun Adaları, 3 beraberlikle İspanya’nın ardından ikinci olmayı başardı.
Bize benzer bir süreç yaşayan Uruguay 2 puanla üçüncü oldu ve elendi.
I Grubu... Fransa, turnuvanın en iyi ve sağlam takımlarından biri olduğunu gösterdi, 9 puanlı takımlar kervanına katıldı. Norveç ikinci oldu. Senegal, “en iyi üçüncülerden” kapağı Son 32’ye attı.
J Grubu...Messi ve Arjantin’de çok hazırdı doğrusu. Tangocular 9 puanla Son 32 dedi. 3-3 biten Avusturya ve Cezayir maçı iyi maçlardan biri oldu. İki takım da Son 32’ye yükseldi.
K grubu... Kolombiya, Portekiz, Demokratik Kongo devam ederken bizim Özbekler eve döndü.
L Grubu... İngiltere ve bir turnuva takımı olan Hırvatistan ile Gana, Son 32’de yer aldı.
Sıkıcı maçlar oynandı. Seyir zevki yüksek maçlar da... Ancak grup maçlarında kaliteden bahsetmek çok kolay değildi.
Futbolseverler gollere ve güzel gollere tanıklık etti.
Yıldızlar arzı endam etti.
Yıldız deyince ilk akla gelen isim Lionel Messi idi. Futbola ABD’de devam eden ve kırkına gelen Messi, göz alıcı bir performans ve attığı gollerle grup maçlarına tartışmasız ve büyük bir damga vurdu.
Messi, bir anlamda tartışmayı bitirdi; futbolun en büyüğü benim dedi.
Buna karşın sessiz bir başlangıç yapan Ronaldo, ikinci maçta 2 gol atarak “buradayım” mesajını verdi.
PSG ve Real Madrid performanslarına karşın -ki iyiydi- Mbappe, “Dünya Kupası” oyuncusu olduğunu bir kez daha kanıtladı. Bu turnuvada olmasa bile bir sonraki turnuvada en fazla gol atan oyuncu olacak gibi. Olursa da muhtemelen o rekor, uzun yıllar kırılamayacak bir rekor olacaktır.
Mbappe’ye Dembele de katıldı ancak takımın ve grup maçlarının en iyisi Bayern Münihli Olise oldu. Doğrudan skor katkısı veremedi belki ama yıldızını fena parlattı.
Haaland ve Hary Kane etkili oynadı, gollerini attı.
Fildişi Sahili’nde Singo dikkat çekti fakat sakatlandı.
İspanya’nın yıldızları ve onların içinde Lamine Yamal beklenenin altında kaldı.
Son maçlarda Modric ve Riyad Mahrez neden burada olduklarını gösterdi.
Bütün bunlara karşın Galatasaray’ın eski kalecisi Fernando Muslera için, “son kupa” hemen unutulması gereken turnuvalar listesine girdi. İspanya maçındaki hatası çok pahalıya mal oldu, Uruguay elendi. Sorumluluk elbette sadece Muslera’ya yüklenemezdi. Uruguay’ın Real Madridli gözdesi Valverde’de çok kötü bir turnuva geçirdi. Uruguay hemşerilerine göre çok zayıf kaldı.
Grup maçlarında Belçikalı De Bruyne, gol atmasına rağmen Lukaku, Mısır’da Muhammed Salah, Senegal’de Mane beklentilerin altındaydı.
Büyük paralar karşılığı futbol hayatına “Körfez” ülkelerinde devam eden futbolcular(Ronaldo da) pek başarılı olamadı.
Futbol, elbette sadece futbol değildi. Grup maçlarında oyundan daha çok akılda kalan olaylar vardı;
Grup maçları ABD-İsrail/İran Savaşının gölgesinde oynandı. ABD, İran’ı maç günlerinin haricinde ülkeye sokmadı. İran, Meksika’da konakladı.
FIFA’da İran’dan çok hoşnut değildi. Mısır maçındaki İran golü anlaşılmaz bir biçimde kesik yedi ve İran veda etti.
İranlı futbolcuların “... Tüm uluslar arasında barış, saygı ve dostluk her zaman var olsun”cümlesiyle biten mesajı gündemde yerini aldı.
“Vize sorunlarına” ve ABD’ye “giriş mobbinglerine” karşın FIFA Başkanı Infantino, süreci Trump’a “büyük şükranla” başlattı.
Bay Trump’ın Amerika’sının bitmeyecek gibi görünen “skandallarına” rağmen meşin yuvarlak dönüşüne devam etti.
Bosna-Hersekli Edin Dzeko’nun “ülkesinin çocuklarına mektubu” unutulmazlar arasına girdi.
Biz erken veda ettik. Uruguay ve Güney Kore ile İran’da veda etti. Turnuvaya ilk defa katılan ülkelerden biri olan Özbekistan’da elinden geleni yaptı, turnuva tecrübesi kazandı.
Biz eve erken dönünce tartışmalar ve eleştiriler büyüdü. Bay Hacıosmanoğlu hemen herkesle polemiğe girdi. TFF Başkanı ile “İmparator” Terim polemiği gündem oldu.
Adalet Bakanı’nı da yardıma çağıran Hacıosmanoğlu, turnuvanın en formsuz ismi olarak kayıtlara geçti.
Almanya, grup maçlarının en farklı galibiyetini Curaçao önünde 7-1 ile elde etti. Buna karşın Curaçao mücadelesiyle dikkat çekti. Yeşil Burun Adaları gerçekten büyük bir hikâye yazdı.
Turnuvada yer alan Süper Lig’in yabancı oyuncuları oldukça iyi oynadı. Taraftarlar, futbolcularını ilgiyle takip etti.
UEFA’nın Slovenyalı başkanı, “Dünya Kupası’nın 48 takıma çıkarılmasının ‘tamamen ilgisiz’ maçlara yol açtığını” söyleyince tepki çekti, 13 ülke federasyonu ortak açıklama ile “turnuvaya katılma hakkı kazanan her ülkenin saygıyı hak ettiğini” söyledi.
Messi, turnuvaya fantastik bir giriş yaptı. Grup maçlarının şüphesiz en iyi oyuncusu oldu. Messi ve diğerlerinin karikatürleri, animasyonları medyada, sosyal medyada gündem oldu. Ne yazık ki “Portekizli Zeus” Ronaldo da diğerlerinin arasına katıldı.
Cezayir maçında Messi’nin talihsiz bir şekilde Cezayirli oyuncunun baldırına basması cezasız kaldı. Hakem de Var da pozisyonu görmedi ya da görmezden geldi.
Millî Takım başarısızdı. Ancak yayıncı kuruluş TRT ve onun spikerleri çok daha başarısızdı. TRT, maç sonunda girdiği reklamlar ve kendini övme tanıtımlarıyla keyifleri kaçırdı. Turnuva, ağız tadıyla izlettirilmedi seyirciye.
Yeni kurallar işe yaradı, futbolcu milletine sağlık, sıhhat ve afiyet getirdi. Zımba gibiydi turnuvanın oyuncuları, kimse yerde yatmadı. Duran toplar ve taç atışları da çabuk kullanıldı. Topun oyunda kalma süresi uzadı.
FIFA Başkanı Infantino’nun, ABD, Kanada ve Meksika’da binlerce kilometre uzaklıktaki şehirlerde çok sayıda maça özel jetiyle gitmesi “çevrecileri” kızdırdı.
Mucit İngiltere, Brezilya, Almanya, Arjantin, Fransa, İspanya şampiyonluk için uğraş verirken ABD “oyunu/socceri sahiplenme” çabasında. Yeni bir şampiyon çıkacaksa bu kesinlikle ABD olacaktır. Amerika birkaç turnuva içinde bunu başardığında futbolu sahiplenecektir.
Şüphesiz her turnuvanın “hikâyecileri” vardır. 2026’nın hikâyecileri şimdilik Yeşil Burun Adaları ve İran oldu. İran gitti. Bakalım Yeşil Burunluların serüveni nereye kadar devam edecek?
Yamal’ın şükür secdesi “Medeni Avrupa’nın” kalıtsal faşizmini gün yüzüne çıkardı.“Müslüman değil, Hristiyan bir İspanya/Bir Arap asla İspanyol olamaz/Bir iğrenç siyah, her zaman iğrenç bir siyah kalacak” ve benzeri paylaşımlar gırla gitti. Meşin yuvarlak kadar taşlar düşsün başınıza.
3,6 milyon rakamıyla tüm zamanların seyirci rekoru kırıldı. Bir önceki rekor da 94-ABD idi.
Tribünlerin doluluk oranından memnun olan Bay Infantino fırsatı kaçırmadı, “Tarihin en başarılı turnuvası” dedi. Olabilir ama “en iyi ve iz bırakan turnuvası” olacak mı? Zaman gösterecek.
Tribünler renkli ve eğlenceliydi ancak taraftar grubu şovları görülmedi. Örneğin Katar’daki “Senegal taraftar grubu” gibi bir grup öne çıkmadı. Akılda kalan tribün şovu Norveçlilerin kürek çekişi oldu.
Katar-2022’de kupa tarihinin gol rekoru (64 maçta 172 gol) kırılmıştı. Maç fazlalığı nedeniyle bu rekorun bu turnuvada kırılacağı beklentisi vardı. Rekor, grup maçlarında kırıldı.