Bir topun peşinden deli gibi koşmak... Hadi koşanlar neyse de... Milyarların onu tutkuyla seyretmesi... Atılan bir golle muzaffer olmak, yenilen bir golle hüznün dibi...
Futbol, en basit bakış açısıyla;
Sahadaki oyuncuların, kurallar ve o kuralların uygulayıcısı hakemlerin nezdinde bir topun peşinde koşulması olarak tanımlanabilir.
“Gâvur oyunu...” “Şeytan icadı” bir şey.
Ama neredeyse bütün dünyayı peşinden koşturan büyük bir şey.
Tarihi, Antik Yunan, Roma İmparatorluğu, Orta Çağ Avrupası demez Eski Çin’e (MÖ 200-300) kadar gidermiş.
MODERN anlamda futbol, 19. yüzyıl ortalarında Britanya İmparatorluğu sınırları içinde okullarda vücut bulmuş. Tabii İngilizler işin içine girince kurallar ve kurumlar gelmiş.
Nihayetinde dünya çapında bir organizasyon akıllara gelmiş. Bir Fransız; Jules Rimet... Fransa Futbol Federasyonu Başkanı ve FIFA başkanı bunu başarmış. İlk Dünya Kupası organizasyonu, 1930 yılında Uruguay’da düzenlenmiş.
Dünya, ritmik dönüşüne sabır ve sükunla devam ederken meşin yuvarlakta sahalardaki dönüşünü artık bir karara bağlamış. Bu kararlı dönüşü binler, yüz binler coşku, heyecan ve merakla seyretmeye başlamış.
1930, Uruguay
Meşin yuvarlak, büyük kupa için dönüşüne Uruguay’da başlamış.
Birinci Dünya Savaşı sona ermiş, anlaşmalarla barış sağlanmış. Ancak vaziyet çelişkilerle dolu ve kırılgan Majestelerinin müzakere masalarında çizdiği sınırlar, etnik, toplumsal ve tarihsel gerçekliklerle pek uyuşmuyormuş, ne gam... Yeni kurulan devletlerin istikrarsızlık sorunları varmış, hallolur canım.
13 takımla oynanan ilk turnuvada final Güney Amerikalılar arasında oynanmış, ev sahibi Uruguay, Arjantin’i 4-2 yenerek Jules Rimet Kupası’nı kazanan ilk ülke olmuş.
1934, İtalya
Savaş, “Büyük Buhran,” derin ekonomik ve toplumsal sarsıntılar... İşsizlik, yoksulluk ve geleceğe dair umutsuzluk. Avrupa’yı ve dünyayı saran faşizan ideolojiler.
“Faşist spor idealini tüm dünyaya göstermek” olduğu açıkça dile getirmelerine rağmen ikinci turnuva İtalya’da düzenlenmiş.
Final maçında Çekoslovakya’yı 2-1 yenen İtalya şampiyon olmuş.
Mussolini ve Hitler, turnuvadan dört gün sonra Venedik’te bir araya gelmiş, zaferi kutlamış.
Her şeye rağmen dünya ve meşin yuvarlak dönüşüne devam etmişti. Mussolini ve Hitler’e ne olacağını zaman gösterecekti.
1938, Fransa
Savaşın ve sonuçlarının yıkımından kurtulma derdindeki -başta Avrupa olmak üzere- dünya, heyecanla yeni kupayı beklemiş. Turnuvanın ev sahibi bu defa -belki de olması gereken- Jules Rimet’in Fransa’sı olmuş. Ancak “majesteleri” Hitler’in Almanya’sı 12 Mart 1938’de Avusturya’yı ilhak etmiş. Avusturya favorilerden biri olduğu kupaya katılamamış. Zira artık böyle bir ülke yokmuş.
Final, İtalya ve Macaristan arasında oynanmış, 4-2 kazanan İtalya ikinci kez şampiyon olmuş.
1950, Brezilya
Geliyorum diye bas bas bağıran faşizm, Hitler ve Mussolini eliyle dünyayı kana bulamış. II. Dünya Savaşı nedeniyle meşin yuvarlağın dönüşü durmuş. Ancak 1950’de meşin yuvarlak, kupa dönüşüne yıllar sonra ağır aksak olsa da başlamış. Lakin başlama vuruşundan hemen sonra Kore Savaşı başlamış, Kuzey Kore, Güney Kore’ye saldırmış. Koreliler, Korelileri öldürürken majesteleri yaşamına devam etmiş. Turnuva da...
Kupa, 13 takımla oynanmış. Doğrudan final maçı yokmuş. Şampiyonu belirleyen maç Brezilya-Uruguay maçı olmuş, 2-1 kazanan Uruguay, bir kez daha şampiyon olmuş.
Brezilyalılar bunu ulusal bir felaket gibi görmüş, “Brezilya’nın Hiroşima’sı” olarak tanımlamış. Belki de gerçekten öyleydi... Brezilyalılar suçlu ve sorumlu ararken ülkede etnik kırılmalar yaşanmış.
1954, İsviçre
Kupa, yeniden Avrupa’ya dönmüş. İsviçre savaşta tarafsız kalmayı başarmış, işgale uğramamış, yıkım görmemiş. Ülke, aynı zamanda uluslararası diplomasiyle sorunlara barışçıl çözüm arayışlarının merkezlerinden biri olarak konumlandırmış kendini. Futbol da bunun için uygun araçlardan biriymiş.
Zaman, savaş sonrası toparlanma zamanları fakat majesteleri boş durmamış “Soğuk Savaşı” başlatmış. İki kutuplu dünyanın temelleri atılmış.
Turnuva 16 takımla oynanmış ve Türkiye ilk kez katılmış.
Turnuvanın takımı Macaristan olmuş. Ferenc Puskas, elden ayrı bir futbolcu olarak öne çıkmış. Macar efsanesi, dünya futbolunda ilk yıldızlardan biri olarak kayıtlara girmiş. Tabii bunlarda bir de Sandor Kocsis varmış ki bu turnuvayı 11 golle gol kralı olarak kapamış
Rüya takım Macaristan, grup maçında Batı Almanya’yı fantastik bir skorla 8-3 yenmiş. Ama futbolun cilvesi işte; finalde Macaristan’ın rakibi yine Batı Almanya olmuş. Bu defa Almanya 3-2 kazanarak şampiyon olmuş.
1958, İsveç
Batı Almanya’nın şampiyon olmasıyla belki de savaşın perdesi kapanmış, geçiş dönemi başlamış. Kutuplaşma daha görünür hâle gelmiş ancak Avrupa, askerî ve emperyal bir güç merkezi olmaktan ziyade ekonomik ve kurumsal bir aktör olarak tarih sahnesine geri dönmenin ilk işaretlerini vermiş.
Nihayetinde 1958 İsveç’te bir başka rüya takım Brezilya sahne almış. 18 yaşında bir çocuğun, Edson Arantes do Nascimento/Pele’nin 2 gol attığı maçta “Sambacılar” ev sahibi İsveç’i 5-2 yenerek ilk kupasını kazanmış.
Pele, sonraki üç turnuvada da gol atma başarısını göstermiş, dört turnuva da gol atan ender futbolculardan biri olmuş.
Pele de bir “yıldız” olarak tarihte yerini almış lakin arkadaşlarının her biri de çok iyiymiş.
1962, Şili
Soğuk Savaşın sert estiği, ayrımların keskinleştiği, duvarların yükseldiği ve nükleer savaş tehdidinin açıkça hissedildiği zamanlar. Şili tarafsız... Ancak içinde siyasal yelpazenin farklı kesimlerini bir arada tutabilen bir siyasi kültüre sahipmiş. Bu, ülkenin avantajı olmuş, ev sahipliğini Arjantin’den kapmış.
Asya ve Afrika’dan kimse katılmamış. “Afrika Yılı’nda” 17 ülke bağımsızlığını kazanmış. Benzer biçimde Asya’da Hindistan, Pakistan, Endonezya ve Malaya egemenliklerini kazanmış.
Zaman, onlar için meşin yuvarlağın peşinde koşma vakti değilmiş.
Pele’nin sakatlık nedeniyle oynamadığı turnuvanın yıldızı Garrincha olmuş.
Brezilya, finalde Çekoslovakya’yı 3-1 yenerek şampiyon olmuş ve duble yapmış.
1966 FIFA Dünya Kupası...
30 Haziran 1966/Perşembe, Wembley Stadyumu/Londra...
Futbolun mucidi İngiltere, evinde final oynamayı başarmış, rakibi Batı Almanya’yı 4-2 yenerek şampiyon olmuş.
Bu final, kupa tarihinin en çok konuşulan final maçlarından birisi olmuş. Belki de birincisi... Tartışmalar hiç bitmemiş. Çizgiyi geçip geçmediği belli olmayan topta yan hakem Tevfik Behramov gol kararı vermiş işte. Şaşkın Almanların itirazı sonuç vermemiş.
Altmışlar... eski dengelerin çatırdadığı, yenilerin ise henüz tam biçimlenmediği bir geçiş dönemiymiş. Soğuk Savaş’ın iki kutbu arasındaki gerilim tırmanmış, Vietnam’da savaş büyümüş, nükleer tehdit uluslararası siyasetin görünmez ama sürekli hissedilen bir gölgesi olarak varlığını sürekli hissettirmiş. Afrika ve Asya’da sömürge imparatorlukları çözülmeye devam etmiş, yeni bağımsız devletler küresel sisteme katılarak güç dengelerini değiştirmiş. Londra’dan yükselen pop müzik, gençlik kültürü ve toplumsal hareketlilik, Atlantik’in her iki tarafında derin bir kültürel dönüşümün habercisi olmuş.
1970, Meksika
1970 yılında ev sahibi Meksika olmuş. Finalde İtalya’yı 4-1 yenen Brezilya, kupayı üçüncü kez kazanan ilk ülke olmuş. Pele, takımını öne geçirmiş. İtalyanlar beraberliği yakalasa da Gerson, Jairzinho ve Carlos Alberto’nun gollerine engel olamamış.
Kupa bu defa Sambacılara emanet olarak verilmemiş. Brezilya Jules Rimet Kupası’nın ebedi sahibi olmuş. Pele’nin kısmetinde, dünya kupalarında 100. golü atan futbolcu olmakta varmış.
Meşin yuvarlağın bir kabahati ve sorumluluğu olmasa da tarihe tanıklık serüveni devam etmiş.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Yüksel Durak
MEŞİN YUVARLAĞIN PEŞİNDE DÜNYA KUPASI
“Dünyanın oyunları-1”
GEÇMİŞ BELKİ DE GEÇMEMİŞTİR
Bir topun peşinden deli gibi koşmak... Hadi koşanlar neyse de... Milyarların onu tutkuyla seyretmesi... Atılan bir golle muzaffer olmak, yenilen bir golle hüznün dibi...
Futbol, en basit bakış açısıyla;
Sahadaki oyuncuların, kurallar ve o kuralların uygulayıcısı hakemlerin nezdinde bir topun peşinde koşulması olarak tanımlanabilir.
“Gâvur oyunu...” “Şeytan icadı” bir şey.
Ama neredeyse bütün dünyayı peşinden koşturan büyük bir şey.
Tarihi, Antik Yunan, Roma İmparatorluğu, Orta Çağ Avrupası demez Eski Çin’e (MÖ 200-300) kadar gidermiş.
MODERN anlamda futbol, 19. yüzyıl ortalarında Britanya İmparatorluğu sınırları içinde okullarda vücut bulmuş. Tabii İngilizler işin içine girince kurallar ve kurumlar gelmiş.
Nihayetinde dünya çapında bir organizasyon akıllara gelmiş. Bir Fransız; Jules Rimet... Fransa Futbol Federasyonu Başkanı ve FIFA başkanı bunu başarmış. İlk Dünya Kupası organizasyonu, 1930 yılında Uruguay’da düzenlenmiş.
Dünya, ritmik dönüşüne sabır ve sükunla devam ederken meşin yuvarlakta sahalardaki dönüşünü artık bir karara bağlamış. Bu kararlı dönüşü binler, yüz binler coşku, heyecan ve merakla seyretmeye başlamış.
1930, Uruguay
Meşin yuvarlak, büyük kupa için dönüşüne Uruguay’da başlamış.
Birinci Dünya Savaşı sona ermiş, anlaşmalarla barış sağlanmış. Ancak vaziyet çelişkilerle dolu ve kırılgan Majestelerinin müzakere masalarında çizdiği sınırlar, etnik, toplumsal ve tarihsel gerçekliklerle pek uyuşmuyormuş, ne gam... Yeni kurulan devletlerin istikrarsızlık sorunları varmış, hallolur canım.
13 takımla oynanan ilk turnuvada final Güney Amerikalılar arasında oynanmış, ev sahibi Uruguay, Arjantin’i 4-2 yenerek Jules Rimet Kupası’nı kazanan ilk ülke olmuş.
1934, İtalya
Savaş, “Büyük Buhran,” derin ekonomik ve toplumsal sarsıntılar... İşsizlik, yoksulluk ve geleceğe dair umutsuzluk. Avrupa’yı ve dünyayı saran faşizan ideolojiler.
“Faşist spor idealini tüm dünyaya göstermek” olduğu açıkça dile getirmelerine rağmen ikinci turnuva İtalya’da düzenlenmiş.
Final maçında Çekoslovakya’yı 2-1 yenen İtalya şampiyon olmuş.
Mussolini ve Hitler, turnuvadan dört gün sonra Venedik’te bir araya gelmiş, zaferi kutlamış.
Her şeye rağmen dünya ve meşin yuvarlak dönüşüne devam etmişti. Mussolini ve Hitler’e ne olacağını zaman gösterecekti.
1938, Fransa
Savaşın ve sonuçlarının yıkımından kurtulma derdindeki -başta Avrupa olmak üzere- dünya, heyecanla yeni kupayı beklemiş. Turnuvanın ev sahibi bu defa -belki de olması gereken- Jules Rimet’in Fransa’sı olmuş. Ancak “majesteleri” Hitler’in Almanya’sı 12 Mart 1938’de Avusturya’yı ilhak etmiş. Avusturya favorilerden biri olduğu kupaya katılamamış. Zira artık böyle bir ülke yokmuş.
Final, İtalya ve Macaristan arasında oynanmış, 4-2 kazanan İtalya ikinci kez şampiyon olmuş.
1950, Brezilya
Geliyorum diye bas bas bağıran faşizm, Hitler ve Mussolini eliyle dünyayı kana bulamış. II. Dünya Savaşı nedeniyle meşin yuvarlağın dönüşü durmuş. Ancak 1950’de meşin yuvarlak, kupa dönüşüne yıllar sonra ağır aksak olsa da başlamış. Lakin başlama vuruşundan hemen sonra Kore Savaşı başlamış, Kuzey Kore, Güney Kore’ye saldırmış. Koreliler, Korelileri öldürürken majesteleri yaşamına devam etmiş. Turnuva da...
Kupa, 13 takımla oynanmış. Doğrudan final maçı yokmuş. Şampiyonu belirleyen maç Brezilya-Uruguay maçı olmuş, 2-1 kazanan Uruguay, bir kez daha şampiyon olmuş.
Brezilyalılar bunu ulusal bir felaket gibi görmüş, “Brezilya’nın Hiroşima’sı” olarak tanımlamış. Belki de gerçekten öyleydi... Brezilyalılar suçlu ve sorumlu ararken ülkede etnik kırılmalar yaşanmış.
1954, İsviçre
Kupa, yeniden Avrupa’ya dönmüş. İsviçre savaşta tarafsız kalmayı başarmış, işgale uğramamış, yıkım görmemiş. Ülke, aynı zamanda uluslararası diplomasiyle sorunlara barışçıl çözüm arayışlarının merkezlerinden biri olarak konumlandırmış kendini. Futbol da bunun için uygun araçlardan biriymiş.
Zaman, savaş sonrası toparlanma zamanları fakat majesteleri boş durmamış “Soğuk Savaşı” başlatmış. İki kutuplu dünyanın temelleri atılmış.
Turnuva 16 takımla oynanmış ve Türkiye ilk kez katılmış.
Turnuvanın takımı Macaristan olmuş. Ferenc Puskas, elden ayrı bir futbolcu olarak öne çıkmış. Macar efsanesi, dünya futbolunda ilk yıldızlardan biri olarak kayıtlara girmiş. Tabii bunlarda bir de Sandor Kocsis varmış ki bu turnuvayı 11 golle gol kralı olarak kapamış
Rüya takım Macaristan, grup maçında Batı Almanya’yı fantastik bir skorla 8-3 yenmiş. Ama futbolun cilvesi işte; finalde Macaristan’ın rakibi yine Batı Almanya olmuş. Bu defa Almanya 3-2 kazanarak şampiyon olmuş.
1958, İsveç
Batı Almanya’nın şampiyon olmasıyla belki de savaşın perdesi kapanmış, geçiş dönemi başlamış. Kutuplaşma daha görünür hâle gelmiş ancak Avrupa, askerî ve emperyal bir güç merkezi olmaktan ziyade ekonomik ve kurumsal bir aktör olarak tarih sahnesine geri dönmenin ilk işaretlerini vermiş.
Nihayetinde 1958 İsveç’te bir başka rüya takım Brezilya sahne almış. 18 yaşında bir çocuğun, Edson Arantes do Nascimento/Pele’nin 2 gol attığı maçta “Sambacılar” ev sahibi İsveç’i 5-2 yenerek ilk kupasını kazanmış.
Pele, sonraki üç turnuvada da gol atma başarısını göstermiş, dört turnuva da gol atan ender futbolculardan biri olmuş.
Pele de bir “yıldız” olarak tarihte yerini almış lakin arkadaşlarının her biri de çok iyiymiş.
1962, Şili
Soğuk Savaşın sert estiği, ayrımların keskinleştiği, duvarların yükseldiği ve nükleer savaş tehdidinin açıkça hissedildiği zamanlar. Şili tarafsız... Ancak içinde siyasal yelpazenin farklı kesimlerini bir arada tutabilen bir siyasi kültüre sahipmiş. Bu, ülkenin avantajı olmuş, ev sahipliğini Arjantin’den kapmış.
Asya ve Afrika’dan kimse katılmamış. “Afrika Yılı’nda” 17 ülke bağımsızlığını kazanmış. Benzer biçimde Asya’da Hindistan, Pakistan, Endonezya ve Malaya egemenliklerini kazanmış.
Zaman, onlar için meşin yuvarlağın peşinde koşma vakti değilmiş.
Pele’nin sakatlık nedeniyle oynamadığı turnuvanın yıldızı Garrincha olmuş.
Brezilya, finalde Çekoslovakya’yı 3-1 yenerek şampiyon olmuş ve duble yapmış.
1966 FIFA Dünya Kupası...
30 Haziran 1966/Perşembe, Wembley Stadyumu/Londra...
Futbolun mucidi İngiltere, evinde final oynamayı başarmış, rakibi Batı Almanya’yı 4-2 yenerek şampiyon olmuş.
Bu final, kupa tarihinin en çok konuşulan final maçlarından birisi olmuş. Belki de birincisi... Tartışmalar hiç bitmemiş. Çizgiyi geçip geçmediği belli olmayan topta yan hakem Tevfik Behramov gol kararı vermiş işte. Şaşkın Almanların itirazı sonuç vermemiş.
Altmışlar... eski dengelerin çatırdadığı, yenilerin ise henüz tam biçimlenmediği bir geçiş dönemiymiş. Soğuk Savaş’ın iki kutbu arasındaki gerilim tırmanmış, Vietnam’da savaş büyümüş, nükleer tehdit uluslararası siyasetin görünmez ama sürekli hissedilen bir gölgesi olarak varlığını sürekli hissettirmiş. Afrika ve Asya’da sömürge imparatorlukları çözülmeye devam etmiş, yeni bağımsız devletler küresel sisteme katılarak güç dengelerini değiştirmiş. Londra’dan yükselen pop müzik, gençlik kültürü ve toplumsal hareketlilik, Atlantik’in her iki tarafında derin bir kültürel dönüşümün habercisi olmuş.
1970, Meksika
1970 yılında ev sahibi Meksika olmuş. Finalde İtalya’yı 4-1 yenen Brezilya, kupayı üçüncü kez kazanan ilk ülke olmuş. Pele, takımını öne geçirmiş. İtalyanlar beraberliği yakalasa da Gerson, Jairzinho ve Carlos Alberto’nun gollerine engel olamamış.
Kupa bu defa Sambacılara emanet olarak verilmemiş. Brezilya Jules Rimet Kupası’nın ebedi sahibi olmuş. Pele’nin kısmetinde, dünya kupalarında 100. golü atan futbolcu olmakta varmış.
Meşin yuvarlağın bir kabahati ve sorumluluğu olmasa da tarihe tanıklık serüveni devam etmiş.
KAYNAKLAR:
Dr. Altay Atlı/ fikirturu.com
Vikipedi, Özgür Ansiklopedi
Socrates Dergi
Gazeteler