SON DAKİKA

MEŞİN YUVARLAĞIN PEŞİNDE DÜNYA KUPASI

Yazının Giriş Tarihi: 07.06.2026 13:17
Yazının Güncellenme Tarihi: 07.06.2026 13:24

“Dünyanın oyunları-2”

BENİM KUPAM

1974, Batı Almanya...

Bir topun peşinde deli gibi koşmak... Ben artık onlardan biriydim. Futbol tutkumun filizlenmeye başladığı zamanlar. En büyük eğlencem/arkadaşlarımla birlikte eğlencemiz top oynamak.

1974’dün mayıs ayının sonları. Biz, kan-ter içinde topun peşindeyken bir taksi geldi, içinden babam ve bir adam indi. Şaşkınlıkla bakarken Mustafa, “Aha! Sait amca televizyon almış” dedi.

Babamın sürprizinden sonra TRT, 1974 Dünya Kupası maçlarını naklen yayınlanacağını duyurdu, benim kupalarım başladı.

16 takımlı (ev sahibi Batı Almanya ile son şampiyon Brezilya ve elemelerden gelen 14 ülke) bir turnuva.

Takımlar müthiş... Dünyanın bütün yıldızları Batı Almanya’da.

13 Haziran 1974/Perşembe... Açılış maçında Brezilya, Yugoslavya ile yenişemedi, maç 0-0 bitti. Brezilya, grubu da Yugoslavya’nın ardından ikinci sırada tamamladı.

Şili ve Avustralya’yı yenmesine karşın “düşman kardeşi” Doğu Almanya’ya yenilen Batı Almanya çok eleştirilmişti ki bölünmüş iki Almanya arasında oynanan tek millî maç bu turnuvada oynanmıştı.

Cruyff ile Hollanda muhteşemdi. Polonya neredeyse turnuvanın takımı olacaktı. Yugoslavya iyi bir sınav verdi.

Üçüncülük maçında Polonya, Brezilya’yı 1-0 yendi.

7 Temmuz 1974/Pazar, Münih Olimpiyat Stadyumu, Münih/Batı Almanya

Hollanda-Batı Almanya: 1-2

Turnuvanın takımı, turnuvanın favorisi önünde maça penaltıdan Neeskens’in golüyle başladı. Almanlar Breitner (P) ve efsane golcü Müller’in golleriyle 2-1 kazandı ve şampiyon oldu.

Benim ülkemin Millî Takımı turnuvada yoktu fakat bir hakemi vardı; Doğan Babacan...

Bu bir ilkti. Babacan, Batı Almanya-Şili maçında Şilili Caszely’e kırmızı kart gösterdi. Sıradan bir kırmızı değildi bu... Dünya Kupası tarihinde gösterilen ilk kırmızı karttı. Dünya Kupası tarihinde kırmızı kart uygulaması 1970 Meksika turnuvasında başlamış.

1974, benim için tam anlamıyla bir futbol bayramıydı. Tam bir şölen ve karnaval.

Doğa Almanya-Batı Almanya maçında golü atan “Doğu Alman” Jürgen Sparwasser “Mezar taşıma ‘Hamburg, 1974’ yazılırsa herkes orada yatanın ben olduğumu bilir” demişti.

Final maçında Jack Taylor, daha 2. dakika da penaltı düdüğünü çalınca hakemin yanına giden Beckenbauer, “Ne de olsa İngiliz’sin” demişti.

Sonuç; top, görünür ve/veya görünmez duvarların gölgesinde çim sahalarda yuvarlanmaya devam etti.

CUNTANIN GÖLGESİNDE

1978 Arjantin...

Arjantin’e Hollanda, Cruyff haricinde Almanya’daki kadrosuyla gelmişti. Arjantin’de Ayala yoktu ama Kempes vardı. Almanya’da Gerd Müller, Beckenbauer, Hoenes futbolu bırakmıştı.

2. grup aşamasında Hollanda finale kalırken son şampiyon Batı Almanya veda etmişti.

B Grubunda Arjantin ve Brezilya beşer puan toplamıştı. Son maçta Peru’yu 6-0 yenen Arjantin, Brezilya’yı gol averajı ile geçip finale kaldı.

Brezilya, İtalya’yı yenerek üçüncü oldu.

25 Haziran 1978/Pazar, Mas Monumental Stadyumu, Buenos Aires/Arjantin

Arjantin-Hollanda: 3-1

Konfeti ve rulo yağmuru altında oynanan maçta Kempes’in golüne Hollanda Nanninga ile cevap verip skoru eşitledi.

Uzatma devrelerinde Kempes ve Bertoni’nin golleriyle 3-1 kazanan Arjantin şampiyon oldu.

Adamım Kempes, 6 gol ile gol kralı olmuştu. Rensenbrink’te 5 gol atmıştı.

Rummenigge, Rossi, Boniek, Tarantini, Zico, Platini dikkat çeken isimler olmuştu.

Meşin yuvarlak, çimlerde dönüşüne devam ediyordu ama hayat bazen köşeliydi.

Arjantin’de Amerikan destekli “Videla Cuntası” iş başındaydı. “Kirli savaş” nitelemesiyle tarihe geçen cunta yönetimi, turnuvayı tam anlamıyla propagandaya dönüştürmüştü.

Dünya yıldızı Cruyff, Arjantin’deki insan hakları ihlali nedeniyle turnuvaya katılmamış, cuntayı protesto etmişti.

Cuntanın başı Videla’nın, yanında ABD Eski Dışişleri Bakanı Kissinger olduğu hâlde Peru soyunma odasına girdiği, “başarılar dilediği” iddia edilmişti.

Hollanda final maçına giderken takım otobüsü ve bir köye girmişti. Burada futbolcular taciz edilmişti.

Rene van de Kerkhof’un kolundaki alçı o güne kadar sorun yaratmamıştı ama final maçında alçı söktürülmüştü.

Maçın hakemi İsrail’den Klein iken son anda İtalyan Gonella görevlendirilmişti.

ÖKSÜZ KUPA’M

1982, İspanya...

Çok seyredemediğim, üçüncülük ve final maçını seyredebildiğim bir turnuva olmuştu. Ancak annem, turnuvanın ilk gününden dönüşüme kadar geçen süre içinde aldığımız gazeteyi benim için -âdeta bir arşivci titizliğinde- günü gününe saklamıştı.

Yeni takımlar vardı, ilk kez katılanlar; Cezayir, Kamerun, Honduras, Kuveyt ve Yeni Zelanda...

Yıllardır 16 takımla oynanan turnuva da takım sayısı 24’e çıkmıştı.

Dünyadaki altı konfederasyonun temsilci gönderdiği ilk turnuva olmuştu.

Üçüncülük maçında Polonya, Fransa’yı 3-2 yenmiş ve bir kez daha üçüncü olmuştu.

11 Temmuz 1982/Pazar, Santiago Bernabeu Stadyumu, Madrid/İspanya

İtalya-Batı Almanya: 3-1

Bir penaltı kaçıran İtalyanlar, “Altın Çocuk” Rossi, ardından Tardelli ve Altobelli’nin golleriyle 3-0 öne geçmişti. Almanların tek golünü Breitner atmıştı.

Derwall, ikincilikte kalırken Enzo Bearzot’un İtalya’sı 44 yıl aradan sonra yeniden dünya şampiyonu olmuştu.

Alman kaleci Schumacher, Fransız Battiston’u hastanelik etmişti ve hakem pozisyonda ihlal görmemişti.

Maradona, oynadığı her maçta âdeta dayak yemiş, İtalyan Gentile anasını ağlatmıştı. Rakiplerinin faullerine isyan eden Maradona, Brezilya maçında Batista’nın hayalarına tekme atmış, kırmızı kart görmüştü.

“Gijon Utancı” kayda geçmişti. Batı Almanya-Avusturya maçı kupa tarihinde “şike” olarak yer almıştı.

Düdük; Kuveyt-Fransa maçında çalan bir düdükle Kuveytliler durmuş, Giresse golü atıp skoru 4-1 yapmıştı. Kuveytliler itiraz etmiş gol iptal edilmişti. Daha sonra bir gol daha atan Fransızlar maçı 4-1 kazanmıştı.

“Tardelli sevinci” hafızalara kazınmıştı. İtalyan, Batı Almanya’ya attığı golden sonra yumruklarını sıkmış bir biçimde haykırarak uzun bir tur atmıştı.

Meşin yuvarlak çimlerin üzerinde neşeyle, bazen hüzünle dönerken kupa cuntadan kurtulduktan sonra uzun yıllar Franco’nun diktası altında kalan İspanya’ya gitmişti.

II. Dünya Savaşı’nın sıcak acıları hâlâ hissedilirken “majestelerini” savaşlara doyurmak mümkün olmuyordu.

İtalya’nın Brezilya’yı 3-2 yenmesinin ardından Socrates, “Müthiş bir takımımız vardı ve oynarken mutlu oluyorduk. Ama sonra Rossi geldi, topa sadece üç kez dokundu ve üç gol attı. Bildiğimiz anlamıyla futbol o gün öldü” demişti.

Nihayetinde o sihirli top, bir kez daha kazanmıştı.

TANRI’NIN ELİ

1986, Meksika...

Kupanın adı “FIFA Dünya Kupası” idi ama Meksika-86, “Maradona’nın Kupası” oldu.

22 Haziran 1986, Pazar, Azteca Stadyumu

Arjantin-İngiltere çeyrek final maçı.

Dakika 51: Kaleci Shilton ve Maradona havadaki topa hamle yaptı. 1,65’lik Maradona’nın, üstelik kollarını kullanma avantajına sahip Shilton’dan bu topu alması imkansızdı fakat... Bir şey oldu ve top yumuşak bir biçimde kaleye girdi. Maradona ve arkadaşları sevinirken kulübe dâhil bütün İngilizlerin elleri havadaydı. Tunuslu Ali Bennaceur İngilizlere aldırmadı, golü verdi.

Slow motion (yavaş çekim, Süper Lig’in yayıncı kuruluşunda -herhalde- olmayan) tekrar görüntü ekrana geldiğinde gerçek ortaya çıkmıştı. Maradona golü elle atmıştı.

İngiliz futbolcular bu golün şokunu yaşarken sadece 4 dakika sonra Maradona, topu orta sahada aldı. Herhangi bir tehlike ve pozisyon söz konusu bile değildi fakat o, kaleci de olmak üzere İngilizlerin yarısını çalımladı ve topu boş kaleye bıraktı; 2-0.

Oldukça iyi bir kadroya sahip İngiltere, belki de yirmi yıl sonra finale yürüyecekken Maradona hayır demişti. Lineker’in 81’de attığı gol skoru belirledi, 2-1.

Maçın ve hatta kupanın -belki de tüm kupaların- pozisyonu elbette elle atılan goldü. Gol, Diego Armando Maradona’ya sorulmadan olmazdı. Maradona, çok basit bir cevap vermişti;

“Tanrı’nın eli...”

Üçüncülük maçında Fransa, Belçika’yı 4-2 yendi.

29 Haziran 1986/Pazar, Azteca Stadyumu, Meksiko/Meksika

Arjantin-Batı Almanya: 3-2

Arjantin iyi başladı, Brown’ın (23’) golüyle skoru da aldı. 55’te Valdona skoru 2-0’a getirdiama Almanların yeni yıldızlarından Rummenigge ve ardından Völler golleri 80’de 2-2 yaptı skoru.

Ancak o trajik gol geldi Almanlar için... 83’te Burruchaga 3-2 yaptı. Almanlar gözyaşlarıyla yıkıldı, Maradona ve arkadaşları gözyaşlarıyla gol sevincine doyamadı. Arjantin bir kez daha kupaya uzandı.

Maradona “Altın Top” ödülünü alırken Gary Lineker, attığı 6 golle gol kralı olmuştu.

Kupa, Butragueno, Enzo Scifo, Platini, Zidane, Michael Laudrup, Lothar Matthaus, Rummenigge, Blokhin, Boniek gibi futbolcuların yıldızını parlatmıştı.

“Meksika Dalgası” şovu harikaydı ve tüm dünyaya yayılmıştı.

1986 yılı Birleşmiş Milletler tarafından Uluslararası Barış Yılı ilan edildiğinden, tüm stadyumların reklam panolarında FIFA ve Birleşmiş Milletler logoları ve “Barış İçin Futbol-Barış Yılı” yazıları yer almıştı.

Soğuk Savaş ve Afganistan gibi yerlerde savaşlara karşın “Barış Yılı...”

Sovyetler Birliği’nde Mihail Gorbaçov, glasnost (açıklık) ile perestroika (yeniden yapılanma) reformlarını başlatmıştı.

Buna rağmen ABD Başkanı Reagan, sert tutumundan vaz geçmemişti.

“NAPOLİLİ ZEUS”

1990, İtalya...

Belki de tarihi bir kupaydı. Batı Almanya, Sovyetler Birliği, Çekoslovakya, Yugoslavya gibi ülkelerin son kupasıydı bu. Mısır 56, ABD 40 ve Kolombiya 28 yıl sonra katılmıştı.

Kosta Rika, İrlanda, BAE ilk kez merhaba demişti. Biz hâlâ yoktuk maalesef.

Bu kupa, en düşük gol ortalamasına sahip kupa olarak kayıtlara geçmişti. Belki de İtalyanların savunma taktiği bütün takımları etkilemişti.

Kaleciye pasta, kalecinin topu elle almasına yasak ilk kez bu kupa da uygulanmıştı.

İyi İtalya ile estek-köstek Arjantin maçı, Schillaci ve Caniggia’nın karşılıklı golleriyle 1-1 bitti. Seri penaltılarda Arjantin, dramatik bir şekilde ev sahibine tamam dedi, 4-3 kazandı.

İtalyanlar talihe kahrederken Napoliler için sorun yoktu; Maradona ile devam edeceklerdi.

Diğer maçta Brehme ve Lineker golleriyle Batı Almanya-İngiltere maçı 1-1 bitti. Seri penaltılarda 4-3 ile kazanan Batı Almanya oldu.

Gary Lineker, tarihe geçen “Futbol basit bir oyundur; 22 kişinin 90 dakika boyunca topun peşinden koştuğu ve sonunda her zaman Almanların kazandığı bir oyundur” sözünü bu maçtan sonra söylemişti.

Üçüncülük maçında İtalya, İngiltere’yi 2-1 yendi ama muhtemelen tek bir İtalyan bile sevinmemiştir.

8 Temmuz 1990/Pazar, Olimpiyat Stadyumu, Roma/İtalya

Batı Almanya-Arjantin: 1-0

Final, hırçın, alaycı ve oldukça çirkin bir maç olarak kayda girdi. Almanlar, 86’nın hesabını da gözeterek oldukça sıkı bir savunma ile oynadı. Oyun tat vermedi, gol pozisyonu üretilemedi. Maradona’nın penaltı beklentisi karşılık bulmadı.

Batı Almanya, 85’te Brehme’nin penaltıdan attığı golle 1-0, şampiyon oldu. Arjantin maçı 9 kişi ile tamamladı.

İtalyan Schillaci 6 gol ile kral olurken “Altın Top” ödülünü de kazanmıştı.

Kamerunlu Milla, turnuvanın en dikkat çekici oyuncularından biri olurken Kolombiyalı kaleci, “akrep vuruşuyla” bilinen kaleci Rene Higuita da çok konuşulan biri olmuştu.

Yıldızını partlatanlar, Lineker, Matthaus, Klinsmann, Littbarski, Baggio, Stojkovic, Scifo, Omam-Bıyık, Gullit, Koeman, Fonseca, Susic gibi isimler olmuştu.

Maradona, bir önceki kupa etkisini gösterememiş fakat final oynamayı başarmıştı. Arjantin’in final oynamasındaki en büyük katkıyı Caniggia vermişti.

Kamerun, Yugoslavya ve Romanya iyi performans göstermişti. Romanya kadrosunda Rotariu, Popescu, Lacatuş, Hagi gibi isimler öne çıkmıştı.

Bu isimlerin bir kısmını Türk futbolseverler, zaman içinde yakından tanıyacaktı.

Kariyerinde 1 Dünya Kupası ve bir de finali olan Maradona, Napoli’nin kuşkusuz “Zeus’u” olmuştu.

İtalya... Rönesans’ın, aydınlanmanın, modanın, sanatın, tarihin, romantizmin, şıklığın ve gösterişin merkezi... Aynı zamanda mafyanın, sokak cinayetlerinin, yoksul gettoların, çaresiz göçmenlerin, varoş mahallelerin yeri. Faşist Mussolini’n ülkesi.

Halkın arasında sosyal, kültürel, sınıfsal derin farklar... Fiilen değil ama “Kuzey-Güney” ayrımı... Bir tarafta Milano, Roma, Venedik gibi İtalyanların gurur duyduğu medeniyet merkezi şehirleri; diğer tarafta ise Napoli, Sicilya gibi çok farklı alanlarda nam salmış bölgeler. Zengin, mağrur ve müreffeh Kuzey’in hep ezilmesi gereken bir böcek gibi baktığı; hatta adeta ayrı bir ülke olarak gördüğü Güneyliler için kendilerini ifade etmenin yolu genellikle, çimlerin üstünde dönerken peşinde dünyayı da döndüren sihirli meşin yuvarlakoldu.

İşte, İtalya-Arjantin maçı bu şartlar da oynanmıştı. İtalya federasyonu ve FIFA öngörememiş olmalıydı ki bu maç Napoli’de oynanmıştı.

Maradona, maçtan bir gün önce Napolilere seslenmişti;

“Yarın o statta hangi bayrağı sallayacağınız umurumda değil. Sadece tek bir şeyi bilmenizi istiyorum. Siz kendi vatanınızda 365 gün bir yabancı gibisiniz, ancak ben 365 gün gerçek bir Napoliliyim.”

Statta manzara inanılmazdı. Tıklım tıklım dolu San Paolo tribünlerinin kale arkasındaki Napoli Ultras grubunun üstünde İtalya değil Napoli formaları vardı. Sırtlarında 10 Numara ve Maradona yazan Napoli formaları...

İtalya’nın müthiş kaptanı Maldini maç sonrası yaptığı açıklamada, “Bu maç Napoli’de oynanmasa biz kazandırdık” demişti.

Maç sonrası San Paolo’da zafer turu atan Maradona, bir eline Arjantin, bir eline de Napoli bayrağı almıştı.

Maçı BBC için yorumlayan İngiliz gazeteci John Foot, unutulmayacak sözü o anda söylemişti;

“The God and his city.”

Tanrı’nın elinden sonra “Tanrı ve şehri...”

EYVAH MARADONA

1994, ABD...

FIFA’nın Brezilya ve Fas’a karşın Amerika Birleşik Devletleri’ni tercih etmesi hem şaşırtmış hem de tartışmalara neden olmuştu. Kupa, NBA ve Amerikan Futbolunun gölgesinde kalabilirdi. Bir de maçların saatleri...

Ancak maçlar 69 bin ortalamasıyla en yüksek seyirci önünde oynanmıştı. Galibiyete 3 puan uygulaması da ilk kez başlamıştı. İlk kez katılanlar Yunanistan, Nijerya ve Suudi Arabistan olmuştu.

Maradona, eyvah Maradona...

Arjantin turnuvaya iyi başlamıştı. Batistuta’nın hat-trick yaptığı maçta bir gol de Maradona’dan gelmiş, Yunanistan 4-0 mağlup edilmişti. Ardından Nijerya maçını Caniggia’nın dublesiyle 2-1 kazanmıştı Tangocular. Ancak bu maçtan sonra yapılan doping testinde yasaklı uyarıcı madde (efedrin) tespit edilmiş ve Maradona’ya FIFA 15 ay “men” cezası vermişti.

Grubun üçüncü maçına Maradona olmadan ve moralsiz çıkan Tangocular, Bulgaristan’a 2-0 kaybetmişti.

Çeyrek final maçında Arjantin’in rakibi Romanya olmuştu. Romanya iyi bir takımdı ve harika bir adam, “Karpatların Maradona’sı” George Hagi vardı. Hagi ve arkadaşları, Arjantin’i 3-2 ile evine gönderdi.

Üçüncülük maçında Bulgaristan, İsveç’e 4-0 kaybetti.

17 Temmuz 1994/Pazar, Rose Bowl Stadyumu, Pasadena/Kaliforniya

Brezilya-İtalya 0-0 (3-2)

Final maçı beklentileri karşılayamadı. 120 dakika da taraflar gol atamadı. Şampiyonu seri penaltılar belirledi.

Marcio Santos ve Baresi ilk penaltıları kaçırmıştı.

Sonraki 3 penaltıyı Brezilya gole çevirirken İtalya’da Massaro kaçırmıştı.

İtalya’da son penaltı için topun başına Roberto Baggio geldi. İtalya’nın final oynamasındaki en büyük katkıya sahipti belki Baggio. Kendinden emin bir şekilde hareketlendi fakat inanılmaz kötü vurdu. Taffarel ve arkadaşları için kutlama zamanı...

Brezilya, yeniden şampiyondu... Dördüncü kez şampiyondu.

6 gollü Stoiçkov, Salenko ile gol krallığını paylaşmıştı.

Altın Top ödülünü Romario kazanmıştı.

Kaleci Preud’homme, Jorginho, Maldini, Dunga, Romario, Stoiçkov, Baggio yıldız gibi parlamıştı. Petrescu ve Popescu iyi oyuncular listesine girmişti.

3 harika gol atan Hagi, şüphesiz turnuvanın en iyilerinden biri olmuştu. Karpatların Maradona’sı, turnuvanın güçlü takımlarından birinde oynasaydı bir kupa işten bile olmazdı.

Kısmetli Rus Salenko, bir maçta 5 gol ile bir maçta en çok gol atan futbolcu ünvanı almıştı.

Roger Milla, 42 yaş ile gol atan en yaşlı futbolcu olmuştu. Kısmeti biraz geç gelmişti herhâlde Kamerunlunun, emeklilik yıllarında parlamıştı yıldızı.

Siyasetin ve iktidarın, kısacası majestelerinin hükmü sonlanmış, Almanlar birlemiş ve bu kupaya “Almanya” olarak katılmıştı.

SSCB’nin dağılmasının ardından Ruslar, “Rusya” ismiyle iştirak etmişti.

Afrika kıtası ilk kez 3 ülke ile temsil edilmişti.

İtalyan kaleci Gianluca Pagliuca, Norveç maçında ceza sahası dışında topa elle müdahale etmesi sonucu kırmızı kart görerek kupa tarihinde sahadan atılan ilk kaleci olarak kayda girmişti.

İngiltere’nin kupaya katılmaya başladığı 1950 yılından bu yana ilk kez bir kupada hiçbir Büyük Britanya ülkesi yer almamıştı.

Hakemler, ilk kez bu kupada klasikleşmiş siyah formalarını çıkarmış, farklı renklerde formalar giymişti.

Elim bir olay;

Kolombiya'nın sağ beki Escobar, 22 Haziran 1994’teki ABD maçında kendi kalesine gol atmış, Kolombiya elenmişti. Escobar, 2 Temmuz 1994’te Kolombiya’nın Medellin kentindeki bir barda vurularak öldürülmüştü. Escobar’a 12 kez ateş eden katilin, her ateş edişinde gol diye bağırdığı iddia edilmişti. Meşin yuvarlağın dili yoktu ama “lanet olsun” çığlığını sağırların haricinde herkes duymuştu.

Bu kupa, çelişkilerle dolu tarihsel dönemeçte, küreselleşmenin ekonomik vaatleri ile jeopolitik güç mücadelelerinin iç içe geçtiği yeni bir dünyanın sahadaki en görünür ve en kitlesel temsillerinden biri olarak oynanmıştı.

Doksanlar... Soğuk Savaş sona ermiş, Sovyetler dağılmış... Berlin Duvarı yıkılmış, şehir ve Almanya birleşmiş. Eski dünyanın kalın ve katı sınırları esnemiş, bazıları ortadan kalkmış.

Yeni uluslararası bir düzen aşaması... Ama nereye? Yeni düzenin yönü, sınırları ve istikrarı belirlenememiş.

Fukuyama, 1992’de yayınlanan “Tarihin Sonu ve Son İnsan” derken acele mi etmişti. Siyaset bilimciye göre, Soğuk Savaş’ın bitişi yalnızca jeopolitik bir dönüşüm değil, aynı zamanda ideolojik bir evrimin nihai noktasıydı. Faşizm, komünizm ve liberal demokrasi arasındaki mücadele, nihai olarak liberal demokrasinin üstünlüğüyle sonuçlanmıştı. Bu çerçevede piyasa ekonomisi küreselleşirken, liberal demokrasi hem meşruiyet hem de refah üretimi açısından rakipsiz hale gelmişti.

Dünya bunları yaşarken ve Fukuyama satır aralarını okurken Irak, Kuveyt’i işgal etmişti (1990). Ardından Sırplar, koşulsuz egemenlik peşine gidince Yugoslavya’nın federe cumhuriyetlerinin bağımsızlık savaşları başlamıştı (1991).

Savaşsız duramıyordu majesteleri. Soyunun kanını içmeden duramıyordu.

Netice; ABD, kupayı küresel bir festivale dönüştürmüş fakat meşin yuvarlağın canını yakmıştı. Futbol, artık endüstriyel bir üründü.

KAYNAKLAR:

Dr. Altay Atlı/ fikirturu.com

Vikipedi, Özgür Ansiklopedi

Socrates Dergi

Gazeteler

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.