SON DAKİKA

SUÇ VE CEZA

Yazının Giriş Tarihi: 22.06.2026 20:59
Yazının Güncellenme Tarihi: 22.06.2026 21:04

“Karakter yetmiyormuş”

Türkiye-Paraguay: 0-1

Güneş mesaiye çoktan başlamıştı. Geceden kurulmuş saatler, telefonlar çaldı, evlerde yediden yetmişe heyecanlı bir hareket başladı.

Bir kısım insanlar dualarını tamamlamış, eve dönüşteydi. Bir kısım erkenciler evlerde kılmıştı namazlarını. Kimileri sabahın ilk çayını çoktan demlemişti.

Vakit geldi... Yaşam biçimine göre dualarla, totemlerle, başarı dilekleriyle açıldı televizyonlar. Meşin yuvarlağın gücü işte... Hiçbir inancın, ideolojinin ve siyasetin beceremediğini başarmıştı.

Bütün bir ülke; sağcısıyla solcusuyla, dinlisiyle dinsiziyle, dindarıyla seküleriyle, açığıyla kapalısıyla “tek yürek” ekran başındaydı.

Bugün “en önemli gündü.” Ya tamam ya devamdı. Ya devlet başa ya kuzgun leşe...

Bizi, buraya kadar getiren “Bizim Çocuklar,” bu engeli aşıp 17 Temmuz’a kadar yürüyüşe devam edecek, finali oynadıktan sonra eve dönecekti. Bay Başkan öyle dememiş miydi?

“Tarihin en karakterli takımı” başarı ve gururla dönerken akbabalar, sırtlanlar, çakallar avuçlarını yalayacaklardı.

Gerçi voleybolda başarıdan başarıya koşup tarih yazan kızlarımız vardı ama aceleye gerek yoktu... Bir gün sıra onlara da gelirdi.

Nihayet saat 06.00 oldu. Geri sayım bitti, hakem düdüğü çaldı, maç başladı.

Ne oluyor demeye kalmadan golü kalemizde gördük. Bizim Çocuklar çöktü, koca ülke sessizliğe büründü.

Durun yahu! Daha 90 dakikadan fazla bir zaman vardı.

Topa sahip olduk. Rakip yarı sahada oynadık, şutlar attık, olmadı. Devre biterken, Paraguaylıların içindeki bir Türk olsa gerek Almiron saçma bir kırmızı kart gördü.

Koca bir ikinci devre... 10 kişi kalmış rakibe top göstermedik. Oyunu karşı kaleye yıktık. Sonsuz şutlar attık. Ama zaman hızla eridi, hakem bitiş düdüğünü çaldı, Dünya Kupası serüvenimiz son buldu.

Yeşil sahada ağlayan çocuklarımız vardı. Tribünlerde hüzün ve gözyaşı... Evlerde büyük sessizlik... Birazdan üniversite sınavına girecek olan “geleceğimizin teminatı” çocuklarımızda moral bozukluğu...

Dünya başımıza yıkıldı. Tükendik, bittik.

Kıyamet bugünmüş meğer.

Tamam... Tamam da bu işin sorumlusu kimdi? Varsa bir suç, suçluları kimdi? Bıyığını, saçını başını beğenmesek de “Bizim Çocuklardan” başkaları da olmalıydı herhalde...

Son sözü baştan söyleyelim; hepimiz hatalıyız.

Ayaklarımızı yerden kesip olmayacak dualara aminler nedeniyle hepimiz sorumluyuz.

Nasreddin Hoca gibi “testi kırılmadan önce tedbir alınmamasına” rağmen kurulan/kurdurulan hayallere gözü kapalı inandığımız için sorumluyuz.

Bununla birlikte bir sıralama yapmak gerekirse;

DİL... Öncelikle kullandığımız dil/lisan, üslup suçlu.

Kanımızın son damlasına kadar savaşacağız/Vur kır parçala, bu maçı kazan/Kana kan, dişe diş/Ölmeye -ve hatta öldürmeye- geldik/Reziller-Rezalet-Utanç tablosu/Kahrolduk/Dünya başımıza yıkıldı...

Ne oluyor efendiler?

Vatan mı kurtarılıyor? “İstiklal Harbi’nde miyiz?”

Ne oluyor?

Eğitim mi düzeltiliyor, adalet mi tesis ediliyor?

Enflasyon mu düşürülüyor? Geçim derdinden muzdarip emekli ve asgari ücretlinin derdine çare mi bulunuyor?

İşsizlik mi çözülüyor?

Fesüphanallah! Altı da üstü de bir oyun değil mi bu?

Kazansan da kaybetsen de hayatın aynı şekilde devam etmeyecek mi?

Bu anlayış, bu dil ve üslup sorunlu, sorumlu ve suçlu.

FEDEREASYON... Amma ve de lakin “Baş Hatalı ve Sorumlu” sizsiniz Bay Hacıosmanoğlu. Sizsiniz maalesef...

Başarıyı sahiplenme biçiminiz... Başarılardan sonra soyunma odasına doldurduğunuz ilgili ilgisiz kişiler... Büyük primler, villa vaatleri...

Öfkelendiğinizde söylemleriniz, hâl ve tavırlarınız, tartışma yaratan beyanlarınız...

Bakınız Bay Başkan, tarihin “en karakterli” takımını bilemem ama “en başarılı” takımının 2002-Türkiye olduğu tescillendi. 2008-Türkiye’si de öyle... Avrupa Şampiyonası’nda başarılı olmak Dünya Kupası’nda başarılı olmaktan daha zor çünkü.

Kendim, ülkem ve milletim adına çok üzgünüm Bay Başkan ama -muhtemelen- 48 takımlı turnuvanın en kötü sıralamasında en başa geçtik.

“Hesap işlerini” bilemem lakin bu millete bir açıklama yapma zorunluluğunuz yok mu?

MONTELLA... “Baş Hatalı ve Sorumlulardan” biri sizsiniz “Sinyor.” Millî Takım için görevlendirildiğinize olumlu bulmuş, “Bize büyük heyecanlar yaşatabilir” diye yazmıştım. Hakkınızı yemeyelim, yaşatınız da...

Buna karşın Romanya ve Kosova maçlarından buyana çok ama çok formsuzsunuz bayım. Testi kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur, evet ama size sadece şu soruyu sormak istiyorum;

Can Uzun’la başlamadığınız için pişman mısınız?

Bayım, istatistik olarak iki maçta da üstün olabilirsiniz ki üstündük fakat biz iki maçta da -özellikle ikincisinde- bir karakter koyamadık. Sonuca isyan edemedik. Mücadele de edemedik.

Bir takımın, bütün oyuncularının sınıfta kalması, futbolcu performanslarıyla izah edilemez herhalde.

Hepsini geçtim Bay Montella... Hamasete yapışmanız, popülist söylemleriniz hiç olmadı. Üzgünüm ama buraya kadarmış; siz yolunuza, biz yolumuza... İki taraf için de en iyisi bu olmalı.

MEDYA... “Baş Hatalı ve Sorumlu” sensin Ey Medya... Medyacılar... Skor yorumcuları ve yazarları... Taraftar formasını üzerinden çıkaramamış kocamış “adamlar...” Siz, suçlusunuz.

Küresel çapta yıldızlarımız yokken -bir kişi söylemek zorunluluksa mecburen Hakan Çalhanoğlu ki onun da yıldızı taraftarla hiç barışmadı- gencecik çocuklardan “Messiler” yarattınız. Omuzlarına taşınamayacak yükler yüklediniz. Bu millete büyük hayaller kurdurdunuz.

Aslında çok iyi biliyor olmalısınız; yıldızlarımız yoktu maalesef, adaylarımız vardı sadece.

Kenan Yıldız... Yıldız eşiğine adımını basmış ama henüz diğer adımını atamamış bir çocuk. İnşallah bir İspanya, İngiltere, Almanya transferiyle atacak diğer adımı.

Arda Güler... Daha yolun çok başında iken bir “Messi” yükünü kaldırmak kolay değildi. Kaldıramadı çocuk. Tersine geriye gitti, bir de “abi” gibi oynamaya başladı. Bir medyacı da “Arda, sen ne yapıyorsun evladım” demedi.

Orkun Kökçü, Kerem Aktürkoğlu... Avrupa’yı düşünmediler. Kolayı seçip ülkeye döndüler. Birkaç iyi oyun, birkaç gol ve bolca hamaset ve popülizm ile yıldızdın burada.

Merih Demiral... Bir başka kolaycı; Körfez’e giden ama Kupa’da dökülen cengâver.

Ve diğerleri...

Çocukları da bizi de kandırdığın için suçlusun medya.

YÖNETİCİLER... Koca koca adamlar... Kulüp başkanları, yönetim kurulu üyeleri... Kısır çekişmeler, kayıkçı kavgaları... Sıkıştığında hamaset...

Ahlak, hak ve adalete bakılmaksızın sergilenen popülizm; -affedersiniz ama- taraftar dalkavukluğu...

Sonuç gerek kulüp bazında ve gerekse Millî Takım’da bu işte. Vallahi eseriniz bu.

SİYASET, ŞİRKETLER ve REKLAM VERENLER...

Siyasetin ilgili kurumlarının, bakanlıkların ve bakanların zamanında müdahale etmemesi ve/veya etmesi. Çözüm yerine günü kurtarma derdi.

Şirketler/reklam verenler... Ağır ve ezici reklamlar... Duygusal, millî duyguları gereksiz ve fazlasıyla kabartan o reklamlar.

Turnuvaya veda hiç düşünülmemiş... Hâlâ aynı şekilde devam, “Millîlere” başarılar ve zafer dilemeye devam eden o reklamlar. Millete ham hayal kurduran, çocukları ezen reklamlar...

BİZİM ÇOCUKLAR... Çok üzgünüm. Size kıyamıyorum ama; bir dünya para kazanırken baskı yok. Bu milletin sevgisine mazhar olurken baskı yok. Reklamlardan reklamlara koşarken baskı yok. Ama sahada baskı...

Kusura bakmayın ama bir devreyi 10 kişi ile oynayan Paraguaylılar sizden daha profesyonel ve mücadeleci çıktı.

“Takımı buraya getiren de biziz” diyorsunuz. Evet, haklısınız. Bunun için sizi “baş tacı” yaptık, sevgimizi verdik, teşekkür ettik. Gencecik yaşlarda, bu milletin ezici bir çoğunluğunun ömür boyunca bir arada göremeyeceği paranın katlarını ve şöhreti kazandınız.

Ayrıca sizler de biliyorsunuz ki turnuva 48 takıma çıkmasaydı burada olamayabilirdik.

BİZ... “Baş Hatalı ve Sorumlu” biziz. Yöneticilerin, medyanın ve medyacıların gazına sorgulamadan, düşünmeden geldiğimiz için hatalıyız.

Bu bir turnuva... Sürprizlere fazlasıyla açık bir turnuva. Her sonuç mümkün. Bu turnuvaya “Dünya Şampiyonu” apoletiyle gelip ikinci turu göremeyen onca takım olduğunu düşünmediğimiz için hatalıyız. Dereyi geçerken paçaları sıvamadığımız için hatalıyız.

Sonuç, daha Romanya maçında merhum Lucescu düşürmüştü takkemizi fakat biz, hep birlikte kelimizi görmezden geldik.

Futbol böyle bir oyundu. Dünya Kupası böyle turnuvaydı. Çıkar, oyununu oynar, mücadele edersin. Başarılı olursan mutlu, olamazsan -üzerine düşeni yapmış, mücadeleni vermiş isen-başın dik dönersin.

Fakat biz, bütün bir ülke olarak bu turnuvada bunu başaramadık.

Başaramayınca sorumlu ve suçlu arayıp onları gömme telaşına düştük.

Dünyanın sonu değil... Şimdi bi çay koyup her şeye yeni baştan başlayalım.

Federasyon özel bir ekip kursun. Başarısızlığın sebepleri tek tek tespit edilsin. Çözümler bulunsun.

Biz buraya alışkın değiliz ama alışkın olmanın yolları bulunsun.

Önümüzdeki ilk turnuvanın plan ve programı yapılsın.

Ne demişti -milletin verdiği isimle- İmparator;

Biten her şey, başlayan başka bir şeydir...

Kısa notlar;

Belki hatalı değil ancak talihsiz goller yiyen Uğurcan Çakır’a geçmiş olsun.

Yıldıray Baştürk’ü harcamıştık... Aral Şimşir ve ille de Can Uzun gibileri lütfen harcamayalım.

Kenan Yıldız, Arda Güler, Orkun Kökçü ve diğer çocuklarımızı ezmeyelim. Lakin onlar da özeleştirilerini yapıp yeni yol çizsinler kendilerine.

ÖZÜR... Hayal kırıklığı tamam fakat bu çocuklar neden özür diliyor? Hainlik mi ettiler? Vatanı mı sattılar? Suç mu işlediler, ahlaksızlık mı yaptılar?

Özür diletmeyelim bu çocuklara. Üzülsünler ki üzüldüler... Üzüntülerini açıklasınlar.

“Özür dilemesi gerekenler listesi yaparsak” bu genç insanlar ilk ona giremezler.

ŞANS... Yahu bakar mısın; bilardo... Mert Müldür kafayı vuruyor. Rakibin kafasından seken top iki direğe vuruyor fakat kaleye girmiyor. Cevad Prekazi’nin “Topun da bir canı var” dediği bu olsa gerek.

Turnuva bizim için erken bitti. Ülke ve bütün bir millet olarak çok üzüldük.

Ama görüldüğü gibi hayat aynıyla devam ediyor.

Turnuva da bütün hikâyesiyle...

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.