SON DAKİKA

The Guardian: İran Uzlaşmaya Gerek Duymuyor

The Guardian gazetesinde yayımlanan kapsamlı analizde, deneyimli dış politika yorumcusu Simon Tisdall, ABD ile İran arasında yeniden hız kazanan diplomatik temasların sanıldığı kadar umut verici olmadığını savunuyor. Tisdall’a göre masada müzakere görüntüsü bulunsa da sahada ve karar merkezlerinde sert bir bilek güreşi yaşanıyor.

Haber Giriş Tarihi: 25.04.2026 13:54
Haber Güncellenme Tarihi: 25.04.2026 14:08
Kaynak: Haber Merkezi
https://haberdeger.com/
The Guardian: İran Uzlaşmaya Gerek Duymuyor

Yazının merkezinde şu tespit yer alıyor: Washington, baskı araçlarını artırmasına rağmen Tahran’ı stratejik tavize zorlayamıyor. İran ise mevcut gerilim ortamını yönetebileceğini, zamanın kendi lehine işlediğini düşünüyor. Bu nedenle taraflar aynı masaya otursa da farklı saatlere bakıyor.

İran geri adım atmıyor

Analizde, ABD’nin uzun süredir uyguladığı yaptırımlar, diplomatik izolasyon çabaları ve askeri caydırıcılık mesajlarının İran’ı beklenen ölçüde geri adım attırmadığı vurgulanıyor. Washington yönetimi İran’dan nükleer faaliyetlerini sınırlandırmasını, füze kapasitesini azaltmasını ve bölgesel etkisini daraltmasını talep ediyor. Ancak Tisdall’a göre bu talepler, İran devlet aklının güvenlik anlayışıyla doğrudan çelişiyor. Çünkü Tahran yönetimi füze gücünü ve bölgesel ağlarını pazarlık unsuru değil, rejimin hayatta kalma mekanizması olarak görüyor. Bu nedenle ABD’nin istediği türden kapsamlı tavizlerin kısa vadede gelmesi beklenmiyor. Yani sorun yalnızca müzakerelerin zor olması değil; tarafların güvenlik tanımlarının birbirine tamamen zıt olması.

İran neden kendinden emin?

Yazıya göre İran’ın özgüveni ideolojik söylemlerden çok jeopolitik gerçeklikten kaynaklanıyor. İran, enerji yolları, bölgesel milis ağları, deniz ticareti ve komşu ülkelerdeki nüfuz kapasitesi sayesinde Batı üzerinde baskı kurabilecek araçlara sahip olduğunu düşünüyor.

Özellikle Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilim ihtimali, küresel ekonomi açısından son derece hassas bir başlık. Dünya petrol ticaretinin önemli bir kısmı bu hat üzerinden geçiyor. Bölgede yaşanacak birkaç günlük kriz bile enerji fiyatlarını yukarı çekebiliyor.

Tahran da bu tabloyu biliyor. Bu nedenle ekonomik baskıya maruz kalsa bile karşı tarafın da bedel ödeyeceğini hesaplıyor.

Beyaz Saray’daki strateji sorunu

Simon Tisdall’ın dikkat çektiği bir diğer başlık ise ABD yönetimindeki yön arayışı. Son dönemde Washington’dan gelen mesajların sık sık değiştiği belirtiliyor. Bir gün sert askeri söylemler öne çıkarken, ertesi gün diplomasi çağrıları yapılıyor. Sonra yeniden yaptırım dili güçleniyor.

Bu dalgalı çizgi, hem müttefik ülkelerde hem de piyasalarda soru işaretleri yaratıyor. ABD gerçekten rejim değişikliği mi istiyor? Yeni bir anlaşma mı arıyor? Sınırlı dengeleme politikası mı izliyor? Yoksa iç siyasete dönük sert mesajlar mı veriyor?

Net bir cevap oluşmadığında karşı tarafın direnci artıyor. İran yönetimi de bu belirsizliği kendi lehine kullanmaya çalışıyor.

Analizde Avrupa ülkelerinin de bu süreçte ortak çizgi üretmekte zorlandığı ifade ediliyor. Bazı çevreler İran’la kontrollü uzlaşma ve yaptırımların kademeli hafifletilmesini savunurken, daha sert kanatlar baskının sürmesini istiyor.

Bu görüş ayrılığı, Batı cephesinin yekpare hareket etmesini engelliyor. İran açısından bu durum önemli bir avantaj. Çünkü Washington ile Avrupa arasında ton farkı oluştuğunda Tahran diplomatik manevra alanı kazanıyor.

İran’ın stratejisi: Dayan, bekle, böl

Tisdall’ın analizine göre İran’ın temel stratejisi üç başlıkta özetlenebilir: dayanmak, beklemek ve karşı bloğu bölmek.

İlk olarak iç ekonomik baskılara rağmen devlet yapısını ayakta tutmak hedefleniyor. İkinci olarak zaman kazanılarak uluslararası konjonktürün değişmesi bekleniyor. Üçüncü olarak da ABD, Avrupa ve bölgesel aktörler arasındaki çıkar farklarından yararlanılıyor.

Bu strateji yeni değil. İran uzun yıllardır krizleri çözmekten çok yönetmeye dayalı bir dış politika izliyor. Bu model her zaman ekonomik refah üretmese de rejimin devamlılığı açısından işlevsel görülüyor.

The Guardian analizine göre kısa vadede kapsamlı bir anlaşma ihtimali zayıf. Çünkü iki tarafın da geri çekilmeden ilerlemek istediği bir denklem var. ABD baskıyı bırakmadan sonuç almak istiyor. İran taviz vermeden yaptırımların gevşemesini hedefliyor.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde daha gerçekçi senaryo; sınırlı temaslar, dolaylı görüşmeler, kontrollü gerilimler ve geçici uzlaşmalar olabilir. Büyük başlıklar konuşulacak, fakat küçük adımlar atılacak.

Simon Tisdall’ın vardığı temel sonuç şu: Washington hızlı sonuç arıyor, Tahran ise uzun oyunu oynuyor. ABD seçim takvimleri, iç kamuoyu baskısı ve piyasa etkileri nedeniyle kısa vadeli başarı göstermek istiyor. İran ise sabır, direnç ve yıpratma stratejisiyle hareket ediyor.

Formun Üstü

Formun Altı

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.